Gözler

Efendimiz dinlen artık, yorgunuz yorgun,
Duyalım biraz da rüzgarın parmaklarını
Üstümüzü örten şu durgun
Şu kurşun gibi ağır kapaklarda.

Dinlen artık kardeş, gün ağarıyor bak dışarıda!
Soldukça soluyor sarı ışık
Eridikçe eriyor mum.

Salıver bizi, dışarda en tatlı renkler,
Yosun yeşili, çiçek renkleri,
Ağacın altı serinlik.

Salıver bizi, tükeniriz yoksa
Akıp duran tekdüzeliğinde
Kara kuru baskıların
Ak kağıt üzerinde.

Salıver bizi, biri var ki
Bir gülüşünün verdiğini vermez sana
Yıllanmış bilgisi tüm okuduklarının
Ona bakalım ona.

Ezra Pound
Çeviri: Bülent Ecevit

gozler+ezra+pound Gözler

Hatırla

Hatırla, çekingen Tan Güneşe
Mutlu sarayını açtığı zaman;
Hatırla, geçerken dalgın gece
Düş kurup gümüş tülünün altından;
Göğsün küt küt atarken hazlar davet edince,
Gölge seni akşamın düşlerine çekince,
Ormanların dibinde
Bir ses mırıldanır, dinle:
Hatırla.

Hatırla, gün gelip beni kader
Sonsuza dek senden ayırınca,
Üzüntü, sürgün ve seneler
Bu çaresiz kalbi soldurunca;
Düşün son elvedayı, hazin aşkımı düşün!
Yokluk ve zaman hiçtir insan sevmeye görsün.
Kalbim çarpıp durdukça,
O hep diyecek sana:
Hatırla.

Hatırla, soğuk toprak altında
Kırık kalbim sonsuza dek uyurken;
Hatırla, yalnız çiçek mezarımda
Böyle usul usul açıyorken,
Seni bir daha görmeyeceğim, ama ölümsüz ruhum
Sadık kızkardeş gibi dönüp gelecek sana.
Gecenin içersinde
İnleyen sesi dinle:
Hatırla.

Alfred De Musset
Türkçesi: Ahmet Necdet

hatirla Hatırla

Alba

Vadideki zambağın solgun ve ıslak
yaprakları kadar soğuk
Yanıma uzandı, şafakta

Ezra Pound

safakta Alba

Elsa’ya İlahi

Sana dokunuyorum tenini seyrediyorum ve sen nefes alıyorsun
Ayrı yaşadığımız günler çoktan kaldı geride
Yanımdasın giriyorsun çıkıyorsun ve bana nüfuz ediyorsun
güzel günler için de kötü günler için de
Ve hiçbir zaman böylesine uzak kalmadın bana kendi isteğimle

İkimiz kavuşacağız harikalar ülkesinde
Rengi koşulsuzluk olan o gerçek mutluluğa
Ama yeniden doğuyorum ikimiz aklıma geldiğinde
Ve eğer dert yanarsam kulağına
Elveda kelimeleri gibi bir şeyi sakın duyma

O şimdi uykuda uzun uzadıya sessiz kalışını dinliyorum
Sarmışım kollarımla onu ama bununla birlikte
O yok orada yine ve ben iyice tek başıma
Daha yakın durduğum için onun esrarına
Bir satranç oyuncusuyum sanki taşlara bakınca kaybedeceğimi anlıyorum

Koparır alır gibi olur onu yokluğun elinden gün ışığı
kendisinden güzel ve daha çekici olarak teslim eder bana
Karanlıktan geriye güzel kokular kalır onda
Sanki beş duyunun rüyası
Aslında daha karanlıktır onu taşıyan gün ışığı

Elimizi tırmalayan her günkü dikenli yollarda
Hayat geçip gidecek başdöndürücü bir türkü gibi
Susuz bırakıyor gözlerin beni içmedim hiçbir zaman kana kana
Gökyüzüm umutsuzluğum kadınım
On üç sene bekledim senin türkülü suskunluğunu sabırsızlıkla

İstiridyeler denizi tescil ederler
Bende sarhoş tuttum gönlümü on üç sene on üç kış on üç yaz
Titreyerek geçirdim boş düşlerin peşinde on üç senemi
On üç sene tırmanıcı yabani yasemin misali
Efsunlayarak önledim kendi ellerimle yarattığım tehlikeleri

Zaman ey benim sevgili çocuğum zaman sen bizim kadar büyümedin
Bin bir gece az gelir seven aşıklara
on üç yıl dediğim nihayet tek bir gün eder ve saman alevi gibidir
Yanar ayaklarımızın dibinde halka halka
Yalnızlığımızda sihirli bir halı gibidir

Louis Aragon

elsaya+ilahi Elsa'ya İlahi

Karşılaşma

Donmuş tarlalardan geçiyorduk bir vagonla şafakta.
Kızıl bir kanat havalandı karanlığın içinde.

Ve birden koşarak bir tavşan geçti yoldan.
İçimizden biri eliyle gösterdi bize.

Aradan çok zaman geçti. Artık ikisi de sağ değil,
Ne tavşan, ne de tavşanı eliyle gösteren adam.

Ah sevgilim, nerdeler, nereye gidiyorlar
Elin çakıp sönüşü, koşunun hızı, çakıl taşlarının hışırtısı.
Çektiğim acıdan değil, meraktan soruyorum.

Czeslaw Milosz

karsilasma Karşılaşma

Kadınlar

Kadınlar çok uzakta. “İyi geceler” kokar çarşafları.
Masaya ekmek koyarlar yokluklarını hissetmeyelim diye.
Sonra anlarız suçun bizde olduğunu. Sandalyeden kalkıp
“Bugün çok yoruldun,” deriz ya da “Boş ver, lambayı ben yakarım.”

Kibriti çaktığımızda, o yavaşça döner ve tarifsiz
bir dikkatle mutfağa yönelir. Sırtı nice ölülerle,
kamburlaşmış, hüzünlü bir tepe-aileden ölüler,
onun ölüleri, senin kendi ölümün.

Adımlarının gıcırtısını duyarsın eski döşemede,
bulaşık telindeki tabakların ağlayışını duyarsın
sonra da treni, askerleri cepheye götüren.

Yannis Ritsos
Çeviren: Cevat Çapan

kadinlar Kadınlar

Yalınlığın Anlamı

Basit şeylerin arkasına gizleniyorum, beni bulasınız diye;
beni bulamazsanız, nesneleri bulacaksınız,
dokunacaksınız elimin dokunduğu yere,
birleşecek ellerimizin izleri.

Ağustosun ayı parlıyor mutfakta
kalaylı tencere gibi (size söylediğim şeyden dolayı böyle oluyor)
aydınlatıyor boş evi ve evin diz çökmüş sessizliğini-
her zaman diz çökmüştür sessizlik.

Bir yola çıkıştır her sözcük
bir buluşma için; sık sık vazgeçilen-
ve bir sözcük gerçektir ancak, bu buluşmada direttiği zaman.

Yannis Ritsos

yalinligin+anlami Yalınlığın Anlamı

Sappho

Git artık odana
Yatağına gir
Usulca sev, okşa erkeğini

*
Sağlığına içiyoruz,
Mutlu güvey!
İstediğin güzel
Gelinin oldu
Sana yaransın diye!

*

Ne garip! En iyi davrandıklarım
Bugün en çok incitenler beni.

*

Bir öfke kasırgası
Kopunca yüreğimde
Bir sersemin yüzünden,
Dilimi ısırıyorum patlamamak için.

*

Eh! Ben yitirdim, Andromeda
Kazanan sen oldun
Bu alış verişte.

*

Bir o yana bir bu yana
Dönüp duruyorum,
Ne yapacağımı bilmeden.

*

Acım…Damla damla akan

*

Şu kadarını biliyorum
Ölüm kötü bir şey:
Bak, işte tanrılardan belli.
İyi bir şey olsaydı ölüm,
Önce tanrılar ölmez miydi?
*

Sordum kendime: Sappho dedim,
Elinden ne vermek gelir,
Her şeyi olan Aphrodite gibi birine?

*

Belli artık,
Bal da, bal arısı da
Haram bana bundan böyle

*

kasırga nasıl sökerse
meşeleri kökünden
öyle sarsıyor yüreğimi aşk
*

Sappho, yeter dedim.
Boşuna ne uğraşıyorsun
Yumuşatmaya o taş yüreği?

*

Bütün ayrılık müddetince: Hoş geldin Grimna.
*

Atthis, seni
Yıllarca önce daha yaramaz bir çocukken
Sevmiştim

*

Bir tek kız olsun yoktur
Güzelliğinle boy ölçüşecek.

*

Bütün bu olanlardan sonra
Beni düşünmek bile
Seni tiksindiriyor Atthis.
Kaçıp, Andromeda’ya
Gidiyorsun hemen.

*

Aphrodite’nin baştan çıkarıcı kızı
Şaşırtıyorsun biz ölümlüleri. 

*

Elbet seviyorum seni
Ama sen beni seviyorsan,
Genç bir kadınla evlen.
Nasıl katlanırım birlikte yaşamaya,
Kendimden genç biriyle?

*

Şapşal da olsa
Eli yüzü daha düzgün, Mnasidika’nın
Bizim tatlı Gyrinno’dan.

*

Yumuşak ellerinle Dika,
Filizler koparıp
Süsle o güzelim saçlarını.

*

Ne güzel giyinmişti
Ayaklarını örtüyordu
İnce Lidya işi, uzun sırmalı eteği

*

Daha eteğini kaldırıp
Ayak bileklerini gösteremezken.

*

Kıbrıslı, beni seviyorsan
Öyle ürküt ki onu, övünmeye dili varmasın:
Acım; damla damla akan -Ben, Dorikha,
Sevdiğimi yeniden kul ettim kendime-
Diye kurumlanamasın.

*

Yakındığım yok,
Bir düş değildi esin perilerinin
Bana bağışladıkları zenginlik.
Ben ölsem de adım hiç unutulmayacak.

*

Belki de unutursun sen beni.
Ama bil ki, gelecek günlerde,
Bir takım insanlar anacak beni.

Sappho (M.Ö. 600)

sappho Sappho

Kaç Dilde Şiir Yazdım Seni Yazamadım

beni benden yitiren sensen yaşa

seni vurdum güle sen vur beni taşa
ki bende benden eser kalmaz ola
ki sende güller gülmez ola
kaç dilde şiir yazdım seni yazamadım
sözün hiç birine senden tek söz katamadım

İlhami Emin

ilhami+emin+siiri Kaç Dilde Şiir Yazdım Seni Yazamadım

Sanırım Keder Acıya Dönüştü Ve Biz Hissetmedik

sanırım keder acıya dönüştü ve biz hissetmedik
sanırım neşe coşkuya dönüştü ve biz hissetmedik

çiçekli bir dal büküldü bölündü ikiye ve yokoldu
sanırım bir gözyaşı yuvarlandı denize ve biz hissetmedik
sallanırken içimizdeki salıncakta haykırdı kalbimizin sirenleri
sanırım dikenli bir çalılıktı yanan içimizde ve biz hissetmedik
sönünce ateş dumanlar sarıp büyüttü ufkumuzu
sanırım biri ezdi kalbimizi ve biz hissetmedik
bir bulut yağmur damlası hafifliğinde taşıdı bizi
sanırım kırdık onun da belini ve biz hissetmedik

Zafer Şenocak

hissetmedik Sanırım Keder Acıya Dönüştü Ve Biz Hissetmedik