Kadınlar

Kadınlar çok uzakta. “İyi geceler” kokar çarşafları.
Masaya ekmek koyarlar yokluklarını hissetmeyelim diye.
Sonra anlarız suçun bizde olduğunu. Sandalyeden kalkıp
“Bugün çok yoruldun,” deriz ya da “Boş ver, lambayı ben yakarım.”

Kibriti çaktığımızda, o yavaşça döner ve tarifsiz
bir dikkatle mutfağa yönelir. Sırtı nice ölülerle,
kamburlaşmış, hüzünlü bir tepe-aileden ölüler,
onun ölüleri, senin kendi ölümün.

Adımlarının gıcırtısını duyarsın eski döşemede,
bulaşık telindeki tabakların ağlayışını duyarsın
sonra da treni, askerleri cepheye götüren.

Yannis Ritsos
Çeviren: Cevat Çapan

kadinlar Kadınlar

Yalınlığın Anlamı

Basit şeylerin arkasına gizleniyorum, beni bulasınız diye;
beni bulamazsanız, nesneleri bulacaksınız,
dokunacaksınız elimin dokunduğu yere,
birleşecek ellerimizin izleri.

Ağustosun ayı parlıyor mutfakta
kalaylı tencere gibi (size söylediğim şeyden dolayı böyle oluyor)
aydınlatıyor boş evi ve evin diz çökmüş sessizliğini-
her zaman diz çökmüştür sessizlik.

Bir yola çıkıştır her sözcük
bir buluşma için; sık sık vazgeçilen-
ve bir sözcük gerçektir ancak, bu buluşmada direttiği zaman.

Yannis Ritsos

yalinligin+anlami Yalınlığın Anlamı

Sappho

Git artık odana
Yatağına gir
Usulca sev, okşa erkeğini

*
Sağlığına içiyoruz,
Mutlu güvey!
İstediğin güzel
Gelinin oldu
Sana yaransın diye!

*

Ne garip! En iyi davrandıklarım
Bugün en çok incitenler beni.

*

Bir öfke kasırgası
Kopunca yüreğimde
Bir sersemin yüzünden,
Dilimi ısırıyorum patlamamak için.

*

Eh! Ben yitirdim, Andromeda
Kazanan sen oldun
Bu alış verişte.

*

Bir o yana bir bu yana
Dönüp duruyorum,
Ne yapacağımı bilmeden.

*

Acım…Damla damla akan

*

Şu kadarını biliyorum
Ölüm kötü bir şey:
Bak, işte tanrılardan belli.
İyi bir şey olsaydı ölüm,
Önce tanrılar ölmez miydi?
*

Sordum kendime: Sappho dedim,
Elinden ne vermek gelir,
Her şeyi olan Aphrodite gibi birine?

*

Belli artık,
Bal da, bal arısı da
Haram bana bundan böyle

*

kasırga nasıl sökerse
meşeleri kökünden
öyle sarsıyor yüreğimi aşk
*

Sappho, yeter dedim.
Boşuna ne uğraşıyorsun
Yumuşatmaya o taş yüreği?

*

Bütün ayrılık müddetince: Hoş geldin Grimna.
*

Atthis, seni
Yıllarca önce daha yaramaz bir çocukken
Sevmiştim

*

Bir tek kız olsun yoktur
Güzelliğinle boy ölçüşecek.

*

Bütün bu olanlardan sonra
Beni düşünmek bile
Seni tiksindiriyor Atthis.
Kaçıp, Andromeda’ya
Gidiyorsun hemen.

*

Aphrodite’nin baştan çıkarıcı kızı
Şaşırtıyorsun biz ölümlüleri. 

*

Elbet seviyorum seni
Ama sen beni seviyorsan,
Genç bir kadınla evlen.
Nasıl katlanırım birlikte yaşamaya,
Kendimden genç biriyle?

*

Şapşal da olsa
Eli yüzü daha düzgün, Mnasidika’nın
Bizim tatlı Gyrinno’dan.

*

Yumuşak ellerinle Dika,
Filizler koparıp
Süsle o güzelim saçlarını.

*

Ne güzel giyinmişti
Ayaklarını örtüyordu
İnce Lidya işi, uzun sırmalı eteği

*

Daha eteğini kaldırıp
Ayak bileklerini gösteremezken.

*

Kıbrıslı, beni seviyorsan
Öyle ürküt ki onu, övünmeye dili varmasın:
Acım; damla damla akan -Ben, Dorikha,
Sevdiğimi yeniden kul ettim kendime-
Diye kurumlanamasın.

*

Yakındığım yok,
Bir düş değildi esin perilerinin
Bana bağışladıkları zenginlik.
Ben ölsem de adım hiç unutulmayacak.

*

Belki de unutursun sen beni.
Ama bil ki, gelecek günlerde,
Bir takım insanlar anacak beni.

Sappho (M.Ö. 600)

sappho Sappho

Kaç Dilde Şiir Yazdım Seni Yazamadım

beni benden yitiren sensen yaşa

seni vurdum güle sen vur beni taşa
ki bende benden eser kalmaz ola
ki sende güller gülmez ola
kaç dilde şiir yazdım seni yazamadım
sözün hiç birine senden tek söz katamadım

İlhami Emin

ilhami+emin+siiri Kaç Dilde Şiir Yazdım Seni Yazamadım

Sanırım Keder Acıya Dönüştü Ve Biz Hissetmedik

sanırım keder acıya dönüştü ve biz hissetmedik
sanırım neşe coşkuya dönüştü ve biz hissetmedik

çiçekli bir dal büküldü bölündü ikiye ve yokoldu
sanırım bir gözyaşı yuvarlandı denize ve biz hissetmedik
sallanırken içimizdeki salıncakta haykırdı kalbimizin sirenleri
sanırım dikenli bir çalılıktı yanan içimizde ve biz hissetmedik
sönünce ateş dumanlar sarıp büyüttü ufkumuzu
sanırım biri ezdi kalbimizi ve biz hissetmedik
bir bulut yağmur damlası hafifliğinde taşıdı bizi
sanırım kırdık onun da belini ve biz hissetmedik

Zafer Şenocak

hissetmedik Sanırım Keder Acıya Dönüştü Ve Biz Hissetmedik


İpek

Sevgili, bir yabancı
sevişmeler… ateş-kes.
Kim antlaşma yapabilmiş ki aşkla
ipek ipliğe bağlı ilişkiler
gel-git gel-git gel-
Unufak edebilir her şeyi
ufacık özensiz bir söz.
O eski serinlik
esmez olur birden, biterken
yaz… -git gel-git
Kendini bırakma sakın bırakma
kendini sakın
bırakma kimseciklere.
Bir tutan bulunmaz
ip koparken ipek ağırlığından
ve düşerken boşluğa
beyaz…

İstanbul, 1995

Mehmet Yaşın

sevismeler+ateskes İpek

Kırlangıç

Kimi zaman ağladığ’mı hissediyorum uykumda
nedenini bilmiyorum
ya da uyanıncaya kadar unutuyorum.
Gözlerimi ne zaman açmaya kalksam, patlıyor
gazete-flaşları. Artık su şiirden uyansam
ama çakıldığım yerde bir dilsiz gibi bağırarak
şiir çağırıyor ş i i r ç a ğ ı r ı y o r u m . . .
Bazense sevişiyorum yüzsüz birisiyle
belki de aklımda kalmıyor seviştiğim her kimse.
Çocukluğ’ma dönüyor bazı düşler
savaş çıkmamış oluyor, annemler ölmemiş
ne de bütün bildiklerim göçmüş…
Oysa öyle uzak ki bunlar istesem hatırlayamam
derken bir yerlere doğru uçuyorum uykuda
u ç u y o r u ç u y o r uçuyorum.
Ama kestiremiyorum nerede olduğumu
hangi şehir, hangi oda, hangi yatak
yüzümü ne yana dönmeliyim
ve kimin dilinde yanıt vermeliyim sorulara
düşümde. Uçan kuşları karıştırıyorum bir de :

Kumru muydu, yo’ tarlakuşu, kırlangıç mı yoksa
evet, sanırım bir kırlangıç
hani Lefke’de evimizin verandasında…
     [ e v i m i z mi dedim?]
Kimi zaman ağladığ’mı hissediyorum uykumda.

Mehmet Yaşın

uykumda Kırlangıç

Küçük-Öpücük

Her şey şiir olmalı. Ölürsün! Aşk olmalı, oynamazsın yoksa.
Ve ölüm kadar kuvvetli olmalı hayat. Tek bir şey sanki
şiir ile aşk… Tekleşmelisin her şeyle.
Varoluşun boşluğunda sallanır bir sarkaç,
kâh dağın dorukları, kâh denizin dalgalarıyla çarpışarak.

Soluğunu tutma gücün tükendikçe sudan çıkmalısın oysa
bir nefes alıp yeniden dalmak için aynı oyuna.
İyi de hayat-öpücüğünü sana vermek zorunda değil kimse.
Ateş ile su arasında yaşayabilen
rüzgâr kanatlı garip bir oyuncu olmak sadece senin meselen.

Böyle diyorsun ya kendini okuttuğun görebilsin istiyorsun
yarılan nârlarla ayağına serdiğin şiiri…
Okuyucular oyalanır oysa şiir sanatının şu’su, bu’suyla
ve o ayrıntılar aşkına bir de öpücük kondururlar sana, arada.
Küçük-öpücükleri biriktiriyorsun

büyük bir öpüşmeye dönüşeceğ’ni umarak.

[Ama bir şey çıkmaz öpüşmekten.]

Mehmet Yaşın

mehmet+yasin Küçük-Öpücük

Gün Doğarken

Işık daha loş düşüyor dağın şu yanına. Süzülüyor mor
bulutlardan. Aşağıdaki taş ev
doğduğum yer. Geniş kemerlerle birbirisine açılan
iki iç oda… Zeytinlik,
yanındakine dokunamasın diye uzakça dikilmiş ağaçlar, ne tuhaf
yamaçta bitiveriyor birden.
Büyüyen bir his var şu ıssızlıkta çocukluğumu hatırlatan
bir koşma isteği… Uzun uzun
duruyorum oysa, dağın loşluğunda koşuyormuş gibi
kalbim. Galiba derim çocukluğumdur
koşan. Beş hafta var geleli ilk konuşurum kendimi birisiyle.
Sınırüstü bir köy. Harabeleri de asker bekler
ve konuşmaz… Fotoğraflar
çektiğimi görmesinler derim turist gibi doğduğum köyde ne tuhaf.
Hiçbir şey yapmam burada. Günbatımı oldu mu
tutuşur tarlalar ve söner kendiliğine.
Ta ötede bir derecik yılan yılan kıvrılır sazlığa… Dağdan akan
turuncu ışık-kuşlarına dönüşür günler öğle güneşi altında.
Toprak beyaz ama, sağlam yani
üzüm bağı için… Öğrendim burada horozlardan önce uyanmasını da.
Bu akşam kal, fotoğraf-makinesiyle yürüyelim sabaha.

     (Ama o kadar kısa sürdü ki gündoğumu çekemedik fotoğrafını.)

Mehmet Yaşın

gun+dogarken Gün Doğarken

Yael’in Bakışları

Kelebek, ipeksi ses, sevgili… hep uçmak istediği
ama kaç kapı açılmalı daha, kaç çeşit ağaç iç-bahçelere
seherkuşu ve bakıştan bakışa konan aşk.
Onun yüzünden bütün iklimler geçer aynı anda
geçer eski bulut sinemasından yıldız yıldız ve hüzün
ince alay, tutku, korkutan endişeler…

Ki henüz farkında bakışlarından uçan kuşların henüz
ona en çok nâr ağacı yakışır ya da mür
alev kanatlarla gölgelenmiş gözler… derinden derin
ateşle dağlanmış sessizlik, mühürlenmiş.
Ve o en çok bir aşka yakışır
ki henüz farkında ne kadar güzel bir kadın olduğunun.

Ama hiçbir güzelliği olmazdı bakmasa öyle
hiç hiçbir şey olmazdı bana… ne de göz-uçları
hele alnındaki anlam, ışık ve çok gizli
ve unutulmuş bir gülümseyişle divana uzanışı olmasa.
Sebepsiz yere dolmasa gözleri birden bir şarkı çağırmasa
ne kelebek, ne su… olmazdı olmasa hiçbir şey.

Ki hâlâ şaşıyorum nereye dalıp gider bakışları
her an… nasıl saplanabilir bana gittiği yerden.

İstanbul, 1995

Mehmet Yaşın

yaelin+bakislari Yael'in Bakışları