kar kesti yolu

kar kesti yolu
sen yoktun
oturdum karşına dizüstü
seyrettim yüzünü
gözlerim kapalı

gemiler geçmiyor uçaklar uçmuyor
sen yoktun
karşında duvara dayanmıştım
konuştum konuştum konuştum
ağzımı açmadım

sen yoktun
ellerimle dokundum sana
ellerim yüzümdeydi.

Nazım Hikmet

kar+kesti+yolu kar kesti yolu

Lodos

Uzaklarda çok uzaklarda
kurbağalar
Bataklıkların bilinen sesi
Bir duruyor bir başlıyor
Yer altından gelir gibi

Işıklar oluyor kör kandil
Öyle zayıf en uzak yıldızlar utanıyor
Alıp dikmek istiyoruz başucumuza
Işıklar büyür mü birleşince
Sevgiler gibi

Bir yerlerde bir yara durup durup kanıyor
Durup durup hatırlıyoruz
Daha dün ölmüş oğlumuzu
-Mavi gözleriyle nasıl olmuştu da-
Ya da bize dün gibi geliyor
Kar-altı aydınlık mıdır
Kardelenler başverir son kışta
Bembeyaz umut çiçekleri talim yerlerinin
Birbirinden uzak nice toprakta

Bir lodostu besbelli
Kimbilir ne zaman çıkmıştı yola
Koşa koşa geliyordu simsiyah
Dalgalarla. Uzaktı
Simsiyah bir uğultuydu henüz
Ama gelecekti hepimiz biliyorduk
Gelecekti ıslatmağa köpüklerle
Bembeyaz köpüklerle
Yürümeyi unutmuş ayaklarımızı.

Mehmet H. Doğan

bir+yara+durup+durup+kaniyor Lodos

Karıma Mektup

Bir tanem!
Son mektubunda:
"Başım sızlıyor
yüreğim sersem!"
diyorsun.

"Seni asarlarsa
seni kaybedersem;"
diyorsun;
"yaşayamam!"

Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.

Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgili;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nâzım'a!

Ben,
alaca karanlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...

Karım benim!
İyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

Nazım Hikmet
karima+mektup Karıma Mektup

Işığım Söndü

-madencinin son mektubu-

Karıcığım hoşçakal, ışığım azalıyor,
Yanımda ölü arkadaşlarım.
Artık kömür kokulu ekmekler getiremeyeceğim sanırım.
Buraya kadarmış çocuklarım, hoşçakalın,
Hakkınızı helal edin; anacığım, babacığım.
Işığım azalıyor, hoşçakalın..

Üstüme değil içime çöken ocağın sessizliğinde
Tek tek seslerinizi duyuyorum, yüzlerinizi görüyorum,
Işığım azalıyor, soluğum azalıyor, biliyorum,
Yavaş yavaş dünyanın kara kalbine gömülüyorum.

Işığım söndü, işte gidiyorum..,
Ah, en çok da şimdi, bir bilseniz
Nasıl da bulutları, ağaçları, gökyüzünü özlüyorum.
Işığım söndü.. Hoşçakalın, arkadaşlarım çoktan gitti,
Artık ben de gidiyorum…

Şerif Erginbay

isigim_sondu Işığım Söndü

Mektup

Mermerle bir yazılmışsa tarihi
Gönderilmeyen mektuplar da gider
-anla nereden geldiğini hüznün-

Bütün ömrüm
ölü bir dilde başlar,
ölü bir dilde biter,
mektuplar gibidir ömrüm.

Adım orda kaldı,
bütün adlarım:
m e r m e r!

Gönderilmeyen mektuplar da gider.

Şerif Erginbay

gonderilmeyen+mektuplar+da+gider Mektup

Kalbim Gerçekten Kırık

Kalbim gerçekten kırık ve eylülün ortası
yürüdüm yazmadığım şiirlere basarak
yalancı ömrün bilmem bu kaçıncı vartası
her solukta yeniden eksilerek artarak

yüzümün sezildiği zamanlar da olmuştur
dünya leylak olmuştur akşam duru gün beyaz
öter ağzın örtükken o ne mene bir kuştur
değme ezgi insanı bu kadar hırpalamaz.

Süleyman Çobanoğlu

kalbim+gercekten+kirik Kalbim Gerçekten Kırık

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle
Değiştirmeye alıştılar
İnsanlar başka insanların hayatını
Bir hezaren sandalye midir hayat
Dizip kaldırmaya alıştılar
İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar
Yelin üflediği yaprak mıdır onur
Yürek arsız otlar gibi ayak altında
Tanımıyor kimde kimseyi
Ve kendini tanımak istemiyor
İnsan tanımazsa kendini insan
Nasıl varolabilir

Bu yüzden dünya hey koca dünya
Dönüyor bir ölüler ülkesine
Susanlar şimdilik
Oyunun dışına düşenler
Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar
Gün kıyamete erdiğinde

Gülten Akın

gun+icin+ilahi Gül İçin İlahi

İki Sünnet Üç Farz

bir, aklın yolunda dinlenme tesisi kalptir
uçmağa varsa da uçamaz önce kendinden vazgeçmeyen
vicdan tümseğinden geçerken sızlamalıdır beyin amortisörleri
arada bir duygu nabzı kontrol edilmesi gereken, kalptir

iki, lafın belini doğrultan daima nezakettir
kibir kişide durduğu gibi durmaz yürür
it ürür kervan yine de caymaz istikametinden
insanı insana ısındıran ve battaniye gibi saran, nezakettir

üç, Allah’ın hakkı kimsede kalmaz yorumsuzdur
kulun gördüğü kusur göz kapağının ardında saklanır
bayramlar en insani ve ahlaki barış harekatlarıdır
hayvanı hayvana vurduran hayvan ise, yorumsuzdur

dört, dönsen de aklın alamaz çevrende gördüklerini
kainat nasıl süslenmiş lütfen modacılar cevap versin
yüksek lisans alçak karakterlerde rönesans kadar sırıtıyor
şair bu şiirinde sıkça sorulanları cevaplıyor

beş, kardeşlik soyadı hanesinde yazandan çok ötesidir
bir evde anne çay, baba ekmektir
ne kadar demlenir ve ne kadar pişersin sana kalmış
bir an evvel görün, kaderin gözü üzerimizdedir

Yağız Gönüler

iki+sunnet+uc+farz İki Sünnet Üç Farz

Ölü Doğanlar

keskin rüzgarla kulağımı sıyıran bir mermi sesi
çok uzaktan geldi, kalbimle gördüm
sıcak hiçbir şey kalmamış o topraklarda, kan hariç
gözlerim hezimete uğradı şaşkınlığım karşısında

ilk uyarı: şiir en iyi sırdaştır
ve fakat ne kadar ortak olabilir bir çocuğun
ortadoğudaki çığlıklarına…

psikopat bir yamyamı bile yola getirebilir
ince ince, alttan alttan gelen kanun nağmeleri
kanunlara karşı ölümler hep kıldan ince
incelik, annesi ölmüş bir kızın kalbi

son uyarı: Sabrın sonu selametse yakındır
bundan sonra olacaklardan sorumlu
annesiz çocuklardır…

Yağız Gönüler

ince+uyari Ölü Doğanlar

Sen Bu Şehirden Gidince

Sen bu şehirden gidince ben bir tuhaf oluyorum
Ne bileyim ellerimi cebime sokup öyle yürüyorum
Gülmeyi geçtim tebessüm edemiyorum.

Senin ellerini tutmak,
Yoksul bir sahaftan alınmış yirmi beş yıllık kitaba dokunmak gibi.
Senin gözlerine bakmak,
Dört mevsimin tamamını yirmi dört saat içinde yaşamak gibi.

Sen bu şehirden gidince ben bir tuhaf oluyorum
Ne bileyim trafik lambalarını siyah beyaz görüyorum
Atkımı takıyorum ama boynu bükük geziyorum.

Seni doyumsuzca sevmek,
Bir annenin; saçını koklayarak kızına şefkat göstermesi gibi.
Senin bu şehirden gidişini izlemek,
Bir babanın; sırtını sıvazlayarak oğlunu askere göndermesi gibi.

Yağız Gönüler

sen+bu+sehirden+gidince Sen Bu Şehirden Gidince