Bir Yılın Bitimi

Kış konuşmaya başlayınca
Susuyor su bile
Boşalıyor dalların arası

Yüzlerimizden mi yansıyor
Her geçen gün geç ağaran
Gökyüzüne bu grilik

Gün batımlarının yangını
Isıtamıyor avuçlarımızı
El ele tutuştuğumuzda

Beklemek gerek her neyse beklenecek
Uykusunun başında duran
Bir kedirun dinginliğiyle

Güven Turan

bir+yilin+bitimi Bir Yılın Bitimi

Boğaziçi Notları

Akşamın rengi soldu gün gideli,
Batı maziye açtı bir dehliz;
Yaşlı bir levha şimdi mavi deniz
Abanoz gölgelerle çerçeveli.

Özlerdim pek şu köhne sayfiyeyi;
Orda oğluyla münzevi Ekrem;
Komşu gitmiş Sezai, bir görsem,
Onların hali belki benden iyi.

Bir gün elbet bu ayrılık bitecek.
Mevsimin son zamanı yaklaşıyor
Kargalar ufka bir çelenk taşıyor,
Bu bahar son baharım olsa gerek.

Hüseyin Siret Özsever

bu+bahar+son+baharim+olsa+gerek Boğaziçi Notları

Gönül Sancısının İzleri

İçli ve heyecanlı bir yaratılışa sahip Hüseyin Sîret’in hayatının son yıllarının fiziki portresini Hakkı Süha Gezgin maharetle şöyle çizer: “Zarafet ve inceliğini, yılların bozamadığı ortadan uzun, endamlı bir gövde. Ak saçların muhterem sabahı ile ağarmış bir baş. Öyle bir baş ki içini zamana fethettirmemiş, fikrinin istiklâl bayrağını indirmemiştir. Güzelliğinden ziyade kibarlığı ile gözleri alan bir yüzü var. Tutukluğu sırrına erilmez, nereden geldiği bilinmez bir iç ahengiyle tatlılaşan konuşuşunu dinlerken hazla titrer, saygıyla toplanıp düzelirsiniz. Kaşlarında, göz kenarlarında ışıktan incinmiş gibi hafif bir kırışma sezilir. Alnında hiç geçmeyen bir gönül sancısının izleri okunur. Bu sancı, güzelliklerin anasıdır. Anber, ateşe düşmeden nasıl kokusunu bütün keskinliğiyle vermezse, duygulu gönüller de ıstırabın buhurdanına düşmeden tütmezler.

LİZİ (Bir bardak suda kurulan hayal)

Toprak olmak için acelen yoktu
Şimdi hayal bile değilsin Lizi

Garip bir masal bu
Ne devler yaşıyor
Ne yüzyıl uyuyan prensesler
Her şey bildiğin gibi
Her şey yaşadığın gibi
Sadece ben başkayım lizi

Kavak ağaçları çevirmeseydi seni
Meyvelerin kurtlanmasaydı
Gölgen beni yakmasaydı
Bu masal yaşanmayacaktı
Bu hayal kurulmayacaktı

Sırrını sokaklara gömmek yakışmaz
Hem sır olacak ne kaldı ki
Taşlan beni biliyorsa
Lambalar da seni biliyor
Senin şahitlerinin gözleri kapalı
Benim şahitlerim ise duymuyor artık

Yine söndürüyorum seni
Kül tablama basarak
Önce külün
Sonra ateşin
Son olarak tütünün
Bir iki duman çırpınışı
Birkaç zerre ateş
Söndün işte
Başka sigaralarımla bir olamazsın
Çare ağlamakta mı lizi
Dumanında yorgunluk
Külünde ölüm
Tütününde doğuş
Ateşinde meydan okuma
Ben de ise bu cesaret!
Bu masal biter mi lizi?

Mezarlar kiraya verilmeye başlandı
Gün doğdu düşüncelerine
Başladın kopmaya
Bol yeminli korodan
Ayrı telden
Ayrı nağmeden çalmaya başladın lizi

Bir ben kaldım
Bir de hançerlerin
Ve kan
Bitmeyen/tükenmeyen
Pıhtılaşma nedir bilmeyen kan
Senin zevkin oldu lizi…

Toprakları çıkarttırdın
Boşalttın bir şehrin mezarlığını
Rutubet/
Kemik/
Ten/
Birleşti kiralık mezarlığında
Üstüne geldi altı şehrin
Göç etti insanlar
“Lizi olmasın! Lizi olmasın!” feryatlarıyla
Görev diye bana
Boş duran mezarlara
Bebekleri defnetmek kaldı
Ne olurdu sanki
Beşikleri yavaş sallasaydın
Düşürmeseydin
Kan görmemiş
Kandan ürkek bebekleri
Bana kalmasaydı bu görev
Sana da lizi olmasın feryatları

Bütün ışıklar sana meydan okur
Kazma çarpan taşın kıvılcımları
Ateş böcekleri
Gece lambam
Şehrin lambaları
Ah
Bir de o
Her gece elveda diyen ışık

Islanmış şekerleri kim seçer?…
Evet lizi
Seçiyorum artık
Ben seçiyorum
Varıyorum tazeliğine
Her şeye rağmen
kan/
bebek/
mezar/
sen…
Bunlar varken
Islanmış şekerleri seçiyorum

Daha anlatayım mı lizi?
Orkidelerin mevsimsiz soluşunu
Manolyaların hüznünü
Kasımpatıların yanmış hevesini
Anlatayım mı lizi?

Benim hammaddem topraksa
Bulutlarınki de göz yaşlarımdır
Ağlasın mı gözlerim
Ağlasın mı?
Konuş!
Konuş artık!. .

Duydum kavak ağaçları bana küsmüş
İstedi vişne ağacı meyvelerini
Kim diyebilir
Dut ağacının intikam almayacağını?. .

O kadar uzağım ki
Yaşayanların dünyasından
Uzatsan elini tutarsan belki
Cesaret et çekinme
Bir gün dönmek var lizi

Bir kurdele sıyrılır saçından
Sessizce
Acımasız
Saçlarının rengini unutarak
Ve başka kurdeleler takılır saçına
Diğer sıyrılanları bilemeden

Artık çürüdü sokaklar
Hava bile başka türlü kokuyor
Yağmur selleri
Onlar bile yatağını değiştirmiş
Aynı sokaktan geçmiyor

Büyüme sevdası sarmasaydı
Seni ve çiçekleri
İhtiyacınız kalmasaydı
Çiçeklerin suya
Senin de bana
Büyümek için
İkiniz de mesut olurdunuz lizi

Bir bardak su için
Neler yazılıyormuş bak!
Elim varmıyor
İstemiyor artık yazmayı
Faş etmeyi duygularını
Ama bu hayal
Bu bir bardak su da kurulan hayal
Bazen okyanusların
Bazen serçe göllerinin
Bazen de işte
Bir bardak suyun
Senden kalan hatıraları
Canlanıyor gözümde
O zaman aşamıyorum
Aşka tutkun gözlerini
Beklemiyor duygularım
Bir bardak suya
Seni anlatıyorum
Seni anlatıyorum lizi

Nasıl sevilir toprak adayları
Nasıl sevilir bilirsin.
Gül sever gibi
Lizi sever gibi
Ya da
Bahçıvanı gül sever gibi
Sevilir bilirsin
Yedinci katın balkonunda sevgilim
Ulaşmak o kadar zor
Onsuz olmak imkansız
Seviyorum lizi
Lizi seviyorum
Diken seviyorum
Kamelya seviyorum
O balkona ulaşmak için
Seni dahi hala seviyorum

Bilsem reddettiğini kumaşların
Hissetsem her şeyin bittiğini seninle
Anlasam bu aşkın çıkmazlarını
Yakalayabilsem ulaşmanın anını
İsyan edeceğim
Yırtacağım eski albümleri
Hatıra defteri isimli notları
Seni hatırlatan şiirleri
Saklandığın evi
Yıkacağım lizi
Bunu göreceksin lizi
Bileceksin lizi
Sevmelisin(mi) lizi

Lizi ölüm
Lizi ayrılık
Lizi nefret
Lizi kitap
Lizi toprak
Lizi gül
Lizi bir abide
Lizi penceredir, aydır
Lizi bazen hüzündür, derttir
Lizi sigara dumanı
İzmarittir kül tablasında
Aykırılıktır da
Her şeyden önce destandır

Fırtına dindi lizi
İzin çıktı ayrılığa
Lamba döşendi sokağa
İstersen artık git
Zindanıma güneş doğdu

M. Hanifi İspirli

lizi+bir+bardak+suda+kurulan+hayal LİZİ (Bir bardak suda kurulan hayal)

Mevsimler’den

Kış azar azar katıyor tuzunu günlerimize; büzülüyoruz.
Bütün renkleri sile sile dağdan aşağı iniyor kar.
Birden yemiş verir şu çıplak ağaç, kış ortası: Sığırcıklar.
Kendi sesinden tanır kışın geldiğini, kavak ağacı.
Kışı böylesine mi özledin kestane, tüm yemişlerin yerde.

Güven Turan
guven+turan Mevsimler'den

Akşam Şarkısı

Önümüzde gölgeli yollar
Açıldıkça sessiz ve ıssız;
Gezdik, gezdik geç vakte kadar…
Ne söyledik biz orada yalnız?

Gönlümde sevgiler vardı,
Çünkü akşam pek füsunkârdı.

Ne söyledin? Ne söyledimdi?
Hoş bir masal; belki bir yalan..
Hep unuttuk onları şimdi.
Dönüyorken biz o yollardan

Ellerimde ellerin vardı,
Çünkü akşam pek füsunkârdı.

Nurullah Ataç

hos+bir+masal+belki+bir+yalan Akşam Şarkısı

Melâl Perisi

Bağrıma bir gece çöktü ağlama,
Bir garip hayâlet girdi rüyâma,
Dedi: “Sen âşıksın artık akşama:
Çünkü ben gönlüne keder getirdim.

“Duyurmadan geçer sevginin günü,
Neşe bu cihânın dönmez sürgünü,
Al armağanımı ve yar göğsünü:
Yarası kapanmaz hançer getirdim.

Beni gördün, artık çıkmam aklından,
Titreyerek kaçar sana yaklaşan,
Al kanlar fışkırır elini sıksan:
Her yanı dikenli güller getirdim.

Bahâra erişip düşme emele,
Derdini yavaşça geceye söyle,
Başını eğip de şarkımı dinle:
Hicrân illerinden haber getirdim.

Nurullah Ataç

yarasi+kapanmaz+hancer+getirdim Melâl Perisi

Aşk gibidir şiir

Aşk gibidir şiir de: Söyleriz, söyleriz, çok şeyler söyledik gibi gelir bize, bir de bakarız ki bir şey söyleyememişiz, hep çevre de dolaşmış da öze değememişiz.

Nurullah Ataç

ask+gibidir+siir Aşk gibidir şiir

Tül-Hayâl

İçli bir şarkıya dönüşür zaman;
Hüzünlü nağmeden vazgeçemezsin.
Göğsündeki yara dağlandığı an,
Âh etmek istersin, inleyemezsin!

Yıldızlar dökülür ak saçlarına,
Mehtaplar imrenir gözuçlarına,
Başını alır da avuçlarına,
Ağlamak istersin, sabredemezsin!

Kulağında çalar eski şarkılar,
Devirler değişir, hikâye başlar,
Tül-hayâl içinde zaman yavaşlar,
Kalbindeki sırrı gizleyemezsin!

Kadehlerle içsen tek uzvun sızmaz,
O mahşer gecene düşlerin sığmaz,
Kulağına gelen kadim incesaz,
Seni sende çözer, hissedemezsin!

Gözünden süzülür en kanlı sırlar,
Yaşadığın ana sığar asırlar;
Yağmurlara bıraktığın kahırlar,
Bir gece kabrine yağar mı dersin?

Nazir Akalın

kalbindeki+sirri+gizleyemezsin Tül-Hayâl

Aynalar

Gençliğimi kaybettim birtakım odalarda;
Kaybolan gençliğimi aradığım aynalarda
Ölüler dolaşıyor böğürlerinde elleri,
Aynı şeyi arayan akraba hayalleri.

Yalnız bir taze kadın yaşlılığı arıyor;
Yaşlılığım, yaşlılığım! Diye yalvarıyor.
Sırları dökülüyor baktığı aynaların;
Söndürüp yürüyor bir bir aynaları kadın

Ahmet Muhip Dıranas
sirlari+dokuluyor+aynalarin Aynalar

Limon Çiçeği

Melankolik bir kıyımda
mil çektiler kalbime
aşkım
senin gölgende
hain
tefeci diye
gönlümü karış karış parselleyen cinnetler
gecemi sular gibi sular gibi içtiler
şehri kaplayan gölgemi
karanlıklara gömüp
güneşi
kadere kefen diye
boydan boya biçtiler

ve
ah limon çiçeği
meçhul bir kapı aralığından
nazir akalın diye
hüzne künye biçtiler

işte o gün bu gündür
gözlerimde çıldıran
bu yorgun isyan
kiliseye havraya camiye gitmez
sessiz iç geçirişlerle
kıyısında bir nehrin
cuma cumartesi pazar
üç kez intihar

ah limon çiçeği
yalvar bir yere yalvar
üşümesin üşümesin ne olur
cansinemin kalbinde musalla taşım
dizlerde künyeme şu mil çeken yıllarım
her dikenli çalıdan
gül koparır
şiirlerde ağlarım

Nazir Akalın

siirlerde+aglarim Limon Çiçeği