Gerard de Nerval

Siyahın gezginiyim: Her gün daha derine
Yanar akşamla caddede vebalı lambalar,
Bezgin, sıkıntıyla bakar herkes benzerine;
Redingotlarıyla mumya gibi otururlar
İş yerlerinde, kahvelerde. Ve akar zaman.
-Birden söner uzak bir yıldız gibi yaşaman-
Demek isterim, alımlı kadının birine.

Çünkü kanar “bir mezarda bırakılan aşklar”:
Adrianne! Jenny! Yıllardır bakir bir dulum ben,
Avuntu bilmez. Nafileydi tüm yolculuklar
O arayış: Kara güneş içimdeydi zaten.
Gittim harfin ve sayının bilinmez ucuna:
Ölü yüzüm çekilmişti gecenin burcuna,
Korkmadım sokağa hapsediyorken kapılar.

Adoniram! Hançerle sınandı ustalığın
Ve açıldı gül gibi Toht Kitabı’ndaki giz:
Herkes iki’dir. Ben kimin öteki adıyım?
Söyle: Bulmak mıydı amacın ey yitik ikiz.
“İçimizde bir oyuncu, bir seyirci yaşar”
Ve “akıl ürünleri delilikten de çıkar”
Kazıyınca pıhtısını o yıkık zamanın.

Melek gülümsemiyor artık Öteki Anam,
Çekil! Çünkü “siyah ve beyaz olacak gece.”
Ulaşır mı yaralı hayvan gibi bağırsam
Sesim bencil, sevgisiz, muhkem ev içlerine?
Onulmazım. Çağcıl kentin yabanıl yitiği.
Tek giysim vebalı ışıklarla melankoli,
Bir redse kurtulmak bile istemem yazgımdan.

İki’yim: Yakalandım sokakta çırılçıplak
Ve giydirildim başkalarının sözleriyle.
Ah! Karanlığa giren görür beyazı ancak,
Hangisiyim? Biliyorum kimin gözleriyle?
Ne yapsak silinmiyor ruhtan geçmişin izi
Yaşamak kadar ölüm de çağırıyor bizi,
Geçiyorum sokağı fenerle konuşarak

Hem yaşamın imidir hem ölümün her fener

Ahmet Oktay

kanar+bir+mezarda+birakilan+asklar Gerard de Nerval

Deniz Mezarlığı

Üstünde güvercinler gezen şu rahat damın
Kalbi atar ardında birkaç mezarla çamın
Şaşmaz öğle zamanı ateşlerle yaratır
Denizi, denizi, hep yeni baştan denizi
Tanrıların sükunu çeker gözlerimizi
Bir düşünceden sonra, ah o ne mükafattır

İnce pırıltıların o ne saf hüneridir
Bir seçilmez köpükte nice elmas eritir
Nasıl bi sükun sanki peyda olur o demde
Ve güneş uçurumun üstüne gelir durur
Ebedi bir davanın saf marifeti budur
Zaman kıvılcım, hülya bilmek olur âlemde

Basit Minerva mabedi tükenmeyen hazine
Yığın halinde sükun, göz önünde define
Kaşlarını çatan su, bi alev perde altı
Kendine nice uyku saklayan göz, ey bana
Mukadder olan sükut… Ruhta yükselen bina
Fakat bin kiremidi yaldızlı dam, ey çatı.

Bir tek ahın içinde belli zaman mabedi
Etrafımda denize bakışlarımın bendi
Çıkarım o saf yere artık bütün bütüne
Ve bütün tanrılara son adağım olarak
Asude bir meneviş dağıtır kucak kucak
Şahane bir istihkar irtifalar üstüne

Nasıl ağızda yemiş zevk olup da erirse
O yokluğunu nasıl lezzete çevirirse
Varsın şekli mahvolsun, orda içime siner
Benliğimin ilerde duman olacak özü
Eriyen ruha söyler bir şarkıyla gökyüzü
Nasıl değişmededir ulu sahiller…

Güzel gök, gerçek gök, gör bende değişmeyi
Ne kaldı onca gururumdan, ve hünerliyse de
Gör aylaklığımdan geriye ne kaldı şimdi
Kapıldım ışıl ışıl boşluk derinliklerine
Ölülerin evleri üzerinden gölgem geçmede
Alıştırarak beni o ince, o tüy ilerleyişe.

Güneşin alevleri altında böyle ruhum
Ey güzelim adalet sana tutunuyorum
Senin o ışıktan amansız silahına
Ruhum! Getirmekteyim seni ilk durumuna
Gör kendini! Ama bil, dönüşsen de ışığa
Bir gölgesin, donuksun işte yarı yarıya.

Bilir misin, yaprak ve dalların düzme tutsağı
O cılız parmaklıkları yiyen girinti
Yumulu gözlerimi kamaştıran gizler
Hangi ten çekmekte tembel sınırına beni
Hangi tutkudur o kemikli toprağa sürükler?
Bir kıvılcım tende anar yitişlerimi.

Örtük kutsal maddesiz bir ateşle
Bağrını vermiş şu toprak köşesine
Bayılıyorum üstünde meşaleler yükselen
Bu yere ki altındandır, taştan, loş ağaçlardan
Ne mermerler titreşir uyup da gölgelere
Uyur vefalı deniz, mezarlarımın üstünde!

Korkularına karşı elinde tek ben varım!
Pişmanlıklarım, kuşkularım, ayak bağlarım.
Hepsi de o senin iri elmasının kusuru
Ama onların o ağır mermer gecelerinde,
Ne olduğu bellisiz bir kavim bitki köklerinde
Nicedir usul usul senden yana doğruldu.

Kopkoyu bir yoklukta eriyip gitti,
İçti kırmızı, kil beyaz niteliği,
Ve çiçeklere geçti yaşama yeteneği!
Nerede sözcükleri ölülerin, o senli benli
Kişisel yol yordam, tek tek kişiler nerde?
Kurt düşmüş gözyaşlarının doğduğu yere.

Belki tiksinme kendimden, öz sevgisi belki,
Görünmez dişleriyle bana öyle yakın ki!
Akla gelen her ad uygun düşmekte ona;
N’olsa görüp istiyor, düşlüyor, dokunuyor!
Ben uyurken hatta, gövdemden hoşlanıyor.
Temelden ilişkindir yaşamam o canlıya.

Rüzgar çıkıyor… Yaşamaya dadanmak gerekir!
Sonsuz meltem kitabımın sayfalarını çeviriyor.
Toz toz kayalardan fışkırıp durur sular;
Uçun, hadi uçun, göz kamaştıran sayfalar;
Yıkın dalgalar; şenlikli sularınızı akıtın.
Yelkenlerin yemliği şu rahat çatıyı yıkın!

Paul Valery
Çeviri: Sabri Esat Siyavuşgil

deniz+mezarligi Deniz Mezarlığı

N’olur Bırak Beni

Küçük kız, güzel kız, yalvarırım sana;
N’olur bırak beni, bakma boşuna,
Yüreğini tazelerim diyorsun,
Yaralıyım, üzgünüm, acılıyım,
Gençliğini tüketmiş solgun alnım
Mutluluğa gülemez görmüyor musun ?

Vadilerimizde parlayan çiçeklerin
O soğuk nefeslerinde kış, yarın,
Açılmış bir bağrı buza kesince
Ölü yaprağa kim verebilir geri
Rüzgarın alıp götürdüğü kokuları?
Baygın parlaklığı kim verebilir!

Bir zamanlar dolup taşıyordum aşkla
Tatlı kız, niçin rastlayamadım sana,
Bilsen nasıl coşup kendimden geçerdim
Dünyalara değerdi bu gülüşün
Onun için neler vermezdim bir düşün.
Güzelliğinle beslenirdi günlerim.

Oysa şimdi küçük kız, bakışların
Fırtınaya tutulmuş tayfaların
Rüzgar dinse bile, yarılmış, kırık
Tekneleri sulara gömülürken
Umutsuz, çaresiz gözlerine dökülen
Parlak bir yıldızın ışığından farksız.

Küçük kız, güzel kız, yalvarırım sana;
N’olur bırak beni, bakma boşuna
Yüreğini tazelerim diyorsun:
Gençlikten yoksun şu solgun alnımda
Hüzün seviyi de, mutluluğu da
Çoktan sürgün etmiş, görmüyor musun ?

Gerard de Nerval

noolur+birak+beni N'olur Bırak Beni

Hatırla

Hatırla beni uzaklara gittiğin zaman,
Uzaklara, o sessiz ülkeye;
Bir daha elimden tutamıyacağın zaman
Ya da ben gitmeye hazırlanırken
Hatırla beni, bir daha geleceğimize dönük
Düşüncelerini söyleyemeyeceğin zaman
Yalnızca hatırla anlıyor musun,
Ya da dua etmek icin geç olmadan
Beni, unutman gerekirse, kısa bir süre
Ve sonra hatırlarsan, üzülme.
Bir zamanlar benim olan düşüncelerden
Bir iz bırakırsa karanlıklar
Daha iyidir beni unutman ve gülümsemen,
Hatırlayıp üzülmektense.

Christina Georgina Rosetti
Çeviren: Anıl Meriçelli

hatirla+beni+uzaklara+gittigin+zaman Hatırla

Terennüm

Gördüm, seni sevdim güzelim gonce-yi tersin;
Sevmek mi güzel, yoksa sevilmek mi ne dersin?
Ben ağlıyorum… sen de mi bitab-ı kedersin?
Sevmek mi güzel, yoksa sevilmek mi ne dersin?

Fark eyledim aşkınla bugün nur ü zalamı;
Sensin geceler manzaramın mah-ı tamamı.
Lutf et! Bana anlat bu muamma-yı garamı;
Sevmek mi güzel, yoksa sevilmek mi ne dersin?

Hüseyin Siret Özsever

siret-ozsever Terennüm

Bir Yılın Bitimi

Kış konuşmaya başlayınca
Susuyor su bile
Boşalıyor dalların arası

Yüzlerimizden mi yansıyor
Her geçen gün geç ağaran
Gökyüzüne bu grilik

Gün batımlarının yangını
Isıtamıyor avuçlarımızı
El ele tutuştuğumuzda

Beklemek gerek her neyse beklenecek
Uykusunun başında duran
Bir kedirun dinginliğiyle

Güven Turan

bir+yilin+bitimi Bir Yılın Bitimi

Boğaziçi Notları

Akşamın rengi soldu gün gideli,
Batı maziye açtı bir dehliz;
Yaşlı bir levha şimdi mavi deniz
Abanoz gölgelerle çerçeveli.

Özlerdim pek şu köhne sayfiyeyi;
Orda oğluyla münzevi Ekrem;
Komşu gitmiş Sezai, bir görsem,
Onların hali belki benden iyi.

Bir gün elbet bu ayrılık bitecek.
Mevsimin son zamanı yaklaşıyor
Kargalar ufka bir çelenk taşıyor,
Bu bahar son baharım olsa gerek.

Hüseyin Siret Özsever

bu+bahar+son+baharim+olsa+gerek Boğaziçi Notları

Gönül Sancısının İzleri

İçli ve heyecanlı bir yaratılışa sahip Hüseyin Sîret’in hayatının son yıllarının fiziki portresini Hakkı Süha Gezgin maharetle şöyle çizer: “Zarafet ve inceliğini, yılların bozamadığı ortadan uzun, endamlı bir gövde. Ak saçların muhterem sabahı ile ağarmış bir baş. Öyle bir baş ki içini zamana fethettirmemiş, fikrinin istiklâl bayrağını indirmemiştir. Güzelliğinden ziyade kibarlığı ile gözleri alan bir yüzü var. Tutukluğu sırrına erilmez, nereden geldiği bilinmez bir iç ahengiyle tatlılaşan konuşuşunu dinlerken hazla titrer, saygıyla toplanıp düzelirsiniz. Kaşlarında, göz kenarlarında ışıktan incinmiş gibi hafif bir kırışma sezilir. Alnında hiç geçmeyen bir gönül sancısının izleri okunur. Bu sancı, güzelliklerin anasıdır. Anber, ateşe düşmeden nasıl kokusunu bütün keskinliğiyle vermezse, duygulu gönüller de ıstırabın buhurdanına düşmeden tütmezler.

LİZİ (Bir bardak suda kurulan hayal)

Toprak olmak için acelen yoktu
Şimdi hayal bile değilsin Lizi

Garip bir masal bu
Ne devler yaşıyor
Ne yüzyıl uyuyan prensesler
Her şey bildiğin gibi
Her şey yaşadığın gibi
Sadece ben başkayım lizi

Kavak ağaçları çevirmeseydi seni
Meyvelerin kurtlanmasaydı
Gölgen beni yakmasaydı
Bu masal yaşanmayacaktı
Bu hayal kurulmayacaktı

Sırrını sokaklara gömmek yakışmaz
Hem sır olacak ne kaldı ki
Taşlan beni biliyorsa
Lambalar da seni biliyor
Senin şahitlerinin gözleri kapalı
Benim şahitlerim ise duymuyor artık

Yine söndürüyorum seni
Kül tablama basarak
Önce külün
Sonra ateşin
Son olarak tütünün
Bir iki duman çırpınışı
Birkaç zerre ateş
Söndün işte
Başka sigaralarımla bir olamazsın
Çare ağlamakta mı lizi
Dumanında yorgunluk
Külünde ölüm
Tütününde doğuş
Ateşinde meydan okuma
Ben de ise bu cesaret!
Bu masal biter mi lizi?

Mezarlar kiraya verilmeye başlandı
Gün doğdu düşüncelerine
Başladın kopmaya
Bol yeminli korodan
Ayrı telden
Ayrı nağmeden çalmaya başladın lizi

Bir ben kaldım
Bir de hançerlerin
Ve kan
Bitmeyen/tükenmeyen
Pıhtılaşma nedir bilmeyen kan
Senin zevkin oldu lizi…

Toprakları çıkarttırdın
Boşalttın bir şehrin mezarlığını
Rutubet/
Kemik/
Ten/
Birleşti kiralık mezarlığında
Üstüne geldi altı şehrin
Göç etti insanlar
“Lizi olmasın! Lizi olmasın!” feryatlarıyla
Görev diye bana
Boş duran mezarlara
Bebekleri defnetmek kaldı
Ne olurdu sanki
Beşikleri yavaş sallasaydın
Düşürmeseydin
Kan görmemiş
Kandan ürkek bebekleri
Bana kalmasaydı bu görev
Sana da lizi olmasın feryatları

Bütün ışıklar sana meydan okur
Kazma çarpan taşın kıvılcımları
Ateş böcekleri
Gece lambam
Şehrin lambaları
Ah
Bir de o
Her gece elveda diyen ışık

Islanmış şekerleri kim seçer?…
Evet lizi
Seçiyorum artık
Ben seçiyorum
Varıyorum tazeliğine
Her şeye rağmen
kan/
bebek/
mezar/
sen…
Bunlar varken
Islanmış şekerleri seçiyorum

Daha anlatayım mı lizi?
Orkidelerin mevsimsiz soluşunu
Manolyaların hüznünü
Kasımpatıların yanmış hevesini
Anlatayım mı lizi?

Benim hammaddem topraksa
Bulutlarınki de göz yaşlarımdır
Ağlasın mı gözlerim
Ağlasın mı?
Konuş!
Konuş artık!. .

Duydum kavak ağaçları bana küsmüş
İstedi vişne ağacı meyvelerini
Kim diyebilir
Dut ağacının intikam almayacağını?. .

O kadar uzağım ki
Yaşayanların dünyasından
Uzatsan elini tutarsan belki
Cesaret et çekinme
Bir gün dönmek var lizi

Bir kurdele sıyrılır saçından
Sessizce
Acımasız
Saçlarının rengini unutarak
Ve başka kurdeleler takılır saçına
Diğer sıyrılanları bilemeden

Artık çürüdü sokaklar
Hava bile başka türlü kokuyor
Yağmur selleri
Onlar bile yatağını değiştirmiş
Aynı sokaktan geçmiyor

Büyüme sevdası sarmasaydı
Seni ve çiçekleri
İhtiyacınız kalmasaydı
Çiçeklerin suya
Senin de bana
Büyümek için
İkiniz de mesut olurdunuz lizi

Bir bardak su için
Neler yazılıyormuş bak!
Elim varmıyor
İstemiyor artık yazmayı
Faş etmeyi duygularını
Ama bu hayal
Bu bir bardak su da kurulan hayal
Bazen okyanusların
Bazen serçe göllerinin
Bazen de işte
Bir bardak suyun
Senden kalan hatıraları
Canlanıyor gözümde
O zaman aşamıyorum
Aşka tutkun gözlerini
Beklemiyor duygularım
Bir bardak suya
Seni anlatıyorum
Seni anlatıyorum lizi

Nasıl sevilir toprak adayları
Nasıl sevilir bilirsin.
Gül sever gibi
Lizi sever gibi
Ya da
Bahçıvanı gül sever gibi
Sevilir bilirsin
Yedinci katın balkonunda sevgilim
Ulaşmak o kadar zor
Onsuz olmak imkansız
Seviyorum lizi
Lizi seviyorum
Diken seviyorum
Kamelya seviyorum
O balkona ulaşmak için
Seni dahi hala seviyorum

Bilsem reddettiğini kumaşların
Hissetsem her şeyin bittiğini seninle
Anlasam bu aşkın çıkmazlarını
Yakalayabilsem ulaşmanın anını
İsyan edeceğim
Yırtacağım eski albümleri
Hatıra defteri isimli notları
Seni hatırlatan şiirleri
Saklandığın evi
Yıkacağım lizi
Bunu göreceksin lizi
Bileceksin lizi
Sevmelisin(mi) lizi

Lizi ölüm
Lizi ayrılık
Lizi nefret
Lizi kitap
Lizi toprak
Lizi gül
Lizi bir abide
Lizi penceredir, aydır
Lizi bazen hüzündür, derttir
Lizi sigara dumanı
İzmarittir kül tablasında
Aykırılıktır da
Her şeyden önce destandır

Fırtına dindi lizi
İzin çıktı ayrılığa
Lamba döşendi sokağa
İstersen artık git
Zindanıma güneş doğdu

M. Hanifi İspirli

lizi+bir+bardak+suda+kurulan+hayal LİZİ (Bir bardak suda kurulan hayal)

Mevsimler’den

Kış azar azar katıyor tuzunu günlerimize; büzülüyoruz.
Bütün renkleri sile sile dağdan aşağı iniyor kar.
Birden yemiş verir şu çıplak ağaç, kış ortası: Sığırcıklar.
Kendi sesinden tanır kışın geldiğini, kavak ağacı.
Kışı böylesine mi özledin kestane, tüm yemişlerin yerde.

Güven Turan
guven+turan Mevsimler'den

Akşam Şarkısı

Önümüzde gölgeli yollar
Açıldıkça sessiz ve ıssız;
Gezdik, gezdik geç vakte kadar…
Ne söyledik biz orada yalnız?

Gönlümde sevgiler vardı,
Çünkü akşam pek füsunkârdı.

Ne söyledin? Ne söyledimdi?
Hoş bir masal; belki bir yalan..
Hep unuttuk onları şimdi.
Dönüyorken biz o yollardan

Ellerimde ellerin vardı,
Çünkü akşam pek füsunkârdı.

Nurullah Ataç

hos+bir+masal+belki+bir+yalan Akşam Şarkısı