Aşk

Gün yaş döker… Çiseler çayırın üzerine
Oğlanlar ve kızlar bağlamaya giderler ot demetlerini
Dönmezler geri

Çayır yeşildir gözle mavi
gözler tıpkı bir tutam menekşe demeti
Oğlanlar ve kızlar sarmaş dolaş
Aşar başlarını menekşenin mavisi

Aşkla ve orakla yaşamak zor gelir bize
Aşkı yaralar keskindir orak
Çanın sesi duyulunca avlularda
Gözlerin bunca güzelliği kalmayacak

Er geç saat gelecek
gecenin içinde solan peygamber çiçekleri için
gelecek mutluluk saati
Küçük bir çocuk kaldırır başını yastığından
anne tutsaktır aynanın içinde

Acıdan ve güzellikten çatlar
acıdan çiçeklenir güzellik
Gökyüzü yıldızlarla dolu püskürtme
Gül rengi bulutlar döner otlamaya çayırda

Gece yaş döker … çiseler çayırın üzerinde
Oğlanlar ve kızlar otların arasında öpüşmeye gitmişlerdi
Sabah çocukları açacak onlara kapıları
Döner mi oğlanlarla kızlar
Dönmezler geri

Vitezslav Nezval
Çeviri: Eray Canberk

mutluluk+saati Aşk

Şiir

El üstünde tutmak gerekir aşkı
Üstüne titremek hele yıllar geçtikçe.
Sadece iç çekerek bakışmak
Ayışığında dolaşmak değildir aşk.
Yağmuru da var bunun karı da var,
Birlikte yaşanacak koca bir hayat.
Unutulmayan bir şarkıya benzer aşk
Ve böyle bir şarkıyı acısını çeken yazar.

1939

Stepan Çipaçov
Çeviren: Attila Tokatlı

unutulmayan+bir+sarkiya+benzer+ask Şiir

Küllendi Sana Olan Aşkım

Küllendi sana olan aşkım – bayatladı yaşam benzeri
Çözüldü ölüm gibi, içler acısı bir öyküydü
Koparıp atsam bu acımasız aşk şarkısının telini
İkiye parçalasam gitarı – sürdürmek niye bu güldürüyü!

Ne var ki o küçük o tüylü canavar anlamıyor
Neden daha karmaşık yaptığımızı yalın olan her şeyi
Ben alınca içeri koşup senin kapını tırmalıyor
Ama benim kapımı tırmalıyor sen alınca içeri.

Çıldırabilir insan böyle koşturmaktan, gerçekten
Biliyorum daha çok küçüksün, küçük duygusal bir köpek,
Ama duygusal olmaya da karşıyımdır ben.
Neye yarar son perdeyi uzatıp işkenceyi sürdürmek?

Güçsüzlük değil suç demeli duygusallığa aslında
Yumuşayınca yine barışmaya söz verilir
Sonra homurtular yeni bir gösteri için daha
Tadı tuzu kalmamış “Aşkın kurtuluşu için” denir.

Daha en başta tazeyken korunmalıdır aşklar
Atmalı o aşk dolu “Daima!” ve o çocuksu “Asla!”ları,
“Söz vermeyin!” diye bağırıyordu trenler,
“Söz vermeyin!” diye mırıldanıyordu telefon telleri.

Yarı çatlak ağaç dalları ve duman karası gökyüzü
Uyarıyordu bizi, ama haberleri yoktu onların,
İyimserliği yalnızca öğretilmemiş yalınlık gördüğümüzü,
Ve büyük olmadığı zaman daha güvenli olduğunu umutların.

Ayık kalmak gerekir ve tartmalıdır ayık kafayla
İlişkinin değerini, benimsemeden önce-zincirin öğretisidir,
Söz vermemektir göklere ama hiç değilse vermektir toprağa,
Söz vermemektir ölüm ayırana kadar, ama hiç değilse bir yaşam vermektir.

“Seni seviyorum” demeli insan aşık olunca.
Çok acı oluyor sonra aynı ağızdan duymak yıkılışını
Yalanlarla, küçümsemelerle ve alaylarla
Ve bunlardır aldatmacaya döndüren kusursuz sandığımız dünyayı.

Farkına varmaz aşkın insan.
Söz vermemeli ve en iyisi
Öyleyse neden çekeriz insanı, atlarmış gibi yalan seline
Uçup gidene kadar elbette güzeldir imgesi.

Aşık olmamak en iyisi, bilmeliyiz, aşk varmaz bir geleceğe .
Uyuyup duruyor zavallı köpeğimiz, yeter bizi delirtmeye,
Bir senin kapını tırmalıyor patileriyle bir benimkini
Artık sevmiyorum seni; ama niyetim yok senden af dilemeye

Sevmiştim bir zamanlar; bunun için işte, bağışla beni.

Yevgeni Yevtuşenko

kullendi+sana+olan+askim+bagisla Küllendi Sana Olan Aşkım

Sen Aşkta Büyüksün

Sen aşkta büyüksün
Ve cesur.
Her adımım ürkek benim.
Zararım dokunmaz sana
iyilikler verebilirim tek, güç de olsa
Bir ormanın içindeki kayıp bir
patikadan geçiriyorsun beni.
Yabanıl çiçeklerle gömülüyoruz belimize kadar.
Bilmiyorum bile onların
ne olduklarını-o çiçeklerin.
Hiçbir ise yaramıyor burda iyi egitim.
Kararsızım
neyi nasıl yapmalı?
Yoruldun sen
Kollarımı istiyorsun, taşınmayı.
Zaten kollarımdasın
uzanıyor ötemizde her şey saf,
ilk,
genç,
ve ne varsa yolumuzda önümüze çıkan.
Sen ne kadar suskunsun!
Göğsünde
kımıldıyor giyisin

alıp verdiğin solukla
“Görüyor musun?
Ne mavi bir gök?
Soyleyebilir misin
hangi kuşlar şarkı söylüyor ormanda?
“Sahi neyi bekliyorsun?
Ya?
Öyleyse taşı beni!”

İyi de, nereye taşıyayım seni?

Yevgeni Yevtusenko

sen+askta+buyuksun Sen Aşkta Büyüksün

Yazın Dağlarda Kalarak

Hareket etmedeyim ölümsüzlük mekanına
Her yerde çiçekler, ekmemiştik daha önce

Avludaki ağaçlar eğilmişler tören atları gibi
Şölende, şarap kupaları yüzüyor taze köpükler içinde.

Karanlık balkon, patika dosdoğru bambuların dibine
Uzun yaz elbisesi, kitapların şaşkınlığı.

Ay ışığında şarkı söylüyorum, ve sürüyorum resimli bir kayığı
İnanarak esen rüzgârın beni tekrar evime uçuracağına.

Yu Hsuan Chi
(Şairin idam edilmeden önce yazdığı son şiir)

Çeviriler: Ayten Mutlu

guvercin+gerdanligi Yazın Dağlarda Kalarak

Pişmanlık Duyguları

I
Düşen yaprakları dağıttı akşam yağmuru.
Şarkı söyleyerek kırmızı iplikleri ayırıyorum.

Acımasızca, kalpsiz dostlarım tarafından
İçeriye atıldım, acı denizin ardına.

Kapımın dışında hissiz zengin adamların arabaları
Taocu kitaplar yastığımın kılıfına tıkıldı

Şimdi sade pamuklar içinde, bir daha ne bulutlardan bir
misafir, ne yeşil sulardan, ne mavi tepelerden.

II
Çok fazla acı veriyor, nefes almak tek başıma:
Nasıl dönebilirim sonbahar ayıyla dolu esintili avluma?

Karanlık odalarda, duyuyorum saatin tik taklarını.
Her gece lambamın yüzünden beyazlıyor saçlarım.

Yu Hsuan Chi
aci+veriyor+nefes+almak+tek+basima Pişmanlık Duyguları

Bir Kış Gecesinde Wen Ting-Yün’e Gönderildi

Kara kara düşünerek, kafiye avlayarak, lambamın vızıltısıyla
Uyanığım bütün gece, ürküyorum buz gibi yorganımdan.

Yaprak dolu bir avluda, hızlanıyor mutsuz rüzgâr
Geçerek perdemin üzerinden, batıyor biçare ay

Ummuştum ki birlikte olacaktık. Tam tersine: ayrıldık.
Fakat, hiçbir şeydir hayatın değişkenliği, bir bilge kalbi için

Karanlık koruluğun kuytularında, bir tünekçik ararlar
Döne döne, akşamları serçeler figan edip ağlarlar.

Yu Hsuan Chi

ummustum+ki+birlikte+olacaktik Bir Kış Gecesinde Wen Ting-Yün'e Gönderildi

Duygularımı Dışa Vurarak

Gevşe, yapılacak bir şey yok,
Tek başıma geziyorum dans eden ışıkta

Bulutlar dağılıyor, mehtap suda
Başıboş, serseri bir kayıkta

Hsiao Liang tapınağındaki lavtayı dinliyorum
Yü Liang’ın kulesindeki şarkıyı

Bambu kamışları dostum
Taşlar yoldaşım

Kırlangıçlar, serçeler takip ediyor beni
Ne gümüş gerek bana ne altın

Köpüklü yeşil şarapla dolduruyorum kadehimi;
Ay altında, ince ezgi

Parlayan dolunayın etrafında adımlarım
Çıkarıyorum saç tokamı ve bırakıyorum berrak su aksın

Yatakta okuyarak,
Yarı sarhoş, kalkıyorum ve tarıyorum saçlarımı.

Yu Hsuan Chi

gecse+yapacak+birsey+yok Duygularımı Dışa Vurarak

Hissettiklerimi Söyleyerek

Hüzünlü bir melodi, zincifre ipliklerle
Nasıl tutabilirim o müziği içimde?

Çok küçükken öğrendim, sevgilinin dokunuşunu
Kibarlaşmadan önce, seçkinleşmeden önce.

Parıldayın, parıldayın şeftaliler, erikler
Ne beis var, efendiler sizi öyle isterse?

Yeşerin, yeşerin çamlar ve tarçınlar
Dünya ancak o zaman hayran olur sizlere.

Berrak ay, yosun tutmuş basamaklar üstünde
Bir şarkı, bambu kamışlarının derinlerinde.

Kapının dışında, kırmızı yapraklar düşmüş yerlere
Beklediler gelişini. Niçin süpürüyor onları şimdi?

Yu Hsuan Chi

yu+hsuan+chi Hissettiklerimi Söyleyerek

Tzu-An İçin

Ayrıldık, bin kupa şarap bile yok edemez kederi
Ayrılık yüz düğüm olmuş, ben çözemem ki.

Buzların çözülme vakti, orkideler açıyor, dönüyor bahar
Salkım söğütler keyifli yine memnun kayıklar

Kavuştuk ve ayrıldık, birlikte duramayan bulutlar gibi,
Öğrendim şimdi aşkın nehre benzediğini

Bu bahar buluşmamız mümkün değil yeniden
Ama çıkmayacağım Yeşim Kulesindeki şaraphaneden.

Yu Hsuan Chi

ogrendim+askin+nehre+benzedigini Tzu-An İçin