Kötü Zamanlardan bir Aşk Şarkısı

Arkadaş olmamıştık birbirimizle
Ama oturduk birlikte aynı yerde
Ve sarılıp yattığımızda birbirimize
Aydan daha yabancıydık birbirimize.

Ve karşılaşsak bugün çarşı-pazarda
Dövüşebiliriz belki bir kaç balık için.
Arkadaş olmamıştık birbirimizle
Sarılıp yattığımızda birbirimize

Bertolt Brecht

arkadas+olmamistik+birbirimizle Kötü Zamanlardan bir Aşk Şarkısı

aşk n’oldu

O gün mavi eylül ayında

Sessiz körpe bir erik ağacı altında
Tuttum onu, sessiz beyaz aşkı
Kolumda kutsal bir düş gibi.
Ve üstümüzde güzel yaz göğünde
Bir bulut vardı, çoktan gördüğüm
Çok beyazdı ve çok yukarılarda
Ve başımı kaldırıp baktığımda, değildi orda.

O günden beri birçok, birçok aylar
Geçti sessiz aşağı kaydılar
Yok oldu o bütün erik ağaçları
Ve bana sorarsan aşk n’oldu diye
Sana derim ki: hatırlayamıyorum
Ama gene de, inan ki, biliyorum ne demek
istediğini.
Ama gene de gerçekten hatırlamıyorum onun
yüzünü.
Yalnız: o zamanlar öpmüştüm onu, biliyorum.

Ve bu öpücüğü de çoktan unutmuş olurdum
O bulut olmasaydı orada
Onu bugün de hatırlıyorum ve hep hatırlayacağım
Çok beyazdı ve yukarılardan geliyordu
Erik ağaçları belki çiçek açıyordur gene de
Ve o kadının belki de şimdi yedi çocuğu olmuştur
Ama o bulut yalnız birkaç dakika için açtı
Ve yukarı baktığımda, rüzgârda kayboluyordu bile.

Bertolt Brecht

ask+nooldu aşk n'oldu

Sorular

Ne giydiğini yaz bana!
Sıcak tutuyor mu?
Nasıl uyuduğunu yaz bana!
Yatağın yumuşak mı?
Nasıl göründüğünü yaz bana!
Hep aynı mısın?
Neyi özlediğini yaz bana!
Kolumu mu?
Nasılsın, yaz bana!
Hoş tutuyorlar mı seni?
Ne bok yiyorlar, yaz bana!
Cesaretin yetiyor mu?
Ne yaptığını yaz bana!
Yaptığın şey iyi mi?
Neyi düşündüğünü yaz bana!
Beni mi?
Elbette sorulardır sana bütün verebildiğim.
Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim, mecburum buna.
Yorgunsan, uzatamam sana elimi.
Ya da açsan, seni besleyemem.
Sanki yaşamamışım bu dünyada, hiç yokmuşum.
Unutmuşum sanki seni.

Bertolt Brecht

nasilsin+yaz+bana Sorular

Günün Simyası

Bırak hiçbir kız hizmet etmesin sana vahşi yaralarını
bastırdığın bu günde, kanlı hayvan, karaçamın eğilmiş dallarına.

Çevrendeki kızlara söyleme ateşin köreldiğini, uyarma kızları
menekşe kalplerle.

Onların yedisi de görecek mavi acıları taşıyan odanı
saçlarında yükselen sessiz amforada.

Kayıp gidecekler kendi gölgelerinin eflatun çizgilerinde
sualtı yalımları gibi sessiz bir ayinin ihtişamı içinde
senin duvarlarının dört rüzgârı boyunca.

Usulca dürülmüş kutsal acıların saklandığı antik kilimleri
yeşil çimenlere benzeyen ayaklarıyla, güneşin dalgalandırdığı
yumuşak çayırı, sessizliği ve çığlığın katı boşluğundaki sık otları
biçsinler diye ne kızları uyar,

Ne de bir yeraltı aşkının gizlenmiş güçlü titreşimini, denizin
akıl almaz arzusuna benzeyen şarkısı süzülmeye başlarken suda.

Uyarılmış birinci kız birer birer toplayacak kız kardeşlerini
ve senin açık damarlarının yapraklarında, aşkın demir atmış
yaralarını usulca anlatacak onlara.

Seçilmiş kız kardeşlerin en karanlığı getirecek sana, acı kalplerin
üstünde henüz tomurcuklanan balsamı, kutsallığı bozulmuş eski
mahzenleri, gece yarısı teşhislerinin ve eczanın çiçek yataklarını,

Hassas kazılarla ve sabırla gün ışığına çıkarılmış sevgili bir taş gibi
en yavaşları, yakıcı gözyaşlarıyla kendine yeni bir yüz yaptığı sürece.

O burada, tuzun seçkin kızı, bereketli hasadının muhteşem sepetlerine
koymak için seni. Yolda tartıyor parmak uçlarıyla senin batık
bir bahçeden toplanmış çiy tanelerine benzeyen göz yaşlarını.

Bak, adı Veronica olanların biri katlıyor geniş çam yapraklarını
ve peçesine suyun parlak aynası gibi serilmiş ıstırap dolu
bir yüzün düşlerini. *

Her yanına pirinç madeninden çiviler batırılmış, ateşler içinde
yanan kız acele ediyor şimdi bu gece, en tepesine yükselmiş,
büküyor onun olgun yapraklarını, siyah ayçiçekleri gibi.

Neredeyse bastıracak ellerini sıkıca senin gözlerinin üstüne
tıpkı mükemmel düşlerin yüzyıllarının, ölümün, sert bir incinin
beyaz kanının tefekküre daldığı yerdeki canlı bir istiridye gibi

Ah, rüzgârda ürperen sen, dört mevsimin bayrak direklerine
çekilmiş yüzünün güzelliği,

Sen, kumlarla ufalanmış, saçılmış saf yağlarla, akışkan renkli
ve güçlü suların tanımsız mucizelerinde üryan,

Karışık balçığın yüzüne bürünmüş kireçtaşı merhametlerden
gelen sessizliğin farkına var.

Maviye karşı hazır tut yeşili, ve, gücün sahipliğini, korkma
aşıboyasından ve erguvaniden, bırak bağlı kalsın dünyaya
kopyası dünyanın, yayına bağlanmış bir ok gibi,

Kendi garip simyasına bağlı, uyarılmış lütuf gibi çılgın trafikte,

Güneşteki saf vahşi şeyler, adını koysun yüzleştiği her şeyin
rahatsız edilmiş ve parçalanmış büyük ölünün haşmetiyle.

Kırık mavi camların duvarları dağılıyor denizdeki halkalar gibi,

Ve kalbin tam ortası tasarımlıyor kendi narin çitini.

Bir anlık zaman için çağırılmış, gün yükseliyor sözcüklerde,
saplarının üzerinde patlayan dev gelincikler gibi.

*Efsanevi Veronica’nın, Calvary’ye benzer şekilde, İsa’nın kanayan yüzünü sildiği;
ve bu mendil ya da peçede daha sonra İsa’nın yüzünün göründüğü söylenmiştir.

Anna Hebert

kalbin+tam+ortasi Günün Simyası

Ömrümün Soğuk Kışı

Ama daha dün mutlu yeşillikler içinde,
Sevinçle karşılıyordu korular güneşi;
Yumuşak sağanaklar altında, güle çiçekler,
İki kat daha kıvançlı ve neşeliydi:
Ama kaçıp gitti sevinçlerimiz şimdi
Kışın soğuk rüzgarlarıyla birlikte;
Gene de o taptaze kız, Mayıs, üstünde zengin giysileriyle,
Alıp geri getirmeyecektir bunların hepsini.
Ah kırlaşan başım, sevecen yumuşaklılığıyla
Yaşlılık’ın karlarını eritmeye yetmez;
Şu yaşlı bedenim, saçsız ya da başsız,
Batıyor Zaman’ın soğuk öfkesine.
Ah, Yaşlılık günleri yorgun, bezgin günler,
Uykusuz geceler geçiyor acılarla:
Ey gençlik günlerimin altın zamanları,
Neden dönüp gelmiyorsunuz yeniden bana!

Robert Burns

gitti+sevinclerimiz Ömrümün Soğuk Kışı

Aşk

Gün yaş döker… Çiseler çayırın üzerine
Oğlanlar ve kızlar bağlamaya giderler ot demetlerini
Dönmezler geri

Çayır yeşildir gözle mavi
gözler tıpkı bir tutam menekşe demeti
Oğlanlar ve kızlar sarmaş dolaş
Aşar başlarını menekşenin mavisi

Aşkla ve orakla yaşamak zor gelir bize
Aşkı yaralar keskindir orak
Çanın sesi duyulunca avlularda
Gözlerin bunca güzelliği kalmayacak

Er geç saat gelecek
gecenin içinde solan peygamber çiçekleri için
gelecek mutluluk saati
Küçük bir çocuk kaldırır başını yastığından
anne tutsaktır aynanın içinde

Acıdan ve güzellikten çatlar
acıdan çiçeklenir güzellik
Gökyüzü yıldızlarla dolu püskürtme
Gül rengi bulutlar döner otlamaya çayırda

Gece yaş döker … çiseler çayırın üzerinde
Oğlanlar ve kızlar otların arasında öpüşmeye gitmişlerdi
Sabah çocukları açacak onlara kapıları
Döner mi oğlanlarla kızlar
Dönmezler geri

Vitezslav Nezval
Çeviri: Eray Canberk

mutluluk+saati Aşk

Şiir

El üstünde tutmak gerekir aşkı
Üstüne titremek hele yıllar geçtikçe.
Sadece iç çekerek bakışmak
Ayışığında dolaşmak değildir aşk.
Yağmuru da var bunun karı da var,
Birlikte yaşanacak koca bir hayat.
Unutulmayan bir şarkıya benzer aşk
Ve böyle bir şarkıyı acısını çeken yazar.

1939

Stepan Çipaçov
Çeviren: Attila Tokatlı

unutulmayan+bir+sarkiya+benzer+ask Şiir

Küllendi Sana Olan Aşkım

Küllendi sana olan aşkım – bayatladı yaşam benzeri
Çözüldü ölüm gibi, içler acısı bir öyküydü
Koparıp atsam bu acımasız aşk şarkısının telini
İkiye parçalasam gitarı – sürdürmek niye bu güldürüyü!

Ne var ki o küçük o tüylü canavar anlamıyor
Neden daha karmaşık yaptığımızı yalın olan her şeyi
Ben alınca içeri koşup senin kapını tırmalıyor
Ama benim kapımı tırmalıyor sen alınca içeri.

Çıldırabilir insan böyle koşturmaktan, gerçekten
Biliyorum daha çok küçüksün, küçük duygusal bir köpek,
Ama duygusal olmaya da karşıyımdır ben.
Neye yarar son perdeyi uzatıp işkenceyi sürdürmek?

Güçsüzlük değil suç demeli duygusallığa aslında
Yumuşayınca yine barışmaya söz verilir
Sonra homurtular yeni bir gösteri için daha
Tadı tuzu kalmamış “Aşkın kurtuluşu için” denir.

Daha en başta tazeyken korunmalıdır aşklar
Atmalı o aşk dolu “Daima!” ve o çocuksu “Asla!”ları,
“Söz vermeyin!” diye bağırıyordu trenler,
“Söz vermeyin!” diye mırıldanıyordu telefon telleri.

Yarı çatlak ağaç dalları ve duman karası gökyüzü
Uyarıyordu bizi, ama haberleri yoktu onların,
İyimserliği yalnızca öğretilmemiş yalınlık gördüğümüzü,
Ve büyük olmadığı zaman daha güvenli olduğunu umutların.

Ayık kalmak gerekir ve tartmalıdır ayık kafayla
İlişkinin değerini, benimsemeden önce-zincirin öğretisidir,
Söz vermemektir göklere ama hiç değilse vermektir toprağa,
Söz vermemektir ölüm ayırana kadar, ama hiç değilse bir yaşam vermektir.

“Seni seviyorum” demeli insan aşık olunca.
Çok acı oluyor sonra aynı ağızdan duymak yıkılışını
Yalanlarla, küçümsemelerle ve alaylarla
Ve bunlardır aldatmacaya döndüren kusursuz sandığımız dünyayı.

Farkına varmaz aşkın insan.
Söz vermemeli ve en iyisi
Öyleyse neden çekeriz insanı, atlarmış gibi yalan seline
Uçup gidene kadar elbette güzeldir imgesi.

Aşık olmamak en iyisi, bilmeliyiz, aşk varmaz bir geleceğe .
Uyuyup duruyor zavallı köpeğimiz, yeter bizi delirtmeye,
Bir senin kapını tırmalıyor patileriyle bir benimkini
Artık sevmiyorum seni; ama niyetim yok senden af dilemeye

Sevmiştim bir zamanlar; bunun için işte, bağışla beni.

Yevgeni Yevtuşenko

kullendi+sana+olan+askim+bagisla Küllendi Sana Olan Aşkım

Sen Aşkta Büyüksün

Sen aşkta büyüksün
Ve cesur.
Her adımım ürkek benim.
Zararım dokunmaz sana
iyilikler verebilirim tek, güç de olsa
Bir ormanın içindeki kayıp bir
patikadan geçiriyorsun beni.
Yabanıl çiçeklerle gömülüyoruz belimize kadar.
Bilmiyorum bile onların
ne olduklarını-o çiçeklerin.
Hiçbir ise yaramıyor burda iyi egitim.
Kararsızım
neyi nasıl yapmalı?
Yoruldun sen
Kollarımı istiyorsun, taşınmayı.
Zaten kollarımdasın
uzanıyor ötemizde her şey saf,
ilk,
genç,
ve ne varsa yolumuzda önümüze çıkan.
Sen ne kadar suskunsun!
Göğsünde
kımıldıyor giyisin

alıp verdiğin solukla
“Görüyor musun?
Ne mavi bir gök?
Soyleyebilir misin
hangi kuşlar şarkı söylüyor ormanda?
“Sahi neyi bekliyorsun?
Ya?
Öyleyse taşı beni!”

İyi de, nereye taşıyayım seni?

Yevgeni Yevtusenko

sen+askta+buyuksun Sen Aşkta Büyüksün

Yazın Dağlarda Kalarak

Hareket etmedeyim ölümsüzlük mekanına
Her yerde çiçekler, ekmemiştik daha önce

Avludaki ağaçlar eğilmişler tören atları gibi
Şölende, şarap kupaları yüzüyor taze köpükler içinde.

Karanlık balkon, patika dosdoğru bambuların dibine
Uzun yaz elbisesi, kitapların şaşkınlığı.

Ay ışığında şarkı söylüyorum, ve sürüyorum resimli bir kayığı
İnanarak esen rüzgârın beni tekrar evime uçuracağına.

Yu Hsuan Chi
(Şairin idam edilmeden önce yazdığı son şiir)

Çeviriler: Ayten Mutlu

guvercin+gerdanligi Yazın Dağlarda Kalarak