Yabandan Gelen Kız

O dar vadideki yoksul çobanlar
Arasına uzak ellerinden,
Genç ve güzel bir kız baharla koşar
Gelirdi ilk tarla kuşu öterken.

Doğduğu yer onun başka ellerdi,
Kimseler bilmezdi geldiği yeri;
İzi de hemen kaybolur giderdi,
Bırakır bırakmaz bu vadileri.

Çobanlar genç kızı görünce hemen,
İçleri neşeyle dolar taşardı;
Olmazdı fakat hiç taşkınlık eden,
Çünkü kız o kadar güzel, kibardı.

Onlara mutlu bir elde yetişen,
Bambaşka güneşler altında olan,
Yemişler, çiçekler getiren bu şen
Kızı dört gözle beklerdi her çoban.

Hepsine güzel bir hediye verir,
Kâh yemiş, kâh çiçek, memnun ederdi;
Genç, yaşlı, ihtiyar, herkes sevinir,
Şen şatır gülerek eve giderdi.

Herkese karşı çok cömertti bu kız;
Ama sevişen bir çift görünce hemen,
Çiçeği, yemişi seçer ve yalnız
Onlara verirdi en güzelinden.

Friedrich Schiller
Türkçesi: Burhanettin Batuman

yabandan+gelen+kiz Yabandan Gelen Kız

Yeryüzünün Paylaşılması

Zeus bir gün seslendi insanlara göklerden;
‘Dünyayı size verdim, alın mülkünüz olsun!
Bu sonsuz armağanı bölüşüverin hemen,
Ama kardeşçe yapın, herkes hakkını alsın! ‘

Eli ayağı tutan herkes geldi üşüştü,
Harıl harıl işlere sarıldı genç, ihtiyar,
Ekin dolu tarlalar hep çiftçilere düştü,
Elde silah avcılar ormanlara daldılar.

Tüccar ambarlarını doldurdu tıka basa,
Altın gibi şarabı rahipler seçti hemen,
Yolları tutan kral çıkararak bir yasa,
Dedi: ‘Ben de onda bir alacağım her şeyden.’

Bu paylaşma bittikten çok sonra bir gün şair,
Uzak uzak ellerden gelip dünyaya vardı;
Yeryüzünde nimetler çoktan bitmişti bir bir,
Gördü ki, her nesnenin bir de sahibi vardı.

‘Herkese bol bol nimet dağıtırken ey ilah,
Unuttun mu en sadık oğlunun hissesini? ‘
Diye şikayet etti, haykırdı: ‘eyvah eyvah’
Tahtına yüz sürerek, yükselterek sesini.

Tanrı dedi: ‘Hayeller aleminde gezersen,
Bana söz söylemeye hakkın olmaz evladım!
Sen acaba neredeydin dünya paylaşılırken? ‘
Şair dedi: ‘O zaman ben senin yanındaydım.

Seyrediyordu gözüm yüzünü hayran hayran,
Duyuyordu kulağım göklerin ahengini,
Coşup sarhoş olmuştum ışığınla o zaman,
Dünya nimetlerini kaçırdım, affet beni! ‘

Zeus dedi: ‘Ne yapsak, bu dünyayı verdim ben,
Benim malım değildir şehirler kırlar artık;
Ama gökte benimle yaşamak ister isen,
Her gelişte cennetin kapısı sana açık.’

Friedrich Schiller

yeryuzunun+paylasilmasi Yeryüzünün Paylaşılması

Lili’ciğim (Mektup Yerine)

Tütün dumanı kemiriyor havayı.
Oda
Kruçyonıh’ın Cehennem’ inden bir bölüm gibi.
Anımsıyor musun
İlk kez
ardında bu pencerenin
tutkudan çıldırmışçasına
okşamıştım ellerini.
Şimdi
oturuyorsun aynı yerde,
yüreğin
demirden bir kılıf içinde.
Ve yarın
paralayan sözlerle
kovacaksın belki beni
Ve loş antrede
uzun süre
titreyişlerle sarsılan bir kol
bulamayacak
ceketteki yerini.
Çıkacağım, ezilmiş.
Fırlatacağım vücudumu sokağa.
Yabanıl
çılgın
umutsuzlukla paramparça.
Hayır
gerek yok buna,
sevgilim,
biriciğim,
gel
vedalaşalım şimdiden.
Ağır bir gülle gibi
aşkım
nereye kaçarsan kaç
asılıdır sana
nasıl olsa.
Bırak
son bir haykırışla uluyayım
horlanmışlığın acı yankısını.
Çalışmaktan
anası ağladığında öküzün
gider
salar kendini soğuk sulara.
Aşkından başka
deniz yok bana,
ve gözyaşları da
bir erinç
koparamıyor ondan.
Yorgun fil
sessizliği aradığında
yatar
kızgın kumlara saltanatla.
Aşkından başka
güneş yok bana.
Ve bilmiyorum bile
neredesin şimdi ve kiminle.
Eğer
bir başka şair olsaydı
böylesine üzdüğün,
onarırdı acısını
parayla ve ünle.
Fakat
sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı
senin sevgili adının
çınıltısından başka.
Atmayacağım
bir boşluğa kendimi,
zehir içmeyeceğim.
Ve dayayıp
şakağıma namluyu
çekmeyeceğim tetiği.
Ağzı hiçbir bıçağın
bakışların kadar senin
kesemez beni.
Yarın unutacaksın
seni taçlandırdığımı,
ve yakıp tükettiğimi
çiçeklenmiş bir ruhu
aşkla.
Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı
dağıtacak
sayfalarını kitaplarımın.
Sözlerimin kurumuş yaprakları mı
durduracak seni
çırpınan soluğuyla.
Bırak hiç değilse
son bir sevgi dalgası sereyim
beni bırakıp giden adımlarının altına.

Vladimir Mayakovski
Çeviren : Ataol Behramoğlu

son+bir+sevgi+dalgasi+sereyim Lili'ciğim (Mektup Yerine)

Bu Çiçek, Senin İçin

Doruktan senin için kopardım bu çiçeği
O sarp bayırdan hani, suya iner eteği
Kartalın bildiği yalnız ve yaklaşabildiği
Sessizce seprilmişti kayanın çatlağında.
Gölgeler yıkıyordu burnun sağrılarını
Açıkça görüyordum: bir yengi alanında
Nasıl kızıl ve parlak bir utku anıtı
Olanca görkemiyle bir anda kurulursa
İşte tıpkı öylece
Güneşin gömülüp gittiği yerde gece
Bulutlardan bir tak yapıyordu kendine.
Yelkenliler bir bir erirken uzakta
Birkaç çatı eğimli bir vadinin dibinde
Parlayıp görünmekten ürker gibiydi sanki.
Sevdiğim, senin için kopardım bu çiçeği!
Evet, rengi uçuk ve koku yok tacında
Çünkü kökü dağların bu çetin yamacında
Yalnız su yosununun acı tuzunu içmiş.
Dedim ki: garip çiçek, şu tepenin üstünden
Bulutların, yosunun ve teknenin gittiği
Uçsuz bucaksızlığa yolcu olmalıydın sen.
Git öyleyse bir kalbin
Herşyeden daha derin uçurumunda dağıl
Başka bir acun olan o göğüste sol artık
Göğün seni sular için yarttığı besbelli
Ben’se Sevda’ya adadım işte seni!
Rüzgar birbirine katıyordu suları;
Yavaş yavaş silinen
Belirsiz bir ışık kalmıştı yalnız günden
Ah! nasıl acılıydım ve nasıl da derinden! ..
Düşler içindeydim ve kapkaranlık gece
Sonsuz titreyişlerle doluyordu içime.

Victor Hugo

bu+cicek+senin+icin Bu Çiçek, Senin İçin

Kızım

Senden istediğim zaman
Evde olmanı karanlıktan önce
Ben, sevgili kızım nefret etmiyorum senden
Yalnız korumaya çalışıyorum seni

Ziyafet çeken kaplanların pençelerinden
Karanlıkta
Fırlayan leoparlardan
Sezdirmeden hayaletler gibi
Senin üstüne sıçramaya hazır

Sadece korumaya çalışıyorum seni
Aç aslanlardan seni sessizce gözleyen
Dudaklarını yalayarak
Sana hücum etmeye hazır
Telaşlı telaşlı maymunlardan
Oynayan ağaçtan ağaca
Kendilerine ait bir temeli olmadan

Korumaya çalışıyorum seni
Kibirli tavuskuşlarından seven
Gösteriş yapmayı dolar balyalarıyla
Ve sterlin banknotlarıyla
Senin gibi kurbanlarına

Ben sana karanlıktan önce evde ol dediğim zaman
Sadece korumaya çalışıyorum seni sevgilim
Böğüren fillerden
Gecenin derinliğinde aşk partisi zamanlarında
Pullu timsahlardan ağızları
Herzaman açık ve hoş karşılayan
Gezinen her ziyaretçiyi karanlıkta
Daha yeşil çayırlar arayan

Seni korumaya çalışıyorum
Görünürde suçsuz kirpiden
Kalbini paramparça edecek
Sen onun ruhuna erişmeden bile önce,
Çakallardan
İşleri garanti etmek olan
Senin gibi masum ruhların her zaman yaşamalarını
Bütün ömürlerinden pişman olarak

Seni korumaya çalışıyorum
Zürafalardan sana yukardan bakan
Ve seni en tepeden başlayarak alacak olan
Aşağıya dibine kadar
Şişmiş hayvan memesinden dili herzaman tatlı olan
Zehirle

Sadece görevimi yapıyorum bir baba olarak
Benim görevim seni korumaktır
Kara mambalardan nefret eden kaçırmaktan
Bir hedefi
Sırtlanlardan ağızları herzaman sulanan

Seni korumaya çalışıyorum sevgili kızım
Endişeli
Sosyal doktorlardan yalnız senin üstünde ameliyat yapmaya hazır olan
Derin gizliliğinde gecenin

Hepsi senin kalbini kazanmak isterler,
Ve hatırla piton yılanı avlanır kurbanının üstünde
Rengini değiştirerek
Ah o renkleri gökkuşağının
Güzel değilmidirler

Fakat hatırla hepsinin asıl istediği
Kalbini parça parça etmektir!
Kızım dikkat et karanlığın gözleri yok

Albert Nyathi
Çeviren: Vehbi Taşar

senden+istedigim+kizim Kızım

Güneş Doğuyor

Bak nasıl içinde gözlerimin
Eriyor damla damla keder
Karanlık ve isyancı gölgem nasıl
Tutsağı oluyor güneşin
Bak
Yokoluyor tüm varlığım ve beni
İçine alıyor bir kıvılcım
Fırlatıyor taa doruklara
Bak nasıl
Sayısız yıldızla
Doluyor gökyüzüm benim
Uzaklardan geldin sen ve uzaklardan
Ve kokular ve ışıklar ülkesinden
Şimdi bir teknedeyim seninle birlikte
Fildişi, bulut ve kristal
Götür beni ey yüreğimi okşayan umudum
Götür şiirlerin ve coşkuların kentine
Yıldızlarla dolu bir yol beni götürdüğün
Çıkardığın yer yıldızlardan da yüksek
Bak
Nasıl yandım ben bu yıldızlarla
Ateşli yıldızlarla doldum ağzıma kadar
Durgun sularından gecenin saf ve kırmızı balıklar gibi
Yıldızlar topladım
Eskiden ne kadar uzaktı toprak
Gökyüzünün mor köşelerine
Yeniden duyuyorum şimdi
Senin sesini
Karlı kanatlarının sesini meleklerin
Bak nerelere ulaştım sonunda ben
Samanyoluna, Ölümsüzlüğe, bir sonsuzluğa
Birlikte çıktığımız doruklarda şimdi
Yıka beni dalgaların şarabıyla
İpeğine sar beni öpüşlerinin
İşte beni yeniden bitmeyen gecelerde
Bırakma artık beni
beni yıldızlardan ayırma
Bak tam karşımızda gecenin mumu
Damla damla nasıl eriyor
Nasıl doluyor ağzına kadar uyku şarabıyla
Gözlerimin simsiyah kadehi
Senin ninnilerini dinlerken
Ve bak nasıl
Şiirlerimin beşiğine
Sen doğuyorsun, güneş doğuyor.

Furuğ Ferruhzad
Türkçesi: Onat Kutlar-Celal Hosrovşahi

gecenin+mumu+damla+damla+eriyor Güneş Doğuyor

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün…
Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım,
Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil…
Hayır, bugün değil; bugün yapamam.
Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı,
Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi,
Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik-
Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası-
Öyle bir ruh o…
Yalnızca öbür gün…
Bugün hazırlanmak istiyorum…
Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için…
Sonucu belirleyecek olan bu.
Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok…
Yarın plan yapma günüdür.
Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım;
Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı…
Ağladığımı hissediyorum,
Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru…
Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem.
Yalnızca öbür gün…
Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi.
Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki…
Öbür gün, bambaşka biri olacağım,
Yaşamım zaferle taçlanacak,
Zekamın bütün gerçek nitelikleri, iyi öğrenimim, uğraşım-
Hepsi toplanacak bir araya herkese duyurmalı…
Ama herkese sunulan boşa gidecek yarın…
Bugün uyumak istiyorum, gerçek nüshayı yarın yapacağım…
Bugün için, hangi gösteri yineleyecek çocukluğumu bana?
Yarın bir bilet satın alabilirsem,
Gerçek gösteri öbür gün çünkü…
Daha önce değil…
Öbür gün göstereceğim halkın karşısında yarınki kendimi
Öbür gün bugün ben olmadığım görülecek sonunda.
Yalnızca öbür gün…
Sokak köpeği gibi uykuluyum.
Gerçekten uykum var.
Yarın size her şeyi söyleyeceğim, ya da öbür gün…
Evet, belki de yalnızca öbür gün..
Adım adım…
Evet, adım adım..

14 Nisan 1928

Fernando Pessoa

Fernando+Pessoa Erteleme

Bilmece

               Hans Werner Henze için

Gelecek bir şey yok artık.

Bir daha ilkbahar olmayacak.
Herkese kehanetidir bin yıllık takvimlerin.

Ama yaz ve hani derler ya,
“yazdan kalma” diye, onlar da olmayacak-
artık hiçbir şey gelmeyecek.

Asla ağlamamalısın,
der bir şarkı.

Onun dışında
bir şey
diyen
kimse yok.

İngeborg Bachmann
asla+aglamamalisin Bilmece

Lucca

Mısır'daki evimizde, akşam yemeğinden, Dua'dan
sonra annem buraları anlatırdı bize.
Bundan, şaşırmalar şaşırmalarla geçti çocukluğum.
Sakınan, körce bir gelgit var kentin sokakları arasında.
Burda amaç yola çıkmaktır.
İkindi serinliğinde meyhanenin önünde, California'dan
kendi mülkleriymiş gibi söz eden insanlarla
oturdum.
Dehşetle kendimi buluyorum bu insanların
davranışlarında.
Sımsıcak aktığını duyuyorum şimdi damarlarımda
ölmüşlerimin kanının.
Bir kazma aldım ben de.
Toprağın tüten kalçalarında güler yakalıyorum
kendimi.
Elveda istekler, sıla özlemleri.
Bir insanın bilebileceği kadar biliyorum geçmişi
ve geleceği.
Yazgımı tanıyorum artık ve köklerimi.
Artık bir şey kalmıyor bana kehanette bulunacak,
düşünü görecek.
Her şeyi tattım, acısını çektim.
Ölüme rızadan başka bir şey kalmıyor bana.
Huzur içinde çocuk yetiştireceğim demek.
Yaşamı överdim, kötücül bir iştah
ölümlü aşklara iten beni.
Aşkı, ben de türün bir güvencesi saydığım
şu an, ölümü görüyorum.



Giuseppe Ungaretti
Çeviren: Egemen Berköz
her+seyi+tattim Lucca

Değişip Yok Olan Bir Kenti Anımsayarak

bu kent büyük bir ihaneti gizliyor
sabahlara dek inlemesinden belli
seni nasıl uzak kentlere götürsem
nasıl uyutsam nasıl dinlendirsem
bu kent gizliyor büyük bir ihaneti

bu kent küçücük adamları büyütüyor utanmadan
ışıl ışıl yanan lâmbaları
pişman gözleridir pişman gözleridir pişman
bir ölüyü suçlamak kadar anlamsız
üstüme üstüme geliyor hiçbir şey
anlatmadan anlatmadan anlatmadan

ben nasıl yanılmışım bilmiyorum bilmiyor
ne çok anlatamadığımı gizlemekle
umarsız iniyor umarsız akşam iniyor
bir çiçek bırakıyorum gecenin başladığı yere

Eray CANBERK
bu+kent+bir+ihaneti+gizliyor Değişip Yok Olan Bir Kenti Anımsayarak