Ağır Hasta

Üfleme bana anneciğim korkuyorum
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.

Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.

Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

agir+hasta Ağır Hasta

Hasret

Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri,
Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye:
Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri,
Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye

Fazıl Hüsnü Dağlarca
hasret Hasret

Gün Ağarırken

Öyle seviştiler ki
Kadın erkekte kaldı
Erkek
Kadında

Fazıl Hüsnü Dağlarca

adam+kad%C4%B1nda+kaldi Gün Ağarırken

Hiç Gitmediğim Bir Yerde

hiç gitmediğim bir yerde, sevinçle ötesinde
her türlü yaşantının, kendi sessizliği var gözlerinin:
en ince kımıltısında birşey var içime gömen beni,
birşey dokunamayacağım kadar bana yakın

kolayca açar beni en ürkek bir bakışın
parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi,
sen hep yaprak yaprak açarsın beni, Baharın
(dokunup ustaca, gizlice) açışı gibi ilk gününü

ya da beni kapatmaksa istediğin, ben,
hayatım kapanırız güzelce, birden
karın her yere özenle inişini
düşleyen yüreğince şu çiçeğin;

duyduğumuz hiçbir şey bu ülkede
erişemez gücüne sonsuz inceliğinin:
renkleriyle yapısının beni bağlayan,
öldüren, hiç durmadan, her nefeste

(bilmiyorum nedir bu sende olan, bu kapayan
ve açan; yalnız anlıyor içimde birşey
gözlerinin sesini güllerden derin olan)
kimsenin yok, yağmurun bile, böyle küçük elleri

Edward Estlin Cummings

Çeviri – Cevat Çapan
yagmurun+elleri Hiç Gitmediğim Bir Yerde
 

Aşkın Yazgısını Aşa Yaza Göçtü Babam

aşkın yazgısını aşa yaza göçtü babam
kona göçe içi-dışı bir saça-döke varını yoğunu,
şarkılar söyleyerek durmagit sabahtan akşama
doruğun enginliklerine ine çıka göçtü babam

bu uyuşuk unutkan varlık orada
dönüştü bakışıyla mümtaz biri oldu bu yaşamda;
şu delikanlı (ki her daim ürkektir tavırları)
kanatları altındaysa canlanıp coşardı

tam da kara toprakla kucaklaşırken
kavuştu özbenliğine, onun nisan dokunuşu
bıraktı uyuyanları yazgılarıyla başbaşa kalmaya
çabaladı düş dünyasındakileri öz kökleriyle birleşmeye

ve biri gözyaşlarına boğulsa, derdi ne olursa
babamın parmakları dinginliği sunardı ona:
çıt çıkarmaktan korkardı ses bile boşu boşuna
çünkü dağların büyümesini seziyordu babam.

çoğaltarak denize açılan dereleri
sevincin acılarını kana süze göçtü babam;
övgüler düzerek bir alnaca, ay derlerdi adına
şarkılar söyleyerek tutkunun doğuşuna

sevinç türküsüydü onun ve sevinç öylesine içten
yüreğinin yıldızı yolunun aydınlatırdı onun
ve içten öylesine şimdi,ve şimdi öylesine keyifli
başarısızlığa yazgılı bilekleri sevindirirdi

şahane bir yazortası ne denli şahaneyse
güneşin havsalamasının alamayacağı ölçüde,
öylesine apaçık (zirvesinde tac’olurdu
öylesine kocaman) dikilirdi düşü babamın

onun eti etti kanı kandı onun:
hiçbir aç’ı; bir lokma ekmeğine muhtaç komazdı
hiçbir kötürüm bir mil bile sürünmezdi
bayırda, onun gülüşünü görmek için yalnızca

küçümseyerek keşke ile işte böyle’nin şatafatını
duyguların yazgısını süze duya göçtü babam;
kızdı mıydı haklıydı yağmurlar kadar
merhameti engindi dolu başaklar kadar

yaşamın eylülleşen kolları dağıtır
serveti kılı kırk yararak dosta düşmana
kıyaslayın o akılsızına akıllısına
hesapsız kitapsız sunmuştu bunu da

gururla ve (ekimleşen alev ile
çağrılmış) dünyadaki çukuru gitgide derinleşirken,
ölümsüz işler yapmak için alabildiğine çıplaktı
omuzları ilerledi karanlığa karşı

üzüncü gerçekti yediği nimet kadar:
hiçbir yalancı yüzüne bakamazdı;
her dostu düşman olsaydı bile güler
geçerdi ve apak bir dünya kurardı.

bizi kendimize sala yaza göçtü babam,
şarkılar söyleyerek dalından düşen her taze yaprak aşkına
(ve her çocuk anlardı ki bahar oynar gelirdi
işitilince babamın söylediği şarkılar)

kim ki paylaşmak nedir bilmez varsın insanlık harcasın,
varsın kan ve et, pislik ve çamurdan olsun,
düzenbaz düzen kurar, gözüdoymazlık miras kalır,
özgürlük bir afyondur alınır satılır

emanete ihanet eden ve zalim olanın,
korkmalı yüreği, kuşku duymalı aklı,
ayırt etmeli doğruyu eğriden,
benliğin doruğuna ermek için

parlak olan her şey donuktu sınadık biz,
acı olanların tümü dip-temel tatlı,
kurtlu kekre ve dilsiz ölümcül
hepsi mirasımız, tümü terekemiz

ve hiçbir şey o denli az değil gerçek kadar
-derim aslında nefretti insanlara can veren-
bundandır babamın kendi ruhunu yaşaması
tepeden tırnağa aşk ve herkesten de yoğun

Edward Estlin Cummings
Çeviren : T.Asi Balkar

parlak+olan+her+sey+donuktu+sinad%C4%B1k+biz Aşkın Yazgısını Aşa Yaza Göçtü Babam

Düşlerine Sarıl

Düşlerine sım sıkı sarıl
Eğer düşler ölürse
Hayat kanadı kırık bir kuştur
Çırpınıp uçamayan.

Düşlerine sım sıkı sarıl
Eğer düşler giderse
Hayat kuru bir tarladır
Karlar altında donup kalan.

 Langston Hughes
Çeviren: Erdal Ceyhan

duslerine+saril Düşlerine Sarıl

Nazlı Sevgiliye

Eğer yaşam yeterli, zamanımız olsaydı
Bu nazlar, cânım, bir suç olmazdı
Oturup önümüzdeki aşk yıllarını
Konuşurduk nasıl harcayacağımızı.
Sen Ganj kıyılarında yakutlar toplarken
Ben suların yükselmesinden korkardım
Seni Nuh’tan on yıl önce sevmiştim
Yahudilerin imanına dek inat ettin.
Benim otsu tutkum gittikçe büyüyecek
İmparatorluklar denli geniş ve yavaş
Belki gözlerini öpmeye yüz yıl gidecek
Her göğsüne tapmak için iki yüzyıl yetmeyecek
Aslında her parçana bin yıl ayırmalı
Son çağda kalbinde durup, saklanmalı.
Canım, bilirim tüm bunlara değersin
Seni ben böyle sevdim, daha başka ne dersin
Ama ben, her an içimde duydum
Zamanın dörtnala atlarıyla kovalanıyordum.
Sanma ki gelecek günler sonsuz ve uzun,
Bu güzelliğin hep böyle kalmaz
Mermer gömüt içinde, hiç bir ses duyulmaz
Gençliğin, kızlığın artık kurtların olacak,
Gururun, gövdenle topraklaşırken
Benim yaşamım da küle dönecek.
Gömüt küçük,dar bir yerdir ama
İstemem canın fazla sıkılsın.
Şimdi gençliğin üzerinde bir sabah çiğiyken
Ruhunun her yanından arzular fışkırırken
Şimdi, hadi yaşarken sevelim birbirimizi
Tanrıya yakaran aşk kumruları gibi,
Zaman tükenmeden, hadi bütün gücümüzle
Bütün tadımızı bir araya getirelim
Birlikte kıralım hayatın demir kapılarını
Kaygılarımızı koyverelim gitsin dışarı,
Mademki zamanın akışını durduramıyoruz
Öyleyse onu bir anda tüketelim.

Andrew Marwell (1621-1678)
Çeviren: Erdal Ceyhan

nazli+sevgiliye Nazlı Sevgiliye

Eski Bildik Yüzler

Dostlarım vardı, arkadaşlarım vardı
Çocukluğumun günleri, neşeli okul günleri
Gitti gelmez artık geri, bildik insan yüzleri.

Sabahlara kadar gülerdik, eğlenirdik
İçerdik canımdan çok yakınlarımla
Gitti gelmez artık geri, bildik insan yüzleri.

Aşıktım ki aşkım kadınları en güzeli
Kapandı artık kapısı, göremem onu ben
Gitti gelmez artık geri, bildik insan yüzleri.

Bir arkadaşım vardı, dünyanın en iyi insanı
Nankör gibi, bıraktım dostumu birden
Bıraktım, onu da geçmiş dostlara kattım.

Çocukluğumun anılarına baktım, hep düş,
Dünya geçtiğim bir uzun çöl gibiydi
Bulmak için aradım bildik yüzleri.

Canımdan çok sevdiğim, kardeşimden yakınım
Niçin benim babamın yuvasında doğmadın
Böyle konuşabilirdik seninle bildik yüzlerden.

Kimi ölüp gittiler, kimi beni terk etti
Kimi benden alındı, şimdi tümü yok artık
Hepsi hepsi gittiler, bütün bildik yüzleri.

Charles Lamb (1775-1834)
Çeviren:Erdal Ceyhan

eski+bildik+yuzler Eski Bildik Yüzler

Sevgili Çocuk, Sevgili Kız!

Güzellikle dolu bir akşam, sakin ve özgür,
Kutsal vakit sessiz bir Rahibe gibidir
Nefessiz kalmış aşırı sevgiyle; geniş güneş
Batıyor sükunetinde;
Derin derin düşünür gökyüzünün yumuşaklığı Denizin üzerinde:
Dinle! kudretli Varlık uyanık,
Ve o ebedi hareketini yapar
Gök gürültüsü gibi bir sesi yükselterek—hiç durmaksızın.
Sevgili Çocuk, sevgili Kız! benimle buraya yürüyen,
Eğer tesiri altında kalmamış gibi gözüküyorsan dini düşüncenin,
Senin tabiatın daha az kutsal değildir bu yüzden:
Bütün yıl İbrahimin koynunda yatarsın;
Ve içteki türbesinde ibadet edersin Tapınağın,
Tanrı seninledir biz bilmediğimiz vakit.

William Wordsworth (1770-1850)
Çeviren: Vehbi Taşar

sevgili+cocuk Sevgili Çocuk, Sevgili Kız!

Vazgeçtim Bu Dünyadan Tek Ölüm Paklar Beni

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüs el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş basa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

William Shakespeare

Çeviri : Can Yücel

vazgectim+bu+dunyadan+tek+olum+paklar+beni Vazgeçtim Bu Dünyadan Tek Ölüm Paklar Beni