Mütereddit Şiir

Layıksan da bilemem uzağındayım ben sevmelerin
Peronlar dolusu küfürüm battım tepeden tırnağa
Kimde neyi kınadıysam dolaşıp beni buldu
İkimiz bir hatayız sevişmesek iyi mi ne
Belki bir tür fanteziyim gerçekte ağır aksağım
Bende iyi olan her şey bir tür halüsinasyon
Uzaklaş kurtar kendini sonrası dramatizasyon..

Ağaran her tel saçım bin saçmalık bin hata

Gel sen günaha girme orta yerde buluşalım
Benden eksik kalan yerde kırlangıçlar birikir
Susuz kedilere su ver yazın her yer kerbela
Adımla müsemmayım kerbelayı iyi bilirim
Sen bilmezsin ben hayatta en çok Ali’ye üzülürüm
Sen benimle ağlamazsın duyarlılıklarımız farklı
Gel sen benimle uğraşma bütün uğraşılar üzülür..

Şimdilik sakinim ama her şey değişebilir
Yeryüzüymüş gökyüzüymüş reddetmem bir ana bakar
Annemden beridir kimse bakmadı senin gibi
Bakma artık bakma öyle sana bakmalarıma
Sana böyle bakmalarım çok anlama gelebilir
Ali’nin alnına çalınan kılıcım belki de ben
Ali aslında olumlu olumsuz bir sürü anlama gelir..

Ali Lidar

mutereddit+siir Mütereddit Şiir

Ağlamaklı Şiir

Adın üç kere geçti saçma sapan bir filmde
yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu
otoban dolusu gürültüyü sıkıştırıp beynime
anne dedim, hadi çay koy da içelim..

Ali Lidar

aglamakli+siir Ağlamaklı Şiir

Edinburg Şarkısı

İzleri acıların silindi mi?
Silindi mi yarıklar tarlalarda
Yağmurlarıyla yeni acıların
Sırası gelen yeni yüreklerde
Yeni acılarla yağan yağmurlar
Yarıkları kapatmış mıdır onlar?
Sevgiler sıradan mıydı sanmam…
Kutlu günlerde ümitlerle doğan,
Sevgilerin yok olması bizdendi,
Biz yele verdik;
Sır oldu sevgiler, sele verdik…
Savrulan yeleleriyle sevgileri,
Süvariler ufka bakardı sessiz;
Sonra karanlık yüzlü atlılar,
Yağmurlar kaybetti izlerini,
Tarlalarda yarıklar kapanmıştı…
Yeşerdi yöre, sonra bir süre,
Geçti.
Sevgi savruluyor yel önünde yine,
Gün bitti bize göre değil yarın,
Yarın bize göre bir gün değil!
Sanırım ki bizim yürek yarıklarını,
Yeni yağmurlar değil
Ölüm kapatacak artık

Hüsrev Hatemi

edinburg+sarkisi Edinburg Şarkısı

Neylerin Çağırdığı

Duyuyor musun noktalığımızı?
Evrende.
Noktalar, noktalar, noktalar
Ve seçilmişliğn
Bende.
Daha fazla seninleyim, ben uzaktan uzaktan
Duvarlar berisindeyiz böyle
Yakınır mıyım ayrılıktan?
Ruhlar öteden beri yalnız kim anar sevgiyi,
Beden mi?
Kim en
mutlu anlarda hıçkıran içimde O mu?
Sen mi?
Yalnızlığımızda gülümsedik ve avunduk,
Tek tek bulamadığımız mutluluğu sunduk birbirimize,
Daha eskiydi kişinin mutsuzluğu.
Yüzü kırışan denizler dibinde oralı olmuyor karanlık,
Sevmiştik yüzeyden yüzeyden,
Ve bir anlık.
Bir od yaktıydık gönülde
Söndü ne yazık…
Oysa gönülde od yakmak da ne?
Gönlü oda yakmalıydık.
Haykıran ben miyim şimdi sessiz?
Daha bestelenmemiş türküleri,
En uzaktan uzaktan;
Daha fazla seninleyim
Ben uzaktan uzaktan.

Hüsrev Hatemi

ney Neylerin Çağırdığı

Non Dolet-2

Günlerin gözeneklerinden süzüldü,
Bir masal, öte yana geçti
Masalın bile inanılmazıydı,
Masal da değil belki ‘Hiç’ti….
Demek bu kadar sürecekmiş ‘Büyü’
Ey ‘Acı’ çekil köşene ve uyu
Geçmişler olsun ‘Yürek Kadırgası’
Fırtına dindi ve göründü Kıyı.

Hüsrev Hatemi

non+dolet Non Dolet-2

Servistan

Servistan II
Özeleştiri

Çâkeri miydim ki ben gamın?
Çökerdi yüreğime dembedem,
Fakir bir de gam yükünü,
Bir de elemin yükünü,
Çekerdim.
Divâne miydim ki devâsâ dertler,
Yetmezmiş gibi yüreğime,
Başka yüreklerin dertlerini düşünür,
Deşerdim.
Serveri miydim ki servistânın?
Hayatın huysuz atında süvari,
Olan ben,
Akıbet buraya gelecek birini
Esrik, çılgın ama sessizce
Severdim.
Onu sevmemek mümkün müydü?
“Kün” emri onda yinelenmiş gibiydi,
Ben ise gözlemci bir rüzgâr,
Durup eğlenmeye vakit mi var?
Eser ve giderdim.

Servistan IV
Yâsin sükûneti

Sevilen sevene karşı sessiz,
Başkasına sevinçler de dağıtsa…
Sükût, kara yazısı sevenlerin,
Onlar da ne türlü bir kâğıtsa,
Hep keder üstüne yazdılar aşkı.
Sessizce haykırıp durdular,
Bu da ne biçim bir ağıtsa.
Bizim illerde kara sevdâ gibiydi kar
Çünkü sessizdi ak da olsa.
Karanlık ve derin bir sükût idi kar,
Acısı uzardı, sevinci kısa;
Şimdi dilerim yine yağsın, buz kessin ortalık,
Buz kessin, karayel essin, her bir şey tükensin.
Bilirim helâke gidecek ben,
Kalacaklar arasında sensin.
Yetmez mi, “ Hüzünler Perisi” yetmez mi?
Sana bir “ İnşirah Sûresi” neşesi
Bana bir “Yâsin” sessizliği.

 

Hüsrev Hatemi

 
 
sana-bir-insirah-suresi Servistan

Son Mektup

‘Olay kapandı’ derler ya
işte bu da öyle,
Aşkın kayığı
günlük yaşama çarptı.
Ödeştim yaşamla.
Bütün olup bitenleri
acıları
mutsuzlukları
ve karşılıklı hataları
tartışmakta bir fayda yok.
Sizler
mutlu olun!

Vladimir Mayakovski
mayakovski+son+mektup Son Mektup

Dinleyin

Dinleyin !
Bu yıldızları böyle
her gece
niçin yakarlar ?
Herhalde birisine gerekli diye?
Herhalde yanmalarını isteyen birisi var?
Ve herhalde birisi
bu balgam parçalarını
inci diye sayıklar?
Ve zorlayıp
bir öğle vakti kalkan toz borasını
Tanrı katına varır
geç kalmak korkusu yüreğinde
yalvarır

öper Tanrı’ nın elini merhamet dilenerek
ağlar –
anlatır kendisine niçin bir yıldız
gerektiğini –
bu azaba yıldızsız katlanamayacağını
Ve sonra o birisi
gezdirir boğuntusunu diyar diyar
sakin gözükmeğe çalışarak:
“Şimdi daha iyisin değil mi?”
diye sorar
yoluna ilk çıkana
“Korkmuyorsun artık
değil mi?”
Dinleyin!
Yaktıklarına göre bu yıldızları
böyle
her gece
Birisinin işine yaramaları şart
öyle değil mi
ve şart olsa gerek
gene her gece
hiç olmazsa bir yıldızın yanıp sönmesi..

Vladimir Mayakovski

dinleyin Dinleyin

Sonuç

Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır…

Sonuç ;

Hiçbir şey silemez aşkı,
ne tartışmalar
ne ayrılık.
Bir de bakarsın
yeniden gözden geçirilmiş, ölçülüp biçilmiş,
üstünde düşünülmüştür.
Ve şimdi düzyazı parmaklı
sancağımı kaldırıyor,
doğdum doğalı ve yürekten,
sevdiğime,
ölene dek de seveceğime
yemin ediyorum.

Vladimir Vladimiroviç Mayakovski

sonuc Sonuç

Sergey Yesenin’e

Sen gittin,
diyorlar
yukarılarda bir dünyaya.
Sonsuzlaşma-
Uçuyorsun,
parıldayan yıldızlara çarparak.
Ne borç var artık bize,
içki ne de

Ayılma.
Hayır, Yesenin,
oh
çekmek değil benim istediğim.
Görüyorum ben
kesik bileklerinle sendeleyişini
Ve alayla değil
acıyla
düğümleniyor yüreğim.
Görüyorum
bir kemik çuvalı gibi
yere atışını gövdeni.
-Dur! diyorum.
Bırak!
Delirdin mi sen?
Sürer mi ölümü
hiç insan
tebeşir tozu gibi
yanaklarına?

Sen ki çok daha
iyi verirdin ölüme
ağzının payını herkesten.
Yeryüzünde başka
kimsede olmayan
o efece konuşmanla.
Niçin?
Nedeni ne?
Donup kalıyorum şaşkınlıktan.
Homurdanıyor eleştirmenler:
-Bizce, bunun asıl nedeni
Şu…
ya da bu…
ama daha çok,
kopmak toplumdan,
Çok fazla bira
ya da şarapla kafayı çekmesi.
Başka deyişle
satsaydın
bohemleri
işçi sınıfına, diyorlar.
Sınıf bilincin olsaydı,
bak, bu gelmezdi başına.
Oysa işçiler de
kvastan sert içkilerle
kafayı çekiyorlar.
O sınıf da içerek
güzelce sıçıyor kendi ağzına.
Başka deyişle
Parti’den biri
denetleseydi seni
Sağlansaydı böylece
asıl önemi
içeriğe vermen.
Yazardın o zaman
her gün
o dizelerin
yüzlercesini
Uzun uzun
ve sıkıcı
Doronin de gördüğümüz türden
Ama bence
böylesi bir deliliğin içine düşseydin
Sen çok daha önce
son verirdin
yaşamına.
Votkadan gitmek daha iyidir
inan bana
Böylesi sıkıntıdan boğulmaktansa.
Hiçbir zaman söyleyemeyecekler
nedenini bize
seni yitirişimizin.
Şuracıkta duran
çakı mı, yoksa ip mi?
Ama bulunsaydı
mürekkebi, elbette
Angelleterre otelinin
damarlarını kesmen
ve ölüp gitmen
gerekmezdi.
Sana öykünenler çıldırdılar sevinçten:
bir daha, bir daha!
Neredeyse bir yığın insan
zıvanadan çıkıp
öldürdü kendini.
Neden çoğaltmalı
intiharları
böyle sayıca?
Daha kolay değil mi
mürekkeple doldurmak
oteldeki şişeleri!
Sonsuza dek
kilitlendi artık dilin
arkasında dişlerinin.
Benim bu bilmecemsi sözlerim
yersiz
bir bilgiçlik sayılmamalı
Halkımız,
yaratıcısı ve yaşatıcısı o güzel dilimizin,
Yitirdi ölümünle
yansılı sesler üreten
en güçlü çırağını.
Ve o herifler tayışıp duruyorlar
ölü şiir döküntülerini
Geçmiş,
gömülmüş ölülerden
hemen hiçbir yeniliği olmayan.
Üstüste yığıyorlar
tatsız uyaklarını
mezara toprak atar gibi: daha beterlerini.
Onurlandırmak için oğlunu
Esin Peri’sinin bile
işine yaramayacak olan.
Sana yaraşacak
bir anıt henüz dökülmedi
Hani nerde o anıt,
döğülmüş tunçtan
ya da yontulmuş mermerden?
Oysa çoktan doldurdular
yığın yığın
parmaklarının dibini
Çöplerle,
adama sözcüklerinden, anılardan, o bok püsür şeylerden.
Adın
hıçkırıklarla birlikte doldurdu mendilleri.
Sözcüklerini
geveleyip duruyor Sobinov ağzında
Kıvrılıp oturmuş da
altına suyu çekilmiş bir kayın ağacının-
‘Hiçbir şey söyleme,
ah dostum,
içini de çek-me ne olursun.’
Ah,
sen onu ne kimbilir nasıl da alaya alırdın,
Şu Leonid Lohengrinski’yi,
baş belası, tanrının!
Ortalığı kimbilir
nasıl da ayağa kaldırırdın:
‘izin veremem
şiirsel gargaralarına
anıran eşşeklerin! ‘-
Sağır ederdin kulaklarını
üç ayaklı ıslıklarınla, sonra,
Yazdıklarının hepsini
kıçlarına sokmalarını söylerdin.
Harcardın bozuk para gibi
o yeteneksiz heriflerin hepsini,
Doldururdun
smokin ceketlerinin
kara yelkenlerini,
Öyle ki savrulurdu
sağa sola
Kogan gibileri,
Süngüleyerek
sivri bıyıklarıyla
gelip geçenleri.
Oysa bu arada
sayısı hiç de azalmadı
bu serserilerin.
Çok zorlu bir iş
onları sayıca geride bırakmak.
Yaşam
yepyeni bir biçimde
yeniden kurulacak.
İşte o zaman
yepyeni şarkılar söylenmeye başlayacak.
Böyle bir çağda
ağırlaşıyor sorunları
kalemin,
iyi ama, gösterin bana
sizi ey zavallı
hortlaklar sürüsü, hadi
Nerede görülmüştür
ve ne zaman
yüce bir kişinin,
Dikenli yolları bırakıp da
gül bahçelerini seçtiği?
Sözcükler
yönlendirir
insanoğlunun güçlerini.
Yürüyün!
Arkamızda
zaman patlasın
bir mayın gibi.
Bizim geçmişe sunacağımız
yanlızca
bukleleri
Rüzgarda
geriye savrulan saçlarımızın.
Eğlenceye ayrılacak yeri yok
gezegenimizin.
Yarınlardan
koparıp
almalıdır mutluluğu
insan.
Şu yaşamda
en kolay iştir ölmek
Asıl güç olan
yepyeni bir yaşama
başlamak.

1926

Vladimir Vladimiroviç Mayakovski

sergey+yesenine Sergey Yesenin'e