Şiir ve Sen

Habersiz bir yağmur gibi
Her gün yağıyorsun içime
Sevinçlerinde ucu ucuna yaşayan bir aydınlık
Bana çocukların sevdiği bir denizi
Önceliği uçurtmalara tanıyan gökyüzünü
Yön arayıcılarının kullanmadığı geceyi
Ve sadece yüzünden sevilen bir şehri getir
Yoksa gelmem sana
Ben aşkta önümü görmek isterim.

Bir an önce ikna et o karanfili
O şiirden çıkıp gelsin
Ve eleştirmenlere söyle
Edip Cansever türü bir incelik gösterip
İncitmesinler ölen şairlerin şiirlerini
Saygıdandır
Biraz bekle hele bir ustalar uyusun
Yoksa gelmem sana

Sıkıyönetimlerde yalnız başına dolaşan
Mahkemelerde tanıklığı kabul edilmeyen
Ve bir kibrit alevinde
İnce bir fikir gibi parlayan
Her şairi barındıracak bir şiirin içine girip de
Kapısını penceresini aralamadan
Gelmem sana

Şiir ve sen
Öylesine nazlı ve duyarlısınız ki
Sol yanımda tarafsız bir orman
Sağ yanımda taraflı bir ağaç
Çağır beni
Derelerin denizleri görme düşü gibi
Al beni
Dışarısı yağmur
İçimde bir yaprak büyür gibi

Yasin Erol
yasin+erol Şiir ve Sen

sizi hiç sevmiş miydim?

bakar mısınız bayan
bu masumiyet sizin mi
tanıdık biri gibi davranıyorsunuz yağmurlara
sevinçleriniz cumhuriyet
dalgınlığınızsa osmanlı
sizi daha önce hiç sevmiş miydim

biraz önce göğe bakmış gibi her haliniz
teninizde büyük bir güzelliğin yaz çıkartması
bunca çocuk bunca siyahlık içinde
her aşkta eğilip gözlerinizden mi öptüler ki
bedeninizin okulunda dudaklarınız hep yıldızlı pekiyi

gölgeli bir hüzünle bakıyorsunuz insanlara
eylül desem değil nisan desem hiç
bir ikindi gibi ikircikli
babadan kalma sanki bu kahkahanız
sizi daha önce hiç sevmiş miydim

çoluk çocuğa karışmış korkular
gözlerinden okunur kadınların sizin de öyle mi
biraz yaklaşın lütfen
aman allahım yalnızlığınız ne büyük ve de görkemli
hayatınıza sultan süleyman olmalı
ister ferhat ister mecnun fark etmez
bana bir emir verin
sizi nasıl sevmemi istersiniz

tuhaf sözcüklerle iyi şeyler duydum hakkınızda
adres teslimiymiş bakışlarınız
dili geçmiş korku zamanları
ağzınızda bir tövbeler ordusuyla
kaçamak yanıtlar veriyormuşsunuz tanrıya
canımın içi dermişsiniz dostlarınıza örneğin

ben değil tenim tanıdı sizi
göğüsleriniz küçülmüş kalçalarınız solmuş hasta mısınız
yanlış yerlerinizden mi sevildiniz yoksa
durgunluğunuza iyi gelecek bir öğüt
sevişirken en gözde eşyanızı bulundurun yanınızda
ve karamsar düşüncelere dalmayın alnınızdan öpülürken

bir gün konuşmak istedim sizinle
ama hayırsız utanma duygusu
gizlenmeleri küçümseyen bir yerden
daha yeni karışmıştınız hayata
hatta yakanızda bir gölge izi de vardı
sonra baktım ki bakışlarınız kırık
eski bir aşkla dolusunuz hâlâ
sizi daha önce hiç sevmiş miydim

Yasin Erol
sizi+hic+sevmis+miydim sizi hiç sevmiş miydim?

Sanık

her aşkın bir numaralı sanığıyım
ya tutuklayın
ya da uzak durun benden
sakın aldanmayın sarışınların azalmasına
ve siz de süphelenin karınızdan hakim bey
çünkü ben tanımadığım kadınları da sevmiştim
tenimde alev alev bir yalnızlık
ben tanıklık da yapamam ayrılıklara
tutuklayın beni hakim bey
bir kadın soyunmadan avukatlığıma.

Yasin Erol
-bu aşk öykü tutmaz-

sanik Sanık

Göksefası

Bir bulutluk ömrümde
başına buyruk bir dal oldum
kendi ateşinde büyüyüp
yandıkça sürgün veren.
Bir kuğu bulutun içinde ıslanıp
bir ters bir düz yazdım.
Saatsiz, mevsimsiz
gözü kara bir durgunlukta
yazdıklarımı ağladı örümcek.

Akşamın kenarına oturdum
sırtımda karınca yorgunluğu,
ışık serpintileri dinerken
salyangoz yalıyordu
gecenin yağmur şölenini.

Güzel bir koku geliyor
demlendi mi yoksa hayat?
Özsuyum sürüyor saplarıma
açtığım göksefası.

Dilek Değerli
-Yorgun Ruhlar Korosu-

dilek+degerli Göksefası

İlkbahar

Yüzümü bulutlara kaldırıp
Dua eder gibi mırıldanıyorum
Kuşlarla, otlarla yıkanıyorum
Rüzgarla, ilkbaharla

Güneş gözkapaklarımı ısıtıyor
O güvenilmez ilkbahar güneşi
Rüyada mıyım, gerçek mi bu
Hem var gibiyim, hem yok gibi

Bir güney kentinde, bir kıyı kahvesinde
Başakların sonsuz salınışı
Burada, kendimle başbaşa
Ömrümü böylece tamamlayabilirim

Bir kuşu dilinden hiç öpmedim
Belki bir gün öpebilirim
Belki bir gün rüzgar olurum ben de
Eserim başakların üzerinden
Kalbim bir yaz gününe karışsın isterim
Bir kuş cıvıltısında doğmak için yeniden

Ataol Behramoğlu
-Yeni Aşka Gazel-

papatyanin+ruzgarla+dansi İlkbahar

Hayat

         “eleni karaindrou için…”

portakal bahçeleri, palmiyeler, mavi deniz,
uçsuz bucaksız deniz, üç beş tekne…
bu yolda yürüdüm, dalgaların izlerinden
uzak şehirler gördüm, sabahları güneş
uzak yerlerden dönenler gibi hevesle kente inerken.

akşamüstleri gelinlik kızlar taze fasulye
ayıklarken sedirlerde, köylere girdim apansız
yırtık resimler taşıdım ceplerimde nereye gitsem:
atalarım, gördüğüm yerler ölmüş şairler…
küçücük ahşap bir kutuda ilk dişim,
kendime ağladım yağmurda ıslanırken ibrişim.

ölümü sevdim, uzun zamandır beklenen
bir dost gibi, gelse vaktinde, kollarında
eski dostlarım, ninelerim, dedelerim…
usulca fısıldasalar kulağıma: zamanı değil daha!

ne yollar gördüm, ne kadar dolansa da
hep denize ulaşan, deniz, kıyısında dolaşan
âşıkları delirtirken kokusuyla, burada, akşam,
içinde deniz geçen şiirler okusam.

bu yolda yürüdüm,izlerinden balıkçı teknelerinin
köprülerde dolaştım, rast gele dedim
yüzlerce kez, bir öğle kendimi buldum o duvarın
dibinde, ilk başladığım yerde.

bir rüyadan uyandınız mı yabancı
bir şehirde, daha önce hiç yatmadığınız
bir yatakta? ben uyandım, bulut oldum.
ya da önceden tatmadığınız bir acı
gelip sizi buldu mu ansızın?
beni buldu, sarardım soldum.

Selahattin Yolgiden
-lacivert bir oyundu
ikimiz arasında –

selahattin+yolgiden Hayat

Işığı Kesen Duvarlar

Birden inen bir bulutla karardı yüzün
Böyledir
Biraz gülecek olsan vay sen misin gülen
Hemen yetişir hüzün.

Bu bizdeki akıl mı ışık vurmuş hazır
Hazır biraz aydınlanacak oda
Perdeleri kapatır
Kalırız karanlıkta.

Çünkü hüzün eski dost baş tacı
Onunla yuğrulmuş mayamız
Gelsin
Biz onsuz olamayız.

Çünkü sevinç geçici
Düşün günün tasa dert, düşün sonun ölüm
Eskiler gülmüşler mi
Bunca kitap okudun.

Dağıtamazsın ne yapsan
Sevincine çöken bulutu
Gizli kaynaklardan sızan
Hüzünle bulanık içtiğin az su.

Ölüler önleyiniz
Elleri yok
Mezarlar söyleyiniz
Dilleri yok.

Behçet Necatigil
-Yenilik 11. Kasım 1954-

behcet+necatigil Işığı Kesen Duvarlar

Nasıl Doğuyorsa Çölde Palmiyeler

Nasıl doğuyorsa çölde palmiyeler
Nasıl bitiyorsa tuzlu denizlerin kıyısında gül,
İşte öyle acılarımdan çıkıyor şiirlerim,
Gürültülü, tutkulu, kokulu.
Nasıl, denizlerin, yeşil dalgaların üstünde,
Yelkeni yırtılmış, direği kırılmış, yamacı
Yırtıcı suya açılmış.
Rüzgârlarla öfkeli savaşının ardından,
Gururlu gemi sürdürüyorsa yolculuğunu.

Dehşet! Dehşet! Dünyada ve denizde
Yalnızca gıcırtılar, taşkın öfkeler, sisler ve gözyaşları var
Ve koparılmış tepeler boşlukta dönüyorlar;
Ovalar ve göller taşkın ırmaklar olmuş
Denizlere dökülüyorlar.
Kalabalık bir denizci halk
Rahatça doldurur her uçurumu.

Gökyüzünde yıldızlar sönüyor;
Dönen, gölgede sarsılan rüzgârlar
Kaçıyor, açılıyor ve birbirlerine çarparak,
Çatırtıyla yuvarlanarak,
Dağların çukurlarına düşüyorlar; bulutlarda
Yıldızlar çıldırmışlar, alev saçıyorlar birbirlerine.

Ve sonra, gülüyor güneş; toprakta ve denizde
Rahat bir düğün aydınlığı parıldıyor.
Ah! Bu zorlu fırtına bolluk getirsin, arıtsın!
Mavi gökyüzünden, dev tüllere sarınmış iniyorlar
Dizginsiz rüzgârların parçalanmış paltoları
Yüce fırtınada yıpranmış
Ve iyileştikten çok sonra da
Hâlâ kırmızı kalır her yaranın dudakları.
Ve şimdi onu bir beşik yumuşaklığıyla sallayan
dalgalarla
Bir çocuk gibi eğlenmeye, oynaşmaya koyulur gemi.

José Marti
-Göklerde Eriyip Gitmek İsterdim-

Çeviri : Okay Gönensin

jose+marti Nasıl Doğuyorsa Çölde Palmiyeler

Yedi Dağın Ardındaki

1.
Bir yıldızla biçilmiş incecik yine, yine sazlarla
örtülü, yine en uzak yerinde kandili;
Sarılınca titriyor, resimlere benziyor yine, yine
yosuna değmeden basmıyor ayakları;
Yazıları tutuşuyor avucunda açtıkça ellerini, yine
yarım yüzüyle koşuyor düşe ve ağlıyor,
Bir ışınla deliniyor en çabuk yerinden, göksel sofalarda
gezinerek topluyor günlük çiçeklerini;
Büyük aynalarda dolaşıyor yine, bulutlara bakıyor
ağaçlı yolda, baktıkça kendi oluyor yine;
Yine zamansız türküsüyle başlıyor akşam, başlıyor
dalgalı bayraklarla deniz çizgisinde camlar
İstanbul yine.

2.
Sensiz yaşanmıyor, geçilmiyor köprüden. Köprüsüz ve ırmaksız durulmuyor, durulmuyor silahsız.
Sensiz durulmuyor. Aşılmıyor yürüsek, boşalmıyor konuştukça, içmekle tükenmiyor.
Ağrıyor ne varsa senden uzakta, sensiz durulmuyor. Yaşanmıyor gecesiz, gece de gündüz gibi.
Geçilmiyor başlayınca büyük deprem, kanlı meydandan, o solugan atla, topal ve kör.
Gezilmiyor, sensiz yatılmıyor. Sen ki yatay ve dik, uzat bize durmadan, kolayca yat bize!
Uzat bana, yat bana! Barışsın yüzünle yalnızlığım, yedi dağın ardına, büyüsün doyurmadan, vakitsiz.
Vakitsiz doyulmuyor. Sensiz gibi her zaman. Bir yerleri
bağırmak en sivri karanlıkta!
Sensiz taşınmıyor, uzarken saçlarının alacakaranlığı, bükülmüyor, bükmeden sevmek istediğim.
Öpülmüyor, sensiz kopuk ne varsa. Sarılmıyor, sensiz kırık ne varsa,
Kocanmıyor, ölünmüyor!

Oktay Rıfat

oktay+rifat Yedi Dağın Ardındaki

Kül ve Veda

Derinine indiğim kuyu gülümü em
Çerçevenin tam ortasında yorgun bir atlı
onlar hep bir söküğü dikerdiler
Söküp yine dikerdiler
Islaktılar, yaşlarına gömüp başlarını
Derin koridorları yürümekle yorgun
Ağlardılar, kederle birdiler
Eski bir yolu yorardılar
Bekçisiydiler evlerinin beklerdiler
Sabahları ışıksız, geceyle esmer
Havalandırır yine havalandırırdılar

Bana öyle dokun öyle birik ki
Nemlensin bastığım toprak
Bir mabet gibi dikilsin karşıma aşk
Aldığım nefes ol
Aldığım nefes tenime ak
Sayfama bahar gelsin
Sayfama bahar gelmiş
Dutluğa, sulara, çocukluğa
Ben sayfamı hep sevdim

Betül Tarıman
-Kış Odaları 5-

kul+ve+veda+betul+tariman Kül ve Veda