on iki mısralık savunma

Kuruyup düşen yaprağını düşünür mü ağaç hiç
gözyaşı kanallarında gondolla dolaşırken aşk
bir isim tamlamasına dönüşmek isterken iki sevgili..

Tek derdi, kendi derinliğine çekilmektir acının;
suyu suyla kirletmek kadar masum
bir gözü öteki göze düşman etmek kadar tehlikeli..

Birbirlerine çarpa çarpa batan gemiler
ağlaşan mürettebat, ağlaşan halatlar, ağlaşan kaos
ağlamayı savaşmak sanan zavallı cahil melankoli..

Bilinmezin içinde pusuya yatmışken bilim
hayatın dağlarına çekilmişken eşkıya durumlar
insan yalnızca bir gün öleceği için sevinmeli..

küçük iskender

on+iki+misralik+savunma on iki mısralık savunma

alkolü bırak beni bırakma

Deniz kenarında durup karşı kıyılara bakarak
yeni bir kıta keşfeden kaşif tanımıyorum aslında!
O yüzden terk etme beni!
O yüzden gözleri yerde yürüyen çocuk olma!
Kırmızı ışıkta geçme aklımdan geceleri!
Bana ölümden söz etme mektuplarında
Bir sırrı tutar gibi tut ellerimi
Bir sırrı ağzından kaçırır gibi söyle beni sevdiğini…!
O yüzden terk etme beni!
Hayat denilen ameliyata alınırken
Dudaklarından ağzıma ver soluğun narkozu!
Baygın düşelim koşan atları seyrederken
Fenalık geçirelim bir balıkçı lokantasında
İki yudum rakı arasında!
Çok usta iki satranç oyuncusu gibi oturalım
yatağın başucuna sen ayakucuna ben
bağdaş kurup!
O yüzden terk etme beni!
Parmaklık olsun bedenin
hapsolduğum bu korkunç acıda

İçimde ters takla atan sonbahar
diye tanıştırayım seni arkadaşlarımla!
Kimse memnun olmasın el sıkıştığına
konuştuğuna tartıştığına dövüştüğüne seninle!
Cinli Bebek! bir oyuncağın yedek parçası
gibi dur hep hafızamın tozlu raflarında!

alkolü bırak! beni bırakma.

küçük iskender

alkolu+birak+beni+birakma alkolü bırak beni bırakma

uzun

                   hüseyin alemdar’a

uzun yazlardan sözeden kadınlardan korkacaksın
hani bir de ağustos, köpek gibi sarhoşsa ayakbileklerinde;
hani bir de masada rakı, aşkta endişe tükenmişse
uzun yazlardan sözeden kadınlardan çok korkacaksın
bir ağaç, gece vakti tırmanmaya kalkmışsa ölü rengeyiklerine!

uzun yolculuklardan sözeden erkeklerden korkacaksın
hani bir de taşlı tozlu yollar, deli gibi koşuyorsa gözbebeklerinde;
hani bir de devrimde inanç, vücutta takat tükenmişse
uzun yolculuklardan sözeden erkeklerden çok korkacaksın
bir çocuk, gece vakti sapanla vurmaya kalkmışsa sınırdaki askeri!

uzun şiirlerden sözeden şairlerden korkacaksın
hani bir de intihar fiyakalı bir sustalı gibi duruyorsa arka ceplerinde!
hani bir de kağıtta mürekkep, kainatta şiddet tükenmişse
uzun şiirlerden sözeden şairlerden çok korkacaksın
bir mecnun kul, gece vakti tanrıyla peygamberin arasına girmişse!

uzun sözcüğünden korkacaksın
hani bir de kısaysa yazılırken bile!

Küçük İskender

uzun+siir uzun

kerrat cetveli

Benim suçum yok!
Bir çocuktan bir çocuğa geçen
su çiçeği gibi bulaştın bana!

Kalbimi kucağıma aldım,
kalbim, kapanmayan bir ahşap çekmece sanki
yarısı içerde, yarısı dışarda
boşlukta asılı kaldı dudaklarına!

Bir marangoz ustasıydım adeta
bir ayağı mutlaka kısa masa yapan!
Bir elimde çekiç, bir elimde çivi
kendimi bir resim gibi çakacağım insanı aradım yıllarca!

Kim bilir, belki de
denize indirilen gemiye çarpacak şampanya şişesiydim hayatında!
Gemi indirildi, şampanya şişesi çarptı
Sadece gözyaşlarının köpükleri bulaştı ağır ağır dalgalara!

Hadi diyelim ki, ilkokul üç talebesinin zorlandığı matematik işlemiydim
yedi kere sekiz’in hiç bir boka yaramadığı bir hesap gibi hatırlandım aslında!

Küçük İskender

kerrat+cetveli kerrat cetveli

alp’in defteri

bir organ nakli gibi sevmiştim seni
çürük gözlerine bağışlanan ellerim
yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim
darmadağın kadınların darmadağın ettiği erkekler gibi
çok tehlikeli bir sırrı saklar gibi sevmiştim seni!

çok eskimiş bir aşkın hatırlanması
sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması
aslında işin açıkçası
rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi
fırtınanın camı çerçeveyi indirmesi gibi
hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi
geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi sevmiştim seni!

ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi bir deniz gibi!
neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi
ortalık yerde durup dururken sevmiştim seni!

atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı!
mızraklar kırıldı, kalkanlar delindi, ganimetler paylaşıldı!
kasaba meydanında birbirini dövmekten yorulan iki kovboy gibi
bir tabancayla tetiği gibi
bir tabancanın kabzasıyla ibiği gibi
kendisinden farklı, kendisinden ayrı
bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi
aynı bedene sıkılacak iki el kurşun gibi
katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşta sevmiştim seni!

Küçük İskender

bir+organ+nakli+gibi alp'in defteri

gri siyanür

Az önce ayrıldık
Bir koy ilkokuluna çığ düşer gibi ansızın;
Gırtlakları kesen kelimelerle veda ettin yasadığın bedenime
ne A Rh pozitif bir ‘kal’ bulabildim
ne de 0 grubu negatif bir ‘burukluk’, donakaldığım evin içinde!

Kanım, orman basan cinlerin sabahın ilk ışıklarıyla
geri çekilmesine benzedi dudaklarından uzağa;
Yasaklara kenetlenmiş sevişmelerle geçiştirilen hayatlar
masumiyeti zedeleyen o kiraz tatlısı, o siyah renkteki buruk şarap
lekelenmiş fotoğraflardaki kıyasıya gülüştüğümüz hırpani atlar
onlar da gittiler, onların da nalları koptu, benimkiler de;
dilsiz ıstırap!
Ne A Rh pozitif bir ‘niçin’ bulabildim
ne de 0 grubu negatif bir ‘elveda’, sona kaldığım alevin içinde!

Az önce ayrıldık
Çığ düşmüş bir koy ilkokuluna kayıt yaptırır gibi ansızın;
Morgta çocuğunun cesedini teşhis etmeye mecbur kalan biriyim sanki
hüzün müptelası bir infilak, mükemmeliyet tiryakisi bir sindirim sistemi
bambaşka bir kıtada stüdyo tipi bir sığınağın narkotik penceresinde
dört tarafı ağlarken burusan suratlarla çevrili adalar ve orada bir can ki
gölgesinin ardı sıra, hiç umut beslemeden yeniden başlayabilmek hevesi,
başlayabilmek arzusu, başlayabilmek temennisi!

Yani öyle bir şey ki, sabahları bir aksam sefasının yapraklarında uyanmak
yani, gazeteyi açtığında üçüncü sayfada intihar haberini görmek
senin vesikalık bir de fotoğrafın var orada, silik, mecburen ciddi,
mecburen ilimli,
yani öyle bir şey ki, arayıp annenle konuşsam,
‘başınız sağ olsun’ desem
sonra babanın hıçkırıklarını duysam telefonda
‘yakin miydiniz’ diye sorsa çekine çekine
yani öyle bir şey ki, kanalizasyon şebekesi çökmüş bir şehirde ben
yalnızca avuçlarımı uzattım sana, ‘buraya yap!’ dedim
ne A Rh pozitif bir ‘hayır!’ bulabildim
ne de 0 grubu negatif bir ‘iyi niyet’, boka sardığım dehşetin içinde!

Az önce ayrıldık
Çığ düşmüş bir koy ilkokulundan mezun olur gibi olur ölmez,
askın diplomasini terk eden sevgililer verirmiş meğer
meğer en korkunç tasdiknameymiş geride kalandaki zehirli ruh sarmaşığı
geride bırakılandaki zarif fikirler!

küçük iskender

gri+siyanur gri siyanür

korkmayın unutuluyor

suya hapsedilmiş bakterilerle güzelleşiyor
ölümün en lacivert masumiyet hadisesi;
öğrencilerince taciz edilmiş berbat bir ömür lisesi
gibi artık üniversiteye hazırlanıyor imparator.

katalizöre bir keşke edasıyla yaklaşan azılı vücut
önemini yitirmiş plastik bir tabut -ki
içindeki
kalıba ve ilahi kalabalığa
bütün etlerin hükmettiği şehvetle yalvarmakta.
uzun yol hevesiyle şahlanıyor sürat
sürat, kendi dışındaki süratle hayale varmakta.

öyle bir hayal tasvir edin, hayatı ölümle suçluyor
ve eğildiği okyanusu içindeki ölü hayvanlarla avuçluyor
içiyor
içiyor
kana kana, kana yıkıla içiyor
derin bir oh çekiyor sonra,
ardından kaldırıyor başını ve hatırasını
tabiata dönüp
‘affedersiniz ama, yanınızda fazla aşk var mı’
diye soruyor.

siz bir kelebeğe tutunuyorsunuz telaşla, onu incitmeden,
kelebek telaşla geldiği tırtıla tutunuyor

insan bu, azat etmek de gerek
korkmayın, unutuluyor!

Küçük İskender

korkmayin++unutuluyor korkmayın unutuluyor

Hayat Bu mu

Bir oğlum ölmüş gecenin en kibar saatlerinde
ağlıyorsam bu bir geri sayımdır acımın şakaklarında
kimselere emanet edemem ki artık asil cinnetimi

Korkma! ağzına bırakacağım son nefesimi..!
Ağzı tabanca.dudakları namlu, sözleri gece mermisi!

yaralıydım yaralarım, yüzümün kızardığı aşklarda kaldı
elleri çingene bir kız sevdim on dokuzumda
kalbimde bir et beni gibi kanar hala gözleri
Allah’ın en içten hatasıydım

Senin suçun yok hayat!
Ben buraya zaten, sana elveda demeye geldim!

Boş bir sinema salonunda oynuyor
tek başına çektiğim siyah beyaz
sessiz son film

Ne kuşları seyreden kedi kadar heyecanlıyım artık
ne de o kuşlar kadar
salak ve kendine hakim

kamera stop! yalnızlığıma kapalı gişeyim.

Şimdi eski bir pikapta unutulmuş eski bir plak oldum
çizik çiziğim!
Şeytanın beline sardığı kuşakla bağlayıp gözlerimi
bu korkunç tuzlu yutkunmanın orta yerine bıraktılar beni bıraktın beni.

Küçük İskender

ecel+temennisi Hayat Bu mu

Sevgilim, bir günün ortası şimdi

Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.

Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Trenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.

Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrediğimi?

Geldiğimi?
Gittiğimi?

Hadi!

Cemal Süreya

Sevgilim+bir+gunun+ortasi+simdi Sevgilim, bir günün ortası şimdi

Şakayık

kanayan bir yüreğin gözyaşlarıydı
masanıza dökülen
yağmur damlalarına alışık olmayan
tam bir çiçekti
adı şakayık
tercihimi uzak iklimlerden yana da koysam
onu almadın ya
almayayım dokunuyor bana

Yasin Erol
sakayik Şakayık