SABAH NAMAZI
Şimdi seher vakti.
ÖĞLE NAMAZI
Vakit öğle…
İKİNDİ NAMAZI
Rüzgârı bekliyor gibisin.
AKŞAM NAMAZI
Şimdi akşam.
YATSI NAMAZI
Düşün ki, unutuşun koyu karanlığı çökmüş üzerine.
Hatırla bunları.
Şub 23
SABAH NAMAZI
ÖĞLE NAMAZI
İKİNDİ NAMAZI
AKŞAM NAMAZI
YATSI NAMAZI
Şub 23
Değirmenden gelirim beygirim yüklü
Şu kızı görenin del olur aklı
On beş yaşında kırk beş belikli
Bir kız bana emmi dedi neyleyim
Bizim ilde üzüm olur alc olur
Sızılaşır bozkurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi neyleyim
Birem birem toplayayım odunu
Bilem dedim bilemedim adını
Elbistan yanaklı Kürdler kadını
Bir kız bana emmi dedi neyleyim
Karacoğlan der ki noldum nolayım
Akar sularınan bende geleyim
Sakal seni makkabınan yolayım
Bir kız bana emmi dedi neyleyim
Karacaoğlan
Şub 23
Güneş uykuya yatmış bu akşam bulutlarda.
Yarın fırtına var, sonra karanlık ve gece,
Tan ağaracak sisin içinden sızan ışıkla,
Derken günler ve geceler, ardı arkasınca!
Geçip gidecek günler, geçip gidecek zaman
Dağların üzerinden, dağların, denizlerin,
Irmakların gümüş sularından, ormanlardan
Anlaşılmaz ilahileri gibi ölülerimizin.
Ve suların yüzü,ve kırış kırış ama genç
Dağların alınları ve yemyeşil ormanlar
Daha da gençleşecek, köyden geçen küçük çay,
Yine suyu dağdan alıp denize verecek.
Ya ben! her geçen gün başımı daha bir eğerek,
Tatlı ışıkları altında güneşin, titrek,
Şamatanın ortasında çekip gideceğim,
Sonsuz yeryüzünden hiçbir şey eksilmeyecek.
Victor Hugo
Şub 23
Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak
Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak
Unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu;
Toprağı rüzgârı denizi göğü
O her zaman bir insanla anlamlı
Tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı
Unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların
Ve ucuz korkuların kör kuyularına
Daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.
Fırlayıp ilk ışıklarıyla günün dağınık yataklardan
Koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan
Kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze
Uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize.
Ne kadar uzaksa bir felaket sizden o kadar mutlusunuz
Unuttunuz başkalarının acısını duymayı
Küçük çıkarların büyük kurnazları
Alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı
Sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım
Unuttunuz konuşmayı kendinizi vererek
Düşünmeden bir başka şeyi, içten yalın dürüst
Dışa vurmayı duygularınızı
Unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.
Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
-Ki bu en büyük kötülüktür size-
Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla
Denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi
Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar
Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz.
Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde
İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke
Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.
Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan
Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına
Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim
Koşaradım
Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde..
Şükrü ERBAŞ
Şub 23
“o kadar çok şey geçti ki gözlerimizin önünden
sonunda hiçbir şey göremez olduk.”
Biz de sevgili seferis, biz de
Güdük bir yaşamı benimsedik sonunda
Güdük ve tekdüze.
Güne yeniliksiz başlıyoruz her sabah,
Aynı kör aynasında küflü alışkanlıkların,
Süsleyip saklayarak sıkıntılarımızı –kendimizden bile-
Düşüyoruz ömrümüzün o ölü çizgisine.
Duyarsız,devinimsiz,umutsuz,güne heyecansız başlıyoruz.
Duymadan dinleyip anlamadan konuşuyoruz.
Hepimiz ayrı ayrı kendi kıyılarında
Öyle kolay anlaşıyoruz ki…
Bir ayrılığı kalmadı düşüncelerimizin,
İncelik adına kimi, çoğu korkudan
Ustaca düzenledik duygularımızı;
Anılar acı vermiyor artık, bizi biz eden değerler yıkıntısında onursuz oturuyoruz.
Eskimiş eşyalarız yeri hiç değişmeyen
Yalnızlığı çağrıştırıp yılgınlığı biçimleyen.
Şükrü Erbaş
Şub 23
Bana verdiğin mutluluğu
Paylaşacak kimsem yok
Sevincimi içime
Ve yalnız taşıyorum.
(Biliyorsun ya
Susarak yaşamak zorundayım seni)
Bu yüzden gecelere ve sözcüklere
Bölüyorum ağırlığını
Yüzünü gözbebeklerime çiziyorum
Kırık kalemleriyle kirpiklerimin
Baktığım her yerde seni göreyim
Ve eksilmesin diye imgen
Uykularımda bile
Ömrümün evinden
Sır vermez derininden kalbimin.
Şükrü Erbaş
Şub 23
Yankısı boşlukta kalmış bir içli çığlık,
Elektrik direğine tebeşirle yazmışlar:
Seni seviyorum
Direnip durdu günlerce
Zamanların bulutundan süzülen
Hüzün yağmurlarına
Tuhaftır silinmedi.
Kimdir, hangi çalkantıda
Salmıştır çığlığını yolların ucuna?
Almış mıdır bir yazıda donup kalmış titreşimi
Yüreğinin ocağına o gönül üzüncü?
Sevmek derinimizde gülü solmuş bir zaman
Geçtik her seferinde aynı soruyla
Düğümlemiş bir duyguyu çözüp bağlayarak:
“Sevdiğine yanıt vermedikten sonra
Başka kime yanıt verir yeryüzünde insan?”
1987
Şükrü Erbaş
Şub 23
Hem sanık hem yargıç rolünü bırak
Aslolan yaşanandır, doğayı düşünsene bir
Ne kimseyi suçlar, ne suçludur bir başına
Herkesin ömrü kendinin hem yanlışı hem doğrusudur
Ve insan ölüme ancak anılarını götürür…
Dokunmak ne zaman sevmenin dili olduysa
Halka halka yankılandı parmaklarımda sesin
Uzak dost, nazlı konuk
Sözlerinin ipoteğinde kaç yıldır yaşadıklarım
Boğuldum çırpına çırpına iki duygu arasında
Yine de bir sonuca, bir sonuca varamadım…
Şükrü Erbaş
Şub 23
gözlerindeki kederi öperim
alın kırışığında kanat çırpan sevgiyi
öyle yıkık durma ne olur
akşama düşen gün gibi.
o büyük sırrını öperim
bir hazine gibi üstüne titrediğin
içindeki güneşini duygularının
geceye düşen o çiy tanelerini…
sesini öperim çocuk
yüreğinin, kirpiklerinden sızan
o dilsiz ince türküsünü
öyle mahzun durma ne olur.
gülüşünün aylasıyla büyülü
o derin göllerini gamzelerinin
içinde ömrümün yudum yudum yunduğu
o en temiz yerlerini öperim.
seni bana getirdikçe güzel
götürdükçe nasıl da acımasız ve soğuk
adımlarını öperim çocuk
öyle uzak durma ne olur.
1986
Şükrü Erbaş
Şub 23
sana söylediğim bütün sözleri topla
bir tanım çıkar onlardan kendince
her hecesine yüreğini koyarak…
duyguları avuçlarında bir mahzun oyuncak
akşamın eteklerinde sabah düşleri kuran
bir çocuk resmine benzesin en çok
gecikmiş ve gücenik…
o derin yalnızlığına yeraltı mağaralarının
sularını kıyısız rüzgârlarla yıkamak isteyen
benzesin, mevsimi olmayan bir çiçeğin
rengini dünyaya salarkenki
o tedirgin, tutkulu çığlığına
yerleştir ortasına beni…
ve sonra çek çıkar bir gülüşünle
bütün mutsuzluk resimlerinin dışına
bir yerim olsun benim de bir dalım
sevginin insanı güzelleştiren
o incelikli güven ülkesinde…
1986
Şükrü Erbaş