Aşk

Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
sen mi getirdin denizi eski koylardan
Dizin dizime değiyor, rakılar boz bulanık
yüzümüzde sevda portrelerinin karakalem çalışması
tabaklarımızdaki balık iskeletine bakıyoruz
kemancı Itri’den, biz mahilerinden mahmur
giderken yorgun, tipi yemiş ve uykusuz
sana göstermeden kıvılcım çaldım gözlerinden
ateşin sesi bu, tutuşmasından anlıyorum
bardaklara alazların parıltısı çarpıyor
bu meyhanede kuş sesleri yoktu eskiden
sen mi açtın tüm kafeslerin kapısını
kanadın kanadımda susuyoruz
Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
seninle mi sesini yükseltiyor su
Sonra bir kelebek oldun, Ceneviz’li matador
pelerinlerinle sardın incecik kadınları
tüm öpüşlerini göl kıyısında yosunlara gömdüler
o şiirin taslaklarını getirdim, bak işte yalnızlığın
yoksa niye ürpereyim sakalının kokusuyla
elin elime dokunurken tel telde ısınıyor
bunca renkle baş edemem, çürür kırmızı
poyrazlarım kente iner sen yokken
kurtlar ısırır yalnızlığımı
şarkı hırsızlığına başlarım, bak! önceden söylüyorum
ellerinin ellerime değen uğultusu başka nasıl saklanır
Aşk da yorulur çok bedende gezinmekten
Sesin yüreğimin kapısını çalıyor
Hız alır aşk çarka dönen yürek pervanesinden

Arife Kalender
(Gösteri, Ağustos 2002)

A%C5%9Fk+da+yorulur+%C3%A7ok+bedende+gezinmekten Aşk

Tanrı Bana Uğramadı Bu Gece

tanrı bana uğramadı bu gece
süt dökmüş kedilerle sarmaş dolaş uyudum
bir ara terk etmiş gibiydim bedenimi
çengilerle çalgılarla yalanlar dolanlarla
çok kalabalık dünya!
korkuyorum, ukala yastıklara gömüyorum yüzümü
kapıları kitliyorum; perdeleri
balmumuyla yapıştırıyorum sokağa
yine de yer kalmıyor bana; çok kaba bu dünya
odam çok sıkışık, ruhum görünüyor aynada
eğri büğrü, kaotik ve beşgen şeklinde
içinde yumuşak bir yuvarlak var, içimde
yumuşak bir nesne ok atıyor kendire
içim dışım tanrılara gebe, aksi gibi
hiçbiri uğramıyor bana bu gece!

ben solak bir peygamberim
tersinden okuyorum bildiğim duaları
bilmediğim dualar zaten latince
zaten annem doğururken öldürmüş beni
babam durmadan bir mahzene indirmiş
basamağı gevşemiş bir merdiven şeklinde

kırık bir yer aynası durup dururken
kendimi yansıtıyor üstüme
odam çok kalabalık, rüyalarım karışık
kadınlar nasıl yatırdıysa artık yatağıma
o incecik, o upuzun bacaklarını
hepsi tövbe mis kokulu, eğri büğrü tövbe
yalamaya doyulmaz birer haç şeklinde

tanrı bana uğramadı bu gece!

Altay Öktem

(Varlık 1185, Haziran 2006)

tanr%C4%B1+bana+ugramad%C4%B1 Tanrı Bana Uğramadı Bu Gece

İnce Aşk Devleti

Söylenmemiş bir şeyler bırak arkanda:
Şairden şehir çıkmazsa Sen şehirden bir şair çıkar!
Bakışlarında üşümüş bir bozkır kurdu uluması
Peşinde tenezzül ve nüzul bir hüzün, dilinde yavuz mısralar!
Aynalardan kendini kırarak kurtul,
Nasılsa hayat özne… yüklem gibi senin öğelerini sıralar.
Alabilirsen al odası soğuk yalnızlık saatlerini,
Masanın üzerini suskunluktan arındır, söz çiçekleriyle donat.
Yazdıkça tutuşur kalemin ve göğsünde gizli sıradağlar!

Sendeki ketum aşklar ölmesin:
Gökyüzü sensin, uslanmaz gürültü sen
Yengilerin ve yenilgilerinde ısrarsın, ölümün yediveren gülü,
Sözcükler dökülür şelaleler gibi göğüs kafesinden
Uyutma ve unutma kalbine sinmiş görgüyü,
Çetin acılar da var yaşamında; bir denizken
Kurumuş bir akarçaya dönebilirsin
Huzursuzluk anları ve panik atak kollar yolunu,
Sözün ilkel kuyularına gerilersin yeniden…

Bu geceye, bir yas törenine gider gibi girmelisin;
Mısralardan bir kandil yak, ağarsın yüzümüz.
Bana söz, sana eylem kılındı köse tarih ve ağır tahrik:
Derin bir sabırla, içimdeki ince aşk devletini öldürmelisin!

Yılmaz ARSLAN
Şiiri Özlüyorum, Mayıs – Haziran 2005

ince+a%C5%9Fk+devleti İnce Aşk Devleti

Aşınmış Eşya Deposu

Kendi rüzgârında savrulan bir hayat bu benimkisi
öyle usul, sessiz, belli belirsiz.
Gün günden çoğalırken içi boş bir ev şimdi şehrim

sokaksa, kimi kimsesi kalmamış

çocuk

bakışlarında yağmur.
İşte yerini değiştirdi kederle,

yersiz yurtsuz ruhumda bir yer edinen hüzün.

Eteklerime sürtünen kedi terk edip gitti evi,

aşınmış eşya kokusu, ürperti,

akşam!

uzanıp uyusam da örtse üstümü biri.
Kendi rüzgârında savrulan bir hayat bu benimkisi

öyle usul, sessiz, belli belirsiz.

Oya Uysal
Hürriyet Gösteri, Ocak 2006

as%C4%B1nm%C4%B1s+esya+deposu Aşınmış Eşya Deposu

Kalkışma

Ansızın bir kanama olmalı beni düşünmen
bir zamanlar vardın sen
şimdi kemiren bir yanılsama.

Mevsimler gelip geçiyor
hızla dökülüyor günler
değişiyorsun usulca ve kendini aldatan
bugünü anlamsız kılan yalan
arkası yarın korkular
öpüşen iki çığlık ağzımda
ben derimi yüzdüm sen soyunurken.

İstedim ki karanfiller birden sana kanasın.

Kaldığınız yerden başlayalım kırılmaya
bu kendinde kayboluş
ellerinin içine uzaması
kocaman bir uzaklık ne varsa yaşanılan.

Kaleminin ucunda fışkıran anlam
sen yazdıkça silinmiş olmalı.

Linç başladı, bir ölü aramızda
masalarda insan denilen boşluk
ten pazarı, yanın yüzlü kadınlar
uzak öfke, sonra parmakların dalgın
sonra uz ayıp giden hüzün
sonra ölüm yer değiştirirken
senin göğsünde yeni bir yangın
benimkinde kar fırtınası.

Bugüne iki güneş koyalım
ne zaman aransa yüzünü bulsun elim
ayağım takılsın o yürek çarpıntısına
itildim, devriliyorum; ama az öncesinde kırıldı dal
sevgili yok, anlat o çatlatan boşluğu
kent plastik, insan yavan

bir nehir beklesin yatağını
buluşur fırtınayla biteriz.

Kül olduktan sonra anlarız ikimiz de ateşi.

Veysel Çolak
Yom, Ocak-Şubat 2004

arkas%C4%B1+yar%C4%B1n+korkular Kalkışma

Günden Güne Her Güne

25 HAZİRAN 2004 CUMA

Bu gece
ayın ışığı yatağımız
kır çiçeklerinin
yorganımız olsun

Ömrüm senin
ecelin benim olsun

27 HAZİRAN 2004 PAZAR

Bu gece de koynumda kal
Kır çiçeklerinin kokusundan
Hazırladım yatağını

01 AĞUSTOS 2004 PAZAR

Ömrün,
Ömrüme sırdaş
Kimim var senden başka?

01 EYLÜL 2004 ÇARŞAMBA

Güz geldi, kapa
pencereleri

Ruhun üşüyebilir

02 EYLÜL 2004 PERŞEMBE

Eylül yağmurları başladı
sular damlıyor
yalnızlığımdan

13 EYLÜL 2004 PAZARTESİ

Bulantımın
yalnızlığım ile
kardeş olması

şaşırtıyor beni

Refik DURBAŞ
Adam Sanat, Kasım 2004

k%C4%B1r+%C3%A7i%C3%A7e%C4%9Fim Günden Güne Her Güne

görünür olma isteği

Gelincik açılmadan önce, kapalı çanak yaprakları badem kabuğu gibi serttir. Bir gün bu kabuk çatlayıverir. Üç çanak yaprağı toprağa düşer. Bu kabuğu açan şey balta değildir, sadece zar gibi incecik, tortop olmuş yapraklardır. Çiçek açıldıkça neon pembesi yapraklar kırlarda görebileceğiniz en arsız kızıla dönüşür. Sanki çiçeğin çanağını çatlatan güç, bu kırmızının kendini gösterme, görünür olma isteğidir.

John Berger

blogger-image--592278173 görünür olma isteği

Nirvana

Geleceği pek parlak değildi.
Sebepsiz dolanıyordu.
Kuzey Carolina civarında
Otobüsle bir yerlere giden
Genç bir adamdı işte
Kar yağmaya başlamıştı
Dağlarda küçük bir kafede
Mola verdiler
Genç adam tezgahta oturdu
Bir şeyler ısmarladı
Gelen yemek harikaydı
Kahve de.
Garson kız tanıdığı
Başka kadınlara hiç benzemiyordu
Bozulmamıştı.
Doğal bir mizah
Vardı her halinde
Aşçı deli deli konuşuyordu
İçerdeki bulaşıkçı gülüyordu
Temiz düzgün bir gülüşle
Genç adam camlardan kara baktı
Bu yerde sonsuza kadar
Kalmak istedi canı
İçine tuhaf bir duygu yayıldı.
Burada herşey çok güzeldi
Ve sanki hep çok güzel kalacaktı.
Derken şöför molanız bitmiştir
Otobüste yerlerinizi alın diye bağırdı
Genç adam ben kalayım
Dedi kendi kendine
Ben burada kalayım
Ama sonra kalktı
Diğer yolcuların ardından
Otobüse bindi
Koltuğunu buldu
Otobüsün penceresinden
Küçük kafeye baktı
Sonra otobüs kalktı
Bir virajı döndü
Ve dağlardan aşağı yöneldi
Genç adam diğer yolcuların
Sohbetini dinledi
Bazısı okuyor, bazısı uyuyordu
Hiç kimse
O yerin büyüsünü
Fark etmemişti
Genç adam başını yana yasladı
Gözlerini yumdu, uyur gibi yaptı
Yapacak bir şey yoktu
Motorun, karda tekerleklerin
Sesini dinlemekten başka.

Nirvana – Bukowski – Tom Waits
Çeviren: Ümit Ünal

blogger-image--472572723 Nirvana

Bilmiyorum

Geldim, nereden bilmiyorum, fakat geldim,
Önümde bir yol gördüm ve yürüdüm,
İstesem de istemesem de devam edeceğim yürümeye,
Nasıl geldim, yolumu nasıl gِördüm?
Bilmiyorum!

Bu varlık aleminde yeni miyim eski mi?
Özgür müyüm yoksa bağlarda esir mi?
Kendim mi yِönlendiriyorum hayatımı yoksa yِönlendirilen miyim?
Bilmek istiyorum, fakat…
Bilmiyorum!

Acaba bu şeklimle bir insan olmadan ِönce
Bir yokluk ve hayal miydim yoksa bir şey mi?
Var mı bu bilmecenin bir cevabı, yoksa kalacak mı sonsuza dek? Bilmiyorum,
Ve niçin bilmiyorum?

Bilmiyorum!

Sordum bir gün denize: “Ey deniz, ben senden miyim?
Doğru mu bazılarının hakkımızda sِyledikleri?
Yoksa yalan, düzmece ve iftira mı dedikleri?”
Dalgaları bana güldü ve dedi ki:
Bilmiyorum! 

Ey deniz, biliyor musun üstünden kaç bin yıl geçtiğini?
Hatırlar mı sahiller, ِönünde diz çِöktüğünü?
Biliyor mu nehirler senden doğup sana dِöndüklerini?
Ne dedi kِöpürdüğünde dalgalar?
Bilmiyorum!

Leyla gibi kaç genç kız; Mecnun gibi kaç delikanlı
Kıyında geçirdiler nice saatleri, Leyla şikayet edip Mecnun açıklayarak,
Dinler, her ne konuşsa Mecnun, Leyla sِöylediğinde o kendinden geçer,
Yoksa dalgaların sesi bir sır mıdır kaybettikleri?
Bilmiyorum!

Ey zorba deniz, sende de benim gibi sedefler ve kum var,
Sen gölgesizsin, benimse yeryüzünde gِlgem var,
Sen akılsızsın ey deniz, benimse aklım var,
Buna rağmen niçin ben faniyim, sen bakisin?
Bilmiyorum!

Ey deniz, bilsen ne acayip sırlar var içimde,
İndi bu sırların üstüne bir perde, o perde benim,
Bunun için daha da uzaklaşıyorum her yaklaştığımda,
Ve her bilecek zannettiğimde kendimi…
Bilmiyorum!

Bir şey hatırlamıyorum geçmiş hayatımdan
Bilmiyorum bir şey gelecek yaşantımdan
Bir ِözüm var, ancak bilgim yok mahiyetinden
Ne zaman bilir ِözüm aslını ِözümün?
Bilmiyorum! 
İliyya Ebû Mâdî
iliyya+ebu+madi Bilmiyorum

Yaşamak mı zor çince mi

bıraksalar anlatacağım merak ettiğim neydi
açlar, sevdalılar ve canı sıkılanlarla
büyük büyük merak ederken çocuklar
neyi

hakkımda yanlış bilgi sahibi halk
ve ikide bir savaş çıkaran insanlık
sözlüğe bakarak anlayamaz beni
klasik yöntemlerle konuşmadığım için
ama bıraksalar anlatacağım
tüm yeteneğimi kullanarak

aramızda tartışıyoruz
yaşamak mı zor çince mi
bilinçlerde sürünüp dururken umutsuzluk
ben neden ölümü hatırlatan süflörüm

açız, sevdalıyız, canımız sıkılıyor
türlü sevinçler kiralayacak paramız yok
uyusam
birileri gelip çekmecelerimi ve kafamı karıştırıyor
çeşmeleri açık bıraksam mı; dünya temizlenir
kurtarıcıya giderim haftasonları
ve hep onu çarmıha gerenleri bulurum

kimliğime insan yazdırmalıyım
kızınca aniden ortayaşlı çocuklar
ambalajını yırtarak bedenimin
beni de öldürmesin

Osman Konuk

yasamak+m%C4%B1+zor+cince+mi Yaşamak mı zor çince mi