Yosun Tutan Yürek

yeşil / siyah seviyorum çok tropik
bir daha gülümsediğini görmeyeceğim
kedi gözleri mağaralarda
yüzlerimiz en eski topografya

başsız bir leopar… sürünür geçer yanımdan…
dokunuşların… ‘hüzünlü tropik’ bakışların…
sürünür geçer yanımdan…

kanıyorum diyorum sana kızıl / kara
çiziklerim… yarıklarım… yaralarım ölümcül tropik…
adam-atacağından bir adam tepetaklak yukarı çıkıyor
antik bir intiharın silüeti

yüreğimi yaprakların arasına gömdüm diyorum
yeşil / kara kanıyorum çok tropik

neyin yaşı diyorum bu gidip gelen
her sabah gözlerimin çevresine usanmadan çizdiğim

ölü balıklar su yüzüne doğru… dev menekşeler…
elim kara… demir parmaklıklar…
beni asla içine alamayacak Saragossa sessizlik
çocukluğum

bir şey yürü üstüme… elinde bıçak…
sürekli bir imge… tüm bir yaşam…
üzerime gelen her şeye kilitlenirim…

kilitlenirim mor / yeşillere… turkuaz / karalara…
seviyorum diyorum kızıl / kara
suda fırtına kopmak üzeredir

yaşıyorum diyorum niçin inanmıyorsun
çiziklerim… yarıklarım… yaralarım kızıl / kara

yıkıntılarda
bir gölge
bir yara
yosun tutan yürek

pars zambağı yanlız ince kumda büyür…
bir kadının kalbi büyür… tropikal bir hastalıktan…
ve gölge geçer yıkıntılardan…

kedi gözleri… korku… dolanır yanımsıra
bütün gün yağmur yağar barakalara

bana yabancı bana zararlı
ürkerek sevdiğim bunca şey arasında
eğer bir gün ölürsem diyorum

eğer birgün ölürsem… yıldırım çarparak olsun…
tıpkı yaşamım gibi… noa noa…

Lale Müldür

blogger-image--1942567912 Yosun Tutan Yürek

Küskün Yolcunun Türküsü

Uzun yürümelerden
Sonra bitkin düşerek
Bu bir çocuk oyunu:
Ben seni çektim çekerek.

Şimdi hangi kitaplardan
Öğreneceksiniz onu,
Gelmiyorsa bazı şeyler
Çocukluktan geçerek.

Kasırgayı, doluyu
Yemiş de düşmüş gibi
Issız kaldırımlarda
Garip gece kelebeği
Düşe kalka sekerek.

Şimdi hangi yollardan
Siliniyor izleri
Çağ dışı bir çağrıyı
Sigara içer gibi
İçine çekerek.

Dünya böyle gidiyorsa
Elbet bir nedeni var
Ben sana küstüm küserek.

Behçet Necatigil

blogger-image--1641789779 Küskün Yolcunun Türküsü

Göçebe

Nereye gittiysem yadırgadım yerimi
Canıma tak etti bu göçebe yaşam
Tam alışırken yurduma yuvama
Bir de bakıyorum saat tamam

Yüzümü iyiden iyiye tanıyorum
Elim ayağım benim de
Başkası çıkacakmış gibi karşıma
Aynalardan kaçıyorum şimdi

Zaman içinde böyle darmadağın
Ne mutluluğum belli ne mutsuzluğum
Bir düşteymiş gibi hafif
Sis dağlarından yuvarlanıyorum

Nahit Ulvi Akgün

blogger-image-1859173435 Göçebe

Kadın

Giysisiz, sınırsız,
şüphesiz, duraksamaksızın,
öylece bakınıyordu bir kadın
dört yol ağzında, en saf güzelliği ile.

Çıkageldi bir kör kalabalığı
kadının doğasını çözmek istiyorlardı;
saçlarına denk geldi kadının, ilki;
dedi ki “Kadın dediğin şelale sanki,
akıyor dağların eteklerinden.”

Koluna, parmaklarına dokundu ikincisiyse,
ve ilan etti cümle aleme,
“Kadın, Kibele’nin elindeki lale.”
üçüncünün kalçada, butta eli,
“Kadın Vernel yumuşağı” dedi.
dördüncüsü, vareden şarkılar söyleyen
dudakları keşfediverdi:
“Kadın, olgun ahududu” dedi.
beşincinin sancağı, meme yönünde,
analığın ölümsüz nimeti meme:
“Kadın demek, Karun hazinesiyle dolu çömlek demek.”
altıncının bulup çıkarıverdiği,
doğum yerinin geçit vermez yarı gizi:
hoplayıp zıpladı, bağırdı,
“aşşağılık bir delikten başka birşey değil kadın!”

Gözleri yaşardı kadının,
sonuncunun sözleriyle;
yaş dolu gözleri duyumsayan yedinci:
“aptallar! Delik değil yalnızca” dedi!
“delik değil yalnızca
hem Van Gölü hem Tuz Gölü hem de Sapanca!”

Banira Giri

Çeviri: Ulaş Başar GEZGİN

blogger-image--2113040981 Kadın

Direnç Doğuran Bir Kadına

Tırnaklarını etine geçir bağırma
Isır kanat dudaklarını parçala
Bırakma yaşamayı bırakma umudu
Daha çok yok sabaha

Yorulur gövdene inen sancılar
Acılar bakır
Beklemeyi bil
Başkaldırır gövden başkaldırır
Susar

Önce öleceğim sanacaksın
Direnmen bitsin diye uğraşacak sancın
Gitgide sıklaşacak kamçılar
Sessiz ağlayacaksın

Unutacaksın başın nerde nerde ayakların
Bin kollu bir boşluk beyninde
Dünyadan uzaksın

Kim duyar sesini haykırsan
Gücünü tüketme
Dayan bir sınav bu
G ü l ü m s e

Sennur Sezer

blogger-image-781200211 Direnç Doğuran Bir Kadına

Kadınlar Sonbahar

Kadınlar sonbahar yapraklarını dökmeye başlar
Titrek dudaklarında sarışın bir keder
Nabız kaybolur kan susar dolaşım yavaşlar
Sisli bir nebuloz gökte yazılmamış şiirler

Dargın sevgililer yalnızlıklarına uzaklaşıyor

Anlaşılmaz çoçukluğun ortaokullarından ders zilleri
Kilitli defterlerde kurutulmuş menekşeler
Tehlikeli yolculukların kanat çırpan mendilleri
Sazdan saza azalan hicranlı köçekçeler

Dünkü delikanlıları yaşlılığa taşıyor

Eylül şehirleri yağmurlu gürültülerle alır yerlerini
Deniz kahvelerinde son kadehlerde bulutlar birikir
Ilık bir aydınlıkla yıkayıp yorgun ellerini
Görgülü ihtiyarlar bir bir ortalıktan çekilir

Yaşlandıkça insan dünya başkalaşıyor.

Attila İlhan

blogger-image-1544478738 Kadınlar Sonbahar

Aşk, Aralık’ta Bile Gül Açmaktır!

Beni her gün uğurlayıp karşılayan Sarı Gülüm’e artık aralık ayında olduğumu/zu bir türlü söyleyemiyorum, o da açmaya devam ediyor.

blogger-image--870054142 Aşk, Aralık'ta Bile Gül Açmaktır!

Bölünen Kadınlar Şiiri

Sonsuz tenin bir serap olduğunu
bilen kadınlar
sonsuz tine büyücülerle yönelen kadınlar

kısık bir perdenin o gerçeği
gösterdiğinden umutlu
bir perdenin kısık yeri kadar
incelen kadınlar

dünya, nedir onlardaki yansın
demir mi, ateş mi, belki cehennem
pervaneler işte, renkli camlara
çarpa çarpa hayal kanatlarını
tükenen kadınlar

Gülten Akın

t%C3%BCkenen+kad%C4%B1nlar Bölünen Kadınlar Şiiri

Kal İstersen

geldin
bir etek dolusu uyumamışlık
saçlarından sızan
okunamayan suskunluk da girdi içeri
anladım
gecenin ‘ ce ‘ halisin
gündüzün ‘ düz ‘ ayaklarına yakışmıyor gelişin
yine de bir basamak vardır eteğinden yukarı
soluğumu değdirmek için kokuna

bakma
ben herşeyle avunurum
bir takvimden kopartılan
güneşli bir mart sabahının
memelerinden emilen gizem
ya da işte hemen karşımda oturan
ellerinle gözlerinle kirpiklerinle
yoluma döşediğin
yirmi mart çiçeği

yarın bahar derim
nas’olsa her bedene su yürür
nas’olsa patlar her gerçek gerçeğinden
saçlarından sızan suskunluk da
sıyrılır gizeminden
nas’olsa derim dilinin en bahar gelinciğini
eritip dudaklarında
mühürlersin dilimi
nas’olsa papatyaların açılır gözümün menziline
ışır ortalık

geldin
bin gecelik yalnızlığa doldurulmuş sorgu
ve isyan artıkları
sırtları sıvazlanıp susturulmuş ağrılar
doldu odama

yarın bahar
karıyorum kartlarımı yeniden
yeniden kuruluyor zemberek
yarın yeniden ınga!
yeniden emekleme
yekinme yeniden

ha! ne dersin
kal istersen! ?

Ali Tekmil

ali+tekmil Kal İstersen

Bekleyen Kadının Günü

Kadınım saçlarını tarar aynada,
Benim parmaklarım değmişçesine.
Bahçeye çıkıp şarkı söyler içinden
Sesinden sesim geçmişçesine.
Güneşin kızarttığı kayısılar gibi
Aklından ben geçerim güneşlenirken,
Kızarır al al olur ben öpmüşçesine.

Eğilmiş dikiş diker, gömleğimin düğmesi
Hayal eder beni, birden ürperir
İnce bir sızı duyar iğne batmışçasına.
Çocuğunu göğsüne bastırdığında
Erkekliğim geçer ta iliğinden
Benimle uzanıp yatmışçasına.

Bir sabah ayrıldım bir akşam kavuştum
-Ah, olgun dutlar gibi ballanmış gözlerinde-
saatlerin biriktirdiği o tatlı özlem
sanki uzak denizlerden dönüyorum,
karşılar, beni yıllarca beklemişçesine.

Ceyhun Atuf Kansu

Bekleyen+Kad%C4%B1n%C4%B1n+G%C3%BCn%C3%BC Bekleyen Kadının Günü