Ölüm Bir Skandal

bu dünyadan zararlı çıkıyor her şey
insan da hayat da ölüm de
aşktan kurduğumuz kabile bile
dağıldı diyordu yerliler
yabancılar sebep olmadı buna
gökyüzü çökmedi,
toprak çağırmadı
yağmuru söktüler ruhumuzdan
ve dağıldık bir anı bile kalmadı bundan
hayat dağılınca ölüm kalır mı
yağmurun anısı yağmaktır, yağmur
yağıyorken yağmurdur, şiir huyludur
şiir de yazıyorken anıdır
çatmaktır aşkın da anısı bir başka anıya
yağmurun da şiirin de aşkın da
anısı tez geçer, ruhu kalır, rivayeti yayılır

anısı, ruhu, kabilesi aşktandı
ilk ve son sebebi aşktı insanın
aşktı hayatımızı durmadan karıştıran
ve aramızda ölüme en son yakışan çocuk
aşktı, ‘kaderim ol’ derdik, olurdu
aşktı, en çok ona dua ederdik
aşktı, yokluğunda kendimize küserdik
aşktı, ‘sebebim ol’du, olmadı
sanki tanrı kabilemizi sınadı
aşktan da kaldık hayatta ölümden de
kaldık ve ‘var’ımız yoğumuz oldu
daha çok ‘var’ olacakmışız meğer
daha çoğumuz ‘yoğ’umuz oluncaya dek

‘var’lığım ‘cehennemin öbür adı’ysa
yalnızca ‘gelmiş bulundum’ diyeceğim’ buraya
beni kimin gönderdiğini söylemeyeceğim
yolcuyu da övmeyeceğim yolculuğu da
avunmanın uzun yokluğu ben de sürsün
‘var’lığım bir avuntu bulmasın benden
üstelik coğrafyayı bir ‘his ‘ olarak gören
bana ne serüvenden
bana ne ‘var’lığımdan yolculuğumdan?

bu ‘his’ bana dilimi unuttururyor
avunmaz siyah bir his
üstüne kurduğum o işlek dil
kasabaya gelince neden susuyor

ölüm bizden üşümemişti daha
bizden başka tanıdığı yoktu bu kasabada
bahçeye tuzak kurak çocuklar yoktu
ölüme kurulan bir tuzak değildi büyümek
hayatın anlamını bilmiyorum bilmesine de hala
biliyorum çocuklukla gençlik arasında bir yerde
sıkışan o tarfisiz duyguyu
herkes hayatı anlamsız ve sıkıcı bulurdu
orada ben de bulundum ve hayatımı
herkesin bulduğu gibi buldum;
ölüm, hayatın kardeşiyse
yaşadığımız bu anlamsızlık niye,
ölümün bizi tanıdığıysa gülünç bir iddia
gülünç bile olmayan şu hayatı
ölüm tanısa ne tanımasa ne?

bu ‘his’ dilime vuruyordu
avunduğum bu gri his
üstüne çalıştığım o saf dil
aşka gelince nasıl coşuyordu

bir şiir de sayılmaz bir mektup da
yağmurla şımartılmış bir çocukluğun
kaprisi de denebilir o zamanlar
defterime yazdığım şu itiraza:

‘insanlar insanları öldürmek için
doğuyorlar yaşamak için değil

insanlar en çok birbirlerini
anlamamak üzerine anlaşıyorlar

insanlar birbirlerine göre değil
yaşarken ölüm gibi diyorlar aşka
birbirlerini öldürüp aşk diyorlar buna da

aşkın ‘ben’i öldürdüğü de yalan
aşk sendeki ‘ben ‘için
gerekli sana

herşeye aşkla başlıyorsak
demek ki aşk o büyük tuzak

herkes aşkı sevdiğini söylüyor
ben aşkı değil bir insanı
sevmek istiyorum seni beni
birbirimize anlatacak birşey
istiyorum, aşkın ölüsü olmak
istemiyorum, korkuyorum çünkü
ölümüne aşık olmaktan da

yarı yarıya öldüm sayılır hem
yarı yarıya öldürdüm sayılır seni de
ikimizden biri ölü çıkacak, yeter
bu aşkta ikimize bir ölü
onu gömelim atık, o diğer
ikimizi de öldürmeden
ve aşkın kurbanı
bir ölümüz olsun ikimizden

insanlar birbirine göre değil
hayata göre, ölüme göre değil
eve göre ruh yok aşka göre sokak
bu yaşadıklarımız ölüme göre değil

bu ‘his’ yağmurdan geliyordu
avuttuğum bu mavi his
üstüne açılan o apalı dil
yağmurdan sonra eve dönemiyordu

evine dönemeyen dil parçalı
bir bulut gibi kekemedir
siyah kasabada bir ‘his’
uğruna şiir yazılsa da artık
cinayeti kim hissedebilir….
Haydar Ergülen

blogger-image-150507438 Ölüm Bir Skandal

Ayda’ya Dört Şarkı

I
Aylak Adamın Şarkısı

Şu yol kıvrımında
kavurucu bekleyişte
bir gölgelik yapmalıyım ağaç ve taştan.
Çünkü nihayet
umut
gecikmiş bir seferden dönüyor geri.
Öyle bir zamanda ki
yazık!
Ne başımda bir dam
Ne ayağımın altında
bir kilim

***
Kavrulmasın güneşten diye
bir testi yok
su vermek için
ve yorgunluk atacak
bir yastık yok
oturmam için
***
Dört gözle beklediğim yolcu
çıkagelecek apansız.

Ey tüm umutlar
şu damı çatmakta
güç verin bana!

Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963

II
Bir Dostun Şarkısı

Kimsin sen ki
böyle
güvenip
söylüyorum
adımı sana;
evimin anahtarını
koyuyorum avucuna;
mutluluk ekmeğimi
paylaşıyorum seninle
ve yanına çöküp
dizinde
böylesine huzurlu
dalıyorum uykuya?

III
Hangi iblis
vesvese veriyor sana
böyle
hayır demek için?
Yok, bir melekse
hangi şeytanın tuzağından
haberdar ediyor
böyle?
Bir kuşku mu var?
Yoksa
gurbet için bir dostun yurduna
indiğin
son ayak seslerin mi?

Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963

Ahmed Şamlu
Çeviri: Prof.Dr. Mehmet Kanar

guvercin+gerdanligi Ayda'ya Dört Şarkı

Kara Şarkı

Kurşunî bir şafakta

Atlı duruyor, sessiz
Atının uzun yelesi uçuşuyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Atlılar durmamalı
Çalarken, tehlike çanları
Yanmış çitin yanında
Kız duruyor, sessiz
İnce eteği oynaşıyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Kızlar sessiz kalmamalı
Yaşlanırken, umutsuz ve yorgun adamları

Ahmed Şamlu

Çeviri: Ayşegül Sütçü – Hamit Toprak

ahmed+%25C5%259Famlu Kara Şarkı

Aşıkane

“Seni seviyorum” diyen o
hüzünlü bir ozandır
şarkılarını yitirmiş
Bin neşeli tarlakuşu
gözlerinde
bin suskun kanarya
boğazımda
Aşk konuşabilseydi keşke
“Seni seviyorum” diyen o
üzüntülü bir gecenin kalbidir
ayışığını arayan
Konuşabilseydi keşke aşk
Bin gülen güneş
adımlarında
bin ağlayan yıldız
arzularımda
Aşk konuşabilseydi keşke.

Ahmed ŞAMLU

Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ – Hamit TOPRAK

A%C5%9Fk+konu%C5%9Fabilseydi Aşıkane

Şiir Sanatı

Musiki, her şeyden önce musiki;
Onun için tekli mısradan şaşma.
Kıvrak olur, erir havada sanki;
Ağır aksak söyleyişe yanaşma.

Kelime seçerken de meydan senin;
Bile bile bir nebze aldanmalı.
Dumanlısı güzeldir türkülerin;
Öyle hem seçik olsun, hem kapalı.

Güzel gözler tül ardında görünsün
Gün ışığı titremeli şiirinde
Ak yıldızlar maviliğe bürünsün
Ilgıt ılgıt sonbahar göklerinde.

Ararengin peşindeyiz çünkü biz;
Rengin değil, ararengin sadece.
Ancak öyle sarmaş dolaş ederiz.
Kavalı boruyla rüyayı düşle.

Nükte belâsından kurtulmaya bak;
Acı zekâ, sulu gülüş neyine?
İşe karıştı mı bu cins sarmısak
Maviliğin yaş dolar gözlerine.

Tut belâgati boğazından, sustur
El değmişken bir zahmete daha gir.
Kafiyenin ağzına da bir gem vur
Bırakırsan neler yapmaz kim bilir?

Nedir bu kafiyeden çektiğimiz!
Hangi sağır çocuk ya deli zenci
Sarmış başımıza bu meymenetsiz,
Bu kof sesler çıkaran kalp inciyi?

Hep musiki, biraz daha musiki;
Havalanan bir şey olmalı mısra
Deli bir gönülden kalkıp gitmeli
Başka göklere, başka sevdalara.

Dağılıp tuzu sabah rüzgârına
Mısraların alsın başını gitsin
Kekik, nane kokaraktan, dört yana…
Üst tarafı edebiyat bu işin.

Paul Verlaine
Çeviri: Melih Cevdet ANDAY – Sabahattin EYUBOĞLU

siir+sanati Şiir Sanatı

Geçmiş Ola

Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar…
Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar,
Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada
İçinde poyrazlar esen sararmış ormana.

Yapyalnızdık, yürüyorduk, türlü hulyalarda;
Saçlarımız ve düşüncelerimiz rüzgârda.
Çevirip güzel gözlerini bana “Hangisi
En güzel günün?” diye sordu o billûr sesi.

Bir melek sesi kadar tatlı, o kadar derin.
Hafif bir gülümseyiş cevap verdi sesine,
Öptüm ellerini, ibâdet edercesine.

-Ah! İlk çiçekler! Ne güzel kokuları vardır!
Ne kadar sevimli bir mırıltıları vardır
Sevilen dudaklardan çıkan ilk e v e t ‘lerin!

Paul Verlaine
Çeviri: Orhan Veli KANIK

ge%C3%A7mis+olsun Geçmiş Ola

Mirabeau Köprüsü

Seine akıyor Mirabeau Köprüsü’nün altından
Ve şu bizim aşkımız
Olur mu durasın şimdi anımsamadan
Sevincin geldiğini ancak acının ardından

Çalsana saat insene ey gece
Günler geçiyor bense hep aynı yerde

Yüz yüze duralım böyle elin elimde kalsın
Ve aksın dursun
Sonsuz bakışlar dalgalar yorgun argın
Köprüsü altından kollarımızın

Çalsana saat insene ey gece
Günler geçiyor bense hep aynı yerde

Aşklar akıp gidiyor şu akarsu gibi
Akıp gidiyor aşklar
Hayat öyle durgun öyle yavaş ki
Ve umut nasıl zorlu nasıl depdeli

Çalsana saat insene ey gece
Günler geçiyor bense hep aynı yerde

Günler geçiyor günler haftalar yaman
Ve dönmüyor geri
Ne çıkıp giden aşklar ne geçen zaman
Seine akıyor Mirabeau Köprüsü’nün altından

Çalsana saat insene ey gece
Günler geçiyor bense hep aynı yerde

Guillaume Apollinaire
Çeviri: Cemal SÜREYA

Guillaume+Apoll%C4%B1naire Mirabeau Köprüsü

Şiir Sanatı

Dokunabilir ve sessiz olmalı şiir
Yuvarlak bir meyve gibi,

Başparmağa bir şey söylemeyen
Eski madalyonlar gibi dilsiz,

Yosun tutmuş pencere pervazındaki
Aşınmış taş gibi suskun –

Kuşların uçuşu gibi
Sözsüz olmalı şiir.

Zamanda kımıltısız olmalı şiir
Ayın tırmanışı gibi,

Geceye takılan ağaçları dal dal
Özgür bırakır ya ay,

Kış yapraklarının gerisinde
Anı anı bellekte kalır ya –

Zamanda kımıltısız olmalı şiir
Ayın tırmanışı gibi.

Gerçeğe eşit olmalı şiir:
Gerçeğin kendisi değil.

Acının bütün tarihi çünkü
Boş bir eşik, bir akçaağaç yaprağı.

Çünkü aşk
Yan yana yatmış otlar ve denizin üstünde iki ışık –

Bir şey anlatmamalı şiir
Olmalı.

Archibald MACLEISH
siir+sanat%C4%B1 Şiir Sanatı

Mutlu Bir Hayat

Bereketli hasatların olduğu yıllara rastladı yaşlılığı.
Ne depremler vardı, ne kuraklık, ne de sel baskınları.
Sanki bir düzene girmişti mevsimlerin değişmesi,
Yıldızlar daha parlak, güneş daha güçlüydü.
En uzak illerde bile savaşlar sürmüyordu artık.
Birbirleriyle dost geçinen kuşaklar yetişmişti.
Alay konusu olmaktan çıkmıştı insanın akılcı yanı.

Acı geliyordu ona böyle yenilenmiş bir dünyaya veda etmek.
Utanç ve kıskançlık duyuyordu kuşkusundan,
Yaralı belleği de kendisiyle yok olacak diye mutluydu.

Ölümünden iki gün sonra bir kasırga kavurdu kıyıları.
Yüz yıldır sönmüş duran yanardağlardan dumanlar tüttü.
Lavlar yayıldı ormanlara, bağlara, kasabalara.
Ve savaş başladı adalardaki bir çatışmayla.

Czeslaw  MILOSZ
Çeviri : Cevat ÇAPAN

mutlu+bir+hayat Mutlu Bir Hayat

Aşka Sevdalanma

Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.

Fuzûlî
a%C5%9Fka+sevdalanma Aşka Sevdalanma