Kaleler

Düşünmeden, acımadan, utanmadan
yüksek kaleler kurmuşlar dört yanıma.

Umutsuzluk içinde böyle hep
bir şey düşünmez oldum alınyazımdan başka.

Dışarıda görülecek bir sürü işim vardı
ben nasıl sezmedim kaleler kuruldu da.

Ses seda işitmedim çalışan işçilerden
habersiz kapadılar beni dünyanın dışına.

Kavafis

duvar Kaleler

Tanrının Antonıus’u Bırakmasıdır

Birdenbire duyarsan geceyarısı
görünmeyen bir alayın geçtiğini
eşsiz ezgilerle, seslerle-
artık boyun eğen yazgına başarısız
yapıtlarına, tasarladığın işlere
hepsi aldanışlarla biten-
ağlamayasın boş yere.
Çoktan hazırmış gibi bir yiğit gibi
hoşçakal de ona, giden İskenderiye’ye.
Hele kendini aldatmayasın demeyesin:
bu bir düştü, kulaklarım iyi duymadı;
böyle boş umutlara eğilmeyesin.
Çoktan hazırmış gibi bir yiğit gibi
böyle bir kente erişmiş sana yaraşırcasına,
kesin adımlarla yaklaş pencereye,
dinle duygulanarak, ama
yanıp yıkılmalarıyla değil korkakların-
son bir kez, dinle doya doya ezgileri,
o gizli alayın eşsiz çalgılarını,
hoşçakal de ona, yitirdiğin İskenderiye’ye.

Konstantinos Kavafis

bu+bir+d%C3%BC%C5%9Ft%C3%BC Tanrının Antonıus'u Bırakmasıdır

Düşlerde Fener Olmak

Ben ölünce
hiç değilse
Bir fener olsam,
kapında dursam,
soluk donuk geceyi
aydınlığa boğsam.

Ya da limanda
gemilerin uyuduğu zamanda
gülüşürken kızlar
uyumasam,
dar kirli bir kanalda
bir yalnıza göz kırpsam.

Daracık bir sokağa
assalar beni
teneke, kırmızı bir fener
bir meyhane önünde
dalgın düşüncelerle
tempo tutup şarkılara
sallansam.

Ya da şöyle bir fener
gözleri büyümüş bir çocuğun yaktığı
duyulup da korkunca çevresinde yalnızlığı
dışarda camlarda
fırtınanın ıslığı
kâbuslar, görüntüler, cinler.

Evet, hiç değilse.
ben ölünce
bir fener olsam,
tek başına geceleri
uykulardayken dünya
gökte ayla senli benli
sohbete dalsam.

Wolfgang Borchert
Çeviri: Behçet Necatigil

d%C3%BCslerde+fener+olmak Düşlerde Fener Olmak

SUNU

Sen, kurtaramadığım insan
Dinle beni.
Anlamaya çalış bu yalın sözleri, başka türlüsünü söyleyemediğim için.
Yemin ederim ki, söz büyücülüğü yok bende.
Bir bulut ya da ağaç gibi sesleniyorum sana.

Bana güç veren şey, ölümcül bir darbeydi senin için.
Birbirine karıştırdın kapanan bir çağla yeni bir çağın başlangıcını,
Nefretin esiniyle lirik güzelliği,
Gözü kararmış güçlü usta işi biçimi.

Sığ Leh ırmaklarının koyağı işte burası. Ve koca bir köprü uzanıyor
Beyaz sislere. Parçalanmış bir kent bu
Ve ben seninle konuşurken
Martı çığlıklarını savuruyor mezarına rüzgâr.

Şiir nedir ki, ulusları ve insanları
Kurtaramıyorsa eğer?
Resmî yalanlarla dolu bir suç ortaklığı,
Biraz sonra boyunları vurulacak sarhoşların söylediği bir türkü,
Lisesi toy kızların okuma ödevleri.
Bilmeden iyi şiiri aramış olmam,
Şiirin tek amacını, biraz geç, anlamış olmam,
Bunda, yalnız bunda görüyorum kurtuluşumu.

Eskiden darı ya da gelincik tohumu serperlerdi mezarlara
Kuş kılığında dönecek ölüleri beslemek için.
Buraya bu kitabı bırakıyorum bir zamanlar yaşamış olan sana
Bizi bir daha aramayasın diye.

Czeslaw MILOSZ
Çeviri : Cevat ÇAPAN

Czeslaw+MILOSZ SUNU

Çok Ender

Yılların, azgınlıklarının yıprattığı,
belini büktüğü yaşlı bir adam, bitkin
ağır ağır yürüyor dar sokakta.
Ama evine girer girmez, gizlemek için
yaşının o acılı halini, düşünüyor
içinde hala sönmeyen gençlik ateşini

Şimdi onun şiirlerini okuyor delikanlılar.
Onların gözlerinde canlanıyor onun düşleri.
Onun hayal ettiği güzellikte ürperiyor
sağlıklı, şehvet düşkünü beyinleri,
güzel biçimli, dipdiri bedenleri.

Konstantinos Kavafis

esinti+gezinti+(66) Çok Ender

Gece Bitti

Gece bitti
Ay eriyor doğan günde
Battı batacak sulara

Bu ovada eylül ne kadar diri
Çayırlar yemyeşil
Bahar toprakları sanki güneyde

Bıraktım eşi dostu
Eski bahçelere gittim gizli gizli
Seni anmak için tek başıma

Sen Ay’dan ötelerde bir yerdesin
Burda gün doğarken
Nal sesleri gelirken kaldırımlardan

Czeslaw  Milosz

gece+bitti Gece Bitti

Gidiş

Nedir bu uğultu, şarkılarla çınlıyor sokak;
Ey, siz genç bayanlar, açın pencerelerinizi!
Bir delikanlı dünyayı görmeye gidiyor
Ve herkes ona eşlik ediyor.

Sevinebilir diğerleri ve fırlatabilirler pekala,
Kurdeleli, çiçekli şapkalarını havalara.
Ama, delikanlılar sevmiyorlar bu adeti,
Suskun ve solgunca yürüyorlar aralarında.

Çınlayacak maşrapalar ve şaraplar,
İçilecek elbette.
“İç, daha iç, kana kana iç kardeşim!”
Şerefine içtiğimiz bu uğurlama töreniyle,
Yanıp tutuşan alevdir içimde.

Ve işte, orada, evlerin sonuncusunda,
Bir genç kız bakıyor penceresinden, bakıyor merakla;
Saklamaya çalışıyor gözyaşlarını,
Sarı menekşeler ve gül yapraklarıyla.

En son evin önünde,
Gözlerini açıyor delikanlı
Ve kapıyor sonra hüzünle,
Elini koyuyor kalbinin üzerine.

Kardeşim, hala bir çelengin ya da tacın yoksa,
Bir sürü çiçek var, işte şurada; ellerde sallanan ve
Uçuşan havalarda.
Şerefe, ey kızların en güzeli;
Küçük bir buket de, sen atsana buraya!

“Kardeşlerim, neyleyim ben çelengi,
Bir sevgilim yok ki sizinki gibi,
Zaten güneş soldurup, rüzgar savurur
Benim çiçeklerimi.”

Şamata ve şarkılarla uzaklaştılar sonra,
Genç kız, durup dinledi uzun süre sesleri;
Arkalarından:
“Ah, o gidiyor işte” dedi;
“Sessizce sevdiğim genç adam.”

Bense, kalıyorum güller ve
Sarı menekşelerle burada.
Nasıl da isterdim, bunları vermeyi oysa;
Artık, çok uzaklarda olan o delikanlıya.

Johann Ludwig Uhland

johann+ludwig+uhland Gidiş

Yıldızlar

Seni karanlıkta yatırıyorlar
Korkuyorsun geceden
Bakıp bakıp pencereden
Yatağına sokuluyorsun.
Ben hep eski yerimdeyim biliyorsun
Hava açık olduğu zamanlar
Beni seyrediyor, seviniyorsun.

Anne olurdu ben de
Sana göründüğüm şekilde
Odana gelseydim.
Ateşböcekleri gibi
Küçücük avucunda
Yanıp yanıp sönseydim.
Seneler geçip gider, büyürsün.
Bir gün olur, hepsi biter
Endişeler, o
çocuk üzüntün
Hepsi biter.
Aydınlanır senin için geceler, güneş gibi görünürsün.
Biraz sabır, küçük
çocuk, biraz sabır!
Ama Allah’ın koyduğu yerde
Yıldızlar daima yalnızdır.

Behçet Necatigil

y%C4%B1ld%C4%B1zlar+hep+yaln%C4%B1zd%C4%B1r Yıldızlar

Taşlı Yol

Aşklar, dostluklar, bir arada olmalar
Hangi birine yetiş, geçtim, öderim.
Eşler, çocuklar, ölmüşlerin yakınları
Sonradan katılanlar, kaçtım, öderim.

Çığlık ve kısık çağrı
Kimi mi çağırdım, bilsem söylerim.
Gün gelir, bırakır, başlar yalnızlık
Ne için, kimdi, bilsem söylerim.

Yaşlanmak, gözyaşları olmadık hüzünlerde
Sızar, görürsünüz çoğunuz
Kıyı köşe, durmayın üzerinde
Gördünüz mü giderim.

Ne yaptım ben size
Bana siz ne yaptınız taşlamak dışında
Zaten taşlı yolumu
Ki bu kadar acı verir, söylerim.

Ey söz ulaştıranlar birinden ötekine
Bana da dersiniz, dinlerim.
Sonra da arkamdan-
Bilmem mi gülerim.

Ki bugüne beni siz mi getirdiniz
Çıkar tanıyanları, vardır elbet bildiği
Kimleri boşladım, borçlarım kimedir
Ödedim, öderim.

Çıkar bildiklerini, kalır elbet sevdiği
Bir iskambil- sararır yüzünüz
Kimin ne çektiği-
Ödedim, öderim.

Behçet Necatigil

%C3%B6dedim+%C3%B6derim Taşlı Yol

1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin

ruth, sevgilim,

ben bu sayfanın adını “önsöz” koyuyorum ya,

kaygılandığını da görür gibiyim. kaygılanma sakın,

tek derdim bu rastlantıya ve sana teşekkür etmek!

ben, sana hep teşekkür etmeliyim.

ben şimdi, biraz o tutkunun verdiği acemilikle acemi

ama içten ve elyazısına sığmayacak bir yoğunluktayım.

– elyazım iyi ki kötü, güzel olsa sığınacak mazeret kalmazdı!-

sen çok güzeldin, özlemiştim, çok

seviniyordum içimde yayılan özlemine.

ben, dokunmayı seviyordum ya, şimdi

sen, büyüye dokunmak gibisin bende…

elbette hep, elbette her zaman!

bir tek şeyden çok korkarım: seni göz açıp

kapayıncaya dek görüp, ansızın yitirmekten…

seni bana çok özlet

ama sakın unutturma!

Haydar Ergülen

blogger-image--1364709257 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin