Quantum

benimle konuşmayı çok mu istiyorsun?
yaklaşan yağmura bak
geçip gittiğinde
solup giden çiçeklerden
kalbim hakkındaki her şeyi öğreneceksin

henüz erken, henüz nisan, henüz çok erken

şimdi sorsan
sana anlatacağım her şey sonbahardır
yaklaşan yağmura bak
iyi düşün, çocuksun
çölün ıslanmaya yetmeyecek
ama susarsak
belki zamanla her şey değişir

Jan Ender CAN

Quantum Quantum

Sığınak

Bu şiire sığınıyorum
bana

verdiğin acıları
alıp gitsin diye

Tedirgin bekleyişler
ve yalnızlıkta haykıran sesler
sussun diye
çağırdım onu

En iyi o anlar beni
başımı yaslarım omuzuna
ve dizeler yaparız
fısıltılardan

Seni anlamaya çalıştık birlikte
sözcükler derinlere insin
çözsün diye düğümleri
geçtik en bilinmez denizleri

Bana hala seni sevdiğimi söyleyip durdu
ve hiçbir şarkı çağırmadı
yeni bir aşk için

Hiçbir avuntu yok artık
upuzun bir kumsalda
yapayalnız uyuyacağım
denizle konuşup sabaha kadar

Gün doğacak sonra
apaçık çipçirkin sırıtacak gerçek
Ve zaman
ıç çekerek sürüklenecek

Sevincim kırık bir sandalla
gidiyor uzaklara
Bir masal prensesi gibi yürüyüp aşka
bir dilenci olup çıktım dışarıya

Neşe Yaşın

Sevincim+k%C4%B1r%C4%B1k+bir+sandalla+gidiyor+uzaklara Sığınak

Suda Dalgın Halkalar

Tutku
fırtınanın mağrur kralı
oturur dağ başında

Ömür tenlere siner
bir kadın bir adam
aynı akışta zor karşılaşır

Sonra herkes kendine döner
ama izi kalır ürperişte
öpüşlere gizli düşüncenin

Sıkı tut kirlenmesin
kimse bilmesin
korku büyür her sevinçte

Uyku önceleri yastığımda
uzak fısıltıları ateşsözlerin
birden uyanırım
rüzgarın girer içeri

Geriye kalanlar
anıların hırpaladığı gövdelerde
paylaşılan nektar
dudakların
büyülü uçuşların kanat çırpışı

Gecenin dansı biter
yıldız denize iner
Suda dalgın halkalar
sessizce büyür
Sesin derinde kalır
Sesin
Sesin
Derinde.

Neşe Yaşın

Suda+Dalg%C4%B1n+Halkalar Suda Dalgın Halkalar

Içime Doğan Işık

Kimbilir belki de
evimizi öldüren mevzilerde silah çekerken sen
bir çocukluk kederinde uyuşurdum
ölümler geçerdi iç çekişimden

Ta o zamandan bilirdim
bir gün ruhumu çalacağını

Ben merdiven aralıklarına kaçıp
aile cinayetleri için ağlarken
geleceğe ait düşler fısıldardı
içime doğan ışık

Üç melek zuhur etti
Biri kızıl bir lale getirdi
ikincisi senden bir buse
üçüncüsünün boştu elleri
sıkılarak baktı yüzüme

Sonra şehitlerin hortlakları
kanlı giysileriyle koştu ardımdan
Tarih öğretmenim
cennet kapısında yalan okudu.

Öyle çok öyle çok bekledim ki seni
ıssız Babil kulelerinde

Çikar asker giysilerini
ve yanıma gel
ölmüşlerin ruhundan üç çocuk ver bana

Biri acıları unuttursun
diğeri toprağı avutsun
üçüncüsü şehri dolaşsın geceleri
ağlayan annelerin elini tutsun.

Neşe Yaşın

i%C3%A7ime+do%C4%9Fan+%C4%B1%C5%9F%C4%B1k Içime Doğan Işık

Ürperen Harfler

Bu şiir sana ulaştığında
Küskün baktığında ruhuna
Bil ki nice kırık zamanlar dokundu ona
Issız gecelerde mahzun yıldızlar

Sözcüklerin her birinde gizli ürpertiler
uzaklardaki soğuğundan geldi
Odalara sığmayan yası terk edişin
harf olup inlerdi

Sen şimdi okurken onu
Bilemezsin benimle yaşadığın yerleri
Gözlerimde geçtiğin yollar
İçimde dolandığın bahçeleri

Bu şiir şu an senin yanında
Benim olamadığım uzaklığında
Gözlerine baksın bir an
konuşan gözlerim gibi

Neşe Yaşın

%C3%9Crperen+Harfler Ürperen Harfler

Üzgün Kızların Gizli Tarihi

Hiç bir şeyi tam anlatamam
bir yanılsamadır anlatı
zamanın ağlaştığı ömür
zalim, vahşi gerçek ormanı

Söz öyle derin acıtıyor ki
yüzyıllardır kırdığı yerlerden
çürümüş günlükleri kokluyorum
bilinmez utançlar devşiriyorum
kendimi var ettiğim küllerden

Ben ki biraz o başkalarıyım
O başkaları biraz da ben
ayazda çıplak bir dal
yabanıl bir ses
uzun geceden

Eziyet çekerdi yüzü annemin
babam gücünü umarsızlığından alan çocuk
peki ben neydim ya da kardeşlerim
görmezler miydi ufacıktı bedenim
çıtır çıtır ezildim

Ateşten bir deftere kazıdım
arzumun fısıldadığı sözleri
bir garip zulümden azat olsun ruhum
sesim ulaşsın diye bir sevgiliye

Neden bilmez ki sözyapıcılar
ev içlerinde ne hayatlar kurşunlanır
yarattıkları kavramlar dilsiz
ezik kızların inleyişine

Kargacık burgacık yazılarda
bir hayal gizlenirdi kaçıp gitmek üstüne
sanki bir başka ülke varmış da
insandan öte

Ev içlerinde solan gülkızcık
yalnızlıktan korkardı yine de
sonra düşleri çağırırdı sabah
ışıklar konardı iç çekişine

O itiraf defterleri lanetlendi hep
sözleri altüst etmesin diye sokağı
Herkese bir yer verdi
sürünüp geçti hayat
yalnızlıkları tırmalayarak

Bana öğretilen içsiz kelimeler
titretmedi hiç ses tellerimi
Olmayan sözlerle yazıldı hep
üzgün kızların gizli tarihi.

Neşe Yaşın

%C3%9Czg%C3%BCn+K%C4%B1zlar%C4%B1n+Gizli+Tarihi Üzgün Kızların Gizli Tarihi

Düştanbul

Düştanbul

“Siz kâinatın etrafınızda dönmesini istiyorsunuz. 
Düşünmüyorsunuz ki hayat sizi mahrekinin dışına 
atmış. Hayat kimsenin etrafında dönmez, herkesle beraber yürür.” 


I


“Serin kuşu sabahın, acılı ve tekdüze, 
açılan sessiz bir yaprak gibi gündüze.” 

Her kentten içeri, sarı gündüzler
çıldırtıyor insanları. Bir gece
gelir her gündüzle, bitimsiz düşler;
bir kentten içeriye hep girince.
O yaralı ece, çıldırmış gündüz,
İstanbullu o orospu; kirpiğin
her kapanması o, ıslanmış bir düş—
acısıdır haça gerilmiş kentin.

Soluksuz bir gecededir arası
yağmurla düşün; ağacaktır o da
ağmışsa dünyaya ruhu arınmış
İ(n)sa(n); çarmıhlı kentimin acısı,
düşümde gördüm, sarı bir gündüzde
bitmiş.
Uyandım, baktım, güneş doğmuş.


II

Ne san. Bir kentte bir gündüzde
bir düşte. Sarı Japon fincanlarını
diz içine üstüste.
Fincan içre bir iç bu. Fincan içre
bir can. Alttakini çekince,
şan— gırr!
İnsan!
Ne san.


III

İstanbul’a bir düş(üş)—
Çığlık çığırır o türkü değil.
Çığlık çığlığa bir düş, 
çığlık çığlığa bir gündüz. 


IV

Bir şehrâyinde havaya saçıvermiş eş’arını, melankolik abdal bir şair; havaî fişek olmamışlar. Açılıp saçılmamış—


V

Nazlı için.

Düş—
tü! Yaralı ece, bir yaprak
inceliğinde ve göğsünde
kırmızı çiçekleri, kurak
bir iklimden kopuk, öylece,
Kadıköy’de çingenelerin
çiçek sattıkları meydan-
da öpüşür, sonra ellerin-
den öpüşür ve gider ordan.
Yağmurlu bir gündüzde Mühür-
dar’dan yukarıya öpüşür.
Naz/lı, sessiz, yağmurlu gündüzde.
Deli dışavurum. Oysa düş— 
tü!


VI

Ümit için.
Sokaklarında bu şehrin, ölüm
Denizi bu şehrin, ölüm
Göğü ölüm. Sevgisi bu şehrin,
bu şehre sevgi, bir insanına 
sevgi bu şehrin,
ölüm. Kostantiniyye, İslâmbol
olup bir vakitte, donanıp 
ışıklarını artık bu şehir
Her şeyi ölüm, bu şehrin. Kirpikleri
ölüm. Orası ölüm.
Belalısıyım ben bu şehrin,
ölüyüm


VII

Akşamdüştü. Yağmurun
sokaklarında çılgın
iki gölge. Yaşamayı
habersiz ölüveren.
Kötü bir sinemanın
kapısı. Akşamüstü.

Akşamdüştü. Yağmurla 
gelen bungun uzaklık.
İki sigara ve gong!
Karanlıkta ıslanıp
ışıldaması uzak
gözlerin. Akşamüstü.
Akşamdüşü.


VIII

Kırık camlarını topla
Karanlıkta ıslak gözlerimizin

Bir sevginin öyle

Cihannümada otur ve hüzün
Uzun bir takvim—
in


IX

Gecenin içine ürküp düş/müştü,
bir sevgiyi taşırarak fincanda,
bir eli cebinde, ağzında ıslıkla;
düştüğü bir şiire

gece.bir fincan çay.eller.gözler .
sevgi.istanbul.pera.düş.gece

Hepsi, hüzün ve hece.


X

Ampul ve İstanbul
dalınca bir—düşe
ve ansızın gece
solu(yu)nca İstanbul
içinde. Bul

Bu ampul şehrine
dalınca, bir düşe;
geceyi ve şehri
içinden, yerde bul.
Yerinde bul


XI

Düşe—kalka yürüyen gün
elinde bitmiş bir şişe
yüreğine bir çiçek sap—
lı uzanıvermiş yere.


XII

ol düşenler—düşüverenler
kim acısını kışın

ol düşenler—acıverenler
kim gülünü baharın

ol düşenler—gülüverenler
kim sızısını yazın

ol düşenler—sızıverenler
kim düşünü güzün

ol düş/ince
kim gizini sözün


XIII

ıssız bir Nedim olup
eyağına doldurmuş
gizi ve sözü teyelli

oysa kim Çukurbostan’da
yaşıyor şeker şiirlerini
bir kız tıkır da mıkır

ol düş/ince
kim şekerini ve şiirini


XIV

ya da yoksa taş bir plak mı döner sapsarı
ipince bir sesle süzülerek iniyorken yaşlar
masmavi hafız burhan mı ha o mu hafız
burhan mı iki kadeh rakının puslu sularında
kayıklarımızla şıpır şıpır gezerken herkesten
gizli ud damlaları mı düştüler ha ud
damlaları mı düştüler Mı? Raprakı 
gözlerden


XV

“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu . . . 
Birinciliği beyaza verdiler.” 
Beyaz beyaz be— (Düşer düşmez 
Yazılanların hepsi beyazı ölür: 
beyaz beyaz beyaz! İstanbul! Birazı 
Kendine âşık biri düş, birazı 
biraz. beyaz
beyaz
beyaz!)


XVI

Düştanbul! Cahide Sonku’yu kim öl— 


XVII


Ender için.
Zo! Düş—tü ellerim, ölüyorum.
Kar çiziyor göğe eliflerin
kıpkırmızı! Kanamış güllerin,
Hamlet’e soyunuk ağlıyor Nur
sarılıp aynaya. Zo! Kumpanyam
düş—tü, ölüyorum.


XVIII

Bir seyyar satıcı satsın şarkı sözlerini tezgâhında bağıra çağıra; bu şehrin altı otel üstü minare.


XIX

“ Till human voices wake us, we drown.” 
Üsküdar’da sucuların.
Gündüzün en orta yerinde

Sevgini naftalinle,
şehre dökül

Susayana su!
İç ve boğul. “Çınçın! Buz iç . . . ” 


XX

Dirime yürüyen gün
önü kesilir ikindi
üçündü gider ölümün
içine düşer Geceaydın
vapurlar! Günaydın 
Üsküdar—dirilince


XXI

                                    “So we beat on, boats against 
                                      the current, borne back ceaselessly into 
                                      the past.”

Hey Tanburî Efendi!
Taksim’e çıkmasın bütün yolları bu şehrin;
şahnişinde otur sen de
kırık bir taksim—
in,

Düş İstanbul’u, başlarına ör!

Seyhan Erözçelik

d%C3%BCstanbul Düştanbul

Kuşları Siktir Et

gel geri dönelim dünyaya aşkla; kuşlar
gagalıyor üzüm salkımlarını; kuşlar
kanatlarına, incecik parmaklarına
kuşlar hepimize yabancı
sevmek bir başkasının yarasına dokunmaksa
kuşları siktir et! anne ol bana bu gece
karanlığa sürtünmeden usulca geç eşiğimden
kapıyı çalmana gerek yok, yumruklamana
omuz atmana gerek yok, sabret
nasılsa bir serseri kurşun gelir bulur beni
bir bıçağa hasret karnım, yumuşak karnım
ve kanım dondurucu soğuğa gebe
sen sadece anne ol bana bu gece

tuhaf bir türkü söyle erzincan yöresinden
içinde kuş olmayan, kan ve karanlık
kapı eşiği olmayan eğlenceli bir türkü
bakarsın eşlik ederim, bakarsın küserim
ne söylesem yalan olur, ne söylesem asılırım
eski ahit yazıcısı kadar asık bir yüzle
önemseme…sen sadece anne ol bana bu gece

bir tren makas değiştiriyor kalbimde
bir vapur yan yatarak eğleniyor denizle
sanki iki sevgili Beşiktaş motor iskelesinde
karşılaşmış gibi tuhaf bir his var, kırgınlık var
sevinç de var aksi gibi içimde
yürürken çalılara sürtünüyorum sanki
elini tutarken üstünkörü bir diken
gülün ömrünü kısaltıyor, gülün azmini, gülün
zerre kadar yeri yok hayatımda
sevmek sahiden bir başkasının
yarasını yalamaksa kuşları siktir et
gülü siktir et, sen sadece
anne ol bana bu gece.

Altay Öktem

bir+tren+makas+de%C4%9Fi%C5%9Ftiriyor+kalbimde+altay+%C3%B6kten Kuşları Siktir Et

Tek

her kadınla yalnız bir kez yatılır
diğerleri tekrarıdır o sihirli acının
dağlarda kar biter, çanlar duyulmaz olur
o yüzden severim tek kenarlı tanrıyı
hımbıl bir oğlan gibi koşarım ardınızdan

paslı maymuncukla açarım en kilitli yanınızı
elimde bir demet öldürülmüş pembe gülle
herkesin çaldığı kapılara dayanırım
istisnasız acırım kendime

sisli bir geceniz elbette olmuştur sizin de
en azından korkmuşsunuzdur bir aşkın gölgesinden
ya da yanlış anlamışsınızdır ateşin anlamını
yanardağlar patlamadan az önce

ben nasıl öldürürüm şimdi babamı
tek bıçak darbesiyle?

Altay Öktem

her+kad%C4%B1nla+yaln%C4%B1z+bir+kez+yat%C4%B1l%C4%B1r Tek

Herşey: Oda Kırbaç Ayna’dan

EK III: DÜŞLER

ölüler sessizce çekip gitmeli hayatımızdan
bıktım kendimi yaralı
bir geyik gibi sırtımda taşımaktan
anı defterlerinin arasında kurutulmaktan
aslında hiç yaşanmamış olduğunu sandığım
o eşsiz yazdan

ölüler sessizce çekip gitmeli hayatımızdan
o düşü gördüğümü sana söylememiş miydim? o kadar mı
aldattım kendimi sana bunca yakınken.bunca yalanken ya-
şadığımız tek kişilik oda.
odalar. onlar. en yalın gerçeğimiz. ken.
bunca,
hayatı aynı anda nasıl yaşadık hâlâ
bir anlam veremiyorum kendi yalanlarıma
o düşü gördüğümü sana söylemiştim, emin değilim. simsi-
yah bir odadaydık ikimiz diğeri yoktu. diğeri yoktu bizi
kendimizle avutacak.

yetmedi çırılçıplak soyunduğumuz. daha da
çıplak olmalıydın çünkü dahası vardı çıplaklığının
derini soydum incecik. gittikçe daha şeffaf oluyordun kork-
muyordum bundan. kıpkırmızı titreşiyordu elimin altında
etin. göğüslerinin içi sapsarı yağ tanecikleriydi. incecik, be-
yaz, parlak sinirlerle doluydu her yanı
onları öylesine içten emdim
simsiyah bir odadaydık, artık eminim. o düşü gördüğümü
sana söyledim
sana başka şeyler de söyledim, artık önemi yok onların.
bunca yıl kendi yalanlarımla
ben ne mutlu yaşadım.

ölüler çekip gitmeli hayatımızdan
çünkü bir tek sen kaldın inandığım.

hatırlar mısın seni görmüştüm düşümde. bir kır kahvesinde
oturuyordun sarı tüyler vardı bacaklarında. göğüslerin çıp-
laktı
garson mağrur bir söğüt dalı gibi uzanmıştı yanına. elinde
pembe kapaklı bir kitap vardı. seni okuyorum, demiştin.
nasıl bir kitaptı, ne zaman yazmıştım, bilmiyorum. pembe
kapaklı bir kitaptı yalnızca
46.sayfayı açtın. daha dünmüş gibi hatırlıyorum
daha ölmemişsin gibi,sımsıcakmış gibi
avuçlarının içi,annem annem üstümdeki
hırkayı daha örmemiş gibi hatırlıyorum
46.sayfayı açtın.

kırmızı bir rujla altını çizmişsin bir dizenin,düş işte.
kırmızı bir rujun varmış gibiydi zaten
dudakların
bu dizeyi ancak bir kadın yazdırabilir insana
diyen sesin hâlâ kulaklarımda
oysa bir tek kadın bile tanımadım ben hayatımda
o dizeyi yazdıran zambak kokulu
küçük bir kızdır olsa olsa
hâlâ pişmanım bu gerçeği
hiçbir zaman söyleyemedim sana

Altay Öktem

%C3%B6l%C3%BCler+%C3%A7ekip+gitmeli Herşey: Oda Kırbaç Ayna'dan