Cam Seslerinden Bir Anı

kısacık bir andı, bana cam sesleri gibi
bir anı kaldı
kısacık bir andı, o çok duyarlı dengeler
yansıdı

ipe dizilen inci
dünya ile kişi

ilk yazdı, sonradan saydam birşeyler
yağdı
uyum karıştı ince havaya

kısacık bir andı, belki farkında bile
değildin sen
ben sonsuz kişiydim, o kapıdan
çıkarken

anıların cam kırıkları gibi
toplandığı o an
başka anıların anıları
geçiyor aklımdan…

Lale Müldür
Cam+Seslerinden+Bir+An%C4%B1 Cam Seslerinden Bir Anı

Ayna

kırılınca bir büyük ayna
şarkılar da yarım kaldı
büyü bozuldu, durdu saatler
suda suretimiz asılı kaldı.

yoktu, şehirler gezdim ülkeler
düşlerim sahipsiz kaldı
ve şimdi kim bilir nerdeler
gül güle değdi solmuş kaldı.

anıları öğütür değirmenler
bir aşk söyleyin ki bana
daha başlarken öl demeler.

kırılınca bir büyük ayna
aşk bitti şarkılar yarım.

Behçet Aysan
beh%C3%A7et+aysan Ayna

Parmak İle Boyanmış Bir Naat

Dilinin ucundan denize atlayan o adamı getirdim efendim
Kayalara çakıldı mı bilmem efendim ben sadece getirdim efendim

Siz istediniz diye değil siz istersiniz diyedir her eylediğim efendim
Efendim baş aşağı sallandım mağaralar içre yarasalarla efendim

Ayak ucuma düşse de getirirdim zor olsa da yaşarken sevmek efendim
Karşılamaya çıkardım deseydiniz kucaklarınıza düşerdi belki bu ölü efendim

Can havliyle koşturdum atım çatladı ben belki o olup da geldim efendim
Bir ölü nasıldır bu halli nasıl bilebilirim affınıza sığınırım efendim

Efendim dalından kozalakları düşünce çamların böyle düşüyor dibine
Ben belki dibiyim denizin belki yüzeyi efendim bu yağmur mu efendim

Ben diyeyim ki düştü başkası diyecek nasılsa atladı aşağı duruşu eğreti
Ne varsa şu yeryüzünde insandan gayrı eğreti değil mi efendim

Üzerine sakız yapışmamış saçları etinden ayrık kalbi çatal efendim
Düştü kayboldu bir dişi serçe dokunmuştu belli ki ballı bir duta efendim

Üzerim ıslak koşan daha bir üşüyor yaşamın yalımından efendim
Dökülen dilimdendir uzun susmuşum çok mu konuşuyorum efendim

Biraz dinlensem dilim açılır konuşan ben kulun olmam korkarım
Düşerken sevdim bu adamı bir ümit işte yetiştireyim dedim efendim

Dili mi düştü ağzının mahzeninden mahzeni mi damladı dilinden
Ben seçemedim efendim boynu öpülesi uzundu serçelere efendim

Nasıl oldu da huzurdayım sevineyim mi bu kırık boynun omuzlarına
Efendim nasıl da severim efendim deyip durmayı efendim de efendim

Celâl Fedai
Parmak+%C4%B0le+Boyanm%C4%B1%C5%9F+Bir+Naat Parmak İle Boyanmış Bir Naat

Yarısından Bir Fazla

Kedi Zifir ile Turgut Uyar Divan’ı Peşinden…

ey hışımım er geldin çekiştiriyordum seni bir güzel yazla
öncelerim kaldıysa ipte tümünü serdim nasılsa beyazla

burun deliklerinden şaraplar akan gemiler kaysın kızaklardan
ne kadarcık çeksem üç beş yudum kalacak yarısından fazla

şafak atarken kokuyor nefesler yine bildik sökecek demek
bütün gece yanıma kattılar titrememi zorla türlü infazla

o titretti ben diretmedim tek gözlü kediler vuruşuyordu
ne sâlâydı öyle tüm hocalar elenmiş kan içtiler niyazla

yarın ucundaysa birdir bir tutam perçemle bir tutam şiir
ustam çalsın yeter oynarım dedim keçiyle tilkiyle kurnazla

uykusundan önce uygun biriyle uyarıp everdim dilimi
edebimle yattım o kalkmış benden önce bir küfürbazla

ustan ölmüş dediler kalk sen sat handiyse ışımada gün
kaş gözle yekindim kireçlenmiş baldırımla bin bir nazla

celâlî adın andırsa da cemâli mahsusdan kanatırsın şiiri
sevsin dilini hışmın kan kaybı var diye kesme emmeyi

Celâl Fedai
Cel%C3%A2l+Fedai Yarısından Bir Fazla

Suyun Boğma Arzusu Kolların Sarmasını Geçti

Üzüntüm artıyor
Ağaçlara vurarak Tanrıyla konuşmak umuluyor
Çöküp sallanarak düşünüyorum
Kar üstünde yeşil giymeliyiz desem
Bir çığ arzular mı beni?

Güneşin altında tok karnına
Siyah, kanatsız birikintiler kıpır kıpır
Daha kaç kişi yerine yaşamam gerekecek?
Yerine ölmek için birini arayan
Kaybolacak mı aradığında?

Soluk almak boğulmaya nasıl da yetiyor
Soluk almak oldu yaşayabilmek için
Yerine ölecek birini bulmak
Soluk almak benzimdeki solgunluğu
Durmadan tazeliyor.

Üzüntüm artıyor
Meğer tekrar eden tekrar etimden de diri imiş
Yaşarken işini tez bitirenler yaşayanlar içinden
İşi tez bitenler değilmiş.

Celâl Fedai
Bir+r%C3%BCya+m%C4%B1yd%C4%B1 Suyun Boğma Arzusu Kolların Sarmasını Geçti

Sevi

sabah olur, uyanırsın yanımda
kuşlar kanatlarına sesini çizer
durur geceki yağmur
sokaklar güne iner

sen gülersin, gözlerine pazar yeri kurulur
bir çocuk annesini kaybeder
senin yüzünde bulur

konuşuruz, yolcular eve varır
yanar gemilerde bütün ışıklar
ay iner denizlere
çilingir sofraları kurar balıklar

yüzüne dokunurum, gözlerim dolar
dünyanın her yerinde
yeni bir şarkıya başlar kadınlar

Ayten Mutlu
ayten+mutlu Sevi

Esirgemeyen ve Bağışlamayan Şeytanın Adıyla

VI.
Andolsun karanlığa ki
Fuhuşu ve cürmü örten
O kirli, siyah atlasa ki
Bekareti elinden alınmış
Sarışın duluna göğün, aya ki
Gecenin bakir kızlarına, yıldızlara ki
Biz seni yalnızlıkla ödüllendirdik
Yalnız kalasın diye
Orda burada, göğün altındaki her yerde
Sızlayasın diye bir başına karanlığında
Ama sen yüz çevirdin bir vakit
Kalabalıklara baktın bağışımızı unutup
Sunduğumuz acıda boğulup gitme korkusu edindin
Düşünmez misin, niye boğulur boğulanlar
Işıldasınlar diye yalnızlıklarının dibinde
Bunda elbet bir ibret var
Andolsun, yeniden andolsun karanlığa ki
Seni defnedecek şiir bulunur
At yeter ki korkmadan kendini
Kendinden aşağıya
İşte böyle. Nezeyne

VII.

Gözettiklerimizden kıldık seni, kayırdık ve defterine
sürgün yazdık. Sen sürgünsün. İyi kullan yabancılığını
Yalnızlığını iyi yürü. Yokuşunu şehvetle çık, ayak
sürüyenlerden olma. Sonunda varacaksın oraya nasıl olsa.
Orda, vardığın yerde bulacağın şeyler sevindirsin seni.
Kararmış bir taş ve gece ve baykuş. Her yolcunun varacağı
şeyler. Gecenin içinde çıplak ayaklı gezinen rüzgâr da
sevindirsin seni.
Öyleyken gürültü eden rüzgâr da. Ve baykuşunu ürküten rüzgâr da.
Rüzgârını da sev sen, baykuşunu da, kayırıldığını unutma
Sürgün olduğunu unutma. İşte böyle. Nezeyne

İsmail Uyaroğlu
Esirgemeyen+ve+Ba%C4%9F%C4%B1%C5%9Flamayan+%C5%9Eeytan%C4%B1n+Ad%C4%B1yla Esirgemeyen ve Bağışlamayan Şeytanın Adıyla

Bıçak

Bir bıçak edin artık kendine
Bırak avutmayı bedenini
Ucuz zehirlerle, alkol vb.
Balkırken ölümün çelik dikeni

Bir bıçak…
Kromaj kaplı bir kan lekesi
Parlasın üstünde ve
Uğuldasın ölümün sesi

Bir bıçak edinin…
Önce ucunu dene
İyi gelirse eğer
Gömersin şehvetle etine

Bir bıçak edinin artık…
Bileğine bir şans tanı
Eğlenirsin hem işte birkaç saniye
De olsa seyrederken fışkıran kanı

Bir bıçak edin artık kendine
Titremeye başlamadan elin
Bulamazsın sonra yaşlanınca damarı
Kaçar tadı şölenin

İsmail Uyaroğlu
%C4%B0smail+Uyaro%C4%9Flu Bıçak

Gökyüzü ve Şiir

Bir kelime gelir, sürtünür, yoklar beni
Anlarım, bir şiirin elçisidir
Bırakır hemen elimdeki işi, sokağa çıkarım
Bakarım, günlerdir içimi sancıtan şiir
Orda, esinimi ışığından süzdüğüm
Sonsuz göğün altında
Bana incecik gülümsemektedir

İsmail Uyaroğlu

G%C3%96KY%C3%9CZ%C3%9C+VE+%C5%9E%C4%B0%C4%B0R Gökyüzü ve Şiir

Uçurum

Şiir uçurumdur
Ve çiçekten bir köprü
Geçer üstünden
Gerçeğin kıyısına uzanan
Düş kıyısından

Kimi ulaşır karşıya uçar gibi
Kimi ulaşamaz, düşer
Kimi de boşlukta asılı kalır
Düşerken tutunabilirse
Bir kelimeye eğer

İsmail Uyaroğlu

U%C3%A7urum Uçurum