yusuf ile zeliha

I.
Gözümün açıldığı yerde durdun Yusuf
Zambağa uçurum sesi dilediğim andan geldin

O bensem eğer
İki zümrüt kesiğindeki kıpırtı
Ellerine vurgun elmaların harını
Sevdim de Yusuf yanakalan canımı
Seni kimselere göstermek istemedi içim

Hep ırakta kıldın kendini Yusuf
Bana yalnızca güzelliğinin acısını verdin
Bundandır sana öyküler biçtiğim

Düştüğüm yeri kendime de söylemedim
Kopan zambak yapraklarından ellerim

Bağışlanma dilemeyen Zeliha benim

II.
Dedim ki, güneşe dönen bir çiçeğim
Toprak gibi kabarmakta benim de ellerim
Ve karnım ve göğüslerim ve erguvan tenim
Denizkızı olsam senin çölünde dökülecek sanki
Yok sayılmaktan pul pul kalmış bedenim

Oysa istediğim yalnızca bir ovaydı dolaşmak için
Ve sen, senin ıssızlığın, güzelliğin örtbas ettiği
Kendimi sığdırmak için iyiydi

III.
Bir riyayı açığa çıkarmaktan başka nedir
Elmayla bıçağın sınanmamış ellere ikramı?
Acımı güldürmek için kesmek istedim
Bedenlerinde akmayan kadınları

Çıplak elli kölenin okşayıp sardığı
Bacaklarımdaki hercai lekelerden geçiyor

Bir kuşun ölmeye varmak için çırpınan kanatları

IV.
Öyle çok sustum ki, ismim alnımdan utandı
Kumları anca bir fitne fesatta birleştirip
İsmim sandılar Yusuf,
Çığlığım koskoca bir kaya olup
İçinde artık savrulmayan kumları sakladı
Çölde her taneciğin bir diğerine eş olduğu
O sarı, o sonsuz memlekette
Kaya demledim Yusuf
Ahım, bir aşka yorumlandı

Susmaktan geldim ve şimdi
Babil’in dillerinde hep anılmak için
Atsan üzerimden lanetten örtümü
Açığa çıkacak olan, o Zeliha benim

V.
Bunca ıssız kılmasalardı
Yeknesak kum tepelerinde benliğimi
Konuşmak için
Bir kendimi isteyecektim

Herkes kavmini arar Yusuf
Ben de kardeşlerinin attığı kuyuda
Çınlayan sesi şarkı, dilediğim
Bir kölenin çığlığıydı

VI.
Kimine güneş düşer bu dünyada
Kimine yalnızca güneş tozları

Elbet biliyordum kocamın adının nereye yazıldığını
Lâkin seni görünce elimdeki çizgiler değişti
Zeliha diyorlar bana, yedi soyunun laneti
Kocan, sarayın, başında tacın neyine yetmedi?

Denize karışan akarsu, yitirir nehirden gömleğini
Karşılığı yanlış yerlerde aranmış yeteneksiz bir sevgi

VII.
Aziz cariyelerin peşinden giderken
Kayıtsız ve mağrur susardım, ben ki
Her sevişmenin ardından törenler için geriye kalan

Nene yetmedi Zeliha, nene yetmedi?

Öyle sessizdi ki kalbim
Yusuf’tan bir şarkı işledim
Sonra sonra nakkaşı oldum kendimin
Yaradan akan kan sıcaktı, tanıdıktı
Çaresiz adına Yusuf dedim

Nasıl arzuladım bilemezsin
Laneti bile gümüşten peçeyi
Kocam artık gözkapaklarımda
İki demir, iki sinsi külçeydi

VIII.
İsyanımı dindiremeyen zümrüt
Balığını beslemeyen Nil nehri sözlerin
Dilini bir kere düğümleme de öyle söyle
Bedenime koca mülkü diyen sen misin?

Sana biçtiler yüzümdekini
İsyanımdan döl aldım Yusuf, o mor fettan ışık haresini
Güneşte ekin vermek için, bir senin gözlerini…
Yine de bir canı gövdesinde yeşerten benim
Bedenimi bir başka bene mesken kılmak için

Bahanemsin.

IX.
İşte çarşafta solan ilk kana kadardır
Benim bir kocadaki hükmüm:
Yanım sıra yürü
Peşim sıra düşün.

Aziz,
Yaz günü üzerimde sık örgülü, kalın bir hırka
İnadımdan değil çaresizliğimden
Dolaştım bir ağızdan bir başkasına

Yusuf!
En çok sendeki leke yakışıyordu bana

Çünkü güllerin yazgısı bir seyredilmek değil.
Dünyayı ister gün boyu güller,
Ve bu, köklerini derinden incitir.

Avuçlarımdaki bu ter isteği,
Anımsayamadığım kokuna iliştirdiğim karanfil
Saçlarına vurgun kadehim hâlâ sıcak ve eskil

Köklerim bir sana dolandığı yerden incelir.

X.
Erişilmeyenden korunmak için
Söz kayanın cevherinde kaldı
Başkalarından öğrenmediğim tek tutkuyu
Senin bedeninde söyledim
Yusuf, bedenine söyledim

Oysa sende yaşayan bir canım olmadı hiç benim
Gözlerinde ışıyana soysuz bir perde biçtin
Başkasının kadını dedin bana: Benim değilsin!

Sen parmak izim
Usanıp aynanın kırılganlığından
Ve eni sonu bir eşya olmasından
Güzelliğe cemalinden bakmak istedim

XI.
Su ürkmedi, kırlangıç geçmedi aramızdan
Ama nasıl, nasıl atarım bu kayalık sahili içimden
Söyle denizi kumun içinde nasıl özlemem?

Dileğim, şu an bir göz odanın içinde.
Seninle herhangi şeyler
Bir an gözlerinde benim gölgem

Kalbimin güvercinine bakan cefa
Kanımda günbatımısın sen

XII.
Keşfetmeye çalışırken canın sakladığını
Oyuncaklarını kıran, dağıtan
Niyeti kutsal, ettiği lanetli
Gürültücü bir çocuktum belki de

Yastığımın altına bir gül dikeni alıp yatıyorum Yusuf
Lanetlendiğim günü anmak için yine de.

Özlem Sezer

redheads-8ag6veaoh-264955-466-700 yusuf ile zeliha

Düş


Dördüncü resim
Soldan sağa sırayla
Belkıs, General, Esrar, Kaymakam, Vali ve…
Ve den sonraki resim kesilip atılmış.
“Bu resim neden eksik” diyen torun
Nenesine pür dikkat kesildi.
Nene:
“Hiç bir resim tamamlanamamıştır”
Dedi usulca
O an bir iç geçirip
Torunu kucağındayken son uykusuna yattı.
Esrar:
“Neneciğim!” diye fırladı düşünden pencereye
“Sirkeciye kar yağarken pencereden
Senin sokaktan geçtiğini düşlemek güzeldi”

Murat Solgun

328188-md Düş

Özgürlüğe Doğru

Bırakıyor ardından belalara beni
Tedbirim öldü gövdemin binası geçti

Göğsümde ince gergin çelik bağcık
Tenimi bastıran içerilere

Bağırıyor leylaklarım ağlıyor ağlıyor duvarlar
Çatlayacak gibi susuz düzgün ve biçimli sanatlar

Çocuk yığılıyor kalp kalp üstüne konuyor
Bir baba damarı vuruyor sökülen nabzım

Şimdi batar birkaç nesil azdıran bozgun
Simsiyah aklım ve beyaz bir nokta kalbim

Kader akışı alkışlanıyor her kârım
Nazlı buluş git git kabarıyor dalgalar

Çare yok gür gür bağıracağım yoksa bu sefil
İsyan yüklü gemi zor kayalıklarında gönlün

Harp. Ezilen etim söğülen köpekliğin için değil
Güzel ölçülü zulmetmeden yeterince öldürüşüm

Harp geliyor bir güzel bilendin mi kardeşim
Binlerce cilt tutuyor kılıçların hançerin

I believe in you believe in we believe in
In la ilahe illallah la ilahe illallah

Şimdi halk yüceldin guslet suyun götürmesiyle kuşan
Yüzün kolların ateş yakmaz başın ince ayakların

Dünya bir konak bir konuk ölümsüz hayat içre
Geçildikçe hor öpüldükçe soyunur şehvete

Şehvet ahırı değil yeryüzü
Domuz ahırı değil yer toprak

İki bakışımın arasında bulduğun toprak
Dört köşe duvarlar siyah örtü ve göç sesleri

Kapanıyorum kabul et öyle buyur
Bin açılı örtüye daha sar beni

Bin yıl bin daha
Dursam kapında

Sayısız perdeden bir perdecik kalksın için
Başım yüzüm kızarır haddim olmaz aslında

Sakin ve gövdemin mızraklarını döken bir geliş
Vara gele ancak birkaç ağaç alıyor göğsüm

Sakin ve daha sakin mızraklarım dökülsün daha
Aniden çıkıp havlayan köpekte emanet bugün

Binbir helak ve Allah selamıyla girilen ovada
Bir dağ gibi diz çök kendine ırmak ol tut tut bırak yıldırımları

Sakin daha sakin kımıltı yok bakışında
Bırak toprak altında göl olsun gözyaşın

Bir çeşit isyandın gönül ağlaması ilacın
Destur. Nice uzlet makamından geçersin şimdi

Şimdi çağırıyor o güzel aşka beni yalvarıyor beni
Duruyorum ve çeşit çeşit ölüm omuzumun binileri

Bu ova cennet olmalı sayımızca bir cennet safı
Bu çukur ateş olmalı sayımızca bir cehennem safı

Ya bu yol. Ayağın sahibi gövdeden habersiz yürüdüğü
Gövdenin ayağa merbut ayağa dönük ayak kesildiği

Sen gönlünü yukarıya bil

Bir dağ nasıl söylerse öyle söyle
Bir dağ nasıl inlerse başla öyle

Ey zarif sen de ata yoluna meylettin
Korkarım binbir belaya dayanmaz sıkletin

Cahit Zarifoğlu

Ayr%25C2%25A6-l%25C2%25A6-k+ne+biliyor+musun+Ne+araya+yollar%25C2%25A6-n+girmesi Özgürlüğe Doğru

Hakir

İçimin canına okudum
Bu yüzden sadece ona

Yine de kalktım gezdim dünyada
Beyaz!
Güya bembeyaz şeylerden bahsedecektim
Lirik parmaklarıma dökülen mürekkeple canıma bulaşan ağu mesela
Madencilerin elindeki demirin ağrısı ya da
Tam ortasındayken bir ömrün
Bulaştı canıma dinmez bir masal
Bir kalmak acısı

Aslında bembeyaz şeylerden bahsedecektim
Bir güle kırmızı davranmanın hikayesinde kaldım
Toydum ve hakir
Dedim bileye bileye ettiğimiz bu heykel ne kadar da çirkin
Ne kadar da sakar şu ettiğimiz akıl
Şu dalgın merhamet
Şu yol yordam

Yine de kalktım yürüdüm dünyada
Leke bir kalbin kenarındaki yavaşlık
Soğuk bir yüze bulaşmış masal gibi
Yuvarlaktır dediler dünya
Yanlış ve uzundur anladım

Kalktım ben de yürüdüm bir sürü yanlış fotoğrafta
Zehir zehir çevirdiğim sayfanın kalbinden edindiğim leke mesela
Toydum ve hakir
Dedim dilerim sokak öldürsün sokağa seslenenleri
Sonra umur vurulunca bir kalbin ara sokağında
Sanki dünya iyileşmez anladım
Dünya ve doğu iyileşmez asla

Üç çizik attı kalbime doktor
Her sabah aç karnımla üç kere seni unutmalıyım sandım
Kalktım bıçak çektim dünyaya
Toydum ve korkunç hakir
Yine de kaldım
Kaldım ve sandım
İçimin canı yokmuş
Kapkara bir kelebeğe acilen kiralıkmış kalbim

Sonra sessizce alnından indim
Bıçak çektim dünyaya

Seyyidhan Kömürcü

2012_10_girl-reading-705715-475-748 Hakir

Aşk Batımı

Usulca geçtim yüzünü
Ardında dağlar vardı
rüzgârlar
Kurt izlerinde uluyan zemheriler vardı

/ Çık git yüzünün inkarı olmaya… /

Zaman can çekişiyor şimdi
Göçüğü altında eski aşkların
Yüzün derin bir kılıç izi aklımda
Daralır kör akrebin parantezi kadar
Sürgit yanılsamadır
dönüp geldiğim
Kimin kıyısında dursam artık
Bir rengin usul usul dağılışı gibiyim

/ Unutma, kırmızı olur aşkbatımları /

İnsan kendine eskir
Zaman, sık yıkanan iç çamaşırlarda
Zaman ki uzaklıktır ağrılı
Vedasız çekip gitmesidir bir günün
Bir sigaranın sessiz tükenişi dumanlı
Ve gizli aşklara sığınaktır
deniz kabukları

/ Dön gel, sonsuz uzaklık olmaya… /

Gonca Özmen

GECEYE++%C5%9EARKI+1+Bir+nefesin+g+%C3%82lgesinden+do%C2%A6%C5%9Fma+bizle Aşk Batımı

Yalancı Kehribar

her şeyi ben inkar ettim ravi
artık ters çevirme kum saatini.

sayfaları çevirmek için ıslattığın
parmağın kadar mutluyum. yalan değil
insan gibi hafif şeyleri çeker kendine aşk

kaçacak yer yok yüzünde..düş değil
her şey masal…uçuruma gül atıp da
yankısını beklemek gibidir aşk.

sarı mumdan kızıla çalan kehribar
ateşe büründü, tespih taneleri ve meşk
ip kopunca dağılıverdi masal, yıkıldı kalp.

bir varmış bir yokmuş aslında aşk..

Beşir SEVİM

black+cat Yalancı Kehribar

Yasemin Senfonisi

yüzün düşüyor aklıma,
bir yaz akşamı önümü kesen
muzip yasemin kokuları,
öpüşlerin alnımda dudaklarımda,
hani denizden çıkıp sabun kokulu bir havluya sarılırsın ya,
ve yakamozlar dökülür saçlarından,
denizcilerin sonsuz mavi sevdası,
tenine bulaşır
ve kokun gelir uzaklardan
yorgun bir deve kervanı,
mavi ipekler taşır rüyalarına

sensiz
kayıp bir türkü ruhum,
ve beni çağırıyor
denizin dibine düşen saklı düşler…

seni özlüyorum
mavi olsun adın
aşktan koyu
düşlerden açık…

kendinden yorulmuş
bir gecenin içinde gidiyoruz…
sevdam, yorgun bir çırağın derin uykusunda
saklı bir düş gibi,
şoför küfrediyor hüznüne,
“bıyıklarımız büyüdükçe
gülüşlerimiz kısaldı be abi” diyor…
seni özledim,
özlemin bir çırağın tek renkli uykusunda
şoförün hüznünde.
Oysa çok değil
daha bir yüzyıl evvel
alnındaki ışığı öpmüştüm
bir çocuk iki eli ile
gökyüzünü tutup bağırdı
“kar yağıyor, kar yağıyor”
oysa senin kirpiklerindi
üstümüze düşen
çırak indi
rüya bitti
şoför gitti
bıyık kesildi.
ama özlemin bitmedi

biliyor musun?
sen ilkyaz yağmurusun
üç renkli gökkuşağı açtıran

bir gün
vapurda öpüşelim
adalara giderken
bir yaz vakti
sabahtan…

martılardan utanma
hele denizden
ve de bulutlardan asla!

bir gün vapurda öpüşelim
rüzgar uçururken saçlarını
ağzında acıbadem tadı

çocuğumuz olursa
adı “deniz” olsun
bir gün vapurda öpüşelim
adalara giderken
ve senin yanında yaşlanayım…

bakışların ruhumu karıştırır,
bulduğu mavi misketler
bir de badem ağaçları
çiçeğinden yorgun…
öpüşlerin anıları karıştırır,
bulduğu bir delikanlı
ağaç dibinde ağlar bir kadın için,
dokunuşların geleceği karıştırır
benden sana
senden bana…
içimde yeşil bir yerin var;
deniz fenerisin sevinci gösteren..
adın mavi aşk…

ayrılık bir nokta mıdır?
uzun sevdaların sonunda,
yoksa kitabı kapamak mı sessizce
daha büyümeden?
geldiğin gibi bir deli rüzgarla git
ama bil ki dalgalar yüreğimde,
yüreğimi yakıp giden
mavi dalgalar
seni alıp giden köpüksüz dalgalar.
bir tanem
beni geleceğine göm ve yürü git,
eteklerinde erken büyümenin acısı…
her kutsal taşta yazılıdır
yedi yıl bereketin sonunda
yedi yıl hüzün
ve hiç bir aşk tam yaşanmamıştır
gözyaşı ile kutsanmadan

aşk elinden tutar
ve sen anlamazsın
yaşam nerde başlar?
nerde biter kardelen çiçekleri?
aşk ’dır bu dersin
göğsüne yaslanmış bir genç kız
bir serçe ürkekliğinde nefes alır

sesin gümüşi bir aynadan yansır
billur bir ırmak kıvamında.
bakışların derin uçurumlarda açmış
nazlı bir çiçek..
sessizce salınır
her bir hüzün rüzgârında…

bana “umut nedir?” diye sorma…
sadece sıkıca elimi tut…

bakışların
bazen gri bir kış bulutu
güneş gizlenmiştir hüznünün arkasına
ve sanki bir adım var trenin kalkmasına
ve de
ayrılığa…

bazen türküler donanır
karayı görmüş bir gemi coşkusunda

geçmişin gölge düşürür
geleceğinin ışığına.

günler geçiyor
şiir azalıyor.
şiir azaldıkça
yüzün kayboluyor,
misketlerimi atıyorum
hiçliğin bağrına

anlamsızlık
gri bir bulut
senin mavini boğuyor

son misketimi atıyorum
son şiirimi okudum
artık
sen yoksun….

Nerden geliyor
bu portakal çiçeği kokusu?
bu denizin tuzu?
bu mavi, bu dokunuş, bu öpüş
nereden geliyoruz?
nereye gidiyoruz ? diye
sor-
mu-
yo-
rum,
sadece seni seviyorum…

Dökülür parmaklarından
eski bir hüznün mavileri.
geçmiş,
geleceğin aynasında hüzünlü bir gülüş
ve bir ışık akar
geçmişten geleceğe,
zaman derim sadece,
ve boşluk her zaman bir anlama gebe.

dudaklarımda kafiyelenen
tenine yazılmış şiir,
sadece ateş, tuz ve mavi düşler.
neler var sesinde?
çıplak omuz başlarında anımsanan çocukluk,
baharın çağla ağaçları
ve
mavinin çiçeklendiği
utangaç göğüslerin

Mehmet Emin Arı

+%C5%9Eimdi,+sesini+duymay%C2%A6-+bekliyorum+Bir+ip+at%C2%A6-lmas%C2%A6-n%C2%A6- Yasemin Senfonisi

Erkek Aşk Kadın

Siz… benim için o denli değerlisiniz ki,
Beni götürdüğünüz aşk ülkesinden yazıyorum…
Aşka, inanca ümide gereksinim duyuyordum ve filozoflar arasında aşka duyulan inancın en ateşli şovalyesi olduğunuzdan…Siz, yaşamımın filozofu oldunuz!
Sizinle birlikte aşk felsefeye girdi; tıpkı insanlığın temelinde yer alan dürtünün insanın içinde yer etmesi gibi; insanoğlu, aşkın yaşamını “ciddiye” aldığında yaşamının ulaşılabilir; aşk insanoğluna, insanlığın boyutunu kavrama olanağı sağlayan yola dönüşür. Sevmeye başlar başlamaz insan haklarının ne olduğunu kavrarız. Ve bu aşk eğitimi sayesinde felsefe yaşamıma girdi.
Kuşkusuz, felsefe aşkı daha önce selamlamıştı; ama aşkı yalnızca sözcüksel kökenine bağlıyordu. “Bilgelik aşkı” ; aşk, kendine ulaşma yollarından başka bir şey değildi. Ve eğer öveb ilk düşünür olma savınız yoksa da -aşk derslerinizi İsa’nın okulunda alıyorusnuz- ve onun en gayretli savunucusu olmakla övünüyorsunuz.
Ama felsefeden başka şeyler de var! Aşk da yaşamıma girdi. Gerçek yapmacık olmayan. Ve sözde aşkların öylesine izini sürdünüz ki, bu kez gerçeğini tanıyabilirdim: Boşa harcanan aşk kaldırımlarda sürter; aşırı yüceltilen aşk bulutlarda kaybolur.
Evet, dostum, sizin aşk okulunuza kayıt oldum. Bana özgür aşkın müjdesini verdiniz! Ötekini kendi arzuma zincirlemek anlamına gelmeyen aşkın. Arzum iyi olsa bile. Ne de bir başkasının izinden ayrılmamacasına gitmek anlamına gelmeyen aşkın. O, dünyanın en iyi izi olsa bile. “İstediğini sev!”, dediniz bana ayrım yapmaksızın. Ama “sevdiğini kararlılıkla iste!” diye eklediniz buyururcasına.
Nihayet aşk doğrudan yüreğime sesleniyordu.
Aşkı güven ortamına sokarak bana aşka güvenme duygusunu kazandırıyordunuz. Aşk, ancak sevgilinin bakışına aşk dolu bir göz kırpar. Mutsuz bir güvensizlik! Aşk gösterimleri içinde ancak aşkın eksikliklerini algılayan ve durmaksızın kanıt ve özür isteyen güvensizlik. “Beni sevdiğini kanıtla”, der âşık sevgilini aşkından kuşku duyarak. Ve aşkın sınanması sonsuz bir çevrim içine girer. Bir kanıt ötekini gerektirir, sonra kanıtın kanıtına başvurur, vb. Oysa kanıt neyi kanıtlar? Aşk isteğimizin, aşk verebilme yeteneğimizin azalması ölçüsünde büyüdüğünü mü? Peki kanıt neyi üretir? Ağırlığı ve teraziyi. Herkes nasıl seviliyorsa öyle sevmekle yetinir. Herkes verdiği aşkın dozunu, karşılığında aldığı aşkla oranlayarak hesaplar.
Aşk, bu pazarlıklarla tükenir. Ve yüreğimiz bu hesaplar yüzünden kendini kapatır.
Sizi dinlediğimde yakınmalarımdan utandım. Ümitsizliğin, gerçek aşkın listesinde bulunmadığını düşünüyorsunuz. Bizler, bir aşk bizi düş kırıklığına uğrattı diye sevmeyi hiçbir zaman bırakmadık. Birileri her zaman orada aşkımızı beklemektedir. Sadakatsizlik, ölüm sevdiğimiz kişiyi bir elimizden alsın…dünya hemen bize bir başkasını gönderir! Hiçbir zaman yalnız değilizdir. Öteki, sonsuzluktur.
Eğer kahramanlık ya da seçkincilik nedeniyle kendimizi daha yalnız ve daha mutsuz hissetme eğilimi içinde bulunursak, bencil korkularımız bizleri birbirimizin kollarına atar. Daha baştan bunu bilmekteyiz: İnsanoğlunun yalnız olması iyi değil! “Ayrı bir grup” oluşturamaz. Yitik aşk, bizi aşk sarhoşu yapar. Böylece yalnızlık kaygısı, sonunda, yeryüzündeki aşk davasının zafer kazanmasını sağlar!

Aşkınız bana kadınlığımı hissettirdi!
Beni gerçek bir kadına dönüştürdünüz. Erkeklerin gölgesi ya da taklidi olarak görünen yapma bir kadın değil. Erkeklerin dudaklarına ya da boynuna takılı kaldığı içim gülünen sevimli bir kadına değil. Kendinden geçmişçesine aşkı bulutlara taşıyan bir kadın hiç değil. Ama “yaşamak ve sevmenin kendisi için aynı anlama geldiği” bir aşk kadını. Bir an bile sevmeden yapamayan bir kadın.
Sizi seviyordum, öylesine sizin sevdiğiniz kadını sevdim. Ve sizin sevdiğiniz kadın hem sever, hem de sevmesini bilir! Bedeniyle, ruhuyla: “Duyarlılığın ne olduğunu anlatmak için : Kadın demek yeter”, ya da “duyarlılığın üzerinde süzülen ruhu anlatmak için: Kadın demek yeter” diye yazmıştınız.
Ve kadın hem bu doğa hem de bu ruh olduğunda siz ona hayranlık duyuyorsunuz: “İnsandan çok, Tanrı’ya yakın”, çünkü aşk, onun yaşantısının ta kendisi. Ve Tanrı sevgi olduğuna göre…
Hayır, anladım: Kadını ilahlaştırmıyorsunuz. Ona yalnızca aşka özgü bir yaşam veriyorsunuz, bu da onu erkekten ayırıyor! Bir çok erkek aşkın yaşamındaki iyiliklerini yüceltmiştir. Bir çok erkek kaçan aşkın derin acısını duyumsamıştır. Bir çok erkek aşkın ateşiyle kendini yenilenmiş hissetmiştir. Ama kendilerini bir kadın aşkının dünyaya getirdiğini kabul eden kaç tane erkek vardır?
Kadın, kadın kimliğini -bu, onun zerafeti- aşktan alır. Üç kez doğar:
Önce yalnızca kadın cinsiyetiyle doğar. Daha sonra, yaygın deyişle: Onunla sevişilir dendiğinde kadın olarak doğmuş olur. Son olarak birisine tutulduğunda, bir kadın olduğunun bilincinde kendi kendisine doğar. Aşk onu eline geçirdiğinde.

Dostum, beni aşk dolu bir kadın yaptınız.
Ve ben, bu kadın olmayı sevdim…

Monique Charles

ask-egitimi Erkek Aşk Kadın

bu ara

artık yalnayak çırılçıplak çocukların ruhuyum
basarken yüreğimi bu ateşten kumlara
kusacak şehrin kuytusunda ihanet
kusacak acısını karanlık kuyum
koyarken alnımı uçurumlara

ve ben şiirler kurban ederken seni seviyorumlara
kedere batmışken öyküm
kanatmışken içimde yeni bir yara
çıkamam yağmurlara
çıkamam öyle yapayalnız
öyle boynubüküğüm bu ara

ne bayram ne tatil ne izin
uzak yollardan
karışmak için mi geldim kumlarına akdenizin
sığınmak için mi dalgalara
ne şiir çare artık ne üst üste sigara
ya gerçek değil benim gördüğüm
ya ben çok kötüyüm bu ara

şimdi
dünyaya en çok yakışan ölüm
ve bana yazgı olan aşk
nasıl barışabilir
öpüşür mü bir daha karanlıkla şafak
paylaşır mı yeniden şiiri günüm

ateşten bir dilim olmalıydı herşeyi söyleyecek
ya da konuşan bir gülüm olmalıydı sana verecek
ya da sen hiç susmamalıydın

işte karanlığımdasın
düşlerimde bağrımdasın
yazgımsın sen son sınavım son aşkım
bazen küçük kardeşim bazen ilk aşkım
sen bütün aşklarım çocuk yanıma annem
yüreğimdeki cennet kanımdaki cehennem

susma artık bakıp bakıp uzaklara
şimdi seninle gerçekten yaşamak vardı
ve şiiri tam burada bırakmak
ve çıkmak
yağmurlara
yağmurlara.

Sıtkı CANEY

+%C5%9Fair+1+5++%C5%9Fiir+yaz+biliyor+musun,+yusuf%C3%94%C3%87%C3%96un+y%C2%A6-rt%C2%A6-k+g bu ara

Allah Aşkına Kalbim

Allah aşkına kalbim,
Sakla sevgini
Ve gizle şikâyet ettiğin şeyi
Seni görenlerden
Ve ganimet bil onu.

Sırları ifşa eden
Benzer ahmağa
Susmak ve gizlemek
Daha yaraşır aşığa

Allah aşkına kalbim,
Sana geldiğinde
Bir soruşturucu
Gelirse sana sorarak sıkıntını
Gizle!

Ey kalp eğer derlerse:
“Nerede sevdiğin?”
De ki: “Belki esir almıştır,
Benden başkasını”
Ve sonra mutlu görün.

Allah aşkına kalbim,
Gizle hüznünü
Seni üzen nedir ki
Dermanından başka
Bunu bil.

Ruhlardaki sevgi
Kadehteki şarap gibidir
Ne su görünür onda
Ne nefesler gizlenir.

Allah aşkına kalbim,
Hapset dertlerini,
Denizler coşsa da
Yahut yıkılsa da felekler
Sen esenlikte ol!

Halil Cibran

A+%C5%9EIKANE+Seni+seviyorum+diyen+o+h+-z+-nl+-+bir+ozand%C2%A6-r Allah Aşkına Kalbim