Daha doğrusu ben sana dönüp bakmıyorum. Sesinden, senin de bana bakmadığını anlıyorum. “Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz…” Duruyorsun, ekliyorsun: “Kimin hangi anısına nereden girip katılacağımızı da…”
Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile..
Seni ben geçerken,
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ”O” geçiyordur.
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler
Yeter, sorma artık. Boşver edebiyatı. Ayrıca, bir yazarı tanıtırken 10 bin soru gerekmez, 10 soru yeterlidir bence. Sorular bileşik kaplara benzer. Birisi dolarken öteki de dolar. Nitekim deminden beri sorduğunuz bütün sorular, sormadığınız soruları da yanıtlamakta.
kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri
o hınzır çocuklar yok şimdi seni o denli sevmek yok tren yolculukları yok
sek sek oynuyorum sanmıştım önümde çizdiğin kareleri atlarken geri döndüğümde tüm eski yollarımı silmiştin
büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım
Çalıları çıldırtan bordo bir yel kalbimi de değiştiriyor bildiğin şekilden eğer cezaysa aklımda biriken bu sesler… göller üşümesin! bağışlanmak için önümde durdu karadan kara o kevser bilmiyordum henüz bendeki saf acıymış o cevher
Ey kuleler!! göğe doğru açılan kapı… bu bir karadüzen! yaprakların sesi birikirken yüzüme yalnız bırakılan bir yıldız gibi tek gözümle gördüğüm tarih: yoktur sevgilim! sadakatle söylenen bir ağırlıktır cümlemiz çekip almak isterdim seni elbet ezberlediğin tenhadan ve sözlerden bende biriken öğütülmez bir aşksın sen karadüzen içinde oysa dönmekte değirmen
külün ateşten yana tavrı değişirken beklerim ben de değişsin gölün rengi ve değişsin karşılıklı iki kalbin yeri sen acıyan yerlerimde kalan susmanın bereketi zaman kalmadı hata yapmak için sırtımda çürürken taşıdığım nefesler yüzümüz bir defter gibi birbirine açılırken Aşk…yokluktan büyüyen kırmızı bir kitaptır parçalanır elimizde sevgiden
“Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdeder, O’ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah’dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür.” “Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur. Ashabım! Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O’da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur. Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib’in torunu Iyas bin Rabia’nın kan davasıdır. Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız. Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü’minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir. Mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır. Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz. Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: – Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. – Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz. – Zina etmeyeceksiniz. – Hırsızlık yapmayacaksınız. İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? “ Sahabe-i Kiram birden söyle dediler: “Allah’ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!” Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu: “Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! “
sabah sabah bir uyandım bir uyandım sormayın çarşafım yeni ya biraz ondan bilindi güneşti camdan vuran serseri kılıklı kar bile yağsa belki bir meleğin sırtını kaşımış ya da kafayı üşütmüşüm sağımdan kalkarak hepsi olabilirdi bugün aybaşı, maaş alacak talih kuşu başına konacak, ondandır dendi biri de tutturdu düşümde cenneti görmüşüm boşversene sen arkadaş öyle olsa cenneti bırakır da uyanır mıyım hiç
hiçbiri değil dostlar hiçbiri değil çiçeğe durur gibi uyanışım akpak sevdamdan ve böyle bir gün say say bitmez güzelliği
Anılarını Yerlerden Toplayanlar Derneği’nden dönüyorum Bir yanıp bir sönüyorum Yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz Yalnızca biz geçmişi yaktık, yalnızca biz Bir şemsiyeye çarpıp batan bir teknedeydik, eğildik Eğildik ve iplerini çözdük Sonsuz ipli uçurtma şenliğine dönüştü birlikteliğimiz Yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz Ağzımız sürükleyip götürüyor çalar saatleri En tehlikeli odalarındayız otellerin
Anılarını Yerlerden Toplayanlar Derneği’nden dönüyorum Bir yanıp bir sönüyorum Yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz Yalnızca biz bayrakları yaktık, yalnızca biz Gözyaşı şişelerine çarpıp kırılan bir ülkedeydik, sevdik Sevildik ve kire pasa direndik Yeniden sevdalanıyorum sana bunca kaçak günlerden sonra Yağmur bizi izliyor sevgilim Bir bardak yeryüzünde yeniden fırtına.
bir kıyı kahvesinde uyandık üç aşağı beş yukarı her şey denizdi sesimiz: iki çay, biri şekersiz çıkınımız çadır bezinden, ilmiği eksik masamız ters dönmüş gümüş kalyon
bir kıyı kahvesinde uyandık sizi sabah yıldızı sordu dediler el ele tutuştuk dışarı çıktık avuçlarımız göğe kapanırken elimiz bile denizdi karman çorman
( okura yıldırım telgraf : bu şiir bitmeye varınca sezinledim stop deniz de sevda gibi stop tüm şiirlerde sözü edilse bile eskimiyor stop )
birden duruyor, “yola her çıkışımda” diyor “bir kız vardı gözleriyle beni bekleyen bir kız topsuz tüfeksiz çıkartma yapan yüreğime bir kız vardı tıpkı uçuçböceği kanatlarından ürken”
( derinde Fenike gemileri kanadı kopuk uçaklar gibi andaç oldu ayrılık solgun olsa da yere düşen bir gül nasıl gene bir gülse boşadır ayrılığı anlatmaya çalışmak anlarsa ancak yüreği anlar bir çocuğun annesinden ayrılmışsa )
çıkıp gidiyor şiirden, yollarda bir suskunluk hele kutup yıldızını görseniz o nasıl suskunluk
gittiğim bütün hekimler aynı şeyleri söylediler söz birliği etmişcesine “aşk hastalığıdır bunun adı ve çok sarsar insanı bu yaştan sonra”
oysa ne yalan söyliyeyim, ben yalnızca bir kuyrukluyıldıza çarptığımı sanmıştım yaşamın çıkmaz sokaklarında yürürken yüreğim bir patlamayla aydınlanınca
Gece bir karşı varlıktı karanlığıma Gece tanımsız bir bütünlük Senin hayatını düşündüm Sevmek sevgilinin suretini bürünmektir biraz da
Sonbahar uzaktan bakmaktı sana Sonbahar yeniden ölüm
Mithatpaşa Caddesi’nde yürüyorum Kim bilir bu duyguyu kaçıncı kez yaşıyorum Güzelyalı tenha bir gece olmuş İzmir’de Hep senin gözlerini görüyorum Yaşamak yumuşak dikenlerinde yokluğunun İkimizde iki ayrı evrende iki ayrı barış Bir uyumu eylemek zordur bunun gibi Uyum yokluğuysa uyumuzluğun
Sen yok gibisin Yokluğunu kim tamamlayacak Güzelyalı bir vapur olmuş körfezde Sulara ışığını sürüyor yanılsama İşte bir kavram sevgimi tamamlayacak Yanılsama yansır içinde bir vapur penceresinin Sevgilim gölgen gölgeni görüyorum senin Kimse bilmeyecek yerini ölüm ülkesinin Ölüm ülkesi karanlık bir gece Kimsenin tanıklığı yok sevgimize Gece kimsenin bilmediği bir ölüm ülkesidir Sevgilim bu sonbahar günlerinde
ben obi wan kenobi değilim sevgilim ışın kılıcım yok, kahrı ikiye bölemem olsa olsa bağımsız film çekme heveslisi düşük bütçeli işler yapmak zorunda kalan uzakdoğulu bir yönetmenin üçüncü sınıf komik kostümlü kahramanı olabilirim..
ben cüneyt arkın değilim sevgilim seni tehlikelerden koruyamam şöyle irice bir mahalle delikanlısıyla kavga etsem yani sana laf atsa biz seninle parkın orada el ele yürürken ben de kavga etmek zorunda kalsam iki dakikada ağzımı burnumu kırar..
ben polat alemdar değilim sevgilim ister istemez yaptığımız işlerin sonunu düşünürüm misal biz seninle yasa dışı bir işe girsek polis yakalasa sonra beni, sorguya alsa behzat ç. gibi bir komiser çıksa mesela karşıma iki tokat atsa hemen senin adını veririm..
ben hazreti ali değilim sevgilim sabrım da şefkatim de merhametim de bir yere kadar..