Başta,sevinç getirir kısa süre
Ortada ve sonda yıkıntıyı yaşamanın
Adı, Aşk’tır
Hatta geriye sarıp da kaseti,
Bir ömür dolduran coşku ve haseti
Ve yaman bir çöküntüyü yaşamanın
Adı, Aşktır
Hüsrev Hatemi
Şub 23
Şub 23
Yıllar birikir ardımızda, yürek,
Yıpranır ve soluk daralır
Güneşli geniş bulvarlardan,
Isıtan dost tebessümlerden
Uzlet köşemize ne kalır?
Hele elden gidince teselliler
Teslim oluruz teessüflere…
Mazinin seyrüsefer memurları,
Sühulet gösterirdi seyyahlara
Keder ki bir siyâhi seyyahtı, onu sen,
Onu sen hoş tutmadın ey yüreğim!
Güller dökülür bülbül ölür, sevgi gider
Çimen çocukları yeşerir sonra,
Onlar da çekilir birer birer,
Neydi ey yürek ne sandın ki?
Hüzün kalır mıydı gitmişken sevgi.
Bir gün “Devletle efendim” diyerek,
Hüznü ve Sevgi’yi uğurlayan kimdi?
Ey yüreğim ne kadar da değiştin,
Seni tanıyamıyorum inan ki…
Dört yönden uğultusu olayların,
Yine düğümlendi dün ve yarın;
Taş döşeli bahçede ağaçların,
Altında kızıl ve sarı yığın,
Belirdi, demek ki sonbahardır…
Gün ardı karanlık güz ardı kardır
Hele elden gidince teselliler,
Yalnızlık köşemize ne kalır?
Teslim oluruz teessüflere.
Neydi ey yürek sen ne beklerdin ki?
Hüzün kalır mıydı gitmişken Sevgi…
Hüsrev Hatemi
Şub 23
Kırgınlık
Sanki başka bir his
Hiç ama hiç
Yaşamamış gibiyim.
Kırgınlık
Beyoğlunda bir ara sokakta
Yapıldığı yıllarda muhteşem
Şimdi küf ve soğan kokan
Bir bina gibi
Kime ne sitem etsem veya yakınsam
Bütünü sana gibi
Bir yol tutturup kendiliğinden
Hepsi sana yöneliyor
Bedenim
Toprak üstünde kaldıkça
Benden ne selam ne sitem
Ne de yakınma
Bekleme, yollara bakınma
Son gün Yeraltına gidişte,
Ben ve yüreğim Tanrı’ya
Döneceğiz ve kırgınlığım
Yani o soğan kokulu apartman
Sana döndürülecek unutma
Hüsrev Hatemi
Şub 23
Keder bir fener gibi döner geceleri,
Ve bezgin seher gelir ardından
Her tanışmayı bir ayrılma say;
Her doğum bir ölüm habercisi
Kavuştuğumuzda ayrılmıştık bu kesindi,
Her güne ayrılığın korkusu sindi
Gerçeği bilmeyen yüreğimiz,
Hep yeni tanışmalara gereksindi…
Her kavuşmayı bir ayrılma say
Karanlık umutsuzluktan geçene,
Tek mum ışığı çırağan görünür,
Oysa iyi bilinir ki dönüş yolunda
Asla çırağan yoktur…
Çok sayıda şâm-ı gariban yaşanır,
Nice yaman acılar çekilir ve bir gün,
Sızılar acıların yerini alır,
Yürek kederli bir sevinçle anlar
Acının yok olduğunu artık.
Her kavuşmayı bir ayrılma say;
Keder bir fener gibi döner geceleri,
Döner geceler keder bir fener gibi,
Ve bezgin seher gelir ardından…
Her kavuşmayı bir ayrılma say;
Hüsrev Hatemi
Şub 23
Sevda, çıkmaz yolu izlemektir,
Kavuşmaktan çok, özlemektir.
Kapanmasın diye hasret yarası,
Pir Sultan misali tuzlamaktır
Gönüllü avutucuların şerrinden,
Derdini herkesten gizlemektir (medet heeeey)
Yapyalnız akşamlar bastırıyorken
Kıvrılan yolları gözlemektir.
Derdini kendine saklamaktır ey Saim!
Sanma ki inlemek, sızlamaktır.
Hüsrev Hatemi
Şub 23
Yeni hayat yeni duygu yepyeni bir hayal bu
Başka sözler başka biri sevginin en üstünü
Son ümidin, son desteğin, tuttuğun son daldır bu
İnandığın son gerçektir sonu yıkımın olur
Anılar hiç yaşamamalı
Bu son aşk her şeyin olmalı
Tüm kalbini ona bağlamalı
Aşk sevgi nedir bilmeyen sanır hep acı verir
Bir bakar ki başka biri hem sever hem sevdirir
Artık sevmem diyenlere sevgi ansızın gelir
İnsanı sevecek olan ummadığı biridir
O zaman gözyaşı dökülmez
Gözlerinden mutluluk gitmez
Son aşk hiç bir şeye değişilmez.
Yolanda Prelorenzo de Marinis
Yeni hayat yeni duygu yepyeni bir hayal bu
Başka sözler başka biri sevginin en üstünü
Son ümidin, son desteğin, tuttuğun son daldır bu
İnandığın son gerçektir sonu yıkımın olur
Anılar hiç yaşamamalı
Bu son aşk her şeyin olmalı
Tüm kalbini ona bağlamalı
Aşk sevgi nedir bilmeyen sanır hep acı verir
Bir bakar ki başka biri hem sever hem sevdirir
Artık sevmem diyenlere sevgi ansızın gelir
İnsanı sevecek olan ummadığı biridir
O zaman gözyaşı dökülmez
Gözlerinden mutluluk gitmez
Son aşk hiç bir şeye değişilmez.
Yolanda Prelorenzo de Marinis
Şub 23
Bir sakıncadır, bir tehlikedir bu
hâlâ erkeklerin olan bu dünyada
yürümek yalnız başına.
Her dönemeçte bekler seni
pususu saçma rastlantıların.
Sokaklar yaralar seni
meraklı bakışlarla.
Yoldaki yalnız kadın.
Tek savunman senin
savunmasız olman.
Düşünmedin erkeği
dayanılacak bir destek gibi,
yaslanılacak bir ağaç gövdesi,
sığınılacak bir duvar gibi
düşünmedin erkeği.
Düşünmedin erkeği
bir köprü, bir tramplen gibi.
Yapayalnız çıktın yola
eşit koşullarda tanımak istedin
ve istemedin hiçbir şey erkeği sevmekten başka.
Uzaklara gidebilecek misin,
yoksa düşecek misin çamurlara?
Bilmiyorsun, direngensin ama.
Devirseler de seni yarı yolda
gene de bir yerlere varmış olacaksın
mutlaka.
Yoldaki yalnız kadın
Her şeye rağmen yürüyorsun
Her şeye rağmen durmuyorsun.
Hiçbir erkek
yalnız olamaz
bir kadın kadar.
Karanlıklar diker önüne
bir kapalı kapı.
Geceleyin hiçbir kadın
tek başına gidemez yolda.
Ama güneş, bir gardiyan gibi tıpkı,
açar uzayı sana
tan vakti.
Ama karanlıkta da yürüyorsun sen
çevrene korkuyla bakmadan.
Ve her adımın
bir güvenlik belgesidir
seni uzun süre korkutan
erkek için.
Adımlar çınlıyor taşlarda.
Yoldaki yalnız kadın.
En sessiz, en yürekli adımlar
aşağılanmış toprakta,
kendisi de yolda
yapayalnız bir kadın olan toprakta.
Blaga Dimitrova
Çeviri: Özdemir İnce
Şub 23
Umutsuzca insan arıyorum.
Tünel karanlığını aydınlatmak için
Diyojen’in feneri solgun sönük.
Kalabalıklarda insan kayboluyor –
bataklıkta bir köpükçük sanki.
Yirminci yüzyılın sonunda
bu lanetli gezegenin
kalabalıklarında
gökteki yalnız Tanrı
insandan daha kolay bulunur.
İnsan arayıcısı –
altın arayıcısı,
iktidar arayıcısı
ve Tanrı arayıcısından
çok daha umutsuz bir uğraş.
Yapacağın biricik şey kalıyor –
kendi kendini aramak.
Umarım,
kendinde insan izi bulursun!
Blaga Dimitrova
Şub 23
erguvanlar geçip gittiler bahçelerden
geriye sadece erguvanlar kaldı
şair! bahçelere özenecek ne vardı?
işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ
ne aradık sözcüklerin kuytularında
ne bulduk soldukça çoğalan dilimizde?
Zaman´ın sırı hala duruyor olmalı ki üzerimizde
biz bakınca görünen aynalardı
nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı
bir yazın tiniyle bir güzün bedeni
hem birleşti hem de ayrıldı sizde
şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını
o derin sulara kapılmış şiirlerinizde…
nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı:
kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı
Hilmi Yavuz
Şub 23
Biber ki yasa dışı önderidir sebzelerin:
Şu sofrada ikimiz için de vur emri!
Sözcükler alevler içinde nasıl da serin!
Orta yerde durmuyor bir türlü yumru.
Bu akşamüstü üç şey doğruladı beni:
Kulüp rakısının üstündeki resim, bir;
Ortak arkadaşımız prens hayati, iki;
Üçüncüsünü sorma, bizimle ilgilidir.
Bekarlara ev vermiyorlar, doğru;
Evlilere kız vermedikleri de doğru,
Bu yüzden bir gün seni bırakırım ya,
Tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu.
Evet, gün geliyor bıkıyorum senden
Ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey bu,
Git, istersen, cüzam kap bir yerlerden,
Görmek istersen, nicedir, tutkunluğumu
Cemal Süreya