Pazartesi Gecesi

Görürsün şimdi korkunun sık sık kalbini parmakladığını,
ve bazen dünya yalnız uzak haberlere benzer;
eski ağaçlar çocukluğunu korur senin için
durmadan daha eski zamana ait bir anı gibi.
Şüpheli sabahlar ve kötülüğü sezen geceler arasında
ömrünün yarısını savaşlar arasında yaşadın,
ve bir kere daha şimdi, emir sana doğru parlıyor
kaldırılmış uçlarında süngülerin.
Bazen manzara hâla önünde yükselir rüyâlarda,
şiirinin evinde, özgürlük kokusunun
çayırların üstünde sürüklendiği yerlerde, ve sabahleyin uyandığında,
taşırsın kokuyu senle.
Nadiren, çalışıyorken, yarım oturursun, korkmuş
masanda. Ve yumuşak çamurda yaşıyormuşsun gibidir;
elin, bir kalemle süslenmiş, ağır hareket eder
ve herzaman daha ciddi şekilde.
Dünya başka bir savaşa dönüyor— aç bir bulut
göğün yumuşak mavisini yutar, ve kararırken hava,
genç karın kollarını dolar sana,
ve ağlar.

Mignos Radnoti
Çeviri: Vehbi Taşar

2012_08_prayer-amongst-flowers-and-jasmine-519909-475-598 Pazartesi Gecesi

Aşk Türküsü

Batıya döner ayçiçeği
Gün hızlanmıştır bile
Eğildi mi o – yoğunlaşır
Yaz havası, kımıl kımıl yapraklar, işlik
Dumanları.
Çatırdayıvermesiyle yıldırımların,
Bulutların akıvermesiyle bir, uzaklaşır yiter
Göğün bu son oyunu da.
Yıllardan beri,
Sevgilim, hep böyle şaşkına çevirir
Bizi ağaçların değişmesi
Navigli’deki.
Ama günlerimiz hep aynı,
Güneş o güneş, çekip giden
Bir ışık çizgisiyle ardında, sevgi dolu.

Anılar bitti artık, anımsamak istemiyorum;
Belleğimi ölüm almış,
Yaşamın sonu yok.
Bütün günler
Bizim.
Vakit geçti diyerek sen de
Bırakacaksın beni, durunca devinim.
Burda kanalın üstünde yükselerek
Salıncakla çocuklar gibi, suya
Bakıyoruz, kararan
Yeşilindeki ilk dallara.
Bıçak değil avcunda gizlediği
Sessizce yaklaşan adamın
Tek bir ıtır çiçeği.

Salvatore Quasimodo

2012_08_a-restful-morning-520354-427-640 Aşk Türküsü

Yağmurcuk ile Yasemin

Yağan yağmurcuktu
Varıp kulağına dedi yaseminin :
“N’olursun hep yüreğinde tut beni!…”
“Ama ben…” dedi yasemin
İç çekti yavaştan, ağırdan
Sonra toprağa düştü.

Rabindranath Tagore

wpid-yasemin-cicegi Yağmurcuk ile Yasemin

Öyle çok beklerim ki sarhoş olur zaman…

“Nâz idüp şol iki hâlün birini gizleme kim
Nâzunı sen beni öldürmege nâr eylersin”

Emrî

Naz ile nazm arasında bir kuştur özlemek -ipliğini çeker sevdanın-
Kadın inci gibi dizdi gözyaşlarını zamana.
Şiirdir bu yüzden beklemek.
Bekledi, yokladı incileri. Hepsi yerli yerinde.
Yüzüne sürdü gül-i nâzı.
Yıkadı asumanın ipeğini, güneş bulmaya çalışmadı hiç.
Biliyordu, ölüdür evrenin zifiri.
Nûr’a döndükçe yüzünü kanatlanırdı karanlık sırrından.

Umut etmek kusurdu, lekeledi inci tozları elini.
Üfürdü kederini kuzeyin yağmur bulutlarına doğru.
Bu bulutlar gözlerini taşırdı, bilirdi.
Bu bulutlar ki gölge eder günlere.
Günün gri vakti kesme umudun dallarını.
Bahar geliyor. Âh gelsin lütfen! Baharla gel!

Kadın ellerini hüsnün kadehine daldırdı.
Bu hüzün, güzelliğin şarabıdır kusurun gövdesinden sıyrılan.
Cadıların kazanlarına örtülen sahte müjdeyi görmedi.
Bakışlarında eğreti çiçekler… Yandı.
Cadılar kahkahalarına boyadılar arzı.
Benim canım kuş kadar Rabbim! Nasıl da yürüdüler kalbime.

Kadının incilerini öpüp şiire saldım onu.
Odur benim gülümseyen maskemin altında ezilen.

Âh bu iğneyi kalbe geçiren el, umudun içinden de geçir yolları.
Gelmeyecek olanın ayakları yola mecbur olsun.
Geçmişin küfrü temizlensin duanın paspasında .
Ezilsin kokusu sevdanın, saçılsın geceye.

Bir salâhtır varlığına da yokluğuna da okunan.

Velhâsıl sevgili, benim şehrine yolladığım kuşlar var ya…
Âh o kuşlar… Kırılan düşlerimin elleriydiler.

Nergihan Yeşilyurt

IMG-20120519-00551 Öyle çok beklerim ki sarhoş olur zaman…

Giderken Konuşmalar II

Kısacık bir an’dık: kuşların Boğaz’ı geçişi gibi
rüzgârın tozları savuruşu gibi
yaprağın toprağın yanağına değişi gibi
sevdik ve öldük.

Gayret üzerine düşünüyorum bazen. Yara birden bire buğulanır, biliyorsun. Bütün bir yılı duvarlarıma açtığım billûr yaradan evreni izlemekle geçirmişim. Kucağımda kendinden ölgün kelimeler, kokular adına karışıyor. Kollarımda gölgeler -üzerine gözyaşı, uyku, rüya giyinmişler- Günün içinden geçemiyorum. Konuşup duruyorum hiç anlaşılmadan, hiç susmadan. Kelimesiz, imlâsız. Konuşup duruyorum. Susarsam sanki yokluğun askersiz kalmış her cepheden -ki bütün cephelerde savunmasızım yokluğuna- hücuma geçecek. Ellerimde kadim zamanların kirli kehanetleri ufalanıyor. Şehirler sesimize çatı olabilir mi ki?

Müzik kutusunda eski kitapların külleri ve Fırat ve Dicle ve mürekkebi kalp şehrine akmış hikâyeler… Gidip gelmeyenler, yazılıp okunmayanlar, sevip sevilmeyenler… Aynı hikâyeler… Yüz yıl, bin yıl aynı… Birini alıp Yokluk Başkenti’ne gök yapabilirim. Ne de olsa güneşsiz, bulutsuz, mavisiz sonsuz bir bekleyiş rengidir o kentin tavanı. Asılır durur başımın üzerinde yalanların neon lambaları. Söner, yanar, söner… Önce sönmektir bir ateşin kaderi çünki. Neresinden başlarsan başla hiç birbirine çakılmamış iki taş gibidir bazen beklemek. Çak çak çak! Olmuyor bu zifir bekleyişten boşluğa vuruldukça bir aydınlık zuhur etmiyor. Şehirleri üzerimize çekiyoruz, taşlar inceliyor ışığı görmeden. Ne uzun asırdır bu İlahî. Neresini tutsam sökülüyor vaad edilen günün bayrağı. Nereye gidecek bu tren Yokluk Başkenti’ne uğramadan. Ardında yüküm bakakalırım işte. Bakakaldım. Hep öyle. Almadı ya yıldızları çuvallarında çürüdüler. Bir çocuğun geleceğinden geçmişine yolladığını mektuptu onlar. Almadı ya elmaları unutuldu genç kız yanaklarının. Almadı ya ben bu kentte korkuyorum.

Çabuk olmalı gece yahut da bu kadardır umabileceğim. Sessizlik ilişmiş mektuplar, adımlarımı yutan döşemeler, gölgesi olmayan gidip gelmeler… Çabuk olmalı gece yahut da sabah. Hangisi yetişirse ona hamd! Yetişmezse de bu sessiz meyvesi mahzun meleğin, bu bahçeleri tarumar etmiş güzü, bu uzun uzun beklemelerden getirilmiş taze ölümleri…

Şimdi, bir noktadır. Nefes alsın diyedir. Bir şairin akla çaldığı mayadır. Unutulacak şeyler söylenmeyenler değildir. Kelimeye durunca kalbimdeki ur, bir başka büyük yaradan ve belki isimsiz bir kederden intihaldir bütün bu abartılmış acılar.

İki el sıcaklığında söylemişimdir, yine de söylerim:

Kelimeler köşelerine çekilince,
sarıldım, duaydı, geçerdi.
ne kısa bir ağrıydı dünya: iki kol mesafesi kadar.


Nergihân Yeşilyurt

17595 Giderken Konuşmalar II

İncinme İncitenden

Hazer kıl kırma kalbin kimsenin cânını incitme
Esir-i gurbet-i nâlân olan insânı incitme
Tarîk-i ışkda bi-çâreyi hicrânı incitme
Sabır kıl her belâya hâne-yi Rahmân’ı incitme

Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Elin çek meyl-i dünyâdan eğer âşık isen yâre
Muhabbet câmını nûş et asıl Mansur gibi dâre
Misâfirsin felek bağında bendin salma efkâre
Düşersin bir belâya sabır kıl Mevlâ verir çâre
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zi-şânı incitme
Bulaşma çark-ı dünyâya vücûdun pâk-tâhirken
Güvenme mâl ü mülk ü mansıbın efnâsı zâhirken
Nic’ oldu mâli Karun’un felek bağında vâfirken
Nedir bu sendeki etvâr-ı dert gönlün misâfirken
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Hasislikden elin çek sen cömerd ol kân-ı ihsân ol
Konuşma câhil-i nâdân ile gel ehl-i irfân ol
Hakîr ol âlem-i zâhirde sen ma’nâda sultân ol
Karıncanın dahî hâlin gözet dehre Süleymân ol
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Ben insanım diyen insana düşmez şâd u handânlık
Düşen bî-çâreyi kaldırmadır âlemde insanlık
Hakîkat ehlinin hâli durur dâim perişanlık
Bir işi etme kim gelsün sana sonra peşîmanlık
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Ehl-i irfânım deyü her yerde bendin atma meydâna
El elden belki üstündür ne lâzım uyma şeytâna
Yakın olmak dilersin Hazret-i Hallâk-ı ekvâna
Cihanda tatlı dilli olması lâzımdır insâna
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem- zî-şânı incitme
Celîs-i meclis-i ehl-i hakikat ol firâr etme
Hevâ-yı nefsine tâbî olan yerde karâr etme
Tekebbürlük eden insana aslâ i’tibâr etme
Sana cevr ü cefâ ederse bir keş inkisar etme
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Vefâsı var mıdır gör kim sana bu çarh-ı devrânın
Eser yeller yerinde hani ya taht-ı Süleymân’ın
Yalınız adı kaldı âlem-i zâhirde Lokmân’ın
Geçer bir lâhzada ru’ya misâli ömrü insânın
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Sana bir fâide yokdur bilirsin halk-ı gıybetden
Gözün aç âlemi bir bir geçersin çeşm-i ibretden
Zarar gördüm diyen gördün mü sen ehl-i mehabbetden
Yeme kul hakkını korkar isen rûz-i kıyâmetden
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme
Hakikat bahrinin gavvâsı ol terk-i mecâz eyle
Çıkar ha alma mazlûmun âhın sen i’tirâz ile
Çekil semt-i Habîb’e ey gönül azm-i Hicâz ile
Yüzün tuk hâk-i pâyine hemen arz-ı niyâz ile
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem- zî-şânı incitme
Gönül âyinesin silmek gerekdir kalb-i âgâhe
Muhabbet şems-i doğmuşken ne lâzım mihr ile mâhe
Ne müşkil hâcetin varsa heman arzeyle Allâh ‘e
Der-i Mevlâ dururken bakma LÜTFÎ başka dergâhe
Felekde hâsılı insan isen bir cânı incitme
Günahkâr olma Fahr-i Âlem-i zî-şânı incitme

Alvarlı Efe

420028_479475478729252_1302564837_n İncinme İncitenden

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Bahaeddin KARAKOÇ

393733_256063327786313_1284891902_n Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman II

Bilirsin ki burda değilim artık
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …
Gelir benim yüreğimde toplanır,
Dağların üstünden sıyrılan duman.
Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz,
Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz.
Can evime bakışların saplanır;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman;
Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı.
Senden gayrısına bakmam mümkün mü;
Gözlerimi esir alan dağlardan.
Kapımı üç defa çalan postacı
Adresinde yok! Diye notlar düşer,
Eski adresimde bir hüzün eser;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

Eski adresimse kurumuş bir gül,
Gizemli bir ıtır, domur domur kan,
Yaba yaba yelde savrulur gönül,
Firkatli turnalar geçer uzaktan.
Dalgınlığım debimetre tanımaz,
Başım çarpar bir gemi bordasına
Düşerim bir girdabın ortasına
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

Birden bezeklenir sevda haritam,
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman…
Lâleler toplarım ben tutam tutam,
Bizim için çalar kıvrak bir keman.
Gök papatya, yer ise lâle bahçesi,
Aşka ışık dokur kuşların sesi.
Seninle hep aynı yerde oluruz;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer,
İlkyazla uyanır derin uyuyan.
Tan sesine cıvıldaşır serçeler,
Sevdadır anlıma namlu dayayan.
Havuzuma ay ışığı dökülür.
Bilirsin ki burda değilim artık,
Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

Gülde çiy damlası… Buzum sırçayım;
Güneşe çarpınca param parçayım.
Bir gün Emirgândayım, bir Kanlıcada,
Üsküdarda, Beykozda, Çamlıcada.
Şehir bir hançerken kan burgacında.
Mekâna sığar mı bu deli yürek?
Bir sevda çeşmesi, bu deli yürek.
Baylanır, beklerken baygın düşerim;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

Bahaettin KARAKOÇ

111 Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman III

Saçlarına pütür pütür yapışmış,
Gözlerinin rengi ile sıvanmış
Bir avuç kuru çiçek topladım.
Kırılıp dökülmesinler diye
Sevgiyle, özenle tek tek topladım.
Yürek fideledim zamana ve mekâna,
Hasat vakti geldi yürek topladım.
Belli ki bu yıl da vuslat gecikecek
Aşıdır, serumdur, besindir her umut,
Ey sevgili umudunu diri tut! …
Bedenim hür değil, mühlet ver bana,
Er veya geç çıkıp geleceğim sana;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

Mevsimi geçiyormuş, geçsin varsın,
Hep böyle dönüyor zaman tekeri.
Biri gider, biri gelir mevsimlerin,
Sonsuzluğu, diri aşklarla kucaklarsın.
Acılardan damıtırsın şekeri,
Sabrı da güzel olur çeyizi hazır kızların.
En ışıltılı çağında yıldızların
Kaç bıldır öteden göz kırpar bana,
Her umut bir yoldaş, her dert âşina.
Sorma ıhlamurlar ne zaman çiçek açar? …
Beni güneşin ortasına atsalar da
Yanarım, pişerim, gelirim sana;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! …

Bahaettin KARAKOÇ

tell-me-your-dream-uqc05lxyl-414057-475-318 Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

Bir Pınara

Ey, yeşillikler içindeki küçük pınar;
Geçenlerde, Daphne’yi gördüm yanıbaşında.
Öyle durgun ve duruydu ki suların;
Bir resim gibiydi, yüzeyinde yüzü Daphne’nin.
Görebilsem, ah keşke bir kez daha;
Görebilsem güzel yüzünü sularında!
Gizlice sokulup yanına yaşlı gözlerle,
Anlatırdım derdimi sudaki aksine.
Çünkü, ne zaman kalsak baş başa;
Dilim tutuluyor onun karşısında.

Matthias Claudius
alone-depressive-girl-sad-water-Favim.com-196103 Bir Pınara

Her Gün Şarkı Söylemek

Yılbaşında, hediyesini açan bir çoçuk gibi
Sevinçliyim ve Tanrı’ya şükrediyorum!
Çünkü, burada seninleyim;
Şükürler olsun ki, sen de o güzel yüzünle benimlesin!

Şükürler olsun ki, güneşi görebiliyorum; dağları, denizleri,
Yaprakları ve çimenleri!
Şükürler olsun ki, geceleri ışıl ışıl yıldızların
Ve güzelim ayın altında yürüyebiliyorum!

Tanrı, bana yaşadığım günü bağışlamış;
Tadını çıkaracağım bir hayat bağışlamış.
Çatıdaki serçeye verdiği yaşama sevincini,
Benden niye esirgesin ki?

Matthias Claudius

jvenes-cantores---ramon-robust-mialet-85297-475-475 Her Gün Şarkı Söylemek

Uzanmış Uyuyor Göğsümde

Uzanmış, uyuyor göğsümde sevdiğim;
Koruyucu ruhum, şarkılar söylüyor ona.
Keyfim yerinde, mutlu edebilir beni;
Açan bir çiçek, düşen bir yaprak.
Bülbül ah, ah bülbül;
Ne olur, uyandırma aşkımı şakıyarak!

Matthias Claudius

2012_07_beauty-in-blue-w-bunny-447388-475-315 Uzanmış Uyuyor Göğsümde