Aşkın Hayatı

2012_07_picc-b3ce547af-455326-475-475 Aşkın Hayatı

İlkbahar

Gel sevdiceğim, küçük tepelerin üstünde yürüyelim karları eritmek için, tepelerle vadilerde gezinsin diye hayatı uyandıralım uykusundan. Gel en uzak kırlarda Bahar’ın ayak izlerini sürelim;
Gel, en yükseklere çıkalım, kırların yeşilleri giyinmesini seyredelim.
İşte kış gecesinin topladığı örtüyü baharın fecri yaymış! Şeftali, elma ağaçları onu giyinmişler de kadir gecesindeki gelinler gibi çıkmışlar ortaya.
Asmalar uyanıyor; filizleri kucaklaşan sevgililer gibi sarılmış.
Irmaklar akıyor, kayadan kayaya sıçrıyor şenlik şarkıları söyleyerek.
Çiçekler fışkırıyor doğanın kabından, deniz dalgalarının tepesindeki köpükler gibi.
Gel sevdiceğim, yağmurun son gözyaşlarını içelim nergiz kaplarından, ruhlarımızı kuşların neşeli şarkılarıyla dolduralım.
Meltemin nefesini soluyalım ve menekşelerin saklandığı şu kayada oturalım, Aşk’ın öpüşlerini alıp verelim.

Yaz

Kırlara çıkalım aşkım, gelen hasat günleri için; ürün toplama zamanı yaklaştı.
Tohumlar, güneşin doğaya aşkının sıcaklığıyla olgunlaştı;
Kuşlar meyvelerimizi toplamadan gel, karıncalar topraklarımızı tüketmeden.
Gel, Yeryüzü’nün ürünlerini toplayalım, gönlümüze çabalarımızın ektiği mutluluk tohumlarını toplar gibi,
ve Hayat gibi, Doğa’nın bereketiyle dolduralım tenekelerimizi ruhumuzun kilerinde.
Gel eşim, yatağımızı tarlamız yapalım, örtümüzü cennetimiz.
Yumuşak ottan bir yastığa koyalım başımızı ve günün yorgunluğundan sıyrılıp huzuru bulalım vadideki derenin mırıltısında.

Sonbahar

Bağlara gidelim sevgilim, üzümü ezelim ve şarabı yıllandıralım, yılların yorgunluğunu saklayan ruhumuz gibi.
Haydi meyveleri karıştıralım, çiçeklerin kokularından süzelim.
Evimize dönelim, çünkü ağaçlar sararıyor ve yaprakları uçuruyor rüzgâr, yazın bitmesine kederlenip ölen çiçeklere kefen yapmak için.
Haydi gel, artık kuşlar deniz aşırı memleketlere uçup gittiler, kanatlarında bahçelerin güzellikleri ve yasemin ve mersinlerin yalnızlığıyla ve son gözyaşları saçıldı çimlerin üstüne.
Gel gidelim, ilkbahara kadar akmayacak artık dereler, sevinç gözyaşları kurudu çünkü ve narin elbiselerinden sıyrıldı tepeler.
Gel sevdiceğim, hüzünlü ve arzulu müziğiyle uyanıklığa veda edip uykuya dalıyor Doğa.

Kış

Beni yanına al, can yoldaşım, yanına al ki, bu soğuk nefes ayırmasın vücutlarımızı. Ateşin yanına otur benimle, ateş kışın meyvesidir çünkü.
Yılların getirdiklerini anlat bana, kulakların rüzgârın iniltisi ve eşyaların çığlıklarıyla yorgun.
Kapıyı, pencereleri aç çabuk, Doğa’nın kızgın yüzü ruhumu kederlendiriyor; kaybedilmiş bir ana gibi yüreğimi kanatan, karlar arasında oturmuş şehre bakayım.
Sonra yağ doldur lambaya, karanlığa hazır olsun. Seninle benim aramıza koy ki onu, gecenin yüzüne giydirdiklerini göreyim. Şarap şişesini getir buraya,
bu sıkıcı günleri konuşup içebilelim diye.
Yanıma gel ruhumun aşkı çünkü ölen ateşi küller gizliyor.
Kucakla beni, çünkü sönen lambayı karanlık kuşatıyor.
Güç, bizim gözlerimizde ve yılların şarabında.
Uykunun karanlığındaki gözlerinle bak bana. Uyku bizi kucaklamadan, sen kucakla beni. Öp beni, karlar bütün öpüşlerinin koruyuculuğuna galip gelmeden.
Ah sevdiceğim, uykunun okyanusu ne kadar derin. Sabah ne kadar uzak… bu gecede.

Halil Cibran
Bir Damla Yaş ve Bir Gülümseyiş

Yalnızlık

İstenilir bir hal değildir yalnızlık
Unutulmuş bekleyeni gelmeyen
gemisiz limanda
zamanın orta yerine demirleyen
bir tozlu sandık
çürür yeşil ve bir başına

Çocukluğun penceresine tünemiş korku
çalar kapıları gecenin bir vakti
ıssız sokaklar koynuna alır onu
ışığı insan caddelere götürür sesini

Oyundan çıkarılmış çılgın söz
yaslar sağır duvara sırtını
Belli değildir kimin karar aldığı
ürker karanlığı yaran bir tutam ışıktan
bölünmüş uykulardan arta kalan
felsefedir tanrı
Güçsüz gövdesiyle yalnızlığa sürüklenir
düşleri okyanusa açılan yelkenli
rüzgarın soluğuyla oynaşırken bilir
efendi de kendisidir teslim olan da kendisi

Anımsayın nerede ilk vurulduğunuzu
Kanlı bir bıçak yoktur ortalıkta
bütün ipuçları saklı
Küçük bir iz bırakmaz kırılganlık
Belirsiz bir çatlaktan sızan su
ağır ağır kaplar odanın tavanını
avına sessizce yaklaşır umarsızlık

Kütüğe yazılmış sözcükler ateşe atılır
suya çizilir bütün çoğaltıların resmi
Kentleri sardığında mülteci hüznü
donar kanın sesi
tükenir renk cümbüşü
ilk kar suyu üşütür
günler düşer ağır

İstenilir hal değildir yalnızlık biter bir gün
toprağa düşer cemre
Bir tek hale mahkum değildir Dünya
mevsimler birbirini saklar mayasında
yerin altında ve yerin üstündedir sürgün

İnsanla çoğalır insan
martılar çığlık çığlığa iner suya
Belli ki hayata değil yalnızlığadır isyan

Babür Pınar

403835_464404083569725_1831766158_n Yalnızlık

Cinayet Kışı

I

“Bir kereye mahsus yaşanan her an
kendi hatasını bir daha düzeltilemiyecek biçimde
içinde barındırır”

Bana kanatlarımı bıraktırdılar,
Bana ihaneti öğrettiler.

Başka haber yok.

II

İkiye bölünmüş bir bütün gibi yaşadım
Bir yanım öbür yanıma düşman
Sağımda kızgın kumlar gezdirdim
Solum üşüyor eski bir anıdan.

III

Mum: alıngan. Kendi ateşiyle
kendini yok eden yumuşakça.
Erimek üzere varsın, kaderine inanırsın.
Ölürken fark edilmez, ışığın solduğu zamansın.

Hiçbir aşk titremez sonsuza değin
Bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum
ve insan acıdan ölür bir gün.

IV

Yüzümde taşıdığım kuyu
soğuk iklim,
ağır yaprak tenimde
durup dönüp dokunduğum
yük.

Yağmurun aramıza çektiği perdeyi yırtıyorum
geçiriyorum göğsümdeki uykunun sarmaşığından
birazdan dünya beni unutacak, ben onu anlamıyorum.

Soğuk iklim
durup dokunduğum
dönüp seni
ben de unutacağım.

V

İnsan ölüyorsa acıdan ölür bir gün
kendine bir daha uğrayamadığından,
koyduğu yerde durmayışındandır hayatın
hatanın dönüşsüz oluşundandır.

Hiçbir aşk titremez sonsuza değin
bütünlüğünü yitirişinden ölür bir mum
ve insan kanatlarından
ayrılır bir gün.

Birhan Keskin

559250_465449216798545_1417959345_n Cinayet Kışı

Turuncu Tren

Güneşte gülüp
Yağmurda ağlamak
Kolaydı…
Düzenin çocuğuydun sen!
Uslu
Ve
Mutlu…
Duydum ki,
Haksız zamanlarından kurtulmak için
Umutlu;
Pazara çıkarmışsın mevsimlerini…
Bir kasım akşamının âhını alan
Sonbaharmış elinde kalan…

O yalnız ağacın selamı var!
Halâ tek başına
O eski yerinde
Bakışlarını sayıklar
Baharın feri söndüğünde…

Oysa;
Güneşte de ağlayan bir kadın vardı
Yalnızlığın çok güzel olduğu bir şehirde…
Sadece gözleri
Değişmeden kalmış yüzünde…
Gelmemiş senden aman
Ağlamaya alışmış,
Çaresiz, kocaman
Bulutlarla yarışmış…

Ey sen!
Düzene düşüp aşka küsünce
Oyuncaklarını toplayıp giden çocuk…
Hala eski aklında mısın?
En sevdiğin turuncu trenin
Bende kaldı…
Farkında mısın?

Esra Güzelipek

kids-photography-by-elena-karneeva-270227-475-301 Turuncu Tren

Yangın ve Saklambaç

Bir şubat gecesine saklanıp
Aralık kapısında kalan adama:
Ona kadar sayacağım
Önüm arkam
Sağım solum AŞK
Saklanmayan ”sobe! ”

I

Dualı köy yollarından
Meleklerin sofralarına uzanan
Hem herkes hem hiç kimse olduğun
Efsunlanmış bir rüyanın
Cennetten indirildiği
Yolculuktur aşk.
Aşk gelir
Yangın başlar…
(Yangın ısıtır, yangın acıtmaz.)

II

Yanına bir adam gelir
Ve
Gelincikler artık
Son yazda da açmaya karar verir.
Söyleme aşkı sus!
Sus gözünü seveyim
Aşk kocaman bir gizdir.
Haramlar helal
Helaller haram
Hem de kızböceklerinin
Kanadından saydam!
(Yüreğin kamaşır
Yangın minnacık bir sızı bırakır.)

III

Onun öpüşlerinde seversin
Kaç yıllık dudağını…
Onun kollarında fark edersin
Yıldızların
Akşam olmadan da çıktığını…
Yangında ne de güzelsin!
(Yangın azıcık acıtır.)

IV

Lavanta mavisi sabahların
Kendine nazar değdiren güzelliği…
Yaşamayan anlayamaz
Kaç kez sevişirsin
Zaman seni yakalayamaz
Ve özlem
Sevişirken de ayrılmaz.
İçinde bir yerler
Durmadan bağırır…
(Yangın adamakıllı acıtır.)

V

Bir sabah
Bildiğin bütün kelimeler
Birbirine şaşkın şaşkın bakındığında
Yangın gözlerine yürür.
Gözündeki yaş
Artık en güzel süsündür.
Her sevişme
Özlemle başlayıp
Özlemle biten özündür.
Bir tek sen bilirsin ki
Tanrı seni seyretmektedir.
Göreceği veya görmeyeceği
Yiğitliğindir…
(Yangın gittikçe şiddetlenir.)

VI

Aslında hiç başlamamış ve bitmeyecek
O deli tango sürerken
Bütün kucaklaşmaların yüzü düşer.
İkiz inciler
“Mecburen” ayrılır…
Adam ve kadın gider.
Deniz bu işe söylenir
Nefrete yetiş denir
Unutmak bir ihtimaldir…
Sonradan öğrenilir
Bazen bir yüreği terk etmek
O yüreğe yerleşmektir…
(Yangın? Rüzgara kuvvet!)

VII

Bol gözyaşı
Az hayat…
Tek bir tane keşke’li cümle
Kuramazsın
Şarkınız çalar ve
Sen yine
Kıyamazsın…
(Yiğit olmak ha? ? ?
Tutuştun sen artık.)

VIII

Zor zamanlardasın şimdi…
Öğrenirsin
Patlamış bir volkanın
Kaynayan lavlarında yüzmeyi
Ve asla yüzünü ekşitmemeyi…
Elsiz dudaksız sevişmeler başlar
Hasrettir adı…
Öğrenirsin
Acıyı
Gözlerinle yüreğine üleştirmeyi…
(İçin dışın yangın.)

IX

Hayat ömürde aşk temelli
Neler neler anlarsın…
Ne varsa hayatın getirdiği kirli
Aşka basarsın…
(Sen yangınsın.)

X

Onnn…
Kara adam işte ordasın!
Sözüm var yaralarıma
Titremeyeceğim…
Ben oyunu bıraktım
Sobelemeyeceğim..

Esra Güzelipek

amazing-macro-photography-by-shikhei-goh-ktesyomd-393444-475-355 Yangın ve Saklambaç

Penceremde Buğu

“Neruda’nın eşiyle hikayesini biliyor musun?”
“Hayır”
“Neruda, eşine hiç “seni seviyorum” dememiş, eşi ona sürekli ” seni seviyorum” dediği halde. Bir gün yağmurdan sonra gezintiye çıkmışlar ve Neruda eşinden kendisini sevip sevmediğini sormuş. Eşi hafifçe kaldırmış başını, yağmurlu toprak kokusunu derince içine çekip cevaplayıvermiş: “Ben de”

Gülali Can
Penceremde Buğu

2012_08_yolo115-a34536b10-519408-475-475 Penceremde Buğu

Yiğit kocamaya görsün

Yüzü akken kara olur
Yiğit kocamaya görsün
Ellere maskara olur
Eli titrer, gözü akar
Güzeller yanından kaçar
Karısı “ah, ölse” diye
Dua eder biteviye.

Tukaram

5475041-lg Yiğit kocamaya görsün

Avcı dişi bir karaca gördü ormanda,

Avcı dişi bir karaca gördü ormanda,
Gözleri arzudan alev alevdi,
Birden hatırına cananı geldi,
Avcının oku düştü elinden.

Kalpleri birlikte çarpan yıllarca
Yıllarca birlikte ağlayıp gülen,
İki sevgiliden biri can verse,
Hayatta kalandır gerçekte ölen.

Hâlâ

315032_361330930603711_667118720_n Avcı dişi bir karaca gördü ormanda,

Ölüye İlahi

Bir daha görmeyeceksin gökteki güneşi
Yavrusunu kucaklayan bir anne gibi,
Bağrına bas onu toprak.
Bir kadın nasıl örterse kocasını
Sende onu öyle ört

Vedâlardan

giorgi-bigvava-262997-475-475 Ölüye İlahi

Eller bakar geçer kayıtsız

Eller bakar geçer kayıtsız
Benim kalbim çarpar görünce
Çiçekler gözlerine benzer de.

Trivalluvar

valerie-morignat-341494-475-714 Eller bakar geçer kayıtsız