Kalbimin Çıkmaz Sokağı

bu limoni günler, bu sağır gecedir beni güzel bulan
ağırdan bir şarkının başlayışı gibi alıştıran sana
suçu yoktur kimsenin yaşadıklarımdan
bir hayalsin sen, çaresizim ben kapında

ellerin bir bulut gibidir, dokunsam dağılacak
tebessümünü bilirim sadece bir hayal
raylarından fırlayan bir lokomotifim ben de
uykusunda kendini bir insan sanan
her şey, sahiden her şey sahte
gerçek tımarhanelerden kaçmış bir deli
her gün beni yeniden ve yeniden şaşkın kılan

bu limoni günler, bu buz mavisi düşlerdir
beni anlamlı, beni mahzun, beni alımlı kılan
yüzünde kelebekler uçuşuyordur uyurken sen
sen uyurken Pan sihirli flütüyle ormanlarda
en güzel perileri büyülüyordur
ve bir tavşan izliyordur olanları kovuğundan

bu sarı, bu tuhaf sanrılar, bu limoni gece
damağımda kahve tadı gibi kelimeler
her nefeste bir kelime karanlığa ve denize
fırlayıp fırlayıp gitmekteler

bu devinimi kalbimin beni mahsun kılan
bu deli saçması hayat
ve sen içimde çoğalan şey
ve sen kalbimin çıkmaz sokağı
bu canhıraş haykırış
beni yeniden yorumlayan

ben bir kadının doğurduğu çocuğum
kadınların büyüttüğü bir çocuk
kadınların acı çektirdiği bir o kadar
hayatı kadınlardan öğrenen
ve bir tebessüme bu hayatı
bir anlama, köle kılacak kadar
seven bir çocuğum ben
bu limoni gece, bu istanbul şehrinde

evet işte gerçek bu, sen varsın
oysa hep düşlediğim bir şeydin
varmışsın gerçekten etten ve kemikten
ve varsın artık seni var kılmış kalbimde.

İlhami Atmaca

2012_08_search-results-for-girly-stuff-on-imgfave-514307-475-277 Kalbimin Çıkmaz Sokağı

Anımsama

Her şiir biraz yalanla başlar
Ve her şiir biraz ölümdür.
İşte bir bir sürüyorum taşlarımı
Ne kaldıysa cebimde
Ve en son askerim ölene dek
hiçbir savaş yitirilmemeiştir

Size hiç bakılmamış aynalar getirebilirim
Alır ardınıza bakarsınız çünkü hep dönüktür sırtınız
Sen geceyi alnında soğutan gülünç ve zavallı insan
Bırak lambaların yalancı aydınlığını
Şimdi hangi kapıyı acsan
Orada ölüm
Kandilsiz bir ruh gibi beklemektedir.

Olmdık intiharlar taşıyoruz cebimizde
Elimizde gülünç ve acıklı bir kahraman sureti
Çalınmış,açılmış ve kapanmış kapılar çalıyoruz
Saatlerimizi hep yanlış saatlere ayarlıyoruz
İşte bu yüzden aramızda hep kelepçesiz dolaşır caniler

İşte iki adım daha atıyorum
Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadıdilimde
İçimde kar yüklü geçit vermez anılar
Ve her şiir biraz ölüm
Bir bir çekilip gidince dostlar.

Her şiir biraz yalanla başlar
Varlığın ve yokluğun ikiz yalnızlığında….

Hey Sen!
Her oyuna yedek soyunan zavallı insan
Uygun adımla yürüyüp
Aykırı düşler kurmayı bırak
Çık artık sıradan..

Tuğrul Tanyol

2012_08_more-reasons-to-smile-124488762-510130-375-500 Anımsama

Sana İlişkin

Sana ilişkin her düşüncem
Bir dize olabilseydi koca bir şiirden
Hiçbir aşk kitabı
Daha büyük olmazdı benim bu kitabımdan
Ama şimdilik pek ince bu kitap
Çünkü üzerinde pek çalışamıyorum
Seninle geçirebileceğim saatleri
Şiire harcamaya kıyamıyorum.

Resul Hamzatov

417385_478109488865851_940432512_n Sana İlişkin

Son Aşk

Ah, nasıl da sevecen ve kör bir tutkuyla
Severiz son demlerinde ömrün…
Parlasın parlasın veda aydınlığı

Son aşkın, batan günün…

Yarı gök gölgeyle kaplandı
Sadece batıda bir ışık parçası,
Uzasın, uzasın bu büyülenmişlik
Ağır ol, ağır ol ey akşam ışığı.

Yürekte sevecenlik azalmıyor
Damarda kan azalsa da;
Sen hem mutluluk hem umutsuzluksun
Ey son aşk, son sevda!

Fyodor Tyutçev
Çeviri: Ataol Behramoğlu

389012_466961686647298_2045444782_n Son Aşk

O’na

Anımsıyorum o büyülü anı
Karşımda beliriverdiğin,
Uçup gidici bir hayal gibi,
Dehası gibi saf güzelliğin.

Bunluklarında ümitsiz hüznün,
Telaşın yorucu tasalarında,
Çınlardı o tatlı ses uzun uzun,
O güzel çizgiler görünürdü bana.

Yıllar geçti. İsyancı dalgalarında fırtınaların
Dağılıp söndü eski hayaller,
Unuttum tatlı sesini senin
Ve silindi Tanrısal çizgiler.

Issızlıkta, karanlığında tutsaklığın
Sessizce uzayıp gidiyordu günlerim
Tanrısız, esinsiz,gözyaşsız,
Yaşamsız, ve sevgisizdim.

Ve işte bir an geldi, uyandı ruhum:
Ve işte sen yeniden belirdin,
Bir hayal gibi, uçup giden,
Dehası gibi saf güzelliğin.

Ve yürek çarpıyor bir esrimeyle,
Ve yeniden canlanıyorlar onda
Tanrısallık da, esin de,
Yaşam da, gözyaşı da, aşk da.

Aleksandr Puşkin

Çeviren: Ataol Behramoğlu

177438_462716357071831_1719869256_o O'na

Gölgeler

Derin gecede, görüyorum görüntülerini
İki gölgenin, ayakta, beyaz bir perde üzerinde.
Gecede iki gölge… Yalnız ve yüzyüze

Bir lamba yanıyor arkasında bu ekranın.
Yalnız ve delice arzulayan birbirlerini
Birbirlerine can atan
Orada, bir erkek gölgesi ve bir kadın.

Uzatmışlar acıyla başlarını birbirlerine
Bir şey var fakat engelleyen anlaşmalarını.
Fısıldaşıyorlar belki, nedir korktukları?
Boşuna uzanmış birbirlerine kolları:
Canlı arzularına karşın dokunamıyorlar
birbirlerine
karşı karşıya, yüz yüze, duruyorlar öylece.

Fısıldaşıyorlar belki ve belki eğilmişler
haykırarak bile anlaşamıyacaklar ama
gecede iki gölge, ayakta, önünde bir ışığın…
Anlaşamıyacaklar, dokunamayacaklar
birbirlerine
Yalnız ve delice arzulayarak birbirlerini
Orada bir erkek gölgesi ve bir kadın.

Peyo Yavorov

Çeviren: Ataol Behramoğlu

2012_07_this-is-my-wonderland-452433-475-673 Gölgeler

Şubat

Ben bu içimin yankısı, ben bu içimin koruyla
bu narı daha fazla taşıyamam.
Düşecek ellerimden, dağılıp dökülecek odaları,
dayanamam.
Benden sana mevsimlerden anne, uykularımdan tüller,
ömrümden ağrılar sızmıştır.
Bu aşk bende bir imkânsızlık tasarımı gibi kaldı,
kaldıramam.

Adı Şubat olan bu şiirde kalbim
uzun bir nehir gibi ağrıyor. İnat yumağım çözüldü.
Sol omzundan siyah atımı, sana düştüğüm o eski şubattan
çukurumu alıyorum.
Benden kalan boşluğa kırmızı bir araf düşüncesini koy.
Nasıl hatırlanırsa bir yaprakta bir orman
bu kez o olsun beni sana hatırlatan.

Bir gün olur senin de düşerse elinden nar
Aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar
Ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar
Çağır o zaman, anlatırım sana,
bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar.

Sanma ki inadımda sarı bir safra
dilimde uçuşan rüzgârlı bir sayfa
sözlerimde silinmiş şifre vardır.
Sökmedin beni çölden, yolum araftır.

Birhan Keskin

2012_08_untitled-7340172a5-517002-475-320 Şubat

İmge

‘Aşk bıçak gibidir, dedi, alışılmış
biçim verir insana yosunlu büyülerle
Bazen etinde dağlanır insanın söz
sarsılmış, saralı gövde gibi
altın külçe nasıl durursa asitte
öyle iner eski zaman türküsüne
İşte göksel giz, çözülemeyen
sürükler bizi peşinden saf gücüyle’

Ses, taş ve suyun soluğuydu, ıssız
koyları dolaştı durdu, fışkırıp gövdemde
akkor bir nü gösterdi duvara asılı
bir gül… kokusu tünellerden tünellerle gelen
yazla baygın ırmaklardan göllerden
‘Aşkın iki ağzı dört gözü yoktur ama
sarışı bir sarışı var ki
saf isyan sözcüklerle
haykırır kendini kendine’

Tam böyle dedi işte, çıkıp yüreğimden
elyazılarına benzeyen kırlangıç sürüleriyle

Metin Cengiz

2012_08_weheartit-tumblr-492115-475-713 İmge

Gölgesi İçine Düşen Göl

Son birkaç yıldır içimdeki fırtına dindi,
kıpırdamıyor gözlerindeki yeşil seninse;
Ankara yağmurlarla geçiştiriyor kışlarını!..
Çoktan ayrılığı duyumsadı anlayacağın
                    saksıdaki karanfilin titreşimleri bile,
özlem beni de vurdu, evin kedisini de.

Ne zamandır seni bekliyor kapının önünde,
bense didiniyorum makinenin başında,
aşk şiirleri yazıyorum, fukara avuntusu.
Aslında bir nedeni yokken biliyorum
                    hızla ateşim yükseldi nesin nesiyse;
belki de en alıngan yerimden geçiyorsun!

Kötü uyaklara düşüyor söz ne yapsam,
bir zamanlar öptüğüm parmaklarının ucu
hâlâ hüküm süren o uzun sonbahar oluyor.
Gölgesi kendi içine düşen göl gibisin
                    ovada öylece yayılmış karnın,
yankısını dağın yuttuğu suskunluğumsun.

İncecikten bir kar yağmaya başlasa şimdi
ilkyaz umudu olurdu kaldığımız yerden.
Ankara o eski Ankara olurdu park küçüğü
çimenlerine yatıp yuvarlandığımız,
                    izi çıkar unuttuğumuz çocukluğun;
anılara sürünüyor evin kedisi, büyüdü!..

Hüseyin Atabaş

G%C3%B6lgesi+%C4%B0%C3%A7ine+D%C3%BC%C5%9Fen+G%C3%B6l Gölgesi İçine Düşen Göl

Yorgun

Ne zaman dağılsa sesim
Şakağıma dayardın gözlerini

Oysa adınla başlamak istedim bu akşama
İstedim ki bir ayrılıkta bitmesin buruk
Günlerdir bir tek dize düşüremedim
Bu kaçıncı sürgünüm bütün renklerimi götürdün

Kanayan bir öyküdür içimizdeki bozgun
Hergün yeni bir hüznü takıp koluna
Bütün saatleri acıya kuruyor sanki
Şarkıların hüzzam makamındayız
Kanıyoruz göçebe yollarda yılkı atlar
Bir acı kahve hatrını unuttuk
Her köşe başında bir maskara

Tuzun ve şarabın tadı değişti
Nasılsa eskidi yüzün -değişmedi gözlerin-
Alevler yakmıyor artık inceltmiyor buzları
Üstümüzde sağır ve dilsiz bir gökyüzü
Her şey ayrıksı sanki bulutlar paslanacak
İşte solan bozkır akşam ve zaman
Sessizlik -sensizlik daha ne kadar
-Aşksa aşk işte nabzım-
Bütün sağnaklarını yağdır haydi yağdır
İster bir cehennem aç ister bir mayıs getir
Her vurguna hazırım nasılsa her şey pusuda gibi

Bu bungun akşama yazdırarak adını
Dal gibi serin yine gözlerin

A. Hicri İzgören

picc-th3ovyr3f-375404-475-361 Yorgun