Fesleğen

rüzgarla gelen
ilkbahar gibi gözlerin
bıktım geceden
her zaman güzeldi düşlerim
niyetim sensin gel
fesleğen kokulu yarimsin
çarem sensin gel
alnıma yazılı çaremsin
sevmedim yalanı
sevemem ben
aldatmam seni
el gibi
anladım aşkı gözlerinden
oldum ben de sen gibi
aşkıma saygı
bekliyorum senden
bir acı türkü
dinliyorum yelden

Erhan Güleryüz

2012_07_memories-1f8247a31-452488-475-315 Fesleğen

Anneannemin Tül Kalbi

mavi gözlerinde sardunyalar, düşler
papatyalar, kağnılar, hanımelleri

yanardağ kalbi, şarapnel parçası
savaşlar, incelikler, göçler

bir aralık kapıdan gülümser
anneannemin tül kalbi.

Halim Yazıcı

543004_3970252736433_799435158_n Anneannemin Tül Kalbi

Cam Odada Akşam

1. Üzümde unutma beni zeytinde unut
ben tenhayım bağa

Sütünü bende sakla acıdan taşmış
bir incir gibi içliyim sana

Gazelimi al aşktan güze say beni
say ki yaprak olup düştüm dalına

Gamda tutma beni cam odada tut
ben küçüğüm dağa

2. Şarap gecesini arıyor, keder üzümünü
üzüm koparıldığı anıyı… hangi viranda?
Ben gözyaşı kadar bir kadın arıyorum
kadınsa bir damla gözyaşı kadar kayıp şarapta

Şarap kadınla koyu
sözlerin karanlığı da

3. Adaya sığınmış rüzgâr gibiyim
gökte tütüyor kayığım
bu sefer ruhuna çek beni
anne, içine değil!

4. Beni de kardeşi yap ıssız adanın
üzümün kanıyla bir damla
zeytin çekirdeği kardeş
şiirin güz okulunda uslu
incirde, narda, limonda haylaz

Belki bir salkıma heves
belki bağı bozulmuş şu mutluluğa

5. Üzüm değil ezik, şiir
bağından bir acı boz bana da
bordo olsun, şarabın gam kuyusundan
bana değil, belki şiire iyi gelir

Taşkın süt gibi memelerinden
dağları, ırmakları, ovaları daya ağzıma
küstür şarabın karanlığını da
yokluğunla doyur beni

6. Aşk, kasabadan şehre inmek gibi
akşamla, camın odaya çökmesi gibi
sen kırılırsın, başkasının camı saplanır

Kasabadan şehre inerken
sesinden önce kirpiklerini yıka
gözyaşlarını esirge bu tuz akşamından

7. Aramızdan hiç geçmeden gitti
hepimiz gölgesi eder miyiz bir ikindinin?

Haydar Ergülen

IMG_0461 Cam Odada Akşam

Yarın Gece

Yarın gece gideceğim bu kentten
Bir ırmağa yolcuyum sular çekiyor beni
Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok
Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri

Sözüm yok işte yüzüm işte akşam
Sesimde anıların sessizliği

İçimde acıyla yürüyorum yolları
Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten
Yorulsam da bir daha binmem o trenlere
Kimse karşılamasın istasyonlarda beni

Kuşsuz bir kent gizli uzayan saçlarımda
Aşktan ve anılardan bir avuç külüm şimdi
Ardımda usulca akan küçücük sular
Bir onlar uğurluyor varacağım ırmağa

Sözüm yok işte yüzüm işte akşam
Sesimde anıların sessizliği

Sonunda bir soru gibi kaldım yine kendimle
Kentin kırık aynasında eksildikçe düşlerim
Söyle benim ömrüm bu kente uğradı mı
Sahi ben hiç ömrümü kendime yaşadım mı

Haydar Ergülen

2012_08_dream-3ad16b357-504915-475-475 Yarın Gece

artık kalbim yok

artık kalbim yok ağladığımda sana
düşündüğümde seni artık kalbim yok
seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim
atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda
istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok !
küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine
fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak
köpeğine
suda sektirdim bir kiremit parçası gibi
ve bekledim batmasını
bekledim batmasını yanan bir gemi
nasıl ağlayarak denize dökülürse

istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok!
artık kalbim yok baktığımda eski resimlere
özlediğimde seni
arta kalmış bir kalbim yok!
YOK!

Küçük İskender

IMG_1251 artık kalbim yok

Küskün

bu gece susmaya gelsem sana

sıcak bir düşün terine
ayaz yedim bütün gün
bana şarap versen
kırmızı pembe beyaz
içimde küskün bir çocuk var
usulca örtsen üstümü gözlerinle

Zeynep Uzunbay

2012_08_integra-499938-475-586 Küskün

Özlem

Özlemi indirdik falezlerden,
yüreğimize ellerimizle.

Gecenin karanlığı
6 yürekten gelen ışıkla aydınlandı.
ve her yer gündüz
ve özlemlerimiz
indirdiğimiz, sevgimizin tam ortasına.

Bin öykü yaşamış özlemimiz küsmüştü
ki tüm insanlığa
bir el verdik.
elimizi tuttu.
aşağı indi.

aşağı indi
çünkü çok yukarıdaydı.
çünkü biz çok aşağıdaydık.
uyuyabildik özlemimizi hissedemeden günlerce.
biz çok aşağıdaydık ve o çok yukardaydı.

özür diledik.
af istedik.
sorumsuzluğumuzdan utandık.
direnişini örnek aldık.
özlemimiz direndi biz direnemedik.

Sadece direnişini örnek aldık.
O her şeye rağmen dedi.
ve bizi affetti.
affedildik.
affetmeyi öğrendik.
Adı neden özlemdi.
neye özlemdi.
neden özlemler bitti
ve özlem rafa kaldırılır gibi falezlerde bırakıldı.
bilemedik.
şaşkındık.
şaşkınlığımız uzun sürdü.
konuşamadık.
karanlığa alışan gözlerimizle seslenmeye başladık.
seslendik.
söz verdik.
Hayallerimiz vardı.
özlemlerimiz kadar önemli.
sınırsız sanırdık.
Görülen gece hayallerimiz sınırlarını aştı.

Abdullah ANAR

2012_08_you-cant-choose-what-stays-and-what-fades-away-03e46d365-504264-475-665 Özlem

Tutsak

blogut-brooke-lynne-by-matt-fry-384155-475-475 Tutsak

seni istiyorum ve biliyorum ki
gönlümce kucaklayamayacağım
sen, aydınlık ve el değmemiş gökyüzüsün
ben, bu kafesin köşesinde bir kuşum, tutsağım

karanlık ve soğuk parmaklıklar ardından
hasret dolu gözlerim, bakıyor yüzüne hayranlıkla
bir elin uzanışını düşünüyorum
ve ansızın kanatlanmayı sana

bir gaflet anında aklımdan geçiriyorum
bu sessiz zindandan kanatlanıp uçmayı
tebessümle bakarak gardiyanın gözlerine
senin yanında yeniden hayata başlamayı

düşünüyorum ama biliyorum ki hiç
gücüm yok bu kafesten kurtulmaya
gardiyan razı olsa bile
takatim yok kanatlanıp uçmaya

parmaklıkların ardında her gündoğumunda
bir çocuğun gözleri gülümser yüzüme
şen bir şarkıya başladığımda
gelir bana dudaklarında buseyle

eğer ey gökyüzü bir gün
bu sessiz zindandan kanatlanıp uçarsam
o ağlayan çocuğun gözlerine bakarak nasıl
vazgeç benden, ben tutsak bir kuşum derim

bir mumum ben, gönlümdeki ateşle
viraneyi aydınlatırım
eğer sönmeyi seçersem
yuvayı yıkar dağıtırım

Furuğ Ferruhzad
Yeryüzü Ayetleri – Tutsak

Saat Sekizi Geç Vurdu

Kime ne desem
Boyuna kendimi dinliyordum eski yağmurları dinliyordum

Düşünmeden biliyordum deniz ılıdı
Dökülen çelik katı
Yürüyenler yan yana

Yüzümü güneşe dinlendirsem
Dağın dağ olduğunu bilsem ovanın ova ağacın ağaç
Kurtulurdum

Çok köprülü sular gibi git git bitmedi
Boyuna kendimi dinliyordum eski yağmurları dinliyordum

Saat sekizi geç vurdu
Giden gitmiş hüznü ayaklandırmak boşuna
Düşünmeden biliyordum

Arif DAMAR

0002 Saat Sekizi Geç Vurdu

Yaşayabilme İhtimali

soğuk ve şehirlerarası
otobüslerde vazgeçtim
çocuk olmaktan
ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam…

Ben seninle bir gün Veyselkarani`de haşlama yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında
(ankara`da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman)
özlemeye başladım herkesi…
Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki,
adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra…

Bizim Kemalettin Tuğcu`larımız vardı…
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı…
Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan
kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık…
Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla…
Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu, pütürlü duvarlara
ve Türk Dil Kurumu`na inat bir Türkçeyle…
Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi…

Ankara`ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
Oysa Ankara`da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim…
(Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak…)
Ankara`ya usul usul kurşun yağıyordu…
Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri…
Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim…
Ve hiçbir mahkeme tutanağına geçmedi adım…
çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece…

sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde
ama sen yoktun…
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni tenefüs saatlerinde…
Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu…
Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi’ne gelebilme ihtimalini seviyordum…

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.
yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini…
Sonra otobüs oluyordum,
kırık yarık yoların çare bilmez sürgünü…
Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliğini…
Otobüs oluyordum bir süre…
Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum,
yanağım otobüs camının garantisinde…
Otobüs oluyordum…
Bir ülkeden bir iç ülkeye…
Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum…

Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin…
Korkuyordum…
Sonra iniyordum otobüsten…
Çarşıdan bizim eve giden,
ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa,
ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum…
Çünkü sonunda annem oluyordum
babam kokuyordum sonunda…

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim, çocuk olmaktan…
Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam…

Ben seninle bir gün Van`daki bir kahvaltı salonunda…
Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği) bir yol üstü lokantasında…
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt`ın herhangi bir toprak damında…
Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim…

Ben senin,
beni sevebilme ihtimalini sevdim!

Kuzguncuk – 1996

Yılmaz ERDOĞAN

536592_140342442772950_869138358_n Yaşayabilme İhtimali