Bahar Hastalığı

Şimdi katar katar trenler Anadolu’da
Bahardan bahara dolaşmaktadır.
Biri Sivas’tan kalkar, biri Malatya’ya varır
Gurbetçiler Ardahan’dan, Posof’tan
Yayan yapıldak dağları aşmaktadır.
Bilmem bu delişmen sevda içinde halim
Nereye varır.

Nereye varırsa varsın umurumda mı
Hiçbir şey tutamaz beni artık.
Ne iş ne güç, ne çoluk çocuk
Bir su ıslatır, bir sıcak kurutur
Denizlerde gemiler göklerde bulutlar
Pırıl pırıl sevdalardadır çağım
Hiçbir şey tutamaz beni artık
Bu bahar, bu ağaçlar, bu rüzgâr
Hoşça kalsın en eskisi en yenisii aşklarımın
Gitmek mi, gitmek ne demek kaçacağım.

Kalbim bu rahatsızlık içinde bir bakarsınız
En güzel türküsünü söyleyebilir.
Benim gözüm yollarda sulardadır
Yıldızlara karşı bomboş uykulardadır.
Ne iş ne güç, ne çoluk çocuk
Eylese eylese beni kararımdan -olmaz ya-
Bir kadın eyliyebilir.

Turgut Uyar

04 Bahar Hastalığı

Yanlızlığa Güzelleme

Orada yalan söyleyen kimseyi bulamazsınız Ömür Hanım. Orada sizin güzelliğinizden geçmemiş hiçbir şeyin yeri yoktur. Orada zaman yalnızca sizsinizdir ve binlerce hayatı içine alacak kadar geniş, dingin ve sevecensinizdir. İnsanlar yüreğinizin dokuduğu incelikleri giyinmeden geçemezler ülkenize. Sessizlik, ince tülbentlerinden süze süze, gün boyu sizi tüketen gürültüye bile bir değer kazandırır. Oturup kalkmanız kimseye bağlı değildir. Kendininizden başka kimseyi tedirgin etmezsiniz. Bir serçenin bile gözünün üzerinizde olmadığı bir özgürlüktür bu. İçinizden geçen her şeyi alın çizgilerinize kaşlarınızın arasına, dudak uçlarınıza, sesinizin bütün tonlarına dilediğiniz gibi yerleştirebilirsiniz. Hoşgörünüz de zulmünüz de yalnız kendinizedir. Örtülü yaşamak eşiklerin dışında kalmıştır Ömür Hanım. Aklınız ve yüreğiniz, düş gücünüz kadar özgürdür. kadınlar orada sizin istediklerinizi söyler. Kimse, sizin dışınızda bir yakınlığa tutunarak gelip sizi yağmalayamaz. Erkekler sizin istediğiniz kadar vardır. Aşkın bütün sitemlerinden kurtulduğu yerdir orası.

Şarkıları yalnızca siz seçersiniz. Bütün kahramanlarınız sizin yüreğinizi taşır. Birileri bakıyor diye dönüp bir yere bakmazsınız. Çoğunluğun güldüğü yerde canınız sıkılıyor diye ayıplanma sancısı çekmezsiniz. İçinizle dışınızın barışık olduğu tek ülkedir orası. Kapıları sadece isteyene açılır. Çıkış saati yoktur, dönüş saati yoktur. Duvarları duvar değil, yağmurun çiçeklendiği hayal bulutlarıdır. İstediğiniz denizi istediğiniz zaman tavana yerleştirip masmavi kesilebilirsiniz. İçinizden geçmeyen hiçbir söz dudaklarınızdan çıkmaz. Açık da olsa kapalı da pencerelerden ne isterseniz onu görürsünüz. Hiçbir üniforma, çıplaklığınızın gölgesi bile olamaz. Devletin bireye yenildiği yerdir orası. İnsanın kendisiyle ve dünyayla eşitlendiği en özel alandır ve yoksulluğa ancak orada gerçek anlamda karşı olur insan.

Uzaklık yoktur. Zorunluluk yoktur. Alınır satılırın dışındadır her şey ‘Bir kulak çınlaması/bir kirpik kırılması’, zamanın ve mekânın dışına çıkarır sizi. Birini gerçekten özlemişseniz ancak o zaman yüreğiniz etinize batar. Hiçbir şey eskimez yalnızlığın ülkesinde Ömür hanım. Camlara vuran ay ışığını bile, her şeyi kirpiklerinizle siler parlatırsınız. Gelen sitem etmez, gittiğiniz bir iyilikle kucaklar sizi. Gerçeğin paramparça ettiği ne varsa -bir düş, bir niyet, bir olanak-bir kuyumcu titizliği ile orada bütünleyerek, sabaha başlayabilir insan. Gecesini gündüzlerin, gündüzünü gecelerin dokuduğu has kumaşlardan bir yürek giysisidir. Bencil gibi görünen bu serdengeçtidir yalnızlık; gider kalabalıkla yıkanır, gelir kalabalıktan yıkanır.

Yalnızlık bizim içeriye ve dışarıya ışık veren biricik penceremizdir Ömür hanım… İki kanadı vardır, istekten ve korkudan; çarpar durur bir ömür içimizde…

Şükrü Erbaş – 1998
-Bir Gün Ölümden Önce-

408095_225757974186315_100002563420379_420982_647421014_n Yanlızlığa Güzelleme

Yedinci Adam

Şu dünyada düşeceksen yollara,
İyisi mi yedi kez doğmaya bak
Bir kez, yangın çıkan bir evde doğ,
Bir kez, buzdan soğuk sellerde,
Bir kez, azgın deliler arasında,
Bir kez, olgun bir buğday tarlasında,
Bir kez de kimsesiz bir manastırda,
Bir ağızdan ağlayan altı bebek, yetmez:
Sen kendin yedinci olmaya bak.

Canını kurtarmak için dövüşeceksen,
Karşısında yedi kişi görmeli düşmanın,
Biri, pazar günü dinlenen bir işçi olmalı,
Biri, pazartesi sabahı işe başlayan,
Biri, para düşünmeden bir şey öğreten,
Biri, boğularak yüzme öğrenen,
Biri, koca bir ormanın tohumu olan,
Biri de yiğit atalarının koruduğu bir torun,
Ama onların bu hünerleri de yetmez,
Sen kendin yedinci olmaya bak.

Bir kadın mı bulacaksın kendine,
Yedi erkek birden düşmeli o kadının peşine,
Biri, güzel sözlere kanan,
Biri, başının çaresine bakan,
Biri, kendini hayalci sanan,
Biri, eteğinin altından kadını okşayan,
Biri, hiçbir numarayı yutmayan,
Biri, kadının düşürdüğü mendile basan;
Sinek gibi vızıldasınlar kadının çevresinde,
Sen kendin yedinci olmaya bak.

Yazmak geliyorsa elinden,
Yedi kişi birden yazmalı şiirini,
Biri, mermerden bir köy kuran,
Biri, uykusundayken doğan,
Biri, göğün haritasını çizen,
Biri, adı sözcüklerle anılan,
Biri, ruhunu yetkinleştiren,
Biri, diri fareleri kesip biçen,
İkisi yiğit, dördü akıllı;
Sen kendin yedinci olmaya bak.

Ve her şey yazıldığı gibi olursa,
Yedi kişi için öleceksin,
Bir, beşiği sallanıp emzirilen,
Bir, diri genç bir memeyi kavrayan,
Bir, boş tabakları fırlatıp atan,
Bir, kazansın diye yoksula omuz veren,
Bir, yıkılıncaya kadar çalışan,
Bir sadece durup aya bakan kişi için.
Dünya mezar taşın olacak;
Sen kendin yedinci olmaya bak..

Atilla Jozsef

2012_08_picc-c3332b031-493241-475-350 Yedinci Adam

Liman

Güçlü fırtınalarda direkleri kırılmış
Gemiler bize sığınır — bulduk sanırız.

Görmezler. Varsa yoksa uzaklar —
Onarırız. Giderler, kalırız.

Sonra gecelerde: Bu son olsun, son
Gönderme — Engine yalvarırız.

Sonra büyür daha da
Korkunç yalnızlığımız.

Behçet Necatigil

IMG_0495 Liman

Sevgili Arkadaşım

1.
Gözlerinin rengi gibi
Yüreğinin rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, ellerini gördüm önce
Toplayan, düzelten, onaran ellerini
Dokunduğuna soluk aldıran
Telâşlı, usta, sevecen ellerini

Geç anladım ve inandım
Her gün daha çok inanıyorum
Ellerin, güzel işlerin karıncası
Ellerin, ellerden bıkmış ellerime sığınak

2.
Yüzünün rengi gibi
Dudaklarının rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, özverini gördüm önce
İçinden çavlan gibi dökülen özverini
Hep koşan, yürümeyi bilmeyen
Hesapsız, gücendirmeyen, saydam özverini
Neye uzansa dirilten
Susan, hüzünlenen, sıcak özverini

Geç anladım ve inandım
Gün gün daha çok inanıyorum
Özverin, güzel işlerin arısı
Özverin, sözcüklerden yılmış kafama barınak

3.
Derinin rengi gibi
Sesinin rengi gibi
Saçların da kendi renginde

Ama ben, seni gördüm önce
Gülen, yaşayan, bilen seni
Körpe bir söğüt dalı gibi çırpınan
Durduğu yere can veren
Gönüllü, duyan, seven seni

Geç anladım ve inandım
Şimdi daha çok inanıyorum
Sen, hayatın ablası
Saf olan her şeyin mayası
Sen, eşyalardan usanmış kalbime dayanak

4.
Sevgili arkadaşım benim
Sana “sevgili arkadaşım” diyorum
Budur, bizim anladığımız sevdanın tanımı
İşte sana bir aşk şiiri
İçinde “sevgilim” sözcüğü geçmiyorsa
Suçun yarısı senin
Çünkü, ben de bize yaraşanların sözcüğünü değil
Kendisini seviyorum senin gibi

Süreyya Berfe

IMG_0456 Sevgili Arkadaşım

Yalnız Adam

Gece
Camlarda damlalar
Bir kadın
Solgun bir çiçek

Yalnızlıklar içinde

Kapısı kapalı perdesi inik
Ayak sesleri gelir geçer
Rüzgâr sırılsıklam
Son kadehini içer
Basık tavanlı bir meyhanede
Yalnız adam

Sırtında gelinlik elbisesi
Yirmi yaşında bahar
Menekşeler hercai
Işıklar bir söner bir yanar
Havada buram buram leylâk kokusu
Avuçları ateş içinde

Her adımda çamur
Bu karanlık bu yalnızlık bu yağmur
Hele bu kadın
Her adımda çamur
Bu karanlık bu yalnızlık bu yağmur

Gece
Rüzgâr sırılsıklam
Uzaklarda bir yere yıldırım düşüyor
Evin yolunda yalnız adam
Yalnız adam üşüyor

Suat Taşer

IMG_0634 Yalnız Adam

Çiçekler / Ağaçlar / İnsanlar

Menekşe sabır ister
Kaktüs dürüstlük
Alçakgönüllüdür sardunya
Güneşi suyu olsun
Kimseye küsmez.

Ağaçlar derseniz
Gökyüzünü kapatmayın yeter
Yapayalnız kalsalar da
Dağ başlarında
Şikayet etmezler.

Şu insanları anlayamadım gitti
Ne ağaca benzer ne çiçeğe
Dünyayı versen kâr etmez
İlle de sahip olmak ister
Başka birine.

A.Kadir Paksoy

IMG_1257 Çiçekler / Ağaçlar / İnsanlar

Yol

Göle düşen vakitsiz akşam,
bekleyişin uzuyor ahtapot kolları.
Dalgın gövdemi vursam yollara
tuzaklarından kurtulamam kuytu ormanın.

Rüzgarın kulağıma fısıldadığı yolculuk;
senden çıkmalı yola, çocuk!
Üşürsün, diye anne soluğu ceplerinde;
yürümekten korkma ormanın derinlerine.

Dağ ormanlarında kaybolursam
ladinler, sedirler serinletir uykumu.
Bir baktın superisi…
dinlenirim defnenin kollarında.

Yürümeden bilinmez yolun hilesi;
vaad edilmiş her şey yalan.
Yürüdükçe yakınlaşan dağ, kalbim;
ama o sevişirken hep gözlerini kapar.

Tenimi titretir rüzgar
kendime yürürüm!

Asuman Susam

IMG_1005 Yol

Annesine Dargın

annesine dargın ölecek küçük kız,
annesi bunu bilmeyecek.
gülkurusu akşam alacası içinde
ölü bir kuş taşıdığını.
gümüş kıvılcımlı gece ıssız…

kullanılmış rüyalar birikecek yastık altında.
damladıkça düşkırıklıkları karanlık mağarasına
su uykusuna akacak; kız suya…
bunu kimse bilmeyecek.

ipek fısıltılı tutkular besleyecek,
çın sabahla yürüyecek damarlarında isyan,
yasemin tütsülü bir aşkı hep özleyecek.
uzayan saçlarına konan ölü kelebek zaman
sesi yutacak boşluk; kalbi yükseklerden düşecek!

duymazsa o sesi dalgın anne,
kız ölecek!

Asuman Susam

IMG_0495 Annesine Dargın

Apartmanlarda Yaşayan Çocukların Gözlemleri

aşağı kattaki teyze çiçeklerini
canı gibi seviyor çocuk gibi bakıyor onlara
ama biz bahçede oynarken horluyor bizi
çiçekleri gibi davranmıyor çocuklara

yukarı kattaki amca otomobiline tutkun nedense

Eray Canberk

IMG_0446 Apartmanlarda Yaşayan Çocukların Gözlemleri