Tüm keşiflerimizin sonucu…

Siddhartha ve yakın arkadaşı Govinda, yollarını çok gençken ayırmışlardı. İkisi de gerçeği bulmaya adayacaklardı hayatlarını. Nam-ı diğer Nirvana dedikleri şey…

Yıllar geçmiş, ikisi de birbirlerini görmeden yaşlanmışlardı. Siddhartha bir gün bir nehir kıyısına geldi. Karşıya geçmek için yaşlı bir kayıkçının yardımına ihtiyacı vardı. Kayığa bindi ve yaşıtı adamla nehir üzerine konuşmaya başladılar. Yok, Herakleitos’unki kadar sert bir nehir değildi bu. Onlar da aynı nehirde iki kez yıkanılmayacağını biliyorlardı şüphesiz. Ama daha çok, nehrin ruhuyla ilgiliydiler, zamanla ilişkisini, zamansızlık üzerine kurmuşlardı. Doğanın mükemmel uyumu. Doğanın içinden seslenen varoluş ve insanın kendisine dair her şeyi bulabilmesi için oraya buraya serpiştirilmiş, bulunmaya istekli, iyi niyetli, dost sırlar. Harikulade bir evren.

Bakmak ve görmek yeterdi.

Siddhartha, bir insanın hiç değişmeyen ve hiç yaşlanmayan tek yerinden, gözlerinden tanıdı arkadaşını. Konuştukları da çok tanıdık gelmişti, ama bakışlar ve gözler hiç yanıltmazdı insanı, dikkatle bakan, görmeyi bilen bir insanı hele. Hasretle kucaklaştılar.

Govinda, Siddhartha’nın gözlerindeki huzuru fark etmişti çoktan. “Anlıyorum ki, bulmuşsun Siddhartha” dedi. “Ama ben, hâlâ arıyorum dostum.”

O sihirli cümleye gelmiştik. Siddhartha, arkadaşına gözlerinin içi gülerek, şefkatle baktı. “Biliyorum”dedi. “Aramışsın, o kadar aramışsın ki, bulmaya vaktin olmamış.”

Aradığımız şeyler onları bulduğumuzda şaşırtır bizi. Çünkü bulduklarımızın, hayatımız boyunca yanı başımızda olduklarını fark ederiz. Zaten bulmamızı sağlayan da bu fark ediştir. Aradıklarımız, zaman uzadıkça, akşam güneşinin gölgeleri esnetmesi gibi, gözümüzde büyüdükçe büyür. Onlara layık olamadığımızı, bu nedenle de ulaşamayacağımızı düşünürüz.

“Yeni” hiçbir şey vaat etmiyor bu yolculuk. “Yeni” olan sadece kişinin kendisine bakışı ve bu müthiş bir şey. Kendisiyle ilk kez karşılaşması insanın. Sevgi ve gururla kendisine bakması. Yoksa Govinda gibi, arayış bilinçli bir şekilde amacını dışlayacaktır. Aramak bulmanın yerine geçer. Çünkü kendimizle hesabımızı görmemiş ve bulacaklarımızdan korkar hâldeyizdir. Çok korkarız bundan. Çünkü o buluşa yüklediğimiz aşkın anlamlar bize aynı anda büyük bir tehdittir. Ya amaç gerçekleştiğinde yine aynı kişi olacaksak? Ya yine mutsuz olmaya devam edeceksek gibi bir sürü kuruntu, bulmaktan alıkoyar bizi. Kendimizi “bulmayı isteyen kişi” olarak tutmak için arama süresini esnetir dururuz. Arayıp da bulamamak, bulup da hüsrana uğramaya yeğdir.

Kendimizle karşılaşmanın sorumluluğunu almaktan korkarız.

Ama risk almadan hiçbir şeye ulaşmak mümkün değil. Gemiler, evet limanlarda daha güvenlidir, ama gemilerin varoluş amacı uçsuz bucaksız denizlere açılmaktır. Biz genelde limanlarda açık deniz hayalleri kuran gemiler olarak kalmaya eğilimliyiz. Bunun adını yolculuk koymaya.

Hayır, öngördüğümüz gibi olmayacak hiçbir şey. Bu da müthiş. Önce dünyayı sonra çevremizdeki insanları değiştirme sevdasından vazgeçiyoruz. Bu bize enerji tasarrufu sağlayacak. Buradan gelen enerji ve merakla içinize bakacaksınız. Genellikle gördüğünüz şey hoşunuza gitmez. Dağınık bir evle karşılaşacaksınız. İhmal edilmiş, ama her sütunundan değerli ve sağlam olduğu gözüken bir yapı.

Tabii ki, o evi düzenlemeden mesela hiç âşık olamayacağınızı bilmiyordunuz. Dağınık eve misafir gelmez, hem ayıptır, çağrılmaz. Yani, aslında aşkı, dostları, kendinizi ihmal ettiğiniz için bulamadınız, siz hazır olmadığınızda, kâinat, enerji, kader veya tanrı, adına ne diyorsanız, size bunları sağlamaz. Sizin iyiliğiniz içindir bu. Boşa harcarsınız çünkü. Sizin için saklar o değerli şeyleri. Sizden sizi keşfetmenizi, ne kadar değerli ve biricik olduğunuzu hâsılı, kendinizi sevmenizi bekler.

Bu olduğunda, hep yanınızda olan bir sürü şeyi fark etmeye başlarsınız. Mucize dediğiniz şey biraz da budur.

Bir insanın kendisine açtığı savaşı bitirmesiyle başlar her şey. Benim kendi yolculuğumda, bugüne kadar keşfettiğim gerçek budur. İyi haber ise, bundan kaçış yoktur…

Markar Esayan

10949299-md Tüm keşiflerimizin sonucu...

gelmeyin,burası derin!

kar yağarken serçeleri seyrettim
çocuklarım geldi birden aklıma
sabırsızlanıyorlar büyümek için
gelmeyin,burası derin!

İbrahim Tenekeci

tumblr_m8ccyuRLlW1rd6ztpo1_1280 gelmeyin,burası derin!

Sanma ciddiyyet ile sarf ederim san’atımı

Sanma ciddiyyet ile sarf ederim san’atımı,
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir.
Bezm-i meyde süfehânın saza meftûn oluşu,
Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir!

Neyzen Tevfik

Sanma+ciddiyyet+ile+sarf+ederim+sanatimi Sanma ciddiyyet ile sarf ederim san’atımı

Biten Yaza Şarkı

Eğ yüzün şu gölgeye. Konuşma.
Geniş bir çarşaf gibi yay sessizliği
öyle düz, beyaz
üzerine bu dingin, çıplak ölünün.

Konuşma. Saç sözlerini
eski, silik sikkeler gibi toprağa.
Yanımızda yazın çıplak ölüsü
bir dağdan öbür dağa. Ey üzünç!

Yanımızda göz göz unutmabeni
Çiçekleri… Dokunma. Dokunma. Öldü
nicedir canınla beslediğin yaz
ve dindi su. Parça parça akıyor güneş.

Akıyor yüzün elimden. Eğil. Kulak ver
ağır ağır buruşmasına
bir yüreğin. Yoo hayır. Değil hiç kimse.
Yanımızda yüzükoyun yaz.

Kal biraz. Üzerime ger sessizliği
bir serin çarşaf gibi. Sınırsız. Beyaz.
Öldü yaz. Akıyoruz kuşla, yaprakla
dalgın gecesine bir uçurumun.

Sait MADEN

IMG_0743 Biten Yaza Şarkı

Sana Yakın

Bir dostun sıcaklığına
Öylesine
Yaslamak istiyorum ki başımı
Ya omzunu uzat sevgilim
Ya da telleri kopuk
Bir kemanı

Kanadının altına sığınacak
Bir kuş arayan
Eskimiş saçak gibiyim sensiz
Yada bütün balinalarının
Kıyıya vurup intahar ettiği
Bir deniz

Bir hitit çanağıyım
Toprağa gömülü
Ve sen
İlk kazısını yapan
Bir arkeolog ürkekliğiyle
Ellerinin arasına
Al beni

Tek dileğimdir çünkü benim
Sana yakın bir sunay akın

Sunay Akın

IMG_1244 Sana Yakın

Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman

1.
o gün sait faik’indi pera
kimbilir hangi öyküsündendi
o insan kalabalığı
yüzünü seçiyordum yalnızca
aklımda bir asansör yalnızlığı
gümüş astarlı bir sözcük vardı dilinde
hiç kullanılmamış
tadı hala dudaklarımda

2.
adımlarımıza uyardı bütün sokaklar
evler kenara çekilirdi
birden yağmur…
düşerdi peşimize
serin odalarda harfleri
aşk ederdik birlikte

3.
yıldızları havuza bakan
bir bahçenin
çözülmüştüm büyüsüyle

o suya eğiliyordu
bir kuğu beliriyordu

kuğu mu benziyordu gelinciğe
yoksa gelincik miydi kuğu

aklıma bile gelmiyordu bu soru

sözcüklerin sessizliğe çekildiği
o çocuksu ikindide
zaman
geçtiği her şeyi öpüyordu

4.

Ne zaman kapıdan girse
kamaşırdı sözcükler
canımı tazelerdi sesi
içimde bir yalnızlık telaşı
çözülürdü ellerim
zamana uzanınca
gölgesi

usulca ayartırdık işte
düzenli bir güz vaktini

5.
başağın burcundaydı dünya
· o da öyle
· derin bir geceye terledik
· yaprak serinliğinde

bir güvercindi
kanadı
sözcükler yırtılırken
en sessiz harflerinde

çapaksız bir sabaha uyandık
başağın ikiz adı silinmişti teninde

6.
aşknişan bir ânı
özenle karşıladı sirkeci garı
birkaç tren daha geldi
insanlar zaten oradaydı

bir kalemim vardı verecek
onunsa bir şiir oldu armağanı

üç harfli bir sözcük gibiydi yüzü
gülüşü manzara
bir harf daha takınsa
hece’lerdi adımı:
-ellerimi avuçlarında
yıllarca tutmaya hazırla

şarkılıydım o gece
sigaram keyifle tüttü
düşlerimin arasında

7.
parmak izlerimiz
yakışınca yan yana
baktım
bembeyaz bir gelincikti
yanımda
cennete gitmeden de
şansa inandım
iyi kalpli bir sözcük gibi
yazılınca adıma

8.
rüzgârın anılarını dinledik birlikte
usulca dolaşırken bütün geceyi
tek bir yıldıza basmadık ama
denizde yansıyıp durdu
gözlerindeki dalga deseni
eğilip sözcükleriyle öptük
bal zamanı bu mu anne diyen bir çocuğu

ay dalından düşerken
zambaklar gibiydi yüzünde uyku
ama hâlâ bayramını koruyordu sesi

gecelerden pazartesi
ayların en
ağustosu

9.
acıyan bir şey vardı aramızda
bütün sözcükler ağır yaralı
kırgın bir yaprağa gül arardık da
tenimizde güz dalgınlığı

imlâsını bilirdik de bilmesine
yine de yanlış hecelerdik hayatı

10.

birbirimizi suçladık bir gün
affetmek için kendimizi
gece gelip sildi usulca
ağzımızdan sızan sözcükleri*

*Nasıl da kalabalıkmışız
biz böyle iletişip durdukça
bu yalnızlığa zaten zor sığarmışız

arada mı kalmıştık, araya giren mi vardı
biz öyle olsun istemezdik ama
bütün yakınlarımız bizi yanlış tanıdı

11.
aslolan sözcüklerdir
tabii
gerisi elbette gevezelik
hadi okuluna yazdır beni
bugün harfleri sen dağıt
dilin gurbetindeyiz nasıl olsa
söze tutsak
hangi tümceye başlasak
-çıt!..

12.
susardım duysun diye sesimi
· o sözcüklerini bende bilerdi
· hem de seve seve
· seve seve katlanırdım ben de:
· sözcüklere kadar yolum var, demek
· peki

13.

bir yüzük verdi bana
hoşçakal sözcüğünden
yakarken ardındaki bütün harfleri

anlatmak uzun

kimbilir kaç yıl sürer daha
bende o gün

14.

kendime baktım da camda
aşk artık yüzümde
tek kat boya

en sevdiğim pencerem yitti
onunla birlikte
cumartesiler,pazarlar, sokaklar yitti
bense günlerdir
yerini yadırgayan bir sözcük gibi

kabzası parıldayan şu yalnızlığa
iki kurşun sıksam
iyi gelecek sanki

15.

koltuğunun yerini değiştirdim dün
yüzün beliriyordu camda
dudaklarından geçen güvercin
tozunu alıyordu sözcüklerin
sen ağzını açmıyordun ama

hadi çevir telefonu
bari dostluğunla oyala

16.

bu akşam da gülümsüyorsun fotoğrafta
gözlerinde taraf tutan bir sevgi
yüzün bana ayarlı
rüzgâr almayan bir sabahtı
ama kokun hâlâ odamda

hem içindeydim o anın
hem de dışında
sen yalnızca şaşırtmıştın
tutan bendim zamanı

17.

susmak da incitir sözcükleri
telefonlar kapanırken sessizce
dar kapımdın sen benim
yalnızca mektupların geçtiği
adresin sır tutmadan önce

hadi artık hadi
bir de benim sesimi dene

18.

artık ben kuruyorum gün doğumuna
başucunda bıraktığın saati
dalıp gidiyor sözcükler

sonra
yelkovan kuşlarını uçuruyor
yokluğunu öpüyorum yastığındaki

bilmem uyanıyor musun

19.

yağmur geceyi sağıyor hâlâ
balığım az önce öldü
alıngan bir karanlık tuttu elimden
bir türlü değiştiremedim ampulü

bu gece sözcüklere ilişmem artık

20.

yalnızca kitaplarını okuyorum nicedir
dokunmak için ellerine
altını çizdiğin satırlarda

sonra gözlüklerim buğulanıyor
hiçbir sözcük harflerini
tutamıyor bir arada

21.

yüreğim kabarmış yalnızca
heyecan yapmışım biraz
haber alacakmışım
kuş ağzında
birden susuverdi
anladım
seni arıyor ama
fincanın aklından bile geçmedi
oysa kartlar her şeyi biliyor:
kılıç kraliçesi
kınkanat sözcüklerin
adına vuran sesi
kupaların kralı
aşkın en keskin yeri

22.

bu sabah resmini kaldırdım raftan
günlerdir kaçırıyordu benden gözlerini

dargın beyaz
takvimlerden önce biten yaz
yalnızca
mutluluğa varsın
ha

23.

yaz bitti
ona özenen sonbahar da
senin alnında biriksin güneş
kış bana yeter
belki bir gün
yalnızlık
geldiğin yoldan gider
diyordum ki
sözcükler de dağıldı
bak
dikkatim gibi
‘ a s n
k o
ş s
u z
a
e
d
k
r’
b t e
i

24.

eylülle yaralı bir akşam üstü
tükürüp kurtuldu
beni
hangi harfi denesem
dilim acıdı
avucumda sözcük ölüleri

yüzüğümün izi kaldı benimle
yüzümü usulca yağmura dönüp
özenle silindim
nefretinden de

25.

avucundan havalanan
· o öpücük vardı ya
· dudağıma değdiğinde kanadı
· o günden beri mendil gibi kullandım
· bütün sözcükleri

ama artık öylesine unutsan ki
diyorum
ben bile bir daha
hatırlayamasam seni

Enver ERCAN

Screen_Shot_2012-05-14_at_1.54.37_PM Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman

Bi Sen Eksiktin Ayışığı

bileklerimizi morartmış yeni alman kelepçeleri,
otobüsün kaloriferleri bozuldu kaman’dan sonra
sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
başımızda prensip sahibi bir başçavuş.
niğde üzerinden adana cezaevine gidiyoruz…
bi sen eksiktin ayışığı
gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!

Can Yücel

IMG_1056 Bi Sen Eksiktin Ayışığı

Bir Aşka Vuran Güneş

Öyle sevdalar vardır, biter biter başlar,
Buruk tatlar vardır, ağızda sürüp giden
Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
Yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
Ufkunuzda camları göksel konağının
Ve bir yaz akşamı buhurdan gibi tüten
Hanımellerinin morumsu buğusunda
Bekliyor bahçenize dönük balkonunda
Sarmaşık gülleri kokladıkça kırmızı
Hüzünler, japonfenerleri arasında.
Öyle günler var, öyle anlar, hiç bitmeyen!
Nasıl bir ışık emmişler ki sevginizden
Ansızın başka bir yüzle güzel, kopmuşlar
Büyük Irmak’tan, ayrı düşmüşler desteden
Yağmışlar ilkyaz yağmurlarınca ve özlem
Açmış yaban çiçeklerini tarlanızda.
Ölümsüz günler onlar, bir hiçle beslenen
Zaman dışı güvercinler, uçma bilmeyen
Uzay ötesi ovalar, ayak değmemiş
Başka bir mevsim, başka bir dal, başka yemiş.

Esrir kim bassa o toprağa ve kim tatsa
O yemişten. Balla dolar testi, açılır
Açılmayan kilit, çiçeğe durur badem
Dolanır bilgelikle mutluluk yüreğe.
Ak bir bulut bekler üstünüzde havada
Kuşlar iner, devinme birden bitiverir
Çıt çıkmaz evrenden. İşte ortadasınız
Havuz, ağaç, deniz, ne varsa size göre.
İşte aydınlık size göre. Kısarsınız
Güneşi, gökyüzünü yakarsınız. Neden
Sonra, uzaklarda çektirilmiş bir resim
Gibi kalır aklınızda, gölgeniz, duru
Küçük bir bahçede susar gibi yaparak
Karşılıklı gizemlere daldığınız gün.

Oktay Rifat

oktay-rifat-3 Bir Aşka Vuran Güneş

Bir kaçağım ben

I
Bir kaçağım ben.
Doğduğum günden başlayıp
el etek çektim kendimden,
kıldım beni bana dönek.

Gerekliyken yorgun düşmek
aynı yerde olmaktan
neden yorgun düşmemek
kendine eşit olmaktan?

Ruhum bende kendini arar
uzaklarda gezerim,
Tanrı yardımcım olsun
ruhum beni asla bulamasın.

Kafeste yaşamaktır biricik olmak,
ben olmaksa hiç olmamak.
Kaçarak yaşayacağım hep –
İyi ya da kötü böyleyim çünkü ben.

II
Sayısız insan yaşar içimizde,
hissetsem de düşünsem de bilemem
kim düşünür içimde kim hisseder.
Düşünceler ya da hisler için
yalnızca sahneyim ben.

Ruhsa, birden fazla var bende.
B e n’ se benden daha fazlası.
Herkes kayıtsız oysa
yaşadığım hayata:
Susturuyorum onları,
kendim konuşurken.

Hislerim, hissetmediklerim –
onlardan doğup da birbiriyle
çelişenler. Farkına varmıyorum
hiçbir şeyin – yalnızca yaşıyorum ben,
olmak istediğime kimsenin bir sözü yok.

Fernando PESSOA

IMG_0525 Bir kaçağım ben

Bilinmeyen

O ki bardağa dökülen şaraptır
(Bal yoğunluğundadır, sıcaktır, ışıktır).

O ki sabah erken bir bahçedir
(Çayır kokusudur, serinliktir, muttur).

O ki esen yeldir kar erirken
(Çiğdemdir, ağaç çiçeğidir, okşayıştır).

O ki içilen sudur kana kana
(Özlemdir, doymayıştır, kardeştir).

O ki bir yüce ırmaktır akar
(Ürküntüdür, baş dönmesidir, gidiştir).

O ki maviliği belirsiz denizdir
(Buğulanmadır, düştür, sevmekte ölümdür).

O ki bir ince kızdır ak tenli
(Yaşamdır, umuttur, gözyaşıdır).

Cahit Külebi

IMG_0939 Bilinmeyen