Herhangibirine Çağrı

İhanetten bir alıntı sağlığınla gelirsin (gelirsen)
Unutmabeni çiçekleriyle yaralarımı süslersin
Utanılası birşeydir katıksız pembeliğin
Bu yüzden kitaplardan yalnızca ıslık çalmasını öğrenebilirsin
Tüm iyiliğin filmlerin iyi bitmesini istemek
Ama bu kente gelirsen unutma beni ara
Sana bir çay ve temiz yaralar ısmarlarım
Öfkem geçer dinle yüzümü sevgiyle bakarım
Kimse değil, SENİ YALNIZ BEN ANLARIM

Osman Konuk

3763651-lg Herhangibirine Çağrı

İnsanlık Eğrisi

BİR

– Katışıksız bir dilek dile

Kestirmeden sonsuzluk diliyorum. Oluyor. Ama
Saatlerdir insanım, akşamsa üç gün sonra
Acılarımı bilgilerimle yüzleştiriyorum
Çocukları ihtiyarlarla yüzleştiriyorum
Yüzümü gökyüzüyle
Çıkarken yokuşunu varoluş çizgisinin
Zaman tamircilerine uğruyorum

Herkes aynalarından bir sonsuzluk öğrenir
Nazlanarak geçerken yaşam öğleleri
Bazı sevinçlerin tıpkısıysa bazı acılar
Ödüller almışımdır gece bekçilerinden
Yara biriktirerek sağlıklara ermişsem
Zencileri tek seven güneş benim demektir

İKİ

– Ne istiyorsun insan

Bana bir fırtına ver ey bezirgân
Sonra hemen gitmeliyim
Yarım sessizliğimi eksiksiz ezberlemeliyim

Bezirgân günlüğünü yazarken sokaklarda
Sıradan çılgınlıklarla dans eder ahalisi
Eşekleri, cesetleri, gözlükleriyle çoğun
Yeni öcüler getirir çocuk akıllarına
Çoğu da gökyüzüyle bir şemsiye değişir
Beyaz üzerine şişman davranan
Ey bezirgân
Savaşçıysak,
Gerçi silahlarımız paslı, atalarımız ölmüştür
Balıksak,
Denizimiz sökülmüştür
Söküklerden yeryüzü dolarken ağzımıza
İnsansak,
Çok uzağız eski iyi dostlarımıza

ÜÇ

Ey bezirgân
Yarın pazar ertesi
Ve sokaklarda dans etmek yasak
Ölüm törenleri de, topluca hüzünlenmek
Yarın bir deli meydanda fıkralar anlatacak
Herkes
Yanındakine baka baka soyunacak
Soyuna soyuna yitip gidecek

BİR

– Katışıksız bir dilek dile

Kıyamet.

Osman Konuk

4366148-lg İnsanlık Eğrisi

kırkbinçiçek

şairin suçu! bir resimde gibi olmak endişesi
terliklerle fırladım arkandan bir bilsen
endişe ve suç, turunu vida, mavi kedi
insanız ya canım etken veya edilgen
bir tek salonu olan ev hanımı kederi…

ah evet acı, bereden taşan saçların kadar
rutubetten kuruyamamış bir çarşaf gibi ağır
terminale bırakıyorum kendimi kimimi kimsemi
illerden gelen adamlar, kasket, kasvet ve kehribar
tatulasın sen desem şimdi soracaksın nedenini
ben de sorardım mesela insanlar neden ağlar…

şair burada bizden söz etmiş, onlar bilmez sevgilim
kırbinsinek konar acının üstüne onlar görmez
şeytan aldı götürdü beni, bulamazsın onlar ne gerek
ölmek değil canım sakat kalmak korkusu sanki
bize rüyanın değil uyanıklığımızın tabiri gerek.

Furkan Çalışkan

20k002347-1024x770 kırkbinçiçek

Selam Olsun Bahçeye

Üşüyorum üşüyorum
ve yorgunluğun üstüme örtü olan akşama
sızılarımı, huylarımı diziyorum
tek tek tek tek
baykuş seslerini kulaklarımdan indirircesine
vurdum,
vuruyorum güzün yaralı sırtına.

Yaralı sırtıma bir entari örüyorum
bahçeme bir ip geriyorum.
Kelimenin fanilası kurumakta orada
çitlere savaşa karşın mutlu resimler çiziyorum

huzursuz, ruhsuz hayatımı geriye çekerek
sürahiyi yaşamın dinçliğine, varlığına döküyorum
acının, benimin suyunu
taze eşilmiş
gül kokan tanelerine döküyorum
döküyorum
yeşersin habersiz insanlardan,

sapkın dinlerden dilimde tomurcuklar bitti
gözlerimdeki toprakları eşeledim
parmaklarım geçmişe değdi
geceye değdi vücudum
gergin vuslatı inletti sınırsız gökyüzüne
perdeler kaldı uyanık çehreye
ulaşmam için birde akıp giden huzurum.

Akıyorum saydam aydınlığın içine
aydınlığım ben
yörüngeden taşan
sınırım, sınırsızlığı dolaşan.
Yaralarım dizginlendi belimin üstünde
yaralarım aşktandı
yaralarım doldu testide
damlaya damlaya ben aşındımbir de yitik sorularım.

Görüyorum görüyorum
inanıyorum inanıyorum
inanıyorum yarının huzur getireceğine
inanıyorum varlık evinin çetinliğine
ve taşkın kalbime secde ettim geçmişte
süzüldüm iliklerde diplerde
ve iliklerde ki anılardan yamaçtayım

Aşındım ve vurgunum yeryüzü şevkine
urganım bulutların beline
usum, ufkum uyarlanmış hayata genişledi
selam olsun yitirdiğim acılara
selam olsun yitirdiğim güneşe
Selam olsun güz yorgunu bahçeme.

Şafak Temiz
4353274-lg Selam Olsun Bahçeye

Aynı Evde İki Yalnız

sen ve ben
sesimizde uçurum şarkıları
ellerimiz iki kuğu boynu yere eğilmiş
iki yana düşüyoruz sessizce
yolda kalmış arabanın
kırılmış tekerleği dönüyor beynimizdepişmanlığın günle bitiştiği yerdeyiz
yeniden yeniden bakışıyor gökle yer
silinen iki yüzün unutkan suretindene senin hevesin var ne benim gücüm
yeni bir şarkıya, yeni bir aldanışın
provasına
yol çağırıyor, gidemiyoruz
sözcükler kayalardan kopan çakıllar gibi
ufalanıyor
sözcük kırıklarıyla hayatı süslüyoruz

çadırı sele gitmiş göçebeler gibiyiz
son hayvanlarıyız “gitme, kal” ormanının
gözlerinde çamurlu yaşlar biriken
yalınayak rüzgarı kovalıyoruz

sen ve ben
dalında eğreti güz yaprakları
aramızda uçurum rengi bıkkınlık
varız zannederek yok oluyoruz

Ayten Mutlu

2012_07_facebook-4aa2991a7-463212-475-317 Aynı Evde İki Yalnız

Kar Taneleri

ellerinden yağardı
en güzel yalanından dünyanın
bedenimde titreyen kar taneleri

hangi sevişme bir vedadan daha uzundur
nedir ki aşk çağımızda bir merhabadan başka?
demiştin ya, aşk
kış yorgunluğu gibi yürürken aramızda

bir merhaba yeterdi güneşi ısıtmaya

gecenin gömdüğü gümüş bir yıldız gibi
mermer bir unutuşun mücevherine
bağışladım kar sesini
yüreğinde
donup kalmış kışın merhametine

kurudu bir içdeniz, güneş çekildi
bir mevsim gözlerini bırakıp gitti
kar kokan bir rüzgârı çıkarıp sandığından

derken bir “merhaba” sildi kendini
içimdeki ülkelerin haritasından

gecenin gömdüğü gümüş bir yıldız gibi
öyle sevdim ki, unuttum sevmeyi
bağışlamaz beni artık hiçbir hatıra

Ayten Mutlu

262507-md Kar Taneleri

Yıldönümü

Küçücük odamda karanlığın dizine koyup başımı
canını canıma kattığım günleri düşündüm bu akşam
yalnızlığın gözlerinden öpüp saçlarını okşadım rüzgarın
sevdamızın dudaklarından sevinci emdim bir de hüznü ve ayrılığı
küçücük odamda karanlığın dizine koyup başımı
düşündüm bu akşam, meğer ne çok hisli sevmiştim ben seni

Refik Durbaş

hello-nancy-416916-475-318 Yıldönümü

Özlem

sesimi biriktirmiyorum artık ağlama
ne kadar gelişmiş olsa da acı üretimi
yüzbinlerce kuş uçurdum hüzünden arınmış
sen ki zehirlerini soydun sevdanın ve zamanın
sesimi biriktirmiyorum artık ağlama
kalbimde özlemi yok imkansız baharların

Refik Durbaş
picc-8laaa6k2h-357321-475-338 Özlem

Ali’ye

Şimdi sözler
herşeyi kirletmeye çalışırken
Zamanın içinde
parmak uçlarının ince çığlıklarını anımsarım
Dokunuşların yazılmaz sözleriyle
kaybolduğumuz ormanları

İkimizin sığınağı aşkın evinde
doyamamak birbirine
Denizler ortasında bir salda
yolculuk ışıklı bilinmezlere

Senin için
yıldızlarla dans ettiğim o gece
içime bakışlarının nehrini akıttı
Şimdi o ana bakarken
kırıcı sözlerin almaya çalıştığı
kıskanç kırbaçların acıttığı
yaralı ceylanımı kucaklarım

Seni bana geri versin isterim hayat
o gecenin ipeksi soluğunda
içimi okşayan bir fısıltı olarak

Kendimi yakıyorum
yeniden doğabilmek için
çünkü böyle bir an bir daha olmayacak
Bana kırgın bakışın ve gözyaşların
cenneti kapatan kapıdır
ve kapı artık hiç açılmayacak.

Neşe Yaşın

ne%C5%9Fe+ya%C5%9F%C4%B1n Ali'ye

Uzak

Herkesin bir yağmuru vardır ve bir rüzgarı
Aşk biraz ıslanmaktır
Al götür beni o uzak yağmurlara
Herkesin bir şiiri vardır ve bir şarkısı
Aşk biraz çoğalmaktır
Al götür beni o uzak şarkılara

Herkesin bir akşamı vardır ve bir masalı
Aşk biraz yorulmaktır
Al götür beni o uzak akşamlara

A. Hicri İzgören

perspective-n32zbekv2-328011-466-700 Uzak