Güneş Çaldı Kapımı

çok yalnızdım ve güneş çaldı kapımı
sürgünden yeni dönmüştüm, makronissos
orda kurak ve ıssız bir yüreğim
vardı
(şimdi sizin yürekleriniz gibi)

onu da getirmiştim.

arkadaşlarım hariç
herkes beni terketmişti.

yaşamım uzun bir deniz yolculuğuna
dönüşmüştü

git git varılmayan
kıyısız bir deniz.

evet, herkes terketmişti
sevgili ve hüzünlü pire

eleni bile.

ve güneş çaldı kapımı
kapımı çaldı güneş.

gerisini biliyorsunuz.

Behçet Aysan

gunes-caldi-kapimi Güneş Çaldı Kapımı

Bir Tereddüdün Şiiri

bir pazar yorgunuyum sevgili günce
yazılı olmuşum dün gece sosyalden ve dinden
sahici sanat çalışmışım, dolmuşum ta boğazıma
büyük müzik, uzun roman, mutlak kibirle
deri değiştirmişim beşiktaş’a geçerken alelacele
bugün pazar, bugünpazar gazeteleri alıp
basıyorum yaralara ekleriyle
küçükkentsoyluya bir kalıp ezine
balkonda begonya güzeldir vesaire
vapurların biteviye geçtiğini bilmek hem şu yönde

mutlupazar dondurmaları eriyor balıkları büyüyor
duyuyor musun ey günce
lirikler şarlayarak iniyorum ilk durakta
patates baskı kızlar da iniyor usta
rimeller, sivilceler, pozitif enerjiler iniyor
başımda beğendiğim dizelerimden bir ayla
çıkarken geçirivermişim üstüme kentli bir sıkıntı
büyüğünden üstelik, dökümlü duruyor
çekirdek aileler hafta içini çitiliyor
bungunluğu, taksitleri, ortanca kızın karasevdasını
sahile götürmeli çocukları, insanlar benzemeli birbirine
uzaktan geçen gemiler ilk gençlik yıllarım
demeli baba sigara dumanından bir mask suratında
yaşlanıyorum, çünkü korkuyorum diye sayıklamalı anne
kızımın kalbini karartacak gemiler ufukta
deniz gözlerini alıyor, çocuklar
çocuklar yeni bir iftarın eşiğinde
şehrin dişlerinde bir kamaşma deniz,
deniz tuzla uyandırılmış havva

Ahmet Murat

tumblr_m6noxz7fWV1qcu0ewo1_500 Bir Tereddüdün Şiiri

Bir El Son Bir Kez Uzanırsa

Bir el, son bir kez uzanırsa kâğıtlara
Yazacak ne kalmıştır yaşama ilişkin?
Gitgide kendini biraz daha deşen şiir
Turuncu bir sokakta koşan çocuklara
Şimdi hangi anının büyüsünü sunabilir?
Akdeniz, bir tek seni anlatmak isterim
Ötesinden bütün tanımların, yalnızca bir
Duyu, bir görüntü, uzun bir çığlık olarak
Çünkü ne bir mühür kaldı elimde artık
Ne de gönderlerime çekilecek bir bayrak
Yanıldım bir yerlerde, bir yerlerde tökezledim
Dünya bir yara olmuşken beni kim sağaltacak?
Ki, kendiyle bile uzlaşmayan biriryim
Ateş bende yanar, su yine bendedir
Son bir kez duy beni, sar köpüklerinle
Damarlarımı nehir kılıp sana akar gibiyim.

Ahmet Erhan

tumblr_m27u8qDJEV1qf11uso1_500 Bir El Son Bir Kez Uzanırsa

Balçığın Bileşimi

insan ne taştan, ne tahtadan, ne ottan,
ne buluttan yaratılmıştır;
insan kelimelerden yaratılmıştır;
seslerden, susmalardan, imalardan:
konuşmaktan, konuşmaktan, konuşmaktan…

insan gülmekten, ağlamaktan,
sabah akşam hem kendine, hem Tanrı’ya
sebepli, sebepsiz yakınmaktan,
mızırdanıp durmaktan yaratılmıştır.

korkulardan, kuşkulardan, kuruntulardan;
biraz umuttan, biraz tutkudan, bolca rüyadan,
onmayan, uslanmayan meraktan,
azıcık akıl, azıcık fikir, azıcık izan
ve çokça duygudan yaratılmıştır;

bir çuval bilgiden, bir atım bilgelikten,
icazetli ve icazetsiz bilgiçlikten
ve körlükten, kör kütük cehaletten;
dar kafalılıktan, düz kafalılıktan,
sevimli ve sevimsiz mankafalılıktan…

hakikat karşısında domuzuna inattan,
soyuna, türüne, kendine körce yapışıklıktan,
ve tanrılık taslamaktan ötekine küstahça;
ama kuzu gibi de uzatmaktan boynunu
–altın tasmasıyla caka satarak hem de-
kasabın bıçağına ahmakça.

insan işte bunlardan, bunlardan yapılmıştır
ve kendini aldatmaktan sürekli,
kendini kaybedip, kaybedip, bir daha, bir daha
ve bir başkası olarak keşfetmekten çok defa…

ama insan, bu uyurgezer göktaşı, bu yeraltı ırmağı,
bu, kabukların, katmanların altında akan…
kendini bilmekten yaratılmıştır, aynı zamanda,
kendini bilmekten ve kendisi olmaktan
bin bir kılık, bin bir oyun, bin bir rüya içinde…

bir ölçek özgecilik ve bir ölçek adanmadan,
bir ölçek düşünmeye ve sevmeye cesaretten
ve ölçüsüz, hesapsız muhabbetten,
bildiğimiz, kara buğday unundan yani;
sevgiden, sevgiden, şu, suda eriyen taştan,
su gibi, şeylerin ve tenlerin künhüne sızan
ve girdiği kalbin şeklini alan…

bir de, tanımlanabilen ve tanımlanamayan acıdan,
yol azığı, yol bilgisi, yol türküsü olan acıdan,
suda eriyen ve erimeyen kederden ve ezinçten.

ve bütün bunları, bunları bilmenin,
bunlarla var olmanın verdiği
ağır başdönmesinden yaratılmıştır insan,
büyük ve içkin sarhoşluktan,
büyük ve aşkın uyanıklıktan…
balçığın terkibinde işte bunlar, bunlar ve daha
bunlar gibi, bin bir dağdan toplanıp imbiklenmiş,
otuydu, köküydü, çiçeğiydi,
varlığın bin bir çeşidi vardır.
bunlar var olduğu için de
balçığın tadı acı,
rengi esmer,
tavrı lüzucetlidir.

Cahit KOYTAK

tumblr_m7djxpxyRY1rywysso1_500 Balçığın Bileşimi

Tekfurun Kızı

Ben seni alamam ah Holofira
Azığım tam takır bineğim nalsız
Bir bende geçerim kalacağım yok
Dostlarım bivefa düşmanım yalsız
Kolum halat değil bakracımda kum

Ben seni alamam ah Holofira
Sade yoksulluktan yokluktan değil
Eline kir olsun elli üç lira
Amma ki alamam
Bir uzak sevi gelmişte çökmüş ta onlar gibi

Ben seni alamam ah Holofira
Geç git hiç bakmadan eylenme emi
Pusatları parlak bimbaş istesin
seni ulak elçi naim-i kral
Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

Ben seni alamam Ah Holofira
Baban kafirine kılıç üşürsem
Hemde gece bassam iti uykulu
Şöyle ya Allah’la bohçanı dürsem
Amma ki alamam

Yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
Koşumun gıcırdar ölmek dilerim
Bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
Sen bir düş imişsin kuşluk çağında
Soluma tükürdüm rabbim gafurdur
Bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta
Kavuşan kısmısı ancak gavurdur.

Süleyman ÇOBANOĞLU

2937971-lg Tekfurun Kızı

Ağlamak

Hangi tele vurunca böyle hıçkırabilir,
Güneşi kanadında taşıyan büyük melek
Senin ince gönlünü hangi kış kırabilir
Güneşi kanadında taşıyan büyük melek

Yaz bütün binalara birden geldiği zaman
Kanın gelişi gibi tıkalı bir damara
Ilık bir sükûnetle sarmalanır uyuman
Derin bir kadifeyle kaplanır derin yara
Ağzın artık yanıyor, artık anlatmayalım
Kim bu ağır şeyleri böylece diyebilir?
Demirden kapıları neden ıslatmayalım
Ta çürüsün çürüyen; evet çürüyebilir

Gözyaşların geçiyor keskin kayalıkları
Şiir haddi olmayan bir denize varıyor
Gözlerin, en dipteki gümüşi balıkları
Suvarıyor gözlerin ve yüzün ağarıyor.

Süleyman Çobanoğlu

4492327-md Ağlamak

Herhangibirine Çağrı

İhanetten bir alıntı sağlığınla gelirsin (gelirsen)
Unutmabeni çiçekleriyle yaralarımı süslersin
Utanılası birşeydir katıksız pembeliğin
Bu yüzden kitaplardan yalnızca ıslık çalmasını öğrenebilirsin
Tüm iyiliğin filmlerin iyi bitmesini istemek
Ama bu kente gelirsen unutma beni ara
Sana bir çay ve temiz yaralar ısmarlarım
Öfkem geçer dinle yüzümü sevgiyle bakarım
Kimse değil, SENİ YALNIZ BEN ANLARIM

Osman Konuk

3763651-lg Herhangibirine Çağrı

İnsanlık Eğrisi

BİR

– Katışıksız bir dilek dile

Kestirmeden sonsuzluk diliyorum. Oluyor. Ama
Saatlerdir insanım, akşamsa üç gün sonra
Acılarımı bilgilerimle yüzleştiriyorum
Çocukları ihtiyarlarla yüzleştiriyorum
Yüzümü gökyüzüyle
Çıkarken yokuşunu varoluş çizgisinin
Zaman tamircilerine uğruyorum

Herkes aynalarından bir sonsuzluk öğrenir
Nazlanarak geçerken yaşam öğleleri
Bazı sevinçlerin tıpkısıysa bazı acılar
Ödüller almışımdır gece bekçilerinden
Yara biriktirerek sağlıklara ermişsem
Zencileri tek seven güneş benim demektir

İKİ

– Ne istiyorsun insan

Bana bir fırtına ver ey bezirgân
Sonra hemen gitmeliyim
Yarım sessizliğimi eksiksiz ezberlemeliyim

Bezirgân günlüğünü yazarken sokaklarda
Sıradan çılgınlıklarla dans eder ahalisi
Eşekleri, cesetleri, gözlükleriyle çoğun
Yeni öcüler getirir çocuk akıllarına
Çoğu da gökyüzüyle bir şemsiye değişir
Beyaz üzerine şişman davranan
Ey bezirgân
Savaşçıysak,
Gerçi silahlarımız paslı, atalarımız ölmüştür
Balıksak,
Denizimiz sökülmüştür
Söküklerden yeryüzü dolarken ağzımıza
İnsansak,
Çok uzağız eski iyi dostlarımıza

ÜÇ

Ey bezirgân
Yarın pazar ertesi
Ve sokaklarda dans etmek yasak
Ölüm törenleri de, topluca hüzünlenmek
Yarın bir deli meydanda fıkralar anlatacak
Herkes
Yanındakine baka baka soyunacak
Soyuna soyuna yitip gidecek

BİR

– Katışıksız bir dilek dile

Kıyamet.

Osman Konuk

4366148-lg İnsanlık Eğrisi

kırkbinçiçek

şairin suçu! bir resimde gibi olmak endişesi
terliklerle fırladım arkandan bir bilsen
endişe ve suç, turunu vida, mavi kedi
insanız ya canım etken veya edilgen
bir tek salonu olan ev hanımı kederi…

ah evet acı, bereden taşan saçların kadar
rutubetten kuruyamamış bir çarşaf gibi ağır
terminale bırakıyorum kendimi kimimi kimsemi
illerden gelen adamlar, kasket, kasvet ve kehribar
tatulasın sen desem şimdi soracaksın nedenini
ben de sorardım mesela insanlar neden ağlar…

şair burada bizden söz etmiş, onlar bilmez sevgilim
kırbinsinek konar acının üstüne onlar görmez
şeytan aldı götürdü beni, bulamazsın onlar ne gerek
ölmek değil canım sakat kalmak korkusu sanki
bize rüyanın değil uyanıklığımızın tabiri gerek.

Furkan Çalışkan

20k002347-1024x770 kırkbinçiçek

Selam Olsun Bahçeye

Üşüyorum üşüyorum
ve yorgunluğun üstüme örtü olan akşama
sızılarımı, huylarımı diziyorum
tek tek tek tek
baykuş seslerini kulaklarımdan indirircesine
vurdum,
vuruyorum güzün yaralı sırtına.

Yaralı sırtıma bir entari örüyorum
bahçeme bir ip geriyorum.
Kelimenin fanilası kurumakta orada
çitlere savaşa karşın mutlu resimler çiziyorum

huzursuz, ruhsuz hayatımı geriye çekerek
sürahiyi yaşamın dinçliğine, varlığına döküyorum
acının, benimin suyunu
taze eşilmiş
gül kokan tanelerine döküyorum
döküyorum
yeşersin habersiz insanlardan,

sapkın dinlerden dilimde tomurcuklar bitti
gözlerimdeki toprakları eşeledim
parmaklarım geçmişe değdi
geceye değdi vücudum
gergin vuslatı inletti sınırsız gökyüzüne
perdeler kaldı uyanık çehreye
ulaşmam için birde akıp giden huzurum.

Akıyorum saydam aydınlığın içine
aydınlığım ben
yörüngeden taşan
sınırım, sınırsızlığı dolaşan.
Yaralarım dizginlendi belimin üstünde
yaralarım aşktandı
yaralarım doldu testide
damlaya damlaya ben aşındımbir de yitik sorularım.

Görüyorum görüyorum
inanıyorum inanıyorum
inanıyorum yarının huzur getireceğine
inanıyorum varlık evinin çetinliğine
ve taşkın kalbime secde ettim geçmişte
süzüldüm iliklerde diplerde
ve iliklerde ki anılardan yamaçtayım

Aşındım ve vurgunum yeryüzü şevkine
urganım bulutların beline
usum, ufkum uyarlanmış hayata genişledi
selam olsun yitirdiğim acılara
selam olsun yitirdiğim güneşe
Selam olsun güz yorgunu bahçeme.

Şafak Temiz
4353274-lg Selam Olsun Bahçeye