Yenilmişler İçin İkinci Parça

blogger-image--1784931426 Yenilmişler İçin İkinci Parça

peki beni kim intihar etti
kim tedavülden kaldırdı böyle erken
inlerken görülmem hoşlarına gitmedi mi
bir içevurum fazla mı geldi bu sığlıkta
nasıl da dijital şimdi yakınlıklar
parlak kanatlarıyla gökyüzüne kaybolurken anka
kimse tanrıyım demesin, hepimiz sarhoş kaldık
varedene duyulan hasret gibi yoksul anda
nerde şimdi Burgonya Beyleri, Kara Şövalye
gölgeye dokunanlar nerde
böyle erken mi kesilecekti sözüm, tam da burada
ciltler dağıldı, dağıldı olmayan ne varsa
güzel sözcüklerim, Mallarme’m, Yahya’m nerde
beni de beni de beni de… intihar ettiler
dosya kapandı katilim nerde.

Orhan Alkaya

Beni Sade Sen Sevdin

blogger-image--1282113351 Beni Sade Sen Sevdin

Eşyamda izin ayağımda tozun var mı diye sorarsan
Sana can çekişe çekişe değişen eşyayı haber veririm
Ayağımın tozunu silktim eşyamı karıncaya yükledim
Kırık yayda kalıveren ok gibi kaldım amma
Hiç korkmadım seni sukût-ı hayâle uğratmadım

Sen hâtim ol ben yarım sen hâtem vur ben dargın sen hatır kır
Ben uzun uzadıya kendimi açıklayayım ki bilinsin nasıl bir zulmetteyim
Bilinsin bu evren duanla her gün en baştan nasıl yaratılır
Boş bir sadak gibi kaldım amma zaten nehirler çekilmiş kurumuş göller
Aramızda deniz vardır (…) bana kalan sade sabır sade sabır…

Ben bu kırık izzet-i nefisle çok uzağa gitmem biliyorum
Bende ramak kalmıştır her şeye hasmane tertiplere ölmeye ramak kalmış
Flamasında ölüm işaretleriyle bir kuru benliğim kalmış
Kesilmemiş kartalmış bir adak gibi kaldım amma katılaşmadım
Hatırla sana ve kendime hep inandım, işte ordayım

İmanını tazeledin her cürmümden kalbimden sızan acıdan
Korkarak belirsiz bırakarak dokunmayarak beni sevdin
Tanrı hakkı için sevdin ebedî dostunu bildim, buydu seni avutacak
Hem gerçek hem yalan olan, işte bak bu açık seçikti aramızda
Seni affetmedim sana teslim gönlümü esirgedim bağışladım

Sen sendelediğinde inancımın ilk perdesi yırtıldı
Dediler ki suya götürür susuz getirir adamı
Dediler ki bîvefadır boşuna çınlamasın kulağın
Bense bir kez kerametine iman etmiştim divitin ve hokkanın
Gene de tuz basmadım zaafına seni hasletimden azadladım

Ateşi keselim kesilebilir değilse de, nâmı var ateşkesin
Bu ateşin nârında yanacak sözlükler ve kuralları simyanın
Birkaç sayfa kurtaralım kekeme kalsak bile isimsiz mektuplar için
Şartsız ve müdânâsız bir mütareke imzaladım amma
Kerem ettim sana seni hiç aklımdan çıkarmadım

Şimdi burada her şey pırıl pırıl aydınlık ve her saat gündüz
Duvarlarda masalarda kulelerde duranlar bile on ikiye vurmuş
Dünyanın her yerinde kalbimin rehberliğinde bir çocuk doğmuş
Her çocuğa adın konmuş akrep durmuş on ikide işlememiş saniye
Bu aşkın aşkı kaldı bende onursa hiçtir terazi kefesinde.

Hayriye Ünal

Bana Fazla Bana Az

6132154-lg Bana Fazla Bana Az

Bu gidişten cayarsam
Şeytanlar güler bana
Caymadığım her gidişten sonra
Kurulmazsa bir darağacı
İşlemezse tıkır tıkır bir giyotin
Uzak bir kıyı şehrinde bana ihanet edilmiştir
Bütün vilayetlerde bir sevgilim
Öylesine birinin koynuna girmiştir
Meğer yatmadığı han
Uğramadığı kışlak
Kalmamış erkeklerimin

Az bile bana
Az bana daha hınçla vuraydı kahpenin yanağına
Az bana mektuplar ve hadım duygularla
Parklar ve sokaklar şahit tutularak odada ne var ne yoksa
Göğe uzatılarak inançla şahadet parmağı
İşe Tanrı katılarak
Bir kadına varılaydı da
-İşte bu fazla bana-
O kadın kanmayaydı
Bir kadın bir defacık kanmayaydı
-Az bana-

Bir günde iki kalleş bana fazla
Bir günde iki künde
Bir kündeden kalkmadan
Kendimi vurduysam bir şiirden ötekine
Ele verdiyse beni şiir bir müstantiğe
Az bile bana, bir mahzene iniyorum
Giderek kararıyor etrafımdaki hava
O da iniyor biliyorum
Sarsıla sarsıla köpüre köpüre
Çarpa çarpa kayalara
Ama yüzünü her gün biraz daha az

Ay doğarmış onun gündüzlerine
Fecrinde bile ay doğanın
Ay parçasını taşa çalmak nesine
O ağır elin yüze inişinde kir insafsız bir infaz
Az bile bana
Bu bir macera
Bu özleyiş bu vazgeçiş
Bu gark olan ıstıraplara kolokyumlarda
Minik tüplerde, atomda hapsolan hava
Bu uzuvlarımdaki heves-i infilak
Bana fazla

Doğduğu güne
Battığı güne
Gelmişine geçmişine
Ay doğarmış bana fazla
Ay boynunda zifirî bir kolye
Yar koynunda zift karası gözlerle
Geçer lâkin meydanlardan kavşaklardan
Geçer lâkin üstü başı iki dirhem
Sulh bilmeyen gözü gönlü
Kırpık kırpık
Lîme lîme

Bunlar senin bulvarların bunlar senin
Bunları saymadın çiğnediğin çiğnendiğin
Saymadığın bulvarların
Bunlardan ikiz kalpler doğurdun
Yumuşacık sözlerle fakihlerin hükümleri üstünden akardın ya
Can havliyle bir hizaya girerdi kıstasların
“Haykır kime lâkin” bunlar senin
Onlar senin sen sahibisin gönlünde yatan her yiğidin
Başını yaktığın başından baş aldığın aşkından baş alamadığın
Az bile sana
Çok sevmezdin zâhir tez olmasın diyedir firakın

Aç değiliz avuçlar yere doğru şükürle toprağa kapanarak
Yine şükürle göğe açılarak
Bütün açıklardan nüfuz ederiz içe içe en içe
Dilimizde –üç öğün beş vakit- her kilidi kıran sûre-i tevbe
İçtiğimiz mey kırdığımız şişe
Gördüğümüz düş bitmeyen didişme
Ortak ha kinle ha kölece bir düzenle
O da iniyor biliyorum
Dimdik hızla erkekçe güvenle
Boynunda yüzyıllık kirişleri tonozları inleten hüküm
Tartaklanmış kollarından uzattığı mengene az bile bana

İniyorum çelik kollardan
Kıskaçlardan uzaklaşarak suya
Suda haber suda üç güne değin yol görünür hep görünür
Yaşıtlarım hemcinslerim erkeklerim yollarda heder olmuştur
Hem besmelesiz,
Bense hep suya inanarak
Sudan başlayarak
Su gibi akarak su gibi aziz
Bir su görünmezse bana ya?
Ya bir kürek bir kazma
Ya bir zincir bir tasma

Ya bir şahan? Az bana!
İsterik ve tekinsiz bir karga!
Mer’aları kaplayan ehil ve yabanıl
Bu havayı kıpkızıl
Sürülerle kanatlı ve alıcı
Pençesinde birer canlı
Benim sürülerim isterik ve tuhaf
Bu zerrelere kadar
Damarları bir koşu kat edip içe işleyen
Bu deveyi yardan uçuran merak
Bana fazla!

Hayriye Ünal

Hain

blogger-image--2064389429 Hain

Sana üç haftadır ihanet etmiyorum
Sana üç hafta dile kolay
Sana –laf aramızda- hafta değil
Tam üç koca ay
Bile değil gerçek olan üç yıldır
Ne ihanet… ne ikame…
Herhangi sebeplerle

Ben miyim taraçada bu oturan
Bu taraça halka bakan
Müzmin akıntılarla ben sırnaşık türkülerle
Koşuşan trombositlerle kanında bir delinin ben ay endam?
Çukur avuç bir dilenci bir de kapımdan geçmesin mi
Bükün dedim kulağını isteyicilerin
Haspama da tez elden kurşun döktürüverin

Sana merhaba der miyim desem olur mu
Bunu bile bilmiyorum sen orada nasılsın bunu da bilmiyorum
Bense iyi değilim, iyilerdenim ama
Hain olmadım hiç ne fikrimi bozdum ne ağladım bir damla
Bile harcamadım harcamadım
Çelerek aklını çelimsiz bir adamın
Adımlarını birbirine dolaştırmadım vallahi dolaştırmadım

Ama şaştım kendi adımlarımı
Adımlarımla adamlarımla kaskalabalık başımla
Kafamda düştüm kireçli bir çukura
Şiirler yazıp şiirle örülecek bir kurtuluşa..
Kurtların uğramadığı bir kurtuluşa..
Bize yalan söylediler!
Kurtuluş yok!.. Olsaydı elverirdiler

İkinci yeni kendini kurtarmakla
Bize bıraktı boğuluşunu toza boğdu da açtığı yolu
Ne komik biz burada biz… yani ben
Ben… Ben düşeyazdım kostak çelmelerle
Usta fırçalarla suretimi çarpıttım da
Almadım bir lokma sofrasından sana küfredenin
Şiirler yazdım ve yasakladım ah u enin

Şiirle sana uzatılacak bir doğruya inandım
Sana bir şey uzatılabilir sandım
Sana bir şey uzatmakla
Küfre girdim girdabımda boğuldu bin saka
Üşüyerek ölürdüm hep üşürdüm hep üşürdüm kış yaz demezdim
Üşüşürdü sakalar düşlerimden taşarken
Hepsine bir mezar beğenirdi Ankara

Ô mon enfant épuisé!*
Üşürdüm kanat dalgandan “mollement balancés sur l’aile
Du tourbillon intelligent/ dans un délire paralèle”**
Bu civarda kaldırmazdı kimse beni, ölürdüm
Sanırım huylanmışlardı ölüşümden her gece
Sana bir elçi gönderseydim çullanıp üstüne korkuturdun
Sana bir kuş gönderseydim etine tamah eder vururdun

Beni bir kere affet ki çıkayım ihramdan
Keçe çadırda tozlandı saçımdan parça alayım
Sözcükleri kitapları taşa çalayım hepsi yansın
Affetmezsen ölüşümde bir yılgınlık olacak
Affetmezsen kan kusacak
Kin kusacak yağlı kendir paslanacak
Beni yüz bin affet bu kötü can ancak bağışlanacak

* Behey benim bitap, verimsiz çocuğum!
** “Gevşekçe sallanarak kanadı üstünde
Zihin kasırgasının
Paralel bir sayıklama içinde”
(Baudelaire, “Aşıkların Şarabı”)

Hayriye Ünal

Yüzümdeki Kuyu’dan

blogger-image-490313349 Yüzümdeki Kuyu’dan

sedeften bir tabuta işlendi, bir
çocuğun gözlerine terkedilen kuyu.
dokundum safirden bir avluya tutuşan
gözlerimle, kimse görmedi. kimse görmedi
bir kuyuya düştüğünü yüzümün. o son
arzuda herkesin kollarını yılan çiçekleriyle
açtığını,unuttuğunu kendini kendinde o
son kelamda.acının sularında yıkandığını
dilinin, her şeyin yakıldığını, her şeyin ve
kalbinin. her şeyin bir nefeste varolduğunu
unuttuğum vakitler, her şeyin kör bir
rüyayla başladığını ve bittiğini her şeyin…
kimse anlamıyor,

ah, her şeyin kendinde bir sonbaharı var.

dağları ve suları unutsam,dokunsam
şimdi zamanına çocukluğumun,
yeniden dönsem suya ya da çırılçıplak
bir üşümeyle kendime. unutsam sesimi
örneğin, kırılmış onca şeyin hürmetine
sığınsam,sussam ve dinlesem o hikmeti,
çocukluğum olur bırakmaz beni, üşüdükçe
annem ve kandil. o büyük sırla döndüm
kendimi acıttığım yeşil suya.her yeri
yeniden yıkmalı, her şeyi yeniden,yeniden
her şeyi öldürüp dönmeli o büyük sırra.
nereye dönsem yüzümün acıyan kalbine
akıyor, üşüdüğüm her sela. sonunda herkes,

ah,yenilir içindeki çocukluğa.

hiç kimse yoktu,kör oldum.çocukluğumun
ürkek elleriyle bir ip gibi dolandım boynumla,
çıplak ve soğuk gecesinde ölüme, defterimi
kapadım.öldüm çünkü her çocuk gibi
kaçırdığım o saklı fotoğraflarda.suları
yorumladım,telaşlı bir tutkuyla geldim bir
nehrin kendine döküldüğü yere .çocuktum
çünkü unutulmuş her çocuk gibi eksik,

ah, unutulmuş her çocuk gibi nezir.

kuzeyde bıraktığım son defterden
bir şey kalmadı saklayacak. yüzüme
saydığım kötülükler de yok
artık.anneme kalsa Faris haklıydı,
insan okunan her duada yasin,
yaşanan her yaşta Mem olmalıydı.
oysa Doğu’da her şey kendine kopuk
bir dille tutunmaktaydı.hikayesi
olmayan bir hiçlik duygusuydu çünkü,
her ayinde bir seyyide bırakılmış
cinnet duygusu. saklıydım her resimde,
heryerde fail ve meczub. sustum,
Doğu’da susmak ne kadar susmak,

ah, acı ne kadar kendiydi.

Metin Kaygalak

Hırka Küs

blogger-image-1604439320 Hırka Küs

1
Buradayım : yüzüme kırbaçlanan dünyanın
bana büküldüğü yerde, kinimi büyüten
ısrarın yüzü yok, cevaplar perde. örtmüyor
dilimi karşılık bulduğum sorular. sesimi
düşürüyor hıncım.zahid kırgın, sultan kimin
kalbinde. bir aynaya dökülüyorum, tutmuyor
sır’ım.. ne yapsam herkes yanlış kederde.

2
buradayım : cevabın soruyu incittiği yerde.
geceye mürekkep bir aynaya sürçüyor
ismim, kibirsiz taylar dolaşıyor kanımda.
eğir söze susar oldum nasılsa, nasılsa kanserli
dilim. fikrim fiilini çekiyor, ne inkâr ne
küfür, vakti geçmiş sefilim..inandım ki ben
her kandile gizli yanmış fitilim.

3
buradayım: sabrımın o teb’ayla sınandığı,
ricalin kem sözünü bıraktığı yerde.
katediyorum baştan başa yeniden geçtiğim
yerleri. kahredici bir dille tutunuyor bana
sûr’um. susuyorum, kavmimin incinen gözüyle
bakıyorum burçlardan çöle. kaab uzak, hırka
küs..hüseyin ki artık kalbimizde süs!

Metin Kaygalak

Makas

blogger-image-282981208 Makas

I.
tecrübeye çıkan çocuklar bilir
karanlığa karışan nefsin
gecenin inancında nasıl çürüdüğünü.
ve ben burada
bu kutsal bağrın huzurunda şahitlik ederim
ki
eksilişin yankısını duyuyorum
çekilen suyun sızısında..

II.
tutsak kalbin sancısıyla gittim
herkesin kendini öldüğü mezarlara
o son vedayla dönen hurufilerin
gözlerini gördüm
“yanlış kardeş”leğin sırrına ermişlerin
saadetli gecesini..
kabulüm
kapanmış o siyah zamanı kabul edenleri

III.
nasıl dönerim hem
utanıp utanıp
nasıl geçerim bunca geceden
küfre düşen alnımla ..
aşkı güzel olan çocuklara dönüp
şehri hatıramla ağlıyorum.
kendimi inandırdığım sözün
o esmer tayfıyla

IV.
sarıldım lanetli bir tereddütle
o son yağmurda yakaranların
yüzlerine yerleşen inancına.
her yer elem!
siz ey! kendini gitmeyen saadetli
ermişlerin
barınaksız dileği.
beni geçirimli kılan şey
şüphesiz her göçün önünde
kendimi bulduğumdandır

V.
ben de giderim bir gün elbet
kirecin söndüğünü gördüğüm vakit.
biraz sâlah bulsam
seydî makasına gelen dilimden,
şehre incinmezdim bu kadar
alınyazmak konusunda câni…

Metin Kaygalak

Andıkça O Günleri Arınıyorum Senden

black-and-white-blonde-7zah34pgh-406598-475-688 Andıkça O Günleri Arınıyorum Senden

beyaz ve derin bakardın
yanında kim var bilmek istercesine
gülüşün yüzünde gizlenirdi bir ayıp gibi
belli ki öpüşlerindeki kaçamaktı anlamın

önce soluklarımız karıştırdı geceyi
terlerimiz tenlerimizde yoruldu
gizledin içindeki sızıyı
tarifsiz ve sorulmayacak sorularla sakladın

yakınken aramızdan ışık sızmayacak kadar
usulca örttük ürkekliğimizi
istemesen de anlattı gözlerin yitikliğini
gömülüverdi tırnakların çocuk avuçlarına

sanki hiç yaşanmamışçasına o gün
yaralanmış ve kırık baktık hayata
parça parça dağılıp unutulmaya durdu anılar
anladık: “kısadır düşler, sürekli yaşanamaz”

Metin Celâl

Çünkü Ben Bir Gülüm

553979_129683587172169_1909383767_n Çünkü Ben Bir Gülüm

…ve bu şiirde derdini bulan
Reyhan Koçyiğit için.

Çünkü ben bir gülüm.
Bir gül olmakla açıkladım bencilliğimi.
Ve sevilmiş olmamı. Ben bir gülüm de ondan, dedim
duyunca yazgımın içinde kavrulan sorunun çıtırtılarını.
Yürümüşüm yazgım diye bileceğim bütünü seçebilmek için,
yürümüşüm işte epey. Ne geçti eline diye sorarsan;
geçmiş için yetersiz bir açıklama.
gelecek için zayıf bir tahmin. Bildiğim bir şey yok,
hiçbir şey görmedim. Bir koku sade göğsümden yayılan…
O derin soluyuşlarda yitirmişim aklımı. Bir gülüm ben,
duymadım o tatlı sözleri, başımdan geçeni anlamadım.
Ne oldu diye sorarsan: Sevilmiş olmalıyım.
Bir gülün başına ne gelmiş ve gelecekse işte.

Herkesin gözleri güzeldir biraz yakından bakınca,
her dudakta tatlı bir kıvrım bulunur
bir kez öptükten sonra,
herkesten bir çift güzel söz çıkar biraz konuşunca.
Ama benim gibi bir gülsen eğer, iş başka;
bilinmezdir gül ve bilmez niçinleri…
Olacak olan olur derler, kestiremem bir türlü
bir an sonrasını. Sevilmek, sevilmek hep sevilmek
yazgımsa da hep benim; bilmek istiyorum artık renğimi,
anlamak istiyorum ne olup bittiğini. Yoruldum,
yoruldum bir gül olmaktan. Tam solacağım derken,
derin bir iç çekiş değiştiriyor her şeyi.

Kader ağlarını örer derler, anlamam hiç böyle sözleri.
Saçlarımı örerdim ben gençliğimde; nerede, ne zaman
çözüldüler…
bir daha örülmemek üzre? Tanrı mı, yoksa rüzgâr mı
çevirdi sayfaları çabucak. Ömrüm dediğim bir hışırtı.
Dün olan unutuldu, bugün olan yarın yine olacak.
Nereye varacağız diye sorma, bilmiyorum, bir gülüm ben,
bilemem. Gülün içindedir, anlamadıysan sen bunu hâlâ,
dönsün tekrar feleğin çemberi.
Sevilmiş olmayı doyasıya yaşayabilmek için
sevdim ben seni.

Mehmet Erte

Önce Göz Ölür

9598552-md Önce Göz Ölür

severken seni sürükleniyor hayat
sızıyor çatlak bir duvardan, gizleniyor
kemikleşmiş bir soğuk
kırma yakalı
büyük adamlarla kuş kovalayan
oğlanlar arasında

ölmüş bir kralın cinayetlerini
unutacak kadar bağlıyım sana, ipek kordonla
arap bir uşağın önünde
hint topu kadar sert, hint topu kadar
suratsız ihtiyarların sesi değmiyor ağaçlara

düşmüyor hiçbir dağa, ovaya
altı metrelik çukurlar kazıyorum
toprak ve kanla örtüyorum kalçalarını
bıçak sırtı kalınlığında…
sürükleniyor hayat, aktıkça taşıyor hiçbir yere

severken seni duruyor zaman
kahverengi bir sevinç hırpalanıyor gözlerinde
durgun suyun akışı tanıklık ediyor
“aşk yalansa her şey yalan” diyen
bir çocuğa inanarak;

kral taklidi yapacağım bu gece
ve atım ahırda hep hazır bekleyecek

(Şakağına Daya Beni’den)

Deniz Durukan