senin yanındayken
bir şeyler akıyor içimden,
çağlayanlar gibi,
tutku mu desem, coşku mu desem.
eve dönerken
bir şeyler dönüyor içimde,
gün batıyormuş gibi-
hüzün mü desem, korku mu desem.
Fang Vei Teh
Şub 23
Şub 23
ey balıkçı teknelerinin acemi binicisi
yorgun kırlangıç
uzunca tutup soluğunu
susar gibi söylemeyi bilen
yorgun toprağım:
çiçekler azalmakta.
biraz da bundan açtığımız ayraç
susmanın çağı gelmeden
saksılarla oynuyoruz bir parça
çocukları büyütüyoruz.
ah nasıl aktarabilirim şiirime
kuşların uçmasını?
deniz
sanki deniz gibi kokuyor.
ha geldi
ha gelecek beklediğim gemi:
ya bir yolcum var
ya binip ben gideceğim.
Bilgin Adalı
Şub 23
kimse taşıyamaz aşk acısını
yüreğe saplanan bir şiir kadar
insanoğlu içindeki yangını
söndüreyim derken daha çok yanar
yalansız her aşkta şair kanı var
aşklar şiirle kanar…
ve kimse kilitleyemez yüreğini
ölümcül aşkına olsa da gaddar
şiirin yazgısı düşsel intihar
acıya bulanmış şairler yazar
aşklar şiirle kanar…
aşk mıdır her işin başı ve sonu
şiir mi her gizi çözen anahtar
kırık bir hayatın aşk olduğunu
dile getirsem de bu neye yarar
odur anılara yağan sıcak kar
aşklar şiirle kanar…
Ahmet Necdet
Şub 23
sözde beni sevdin, ne uydurma bir sevgiydi o öyle,
bir kırlangıcın göle dalması denli kısa,
meltem denli süreksiz. ne bir gölge,
ne bir ışık bırakmadan -kayan bir yıldız gibi-
gitti sevgin. hiç umursamadın
kayıtsızca çözdün halatlarımı.
ılık düşlerle şişen ak yelkenlerle
denizleri aştım, tepeleri, ırmakları,
karanlık geceye girdim mavi bulutlar içinden.
hem kendimi, hem yolumu yitirdim.
ölümsüzlük olduğunu düşündüm bu anın
gümüş yıldızların da gözlerin.
güldün o zaman, beni uyandırdı gülüşün,
aklım başıma geldi bir anda.
benden ne istiyorsun şimdi söyle.
cennetimin kapısını sımsıkı örttüğün bir sırada?
Sun Yu-T’ang
türkçesi: gürkal aylan
Şub 23
Şub 23
ses düşer, anlam kırılır, haz adidas çantalara tıkıştırılır
beni sevmen karşılığında bile fikrimi değiştirmem
bir selam göndererek dostlara
kendime devam ederim
bütün ortalamaları birden değiştirir bu
bina temelden çürükse, kanser sıranız geldiyse
çok kalamam
birkaç soru cevaplayıp giderim
bir doğru bütün yanlışları götürür bu dükkanda
anlam herkesin ortak suçudur, kabul
ama sen yandaki dünyanın müşterisisin güzelim
beni tanımayanlarla konuşmam
senin bir şeyi sevmen çimlerle çok ilgili
ne çok çim ekiyorlar, senin bir şeyi sevmenle mi ilgili
çim devrimi gibi bir sonuç bir şeyi sevişinde
üçüncü dünyacı
okul sonuncusu
o eşsiz sonunculuk
bir belkiden güzel bir adam tamamlayan
aşevlerinin kapılarına asan poetikasını
şiirden hayat kadar anlayan
(“hiç ölüm emri vermemişler şiirden anlamaz”)
garson değiştir şu her şeyi
sen kal!
kalbi tabaklara taşıyan bir kaşık al
esmerlik bitirilmiş kitaplar arasında
düzeltilmeyi reddeden şiir sertliğinde
kullanılmayan kederler çekmecesinde
sehpanın üstünde eskimiş huzursuzluk
portmantoda, Şemsiyenin yanında seni bekleyen sevinç
beni bekleyen ödül: “akşama görüşürüz”
Osman Konuk
Şub 23
çünkü yaşamak gibi bir şeydi yaptığı
anasız bir tay gibi coşkun ve hüzünlü
akşamın dinginliğini otluyordu o zaman
her sabah denize çıkar, bir elma yerdi
hüznünü ve çılgınlığını elmanın
gözünü yumsan ağzında duyarsın
ellerine bakma artık
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü
büyük kentleri düşünse de rahatlasa
işte her şey nasıl haince karıştırılmış
kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde
saatin sonunda meydan
suyun sonu ilerde
böyle yaşamak zordur elbet anlıyorum
çılgın ve hüzünlü
çünkü bakışları yazda geçmiş bir geceyi andırıyor
yaşanmış mı temmuzda mı belli değil
çılgın ya da hüzünlü
şimdi dolaşıp duruyor aramızda
kıpkırmızı bir duyğu olarak
doğudan batıya bir güz halinde
çılgın ve hüzünlü
biraz dağ yollarını öğrenmesi gerek sanırım
kahırçeker mekkâri katırları gibi
onlar ki hiçbir şeyleri yok
korkunca çılgın sevinince hüzünlü
kar dindi
gerçekten dindi
ellerine bakabilirsin artık
Turgut Uyar
Şub 23
Seni kamçılardan çıkardım
Tevbelerle başladı rahmet vuruşları
İnsan ağlar oldun yürekli göğüsler kurdun
Sesimi işkencelerden alırdın
Elimin altına dökerdin etlerini
Hızlı varışlara bile hazırım daha
Dayanırdı yelken bezleri saf saf insan enginlikleri
Bir geçmiş zaman kalkanı indi
Çınar ağaçlarından sahil sularına
Kalbim kalkıp indi gemilerden
Çok tarandım başka saçlar tarandım sokaklarda
Kapris kamburu çıkardı yıllar
Ve bir tek çıban çıkaran yoktu sancılarla
Habire vuran rüzgâr
Kabirlerde su yollarında
Dehlizlerde
İç çekmeler
Sızlanmalar fısıltılar
Ne zora çekiyor zaman ki bildiler farkettim
Götürüp
Kelimeleri başka bir semte attılar beni
Üzgün melal içre ve âşık
Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim
Yakın sabahlarda öğlelerde ve daha
Üç parıltısında günün
Devlerimi güreştirmek işim
Üstüm başım heykel kırıkları
Cahit Zarifoğlu
Şub 23
Saçlarını topuz yap kollarını kavuştur geç karşıma
Otur, bilmiyorum ne diyeceğimi ama böyle iyi
Dinle beni, uzun uzun söyleşelim
Söyleyecek sözü olan insanlar gibi
Eski insanlar, en eskileri
Birinin suyu temiz
Diğerinin iyi ekmeği
Senin saf yüzün, benim bilgece seçilmiş kelimelerim
Adı bu olmasa da açıkça ortada bir şey olan yoksulluğumuz
Hayatın hakikati gibi duran
Seni benden ayrı, beni yalnız
Irak’ı işgal altında tutan, İslam’ı garip
Aşkı cesaretsiz
Yani Kürdü gâvura mecbur eden
Beni karşında cılız eden, cansız eden yoksulluk
Tutacak nutkumu demek
Kapacak ekmeğini sözümün
Ben bismillah demeden daha
Ekmek diyorum ne kadar sanatsızca
Sana yazdığım şiirler de öyle olacak
Yani telaşsız, buğdaydan, çatlak çatlak
Süt ne kadar ılık, yüzün ne kadar dolu
Koynun
Ekmek kadar şiir kadar
Beyaz, ıslı, sıcacık
Sar beni yahut sarıl bana
Dudakta bir sigara gibi küstah
Limanda demirli bir gemi (geminin teşbihe ihtiyacı yoktur)
Gibi gibi bir şeyler bir şeyler, bir şeyler daha
Hissedeyim ekmek derdinden uzak
Ama tıpkısının aynısı ekmek gibi
Bismillah
Hakan Arslanbenzer
Şub 23
”yaşasaydın söyleyecektim sana,
yaşamıyordun ki,
başka bir şeydi senin yaptığın.”
’Hatıralar üretiyorum telgraf tellerinden.
Akşamüstleri fesleğenleri suluyorum,
Bekle demiyorum kimseye, unutma demiyorum’
Ahmet Telli
suya sabuna sapmadan
hınzırca çekiyorum o ipi boğazımdan
gerçek nedir diye sorgulamamalısın artık
mütemadiyen yorgunum
bu ağrı bindikçe böyle şakaklarıma
gerdanımdan bir ölmek doğuyor
takatim kesiliyor
durmaksızın kanımı emen bir kurt taşıyorum içimde
kalbimi kemiriyor kahrolası
gelsen de artık
aklımın kalbini toparlayamazsın
öyle dağılmışım ki boşluğa
bir şiir yetiyor soluğumu yutmaya
kimsenin etlisinde sütlüsünde değilim
o kadınının adı neydi unuttum
neden değişir insanlar
değişim çaresizliğin en beteridir
ve en çirkin halidir yaşamanın
bir yere geldim ki
adım sanım yok
benden başka beni duyan yok
çık bu şehirden ve yürü sonsuzluğa
öl n’olursun öl
yaşamayı beceremedin bunca güzellik arasında
yabancıydın, ulaşılmaz oldun mevsimlere
oysa tanır seni bu rüzgarlar
şimdi saklanıyorum bir damla suyun içine
toprağa yasladım alnımı
seni yitirdiğime göre
dönebilirim uyuduğum iklime
ve yeniden başlayabilirim/ölüme y’akın
’aramızdaki mesafe gittikçe güzelleşiyor’
yanlış anlama ama
bunda benim payım yok
-saksısını parçalamaya çalışan bir kaktüs gibiyim
artık sen bile iyileştiremezsin beni
fulya/temmuz2012