Hiç Kimseye Söylemedim

blogger-image--705257997 Hiç Kimseye Söylemedim

Hiç kimseye söylemedim;
ihtiyar taşa aşık olduğumu.
Kimin dudağı değse kenarına,
Kıskançlığımın zincir boyu,
Ayaklarıma takıldığını.
Nihayetinde bir takunyaydım,
Sesimden başka neyim ola…

Hiç kimseye söylemedim;
Çirkin bir yaprağa aşık olduğumu.
Bulutları beklerken göğün mahrem yerinde
Sevgilimin tenine rüzgarların dokunduğunu.
Nihayetinde bir damlaydım,
Pıtırtımdan başka neyim ola…

Hiç kimseye söylemedim;
Eski bir kapıya aşık olduğumu.
Kuş kanadında sakallı adamların gelip,
Bir ekmeği bölerek pirleri gömdüğünü.
Ağzımı açıp “ah mine’l aşk” desem,
Aralıkları kapatıp, kalbime saklandığımı.
Nihayetinde bir kilittim,
Yasaklarımdan başka neyim ola…

Hiç kimseye söylemedim;
Bir adım ötedeki denize aşık olduğumu.
Uçanların gagasından ağıtlarımın döküldüğünü.
Bir yudum içmek için gönlünden
Uzayan köklerime, ömrümü verdiğimi.
Nihayetinde çıplak bir ağaçtım,
Yalnızığımdan başka neyim ola…

Hiç kimseye söylemedim;
Yarattığım çukura aşık olduğumu.
Yükseldikçe derinleşen benliğime,
Basamaklar ördüğümü kendimden.
Nihayetinde bir boşluktum,
Düşüşümden başka neyim ola…

Hiç kimseye söylemedim;
Duvarıma nakşedilen “vav”a aşık olduğumu
Kuyruğunda sabır çekerken
Alnımı nazif duygulara koyduğumu
Nihayetinde bir insandım,
Tanrımdan başka neyim ola…

Hiç kimseye söylemedim;
Irak yalnızlıklarda kaybolurken gece gündüz.
Bir şehre nasıl sokak sokak benzediğimi.
Sokaklarımda târumar kalabalık,
İnsanların bir telaş içinde koşturduğunu.
Nihayetinde bir şehirdim,
İnsan’larımdan başka neyim ola…

Hiç kimseye söylemedim;
Derin bir arzu’yla bağlandığımı hayata.
Aşk’ın kuyusunda kaybolurken,
Nasıl da hayat bulduğumu ölüp-dirilirken…
Nihayetinde bir şairdim;
Kelimelerimden başka neyim ola…

Hiç kimseye söylemedim;
Nasıl da ağladığımı geceler boyu.
Arzu hâl’in nasıl da bu kadar vurduğunu.
Bir kaç resim birkaç sözdü oysa,
âh keşke hepsi sadece bu olsa;
Cân’ımdan başka neyim ola…

Adının yanına adımı yazıyorum;
Bitmemiş bir şarkı gibi öylesine sonsuz.
Kaç mevsim beklenirken sen,
Beşinci mevsimi yaşamaktadır gönül.
Kalbimi, kalbinin yanına koyuyorum.
Senden başka neyim ola…

Mustafa Nazif

Sesinde Ürperen Yağmurlar

15834072-md Sesinde Ürperen Yağmurlar

Sesinde ürperen yağmurlar diziliyor kirpiklerime
içime doğru ince ince ağlıyor gözlerim
ne zor şimdi yutkunmak boğazımda buz tutan damlaları.
Geçmişin aralanan penceresinden savrulurken efkârımın kara tülleri…
Sürgünden döndüğüm bu ilk gün
neden geçmişle geleceğin kol gezdiği bu köprüdesin ?
Kibrin buzdan kalesini erittin de mi geldin?
Onurun demirden dağlarını yıktın da mı geldin sevgili ?

Sarmaşıklar kuşatırken siyah beyaz resimleri
gelinciğin göğsümde son nefesini vermesi gibi,
Neden dönüp dönüp yeniden sevdim seni ?
Beklemek en koyusudur sessizliğin
bir çıtırtıda tuz buz olursun.
Ondandır belki şimdi bir merhaban ile yerle bir ettiğin beni,
İntihardır hercâi gözlere bakmak şimdi.
Ya halâ havalanıyorsa gözlerinden gökyüzüne serçeler
Halâ geçiliyorsa o sonsuz yıldızlı gecelere,
Ya halâ ilk yaz günü gibi ısıtıyorsa içimi bakışların

Ne çok ıslattım göğsünü Gecelerin.!
Ayrılığa kamaşan hercâi gözlerini özleyerek…
Ah sevdamın yaralısı yenik gelincik
ah kara duvaklı gelinim benim.
Sokul geceye sokul ve ağla!
Düşlerini süsleyen yedi yıldızın ecesidir
Ve hiçbir serçenin yıldızlara ulaştığı görülmemiştir.
Uyma dedim uyma kuşlara…
Daha yıldızlara varmadan
vurgun yemiş serçeler düşer avuçlarımıza.
Yaramı anlatan kızıllığında can çekişir ruhum.
Teninin rengi ki lugâtıdır sevdamın
kızıl ve kara uyma dedim.
Uyma kuşlara…

Kanıyor bak gizli gizli kefene hazırlanan bileklerim
ondandır alnıma kızgın mührünü vuran hasrete gülümseyişim
Ömrümün son dönemecidir ey sevgili
yarım kalan sevdalar bırakılırken dünyanın O son gününe
Bekleyeceğim seni kanlı çarmıhta
dünyanın son günü bekleyen İsa kadar
Oysa ne zor şimdi ben yalnız seni sevdim demek
çaresizce sevdim, devasız dermansızca sevdim
Sürgünden döndüğüm bu ilk gün
neden geçmişle geleceğin kol gezdiği bu köprüdesin
Kibrin buzdan kalesini erittin de mi geldin
Onurun demirden dağlarını yıktın da mı geldin sevgili

Bak ayrılığın zehir kokulu nefesinde dokunuyor yeni doğmuş bir yıldız
kayıveriyor gecenin kara teninden
Siliniyor hercâi gözlerde çocuksu bakışlar
yıllanmış hüzünlerle uğurluyor rüzgara karşı ağlayan serçeler
Yenilmeden başkaldırıyor
bozkırın azgın rüzgârlarına incecik boynu ile asi gelincik
Üstünde yürüdüğün köprünün altında çılgınca köpürüyor
günün ilk ışığını uyandıran dalgalar
Ah sevdamın yaralısı yenik gelincik,
ah kara duvaklı gelinim benim
Sokul geceye sokul ve ağla…
Düşlerini süsleyen yedi yıldızın ecesidir
Ve hiçbir serçenin yıldızlara ulaştığı görülmemiştir

BUKET CİHAN TEMÜR

bir şehre üç med cezir iki yalan ve bir araf..

blogger-image--1390440873 bir şehre üç med cezir iki yalan ve bir araf..

üç : ben bu şehirden gidiyorum.
Çünkü bu coğrafya taşımıyor artık beni..
Çünkü kalbi o denli esved ki,
ben bile süveydâ-ı rüyâ beklerken,
hep ayrılmayı ümîd ettim bu şehr-i barîdâneden.

iki: gidiyorum.
çünkü gitmeliyim.
Gitmek ânımıza nakıştır..
Nakışsız seyyâle,
yavan ve mübtezel gözümde.
Gidiyorum çünkü bu şehirde maden yok.
Ve tırnaklarımla kazıdığım toprak bana cevher vermiyor..
Ölülerin kanına giriyorum..
Öyleyse gitmeli..

bir : gidiyorum.
Çünkü beni bu z’âlim coğrafyaya t’aşıran tek şey yaşamak âlâmıydı.
Oysa şimdi ölmeye dahi hazırım.

dön/üyorum başa! müntehâlar buluşsun :

üç: gitmiyorum.
çünkü göçebileceğim bir yer yok.

iki: gitmiyorum.
çünkü kaldırımlara tütsülenmiş bir ömrü kaldıramam.

bir: gitmiyorum ama kalmıyorum da.
Çünkü üzengideki ayak gibiyim,
her ân med-cezr’e mûtad..
Her ân sefere seyyâl..
Ama intizar veyahut hasret pek mübhem..
Bîkararlığa teslimim, lâkin hâlim kat’iliğe de meyyâl!
Şimdi, bîkarârım, bîşekibim.
Ve bîkes.

Gidiyorum artık gidiyorum.
Göçüyorum ancak içime.
Kanatlarım âciz olabilir hatta ziyâdesiyle nâkıstır;
esâsen serçenin de bir sıkımlık canı vardır.

Göçüyorum çünkü O (sav) da göçmüştü.
Çünkü artık ‘sevgili’ şehri sevgiliye yer vermiyordu,
esâsen umûm zerrat kurbandı ona.
Lâkin göçtü sevgili.
Döndüğünde ‘sevgili’ydi şehri.

Döndüğümde âmâk-ı hâyâl beni ahmâk-ı hâyâl etmemiş olursa sevgilinin şehrine göçeceğim.

gidiyorum-gitmiyorum-kalmıyorum ama göçüyorum ve ‘ben’ ruhefzâ’ri..

Elif Ruhefzâ

Siz aşk’tan n’anlarsınız bayım..

 

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum..
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allâh’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca..
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nûr inmedi, yüzüm nûra indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım…
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayi
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!

Didem Madak

didem-madak Siz aşk'tan n'anlarsınız bayım..

Kayayı Delen İncir

blogger-image-2145169505 Kayayı Delen İncir

İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık
ve şiirsel hiçbir yanı yok sanılır
var mıdır, vardır
vardır, ama çiçeklerle değil
kendi başına
zımpara taşı gibi acımasız

Ne aklıma gelse bir bakıyorum unutmuşum
tren penceresinden bir tarla
eskiyip atılmış bir gömlek, hiç unutmam

Hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam
diyor birisi yineliyorum
hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmayın
insan nasıl direnir başka
hiç unutma

Bir zamanlar Kars’ta bir otel odasında
bir gezgin kokucunun bana verdiği
bir alüminyum şişeyi unutmuyorum

ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz
diyor birisi, evet ama
hayatı uzatır sanki

sanki ama ne adına
hayatın kendisi adına
sonsuz bir törenle susuyorum
sonsuz dirim için, o sonsuz adama
sonra duyguya, ele benzer şeyler giriyor hayatıma
el midir duygu mudur
evet bazı kişiler kararsız ama
benim seçmediğim sanılır hayatımda

el altından el ilanı dağıtıyor
birisi,almıyorum Allah aşkına
alamam, neden alamam
biliyorum hiçbir şey yapamam tek başıma
biliyorum beni kendi başıma sanan birisi
durmadan hata yapıyor
serçeye, kumruya, öküze sormadan

insanın kendi seçtiği toprak
doğrusu,toprağın kendi seçtiği insan
dirimin geleceğini doğruluyor durmadan

-her şeyden biraz kalır-
diyor birileri, çoğulluk haklılıktır.
kavanozda biraz kahve,
kutuda biraz ekmek,
insanda biraz acı.
insanda biraz mutluluk
ama en geçerli söz
insan en çok sabahları arar sevdiği kadını
Türkiye’de ve dünyada…

Turgut Uyar

bisikletin yanında koşan çocuk

 

ülkemi seviyorum şahsında
panik halde seviyorum hızlı hızlı
cumada dışarıda kalmış bir tedirginlikle aslında

karyağıyorum, kazağımın kollarına siliyorum yasımı
modern şiir horasanda
ellerim boynunda kışladı

yararlı sonları bilmiyorum ne ki kariyer hesapları
artık ne güneş organize sabahları ne dünya
sen kesin hesaptın ben minha
ahıska nerde yıl 1946

gerçek mermiler kullanıyor hayat gerçekten sıkı
öyle uzak bir yersin göğsümde öyle sapa
jandarmanın bile bakmadığı…

ülkemi seviyorum şahsında
hızlı hızlı
koşuyorum bisikletin yanında

Furkan Çalışkan
furkan-caliskan bisikletin yanında koşan çocuk

Ellerimizin büyük boşluğu

Burası dünya.

Gece gece gece
Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık.
Oyun bitti, zifiri karanlıkta belalar uçuşuyor
Dünyanın yalanları, uçakları ve bombaları arasında solup giden ömrümüzü
Kuşa çeviren yasalardan, yönetmeliklerden, nizamnamelerden sıkıldık
Telefon seslerinden, akıp giden televizyon görüntülerinden, bilgisayar tıkırtılarından, gazete hışırtılarından
Alıp başımızı gitmek istiyoruz
Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz
Sana gelmek
Sana gelmek, orada kalmak istiyoruz

* * *

Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz
Başımızın okşanmasını, gözyaşımızın silinmesini, kolumuza girilmesini istiyoruz
Yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz
Rüzgârın sesini, ırmağın sesini,
Dağların dağ, denizlerin deniz, kadınların kadın, çocukların çocuk
Erkeklerin erkek, ekmeğin ekmek, nanenin nane olduğu bir dünyayı yeniden isterken
Seni istiyoruz aslında Bunu söyleyemiyoruz

* * *

Her yer gece, çok gece
Ve biz meleklerini istiyoruz Rabbim
Çok yenildik yetmez mi
Bir bankanın önünde, bir koltuğun altında, bir ziyafetin ortasında, bir günahın tenhasında
Büyütüp durduk siyahı

* * *

Kuşlar gibi bakarken
Kuşlar gibi vurulan çocuklarla
Çok yenildik yetmez mi
Bir mermiyle değişirken dünyamız
Kulağımızda uluslararası bir kınama
Büyük büyük yokluk yurdunun uğuldayan sorusuyla giriyoruz toprağa
Dünya değişti ama kapı nereye açılacak
Biteni biliyoruz şimdi ne başlayacak

* * *

İşaretler ortadayken çöllere daldık
Kalp verdin korkunç yaralandık
Akıl verdin, iyiliği esir aldık
Ekranda kıtadan kıtaya atılan bir füze
Gazetede karşı kaldırıma geçerken çiğnenen bir adam
Durmadan dönen bir dünyada nerede olunabilirse
Orada bile değiliz ve bilmiyoruz böyle nasıl
Çamur olabilir kan olabilir karanlık olabilir böyle nasıl
Ele geçirir dünyayı gece
Gece gece gece
Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne
Her yalanı yüz şeytan taşıyor olabilir mi
Bilmiyoruz
Çünkü
Bilincimiz içerken binlerce yılın karmaşık şurubunu
Kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek ve gülümsemekle meşgulüz şuan
Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları

* * *

Bu olanlar! Çok şey şüphesiz
Ama vaktimiz kalırsa oturup düşüneceğiz

* * *

Yusuf’u düşüneceğiz, Ya’kub’u, Musa’yı
İsa’yı düşüneceğiz, Nuh’u ve öbürlerini
Ve Efendimizi
Efendimiz

* * *

Kuyular kuyular kuyular kazdık
Bir nefes üflemen için yeryüzü bataklığında, sazdık
Kestik kendimizi deldik yaktık
Sonra sana değil dünyaya aktık
Dünya ki mescittir, bir ona otel yapmışız
Kalktı ki yenilmişiz değişmişiz azmışız
Bir sızı kalmış içimizde başka bir şey yok
Bu sızıdan yol bulup kapına dayanmışız

* * *

Bir çocuk oyuncağını alamamış
Bir kız sevdiğini saramamış
Bir anne yıllardır kolları açık bekliyor oğlunu
Bir adam paramparça bir çift göz için
Birisi ekmek getürememiş evine
Birisi aşk
Birimiz dünyayı kurtaracak
Birimiz yarını
Birimizin aklı tutuşmuş yanıyor
Birimiz bomboş kalbine bakıp birini anıyor
Birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor
Birimiz kıyametin koptuğuna inanıyor
Birimiz çekip gitmiş yeryüzünden ellerini hâlâ açık sanıyor

* * *

Geldik işte bunlar ellerimiz
Açılmış bak, bilirsin ne diye
Ki bilirsin, biz bu ellerle neler işledik
Açtık işte bunlar ellerimiz
Burası dünya
Şu biziz
Bunlar da ellerimiz
Öyle açık, öyle acemi, öyle boş
Öyle mahcup, öyle dalgın, öyle boş
Öyle boş

* * *

Senin değil miyiz hepimiz
Senin değil mi her şey
Alırsın kime ne verirsin kime ne
Ve bu açtığımız eller senin değil mi
Senin değil miyiz hepimiz Rabbim
Bir yıldız bir ağaç bir buğday tanesi kadar

* * *

Bize dokun
Dokunmazsan uçacağız tozlar gibi uzayın derin soğukluğuna
Kahire’den Bombay’a, İstanbul’dan İsfahan’a, Kudüs’ten Paris’e
Sensiz neye baktıksa örgütlü bir yalnızlıktı
Ne yaptıksa sensiz, bir şarkısızlıktı
Hayatın bir durağından öbür durağına
Bir sevgili olmadan yürümek!
Bunu yapamıyoruz
Kundağı çıkarıp kefeni giymeden önce
Adına hayat dediğimiz o büyük sarhoşlukta
Bir ölüm adımıyla geçerken dünyanın bütün içlerinden
Ellerimizi açmış bekliyoruz
Açmış bir çiçeğin değil miyiz senin

* * *

Haber göndermedin mi bize
Şahitlerin değil miyiz
Müziğin değilsek bu sesler ne

* * *

Kimsesiziz kime gidelim
Yaralarımız var kime
Sıcak bir şey arıyoruz, kime
Merhamet istiyoruz, kime
Bağışlanmak istiyoruz, kime gidelim
Sorumuz ve cevabımız sen değil miyiz
Yorgunuz, kaybetmişiz, dalgınız, kırgınız, küsmüşüz
Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim
Çok yürüdük yollar kayboldu yol bulduk sana geldik
Ne getirdin deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur
Geldik işte bunlar ellerimiz
Bunlar da ellerimizin büyük boşluğu

* * *

Altı yönüm harab, beş duygum harab
On parmağımda on acı Ya Râb
Denize dalan bir desti nasıl tahammül etsin suya
Fırlattın beni dünyaya
Yeniden al kucağına, çağır beni yeniden
Bu saman çöpünü kasırgada bırakma.

* * *

Bağışla bizi diyebilir miyiz bilmiyoruz
Dilimiz varır mı buna
Affet bizi diyebilir miyiz
Bunu deniyoruz şimdi
İçimizin ve dışımızın bütün cehennemlerinin uzağında bir bekleyiş bizimki
Büyük bir kapının önünde bir karınca, vurmuş kapıyı bekliyor
Kapı açılacak yoksa niye var
Rahmet örtecek günahı
Geride kalacak gazabın adımları
Duyulacak büyük bahçenin o büyük şarkıları
Sunulan şarabı çekinmeden içeceğiz
Görüneceksin durmadan kendimizden geçeceğiz
Görüneceksin her şeyimizle sana göçeceğiz
Değil mi
Değil mi
Değil mi

* * *

Ol dedin olduk senden
Gel dedin geldik sana

* * *

Yaptıklarımız için
Yapmadıklarımız için
Elimizi
Dilimizi
Allah’ım
Bağışla bizi
Bağışla bizi

* * *

Başımız yerde
Açtık elimizi sevgilinle birlikte
Bize bak çekip çıkalım uçurumlardan
Bize bak çıkalım dünyanın bütün kulluklarından
Parçansak al bizi bir daha ayırma evinde uyuyalım
Yabancıysak dost ol bize senden ayrılmayalım
Elimiz açık ve ruhumuz secdede durmuş bekliyoruz
Sevdiklerin aşkına sevenlerin aşkına
İnşirah inşirah inşirah
Ayetin değil miyiz senin Yâ Allah…??

Mevlana İdris Zengin

mevlana-idris-burasi-dunya-1024x683 Ellerimizin büyük boşluğu

Fantiri Fitton

14524013-md Fantiri Fitton

Akşam üzeri balkona kuruldu muydu,
Bacak bacak üstüne atıp cıgarayı da yaktı mıydı,
Şeytan diyor git saçlarını dola eline,
Bir sille bir tarafına, bir sille öteki tarafına.
Piyango vurduysa vurdu,
Kelleyi kulağı düzdünüzse düzdünüz,
A şırfıntı cakan kime.
Ama olmuyor işte, Zeynep Hanımın hatırı var.
Baksın Fatma’ya, baksın Muazzez’e,
Reci yollarında kırılıyor zavallılar.
Bu hayatın baharındaymış da, dünyayı iplemezmiş,
Kırıştırdığı kar kalırmış yanına,

Anasının karşısına geçip, rakı içer bu kaltak
Bir alay şatafilliyi yanına alıp fink atarlar
Kadının Başına gelenler, ahif vaktinde.

Gitmesin efendim, mecbur eden mi var
Gitmesin Todori’nin gazinosuna
Bok mu var todorinin gazinosunda
Tahta silsin, kabı kacağı ovsun
Madem okulu bıraktı başka işi ne
Oturup evde kısmetini beklesin

Ağda tutmasın, bacağın kıllısıda iyidir.
O nane mollalar ne anlar kıllı bacaktan
Pislik sarısından başka renk mi bulamadı saçlarına
Hele entarisi kıçı başı meydanda
Oldu olacak bari bilmem neresini de göstersin.

Boşversin paraya pula,
Ona dost öğüdü hana hamama boş versin
Tahsildar Cafer’in kızı o tacire vardı da ne oldu sanki,
Şimdi de bir mühendis koymuş aklına
Güze doğru evlenecekler de, Amerika’ya gidecekler
Ona kitaplar okutmalı, şiirler ezberletmeli
Hayvan gelmiş, bari hayvan gitmesin.

Metin Eloğlu

Dağlara Çıkmak

267331_172269496178007_100001848732652_394032_4938371_n Dağlara Çıkmak

Varsa bir hakikat senle ben arasında
Ben ordan geçiyorum
Hakikatle, yani yalnızca senin ve benim aramda
Her şekilde oturabiliyorsam karşında böyle hiç durmadan
İşte böyle

Dalgınlığı, dargınlığı hırka gibi üstümde taşıyorsam
Sen ve benim aramda olduğundandır
Ben bunca yıl bir başıma
Taşıdıysam kendimi oralardan buralara
Senin ve benim aramızda bir aşk olduğundandır

Bir aşk çocukluğumdan kalma
Elimden ot yiyen kuzulardan
Dağlara çıktığım, dağlardan indiğim günlerden kalma
Bin altı yüz kilometre mesafeden
Sarı incecik telli saçlarımla
Oralardan buralara taşıdığım bir aşk

Şimdi oğlumun olan ellerimden
Ve senin olan her yerimden kalma
Bir aşk
Böyle bir aşk o incecik saçlarla taşındıysa benim tarafımdan
Şahidim ki Allah vardır

Bir kalbi bir başka kalbe bağlayan
Olmazı olduran, bir yangını durduran
Kalbi bütün kötülüklerden arındıran
Seni bana beni sana örtü kılan
Yaralayan, yaraları onduran bir aşkı olduran
Bütün dünyayı bir an için durduran
Allah vardır senle benim aramda

Sen ve benim aramda
Olanlar saymakla bitmez
Ekonomik kriz var senle benim aramda
Kıbrıs harekatı, seksen ihtilali, Marmara depremi
İkiz kuleler, kurtlar vadisi, beşik kertmesi
Hepsi bir aşk uğruna oldu biliyorum

Yalnızca bir aşk
Seni bana baktıran, yüzümü senle dolduran
Kaşımı kaş yapan
Gözümü göz
Alnımı açık
Gerisi Allah kerim!

Melek Arslanbenzer

Palyaço

tumblr_m64bzjxADw1rywysso1_500 Palyaço

i.

kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının

belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize

kim sevmezdi çiçekleri filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi

bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım

herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz

biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde

ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz

ii.

umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte

rakı doldurun! eksilmesin

iii.

bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz

hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
”duyamadım”, derdim, “tekrar et!”
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz

hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum

kahrol, kahrol!
diyorum

iv.

geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
”olur öyle” dedi palyaço,
”herkes alçaktır biraz”
”otur ulan!” dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz

”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim

ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim

örneğin;

geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim

ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz

v.

kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan”
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz

bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi

biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz

vi.

haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz


?