Daha doğrusu ben sana dönüp bakmıyorum. Sesinden, senin de bana bakmadığını anlıyorum. “Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz…” Duruyorsun, ekliyorsun: “Kimin hangi anısına nereden girip katılacağımızı da…”
Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile..
Seni ben geçerken,
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ”O” geçiyordur.
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler
Yeter, sorma artık. Boşver edebiyatı. Ayrıca, bir yazarı tanıtırken 10 bin soru gerekmez, 10 soru yeterlidir bence. Sorular bileşik kaplara benzer. Birisi dolarken öteki de dolar. Nitekim deminden beri sorduğunuz bütün sorular, sormadığınız soruları da yanıtlamakta.
Hiç kimseye söylemedim; ihtiyar taşa aşık olduğumu. Kimin dudağı değse kenarına, Kıskançlığımın zincir boyu, Ayaklarıma takıldığını. Nihayetinde bir takunyaydım, Sesimden başka neyim ola…
Hiç kimseye söylemedim; Çirkin bir yaprağa aşık olduğumu. Bulutları beklerken göğün mahrem yerinde Sevgilimin tenine rüzgarların dokunduğunu. Nihayetinde bir damlaydım, Pıtırtımdan başka neyim ola…
Hiç kimseye söylemedim; Eski bir kapıya aşık olduğumu. Kuş kanadında sakallı adamların gelip, Bir ekmeği bölerek pirleri gömdüğünü. Ağzımı açıp “ah mine’l aşk” desem, Aralıkları kapatıp, kalbime saklandığımı. Nihayetinde bir kilittim, Yasaklarımdan başka neyim ola…
Hiç kimseye söylemedim; Bir adım ötedeki denize aşık olduğumu. Uçanların gagasından ağıtlarımın döküldüğünü. Bir yudum içmek için gönlünden Uzayan köklerime, ömrümü verdiğimi. Nihayetinde çıplak bir ağaçtım, Yalnızığımdan başka neyim ola…
Hiç kimseye söylemedim; Yarattığım çukura aşık olduğumu. Yükseldikçe derinleşen benliğime, Basamaklar ördüğümü kendimden. Nihayetinde bir boşluktum, Düşüşümden başka neyim ola…
Hiç kimseye söylemedim; Duvarıma nakşedilen “vav”a aşık olduğumu Kuyruğunda sabır çekerken Alnımı nazif duygulara koyduğumu Nihayetinde bir insandım, Tanrımdan başka neyim ola…
Hiç kimseye söylemedim; Irak yalnızlıklarda kaybolurken gece gündüz. Bir şehre nasıl sokak sokak benzediğimi. Sokaklarımda târumar kalabalık, İnsanların bir telaş içinde koşturduğunu. Nihayetinde bir şehirdim, İnsan’larımdan başka neyim ola…
Hiç kimseye söylemedim; Derin bir arzu’yla bağlandığımı hayata. Aşk’ın kuyusunda kaybolurken, Nasıl da hayat bulduğumu ölüp-dirilirken… Nihayetinde bir şairdim; Kelimelerimden başka neyim ola…
Hiç kimseye söylemedim; Nasıl da ağladığımı geceler boyu. Arzu hâl’in nasıl da bu kadar vurduğunu. Bir kaç resim birkaç sözdü oysa, âh keşke hepsi sadece bu olsa; Cân’ımdan başka neyim ola…
Adının yanına adımı yazıyorum; Bitmemiş bir şarkı gibi öylesine sonsuz. Kaç mevsim beklenirken sen, Beşinci mevsimi yaşamaktadır gönül. Kalbimi, kalbinin yanına koyuyorum. Senden başka neyim ola…
Sesinde ürperen yağmurlar diziliyor kirpiklerime içime doğru ince ince ağlıyor gözlerim ne zor şimdi yutkunmak boğazımda buz tutan damlaları. Geçmişin aralanan penceresinden savrulurken efkârımın kara tülleri… Sürgünden döndüğüm bu ilk gün neden geçmişle geleceğin kol gezdiği bu köprüdesin ? Kibrin buzdan kalesini erittin de mi geldin? Onurun demirden dağlarını yıktın da mı geldin sevgili ?
Sarmaşıklar kuşatırken siyah beyaz resimleri gelinciğin göğsümde son nefesini vermesi gibi, Neden dönüp dönüp yeniden sevdim seni ? Beklemek en koyusudur sessizliğin bir çıtırtıda tuz buz olursun. Ondandır belki şimdi bir merhaban ile yerle bir ettiğin beni, İntihardır hercâi gözlere bakmak şimdi. Ya halâ havalanıyorsa gözlerinden gökyüzüne serçeler Halâ geçiliyorsa o sonsuz yıldızlı gecelere, Ya halâ ilk yaz günü gibi ısıtıyorsa içimi bakışların
Ne çok ıslattım göğsünü Gecelerin.! Ayrılığa kamaşan hercâi gözlerini özleyerek… Ah sevdamın yaralısı yenik gelincik ah kara duvaklı gelinim benim. Sokul geceye sokul ve ağla! Düşlerini süsleyen yedi yıldızın ecesidir Ve hiçbir serçenin yıldızlara ulaştığı görülmemiştir. Uyma dedim uyma kuşlara… Daha yıldızlara varmadan vurgun yemiş serçeler düşer avuçlarımıza. Yaramı anlatan kızıllığında can çekişir ruhum. Teninin rengi ki lugâtıdır sevdamın kızıl ve kara uyma dedim. Uyma kuşlara…
Kanıyor bak gizli gizli kefene hazırlanan bileklerim ondandır alnıma kızgın mührünü vuran hasrete gülümseyişim Ömrümün son dönemecidir ey sevgili yarım kalan sevdalar bırakılırken dünyanın O son gününe Bekleyeceğim seni kanlı çarmıhta dünyanın son günü bekleyen İsa kadar Oysa ne zor şimdi ben yalnız seni sevdim demek çaresizce sevdim, devasız dermansızca sevdim Sürgünden döndüğüm bu ilk gün neden geçmişle geleceğin kol gezdiği bu köprüdesin Kibrin buzdan kalesini erittin de mi geldin Onurun demirden dağlarını yıktın da mı geldin sevgili
Bak ayrılığın zehir kokulu nefesinde dokunuyor yeni doğmuş bir yıldız kayıveriyor gecenin kara teninden Siliniyor hercâi gözlerde çocuksu bakışlar yıllanmış hüzünlerle uğurluyor rüzgara karşı ağlayan serçeler Yenilmeden başkaldırıyor bozkırın azgın rüzgârlarına incecik boynu ile asi gelincik Üstünde yürüdüğün köprünün altında çılgınca köpürüyor günün ilk ışığını uyandıran dalgalar Ah sevdamın yaralısı yenik gelincik, ah kara duvaklı gelinim benim Sokul geceye sokul ve ağla… Düşlerini süsleyen yedi yıldızın ecesidir Ve hiçbir serçenin yıldızlara ulaştığı görülmemiştir
üç : ben bu şehirden gidiyorum. Çünkü bu coğrafya taşımıyor artık beni.. Çünkü kalbi o denli esved ki, ben bile süveydâ-ı rüyâ beklerken, hep ayrılmayı ümîd ettim bu şehr-i barîdâneden.
iki: gidiyorum. çünkü gitmeliyim. Gitmek ânımıza nakıştır.. Nakışsız seyyâle, yavan ve mübtezel gözümde. Gidiyorum çünkü bu şehirde maden yok. Ve tırnaklarımla kazıdığım toprak bana cevher vermiyor.. Ölülerin kanına giriyorum.. Öyleyse gitmeli..
bir : gidiyorum. Çünkü beni bu z’âlim coğrafyaya t’aşıran tek şey yaşamak âlâmıydı. Oysa şimdi ölmeye dahi hazırım.
dön/üyorum başa! müntehâlar buluşsun :
üç: gitmiyorum. çünkü göçebileceğim bir yer yok.
iki: gitmiyorum. çünkü kaldırımlara tütsülenmiş bir ömrü kaldıramam.
bir: gitmiyorum ama kalmıyorum da. Çünkü üzengideki ayak gibiyim, her ân med-cezr’e mûtad.. Her ân sefere seyyâl.. Ama intizar veyahut hasret pek mübhem.. Bîkararlığa teslimim, lâkin hâlim kat’iliğe de meyyâl! Şimdi, bîkarârım, bîşekibim. Ve bîkes.
Gidiyorum artık gidiyorum. Göçüyorum ancak içime. Kanatlarım âciz olabilir hatta ziyâdesiyle nâkıstır; esâsen serçenin de bir sıkımlık canı vardır.
Göçüyorum çünkü O (sav) da göçmüştü. Çünkü artık ‘sevgili’ şehri sevgiliye yer vermiyordu, esâsen umûm zerrat kurbandı ona. Lâkin göçtü sevgili. Döndüğünde ‘sevgili’ydi şehri.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Alt katında uyumayı bir ranzanın Üst katında çocukluğum.. Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı. Aşk diyorsunuz, limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
Allâh’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca.. Havı dökülmüş yerlerine yüzümün Büyük bir aşk yamadım Hayır Yüzüme nûr inmedi, yüzüm nûra indi bayım Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım… Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı. Aşk diyorsunuz ya Ben istemenin Allahını bilirim bayım!
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Balkona yorgun çamaşırlar asmayi Ki uçlarından çile damlardı. Güneşte nane kurutmayı Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım. Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım. Uzaklara gittim Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!
Süt içtim acım hafiflesin diye Çikolata yedim bir köşeye çekilip Zehrimi alsın diye Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz İlahiler öğrendim. Siz zehir nedir bilmezsiniz Zehir aşkı bilir oysa bayım!
Ben işte miraç gecelerinde Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım, Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım, Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin Bir şiir aradım. Geçen üç yıl boyunca Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım. Ülkem olmayan ülkemi Kayboluşumu aradım. Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm. Bir ters bir yüz kazaklar ördüm Haroşa bir hayat bırakmak için. Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Kimi gün öylesine yalnızdım Derdimi annemin fotoğrafına anlattım. Annem Ki beyaz bir kadındır. Ölüsünü şiirle yıkadım. Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Acının ortasında acısız olmayı, Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım. Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım. Aşk diyorsunuz ya, İşte orda durun bayım Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım Kendimin ucunda Öyle ıslak, Öyle kötü kokan, Yırtık ve perişan.
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım Aşkı aşk bilir yalnız!
İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını diyor birisi, katılıyorum o sabahlara öğleler kaba yaşanır, kalındır akşamüstleri ince hüzünlü çiçekler alınıp verilebilir sabahtır yalnızlık nasıl sabah nasıl yalnızlık ve şiirsel hiçbir yanı yok sanılır var mıdır, vardır vardır, ama çiçeklerle değil kendi başına zımpara taşı gibi acımasız
Ne aklıma gelse bir bakıyorum unutmuşum tren penceresinden bir tarla eskiyip atılmış bir gömlek, hiç unutmam
Hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam diyor birisi yineliyorum hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmam, hiç unutmayın insan nasıl direnir başka hiç unutma
Bir zamanlar Kars’ta bir otel odasında bir gezgin kokucunun bana verdiği bir alüminyum şişeyi unutmuyorum
ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz diyor birisi, evet ama hayatı uzatır sanki
sanki ama ne adına hayatın kendisi adına sonsuz bir törenle susuyorum sonsuz dirim için, o sonsuz adama sonra duyguya, ele benzer şeyler giriyor hayatıma el midir duygu mudur evet bazı kişiler kararsız ama benim seçmediğim sanılır hayatımda
el altından el ilanı dağıtıyor birisi,almıyorum Allah aşkına alamam, neden alamam biliyorum hiçbir şey yapamam tek başıma biliyorum beni kendi başıma sanan birisi durmadan hata yapıyor serçeye, kumruya, öküze sormadan
insanın kendi seçtiği toprak doğrusu,toprağın kendi seçtiği insan dirimin geleceğini doğruluyor durmadan
-her şeyden biraz kalır- diyor birileri, çoğulluk haklılıktır. kavanozda biraz kahve, kutuda biraz ekmek, insanda biraz acı. insanda biraz mutluluk ama en geçerli söz insan en çok sabahları arar sevdiği kadını Türkiye’de ve dünyada…
Gece gece gece Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık. Oyun bitti, zifiri karanlıkta belalar uçuşuyor Dünyanın yalanları, uçakları ve bombaları arasında solup giden ömrümüzü Kuşa çeviren yasalardan, yönetmeliklerden, nizamnamelerden sıkıldık Telefon seslerinden, akıp giden televizyon görüntülerinden, bilgisayar tıkırtılarından, gazete hışırtılarından Alıp başımızı gitmek istiyoruz Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz Sana gelmek Sana gelmek, orada kalmak istiyoruz
* * *
Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz Başımızın okşanmasını, gözyaşımızın silinmesini, kolumuza girilmesini istiyoruz Yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz Rüzgârın sesini, ırmağın sesini, Dağların dağ, denizlerin deniz, kadınların kadın, çocukların çocuk Erkeklerin erkek, ekmeğin ekmek, nanenin nane olduğu bir dünyayı yeniden isterken Seni istiyoruz aslında Bunu söyleyemiyoruz
* * *
Her yer gece, çok gece Ve biz meleklerini istiyoruz Rabbim Çok yenildik yetmez mi Bir bankanın önünde, bir koltuğun altında, bir ziyafetin ortasında, bir günahın tenhasında Büyütüp durduk siyahı
* * *
Kuşlar gibi bakarken Kuşlar gibi vurulan çocuklarla Çok yenildik yetmez mi Bir mermiyle değişirken dünyamız Kulağımızda uluslararası bir kınama Büyük büyük yokluk yurdunun uğuldayan sorusuyla giriyoruz toprağa Dünya değişti ama kapı nereye açılacak Biteni biliyoruz şimdi ne başlayacak
* * *
İşaretler ortadayken çöllere daldık Kalp verdin korkunç yaralandık Akıl verdin, iyiliği esir aldık Ekranda kıtadan kıtaya atılan bir füze Gazetede karşı kaldırıma geçerken çiğnenen bir adam Durmadan dönen bir dünyada nerede olunabilirse Orada bile değiliz ve bilmiyoruz böyle nasıl Çamur olabilir kan olabilir karanlık olabilir böyle nasıl Ele geçirir dünyayı gece Gece gece gece Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne Her yalanı yüz şeytan taşıyor olabilir mi Bilmiyoruz Çünkü Bilincimiz içerken binlerce yılın karmaşık şurubunu Kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek ve gülümsemekle meşgulüz şuan Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları
* * *
Bu olanlar! Çok şey şüphesiz Ama vaktimiz kalırsa oturup düşüneceğiz
* * *
Yusuf’u düşüneceğiz, Ya’kub’u, Musa’yı İsa’yı düşüneceğiz, Nuh’u ve öbürlerini Ve Efendimizi Efendimiz
* * *
Kuyular kuyular kuyular kazdık Bir nefes üflemen için yeryüzü bataklığında, sazdık Kestik kendimizi deldik yaktık Sonra sana değil dünyaya aktık Dünya ki mescittir, bir ona otel yapmışız Kalktı ki yenilmişiz değişmişiz azmışız Bir sızı kalmış içimizde başka bir şey yok Bu sızıdan yol bulup kapına dayanmışız
* * *
Bir çocuk oyuncağını alamamış Bir kız sevdiğini saramamış Bir anne yıllardır kolları açık bekliyor oğlunu Bir adam paramparça bir çift göz için Birisi ekmek getürememiş evine Birisi aşk Birimiz dünyayı kurtaracak Birimiz yarını Birimizin aklı tutuşmuş yanıyor Birimiz bomboş kalbine bakıp birini anıyor Birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor Birimiz kıyametin koptuğuna inanıyor Birimiz çekip gitmiş yeryüzünden ellerini hâlâ açık sanıyor
* * *
Geldik işte bunlar ellerimiz Açılmış bak, bilirsin ne diye Ki bilirsin, biz bu ellerle neler işledik Açtık işte bunlar ellerimiz Burası dünya Şu biziz Bunlar da ellerimiz Öyle açık, öyle acemi, öyle boş Öyle mahcup, öyle dalgın, öyle boş Öyle boş
* * *
Senin değil miyiz hepimiz Senin değil mi her şey Alırsın kime ne verirsin kime ne Ve bu açtığımız eller senin değil mi Senin değil miyiz hepimiz Rabbim Bir yıldız bir ağaç bir buğday tanesi kadar
* * *
Bize dokun Dokunmazsan uçacağız tozlar gibi uzayın derin soğukluğuna Kahire’den Bombay’a, İstanbul’dan İsfahan’a, Kudüs’ten Paris’e Sensiz neye baktıksa örgütlü bir yalnızlıktı Ne yaptıksa sensiz, bir şarkısızlıktı Hayatın bir durağından öbür durağına Bir sevgili olmadan yürümek! Bunu yapamıyoruz Kundağı çıkarıp kefeni giymeden önce Adına hayat dediğimiz o büyük sarhoşlukta Bir ölüm adımıyla geçerken dünyanın bütün içlerinden Ellerimizi açmış bekliyoruz Açmış bir çiçeğin değil miyiz senin
* * *
Haber göndermedin mi bize Şahitlerin değil miyiz Müziğin değilsek bu sesler ne
* * *
Kimsesiziz kime gidelim Yaralarımız var kime Sıcak bir şey arıyoruz, kime Merhamet istiyoruz, kime Bağışlanmak istiyoruz, kime gidelim Sorumuz ve cevabımız sen değil miyiz Yorgunuz, kaybetmişiz, dalgınız, kırgınız, küsmüşüz Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim Çok yürüdük yollar kayboldu yol bulduk sana geldik Ne getirdin deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur Geldik işte bunlar ellerimiz Bunlar da ellerimizin büyük boşluğu
* * *
Altı yönüm harab, beş duygum harab On parmağımda on acı Ya Râb Denize dalan bir desti nasıl tahammül etsin suya Fırlattın beni dünyaya Yeniden al kucağına, çağır beni yeniden Bu saman çöpünü kasırgada bırakma.
* * *
Bağışla bizi diyebilir miyiz bilmiyoruz Dilimiz varır mı buna Affet bizi diyebilir miyiz Bunu deniyoruz şimdi İçimizin ve dışımızın bütün cehennemlerinin uzağında bir bekleyiş bizimki Büyük bir kapının önünde bir karınca, vurmuş kapıyı bekliyor Kapı açılacak yoksa niye var Rahmet örtecek günahı Geride kalacak gazabın adımları Duyulacak büyük bahçenin o büyük şarkıları Sunulan şarabı çekinmeden içeceğiz Görüneceksin durmadan kendimizden geçeceğiz Görüneceksin her şeyimizle sana göçeceğiz Değil mi Değil mi Değil mi
* * *
Ol dedin olduk senden Gel dedin geldik sana
* * *
Yaptıklarımız için Yapmadıklarımız için Elimizi Dilimizi Allah’ım Bağışla bizi Bağışla bizi
* * *
Başımız yerde Açtık elimizi sevgilinle birlikte Bize bak çekip çıkalım uçurumlardan Bize bak çıkalım dünyanın bütün kulluklarından Parçansak al bizi bir daha ayırma evinde uyuyalım Yabancıysak dost ol bize senden ayrılmayalım Elimiz açık ve ruhumuz secdede durmuş bekliyoruz Sevdiklerin aşkına sevenlerin aşkına İnşirah inşirah inşirah Ayetin değil miyiz senin Yâ Allah…??
Akşam üzeri balkona kuruldu muydu, Bacak bacak üstüne atıp cıgarayı da yaktı mıydı, Şeytan diyor git saçlarını dola eline, Bir sille bir tarafına, bir sille öteki tarafına. Piyango vurduysa vurdu, Kelleyi kulağı düzdünüzse düzdünüz, A şırfıntı cakan kime. Ama olmuyor işte, Zeynep Hanımın hatırı var. Baksın Fatma’ya, baksın Muazzez’e, Reci yollarında kırılıyor zavallılar. Bu hayatın baharındaymış da, dünyayı iplemezmiş, Kırıştırdığı kar kalırmış yanına,
Anasının karşısına geçip, rakı içer bu kaltak Bir alay şatafilliyi yanına alıp fink atarlar Kadının Başına gelenler, ahif vaktinde.
Gitmesin efendim, mecbur eden mi var Gitmesin Todori’nin gazinosuna Bok mu var todorinin gazinosunda Tahta silsin, kabı kacağı ovsun Madem okulu bıraktı başka işi ne Oturup evde kısmetini beklesin
Ağda tutmasın, bacağın kıllısıda iyidir. O nane mollalar ne anlar kıllı bacaktan Pislik sarısından başka renk mi bulamadı saçlarına Hele entarisi kıçı başı meydanda Oldu olacak bari bilmem neresini de göstersin.
Boşversin paraya pula, Ona dost öğüdü hana hamama boş versin Tahsildar Cafer’in kızı o tacire vardı da ne oldu sanki, Şimdi de bir mühendis koymuş aklına Güze doğru evlenecekler de, Amerika’ya gidecekler Ona kitaplar okutmalı, şiirler ezberletmeli Hayvan gelmiş, bari hayvan gitmesin.
Varsa bir hakikat senle ben arasında Ben ordan geçiyorum Hakikatle, yani yalnızca senin ve benim aramda Her şekilde oturabiliyorsam karşında böyle hiç durmadan İşte böyle
Dalgınlığı, dargınlığı hırka gibi üstümde taşıyorsam Sen ve benim aramda olduğundandır Ben bunca yıl bir başıma Taşıdıysam kendimi oralardan buralara Senin ve benim aramızda bir aşk olduğundandır
Bir aşk çocukluğumdan kalma Elimden ot yiyen kuzulardan Dağlara çıktığım, dağlardan indiğim günlerden kalma Bin altı yüz kilometre mesafeden Sarı incecik telli saçlarımla Oralardan buralara taşıdığım bir aşk
Şimdi oğlumun olan ellerimden Ve senin olan her yerimden kalma Bir aşk Böyle bir aşk o incecik saçlarla taşındıysa benim tarafımdan Şahidim ki Allah vardır
Bir kalbi bir başka kalbe bağlayan Olmazı olduran, bir yangını durduran Kalbi bütün kötülüklerden arındıran Seni bana beni sana örtü kılan Yaralayan, yaraları onduran bir aşkı olduran Bütün dünyayı bir an için durduran Allah vardır senle benim aramda
Sen ve benim aramda Olanlar saymakla bitmez Ekonomik kriz var senle benim aramda Kıbrıs harekatı, seksen ihtilali, Marmara depremi İkiz kuleler, kurtlar vadisi, beşik kertmesi Hepsi bir aşk uğruna oldu biliyorum
Yalnızca bir aşk Seni bana baktıran, yüzümü senle dolduran Kaşımı kaş yapan Gözümü göz Alnımı açık Gerisi Allah kerim!
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde kaç kilo çekerdi yalnızlık kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi
bunu palyaço söyledi, palyaço söyledi ben yazdım yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım sırf bu yüzden mi ağladım alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden dün biraz sinirlenmiştim mesela yarın bir kadını seveceğim biraz biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın eksilmesin hiçbir şey hiçbir şeyden dahi olsa kalsın biraz
ii.
umursamıyorum yılgınlığımı filan çünkü sessizce yaşanmalı her şey bir devrim sesszce olmalı mesela ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki ben palyaço olsaydım söylemezdim marangoz olsaydım da söylemezdim ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını kaç kilo çeker ki bir palyaço hem neden yüzüme vuruyorsunuz bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam bir palyaço ne kara gocunmazsa o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin
iii.
bitmedi, yazacağım daha yazmazsam ağlayacağım çünkü alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik her sokakta biraz daha eksilirdik bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu ”duyamadım”, derdim, “tekrar et!” sessizliğe bürünürdü o vakit her şey sokaklar daha bir puslu palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu ve ben daha bir alçak olurdum ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum hatta kuyruğuma basma diyorum acıyor, tırmalarım,- diyorum
kahrol, kahrol! diyorum
iv.
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda korktum birden, kusacak gibi oldum ”olur öyle” dedi palyaço, ”herkes alçaktır biraz” ”otur ulan!” dedim, bağırdım ona ben bazen bağırırım biraz
”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!” ben bazen eksilirim biraz aslında hepimiz eksilirmişiz biraz bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim herkes herkesi sonradan öğrenirmiş bunu da sonradan öğrendim
örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim biraz değil çok seviştim
ya işte öyle palyaço diyorum ki, bunu da yeni öğrendim sevişmek de eksilmekmiş biraz
v.
kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi bunu palyaço söyledi palyaço söyledi, ben yazdım yazmasam, alçak olacaktım hem ben roman da yazdım biraz
bazen diyorum ki, palyaço, sen olmasan ben ne yaparım alçakça eksilirim belki biraz her yağmur yağışında yerindi dibine girerim hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi
biraz biraz anlıyorum ki, yüzler eller, o terli vücutlar filan her şey plastikmiş biraz
vi.
haydi sirtaki yapalım palyaço rakı doldur, yine eksildik biraz