Daha doğrusu ben sana dönüp bakmıyorum. Sesinden, senin de bana bakmadığını anlıyorum. “Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz…” Duruyorsun, ekliyorsun: “Kimin hangi anısına nereden girip katılacağımızı da…”
Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile..
Seni ben geçerken,
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ”O” geçiyordur.
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler
Yeter, sorma artık. Boşver edebiyatı. Ayrıca, bir yazarı tanıtırken 10 bin soru gerekmez, 10 soru yeterlidir bence. Sorular bileşik kaplara benzer. Birisi dolarken öteki de dolar. Nitekim deminden beri sorduğunuz bütün sorular, sormadığınız soruları da yanıtlamakta.
Yaşım ilerledikçe daha çok anlıyorum Ne büyük nimet olduğunu ah ey güzel gün Boş yere üzülmekte mana yok, anlıyorum Kadrini bilmek lazım artık her açan gülün Şükretmek türküsüne daldaki her bülbülün Yanmak da olsa artık aşk ile yaşıyorum.
Damla damla oluşuyor hayat Ölüm kımıl kımıl Duymak kolay Anlatmak değil
Her an Farkındayım Az az öldüğümün
Bilincindeyim doğan ayın Eriyen karın akan suyun Ve usul usul tükenen zamanın
Tekrarlayıp duruyor saat Vakit te mahluktur Vakit te mahluktur
İşliyor kalbim Eskiyor saçlarım Ve gözlerimin en ince hücreleri
Okuyorum hayatı Toprağın üstünden çok Altındakilerle var olduğunu
Toprak Ölüme aç Ölüme muhtaç Hayat
Ölüm muhakkak Ve ölüm mutlak Tek kapısıdır ölümsüzlüğün
Ölümle tanıştıktan sonra anladım Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın
Kesitler
Mahlukta devinen Gürül gürül bir ırmaktır ölüm
Babalar ölür Dolaşır eli ölümün Saçlarında anaların oğulların
Analar ölür Kök salar hasret yüreklere ‘Bir evlat pir olsa da’ O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük
Oğullar ölür Bir kafes olur ölüm Ana kalbi bir kuştur Azad kabul etmez
Sevgililer ölür Bir hicret olur ölüm Bir sıla
Mesela arkadaşlar Arkadaşlıklar vardır okullarda Bakarsın biri gelmez bir gün Ve artık hiç gelmeyecektir Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta Bahçeye koridorlara sınıflara Bir fısıltı dolaşır dudaklarda Kimi kirpikleri ıslak Çökmüş bahçenin tenha bir yerine Elinde bir çöp resmini çizer toprağa Anıların Kimileri öbek öbek toplanıp Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle -Nasıl olur daha dün beraberdik -Salıncakta İki Kişi’yi izlemiştik daha dün nasıl olur -Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık ”Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar Hayatı dolu dolu yaşıyorlar” demişti unutamıyorum
Sonra bir mezarlıkta Bir çukurun başında Bir kapının ağzında Herkez susar Konuşur ölüm
Ve sürer hayat.
Bazan bir tekerlek altında Ansızın gelir ölüm Apansız biter sınav Bir elektrik kesilmesi gibi Kesilir tulu emel
Bazan ölüm vardır Ölümden önce gelir Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır Sorular hep yanıtsız kalır orada Sadece konuşan rüyalardır Yahut hayaller suskun duvarlarda Gözler kabul eder parmaklar kabul eder Ama beyin hep umuttan yanadır
Bazan akan bir film şeridinin Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir Ölüm Karşıda bir manga asker Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de Takılıp kalır masmavi gökyüzünde Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta
Ölümden uzak ölümler vardır Gazete ilanlarında rastlanılan Dünyaya bağlılığın zavallı Ve muannit Bir belgesidir Daha çok kalanlara ait.
Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü
Ölümler vardır: Can kuş gibi uçar gider Bir martının süzülüp Kaybolması gibi maviliklerde
Eskisi kadar özlemiyorum seni, Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.. Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor.. Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık. Biraz yorgunum.. Biraz kırgın.. Biraz da kirletti sensizlik beni ! Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama “İyiyimler” yamaladım dilime. Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak, Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.. Gel diye beklemiyorum artık, Hatta istemiyorum gelmeni.. Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde. Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum Benim derdim yeter bana banane ! Alıştım mı yokluğuna ? Vaz mı geçiyorum, varlığından ? Tedirginim aslında, Ya başkasını seversem ? İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.
Sana bakmak toprağa bakmak kadar güzeldi Sert şarkılar vardı yanaklarında
Sabahın sisini dalgın atlara yükledim Senin şehrine vardım saçlarını aradım boşuna Sen yoktun bir şey yoktu Bütün dillerde yalan söyledim sana inanmak için
Sen gittin tarih bitti milat neyi açıklayabilir Sana bakmak toprağa bakmak kadar güzeldi
Ne vardı bir de bahçeler vardı
Bahçeye resimler düşmeye devam ediyor
Kimi eski bir denize çizilmiş Kimi her yanı haziran bir trene Kimi bir kelimeye
Bir resimde isa akşama bakıyor Bir resimde tarihçiler eliboş dönüyor kadınların verdiği sözlerden Bir resimde yüzlerce anahtar var hiç kapı yok Bir resimde telefon çalıyor açıyoruz ve yağmur Islanıyor zaman Bir resimde yedi kişiyiz aramızda en güzel ölüm gülümsüyor
Çiçektik çok Hatırlar mısın Hatırlarsın
Geçtik dünyanın arasından Geçtik bu küçük omuzlarımızla Maviler giymiş ağlayan meleklere Tarifsiz kadınlara Düşmüş bayraklara gecikerek Geçtik dünyadan bağışla bizi
Yaptıklarımız için Yapmadıklarımız için Elimizi Dilimizi Tanrım Bağışla bizi
Kimsenin olmayan bir yoldan geçerken Kimsenin olmayan bir resmini gördüm hayatın
Büyük dalgınlar vardı Cevapsızlar Hiç deniz görmeyenler Kimseye bir şey sormayanlar vardı Kaybedenler Hayatın büyük ırmağında Vardı ve akıyordu
Sonra kimse kalmadı Hiç kimse Bağırmak için Yalvarmak için
Çünkü herkes gitti Çünkü herkes gider
Geceler var bir de iyi geceler
İyi geceler bayım hiç yittiniz mi En az bir defa yitmeli insan
Nasıl geçti yıllar telefon beklerken mi Şarkılar bitti şarkılar bitti Bir şey söylemedin kadınlar için Devrimler için bir şey söylemedin Yıldızlar için İyi geceler bayım
Yine birisi ağlamış bak yeryüzü ıslak.
İçinde yalan olmayan bir cümle söyle bana İçinde amerika olmayan bir cümle söyle İçinde zulüm olmayan bir cümle İhtiyacım var buna
Çok hırpalandım zeytin ağacı Çok hırpalandım sevgilim Bu vakitsiz değişen haritalardan Kederli göklerden mübarek çocuklardan kapanmış çiçeklerden Geldi geçiyor dünya Elimi tut Bir cümle söyle İçinde yalan olmayan bir cümle Göklere bakma anında dünyadan çıkma anında Söyleyip kaybolayım söyleyip varolayım Bir cümle bir cümle bir cümle
deriiiin bir iç çekişe öykünme, ya da çocukluk işte…
okun gösterdiği yerdi şehrin kalbi düştü, ürkek bir yetimlikle titredi ellerim içimde yanmaya başladı morg hangi sayfasına sığınsam tarihin bir ölüye fresk oldu gözlerim
artık babam sümbül kokan toprakmış levhi mahfuzun tarihi kadar eski ki bir temmuz sabahı açtık ölüme kapımızı albumin kokusuyla uyanmıştı servisler ve rahvan yılkıların manidar gözleri
bizi buluşturan tabut kadar hızlı geçti titrek bir sis kadar çabuk dağıldı vefa kesildi soluğu saçları kınalı bir kadının ve son buldu baharı kelebeklerin bekliyoruz sonbaharı ansızın kopacak bir fırtınayla
çünkü sütten kesilen toprağa döküldü hicran turuncuya çalınca maun tabutlar Işıldıyordu yüzün ve ölüyordu uzuyordu gölgen hiç durmadan
şükür inanmıştın Allaha ve uhrevana iyi ki yazılmıştı epriyen alnına bu çok korktum kırılacak diye fay hatları kalbinin ve devrilecek üstüne karartılmış bir hayat ve elvan elvan bir nifak yağmuru
zamansız özledikçe seni, gönlüme nakış, sana yasin; ve yetim çocuklar için ve nunu sakin kasesinde yepyeni umutlar biriktirdim çöl yetimi bir sevdasın sen şu bükük boynumda büyüttüğüm hiç duymayacağını bilebile şiirler söylüyorum sana yetim ellerimle okşarken toprağını gurbet ellerin
hem ölü babalara şiir yazmak, uzayan gölgelere sarılmak ve uzanmak kelimelerin hevengine efsunkâr bir şeytan aldatmacasında giderir belki susuzluğunu yetim ve haylaz çocukların ben de kanmaya hazırdım hayata hayatı ısraf etmeye mezar başında bir çeşme tasında
bir ben miyim susuz kalınca sözünden cayan babam öldü ve senin de sözlerin yetim kaldı buhari şimdi Küfe’li ne derse desin, Basra’lı ne eylerse eylesin bozuldu silsilesi hayatın ve zayıfladı ilk senedinden sahihiniz; ey Müslim Ey tırmızi! ah canansın Ebu Derda sana asla kıyamam babam severdi seni….
Kâlû; belâ demiştik ancak sözümüzü çiğnedik baba hepitopu bir kelime ısrafıdır bu nolursun çok görme bana eksikler tamamlanınca yeni gözler yaratacağım bir çoğunu bir sabah namazı vaktinde ve yeni sözler vereceğim bir daha şiir yazmamak adına sen de alınma Allah’ım bu duadır ve yanıyor içerim “ rabbim babamı başa sar.. ve biraz da öyle dondur”
önce ödünç aldığım çocuk seslerini geri veriyorum ardından yıldızlardan aşırdığım haylazlığı ve sonra bütün kelimelerin itibarını iade ediyorum..
affedilecek bir hata işlemedim biliyorum bu yüzden dizelerin giyotinine uzatıyorum boynumu aman dilemek değil susuşum kendime bir son olmaktır asıl maksadım ve giderayak hepinizi afediyorum..
dilimde kadim bir ’elestu ’ tutulması ruhumun yansımalarındaki ’bela’ gibi ve avucumun uçurumlaşan yerlerinde kelimelerin zedelenen onuruyla gülüyorum hain ulak dediğim şiirden özür diliyorum
oldu mu diyorum son söz olarak alnımda yanmaya başlıyor esrik bir musalla kainat senfonisinden bir uğultu yükseliyor dikenli bir nakarat dökülüyor alnıma;
kalû belâ…
ki zaten hiç olmakla başlamıştı devran Dönüyorum ben de alem-i ervaha..
ağır ve soğuk düşüncelerim kaslarımı geren bir bulanıklık terliyim
dosdoğru yaşamaksa hayli gülünç her gün aldandığım bu sokakların beni hunharca güldüren bir yanı var
ellerime üşüyen kurtlar alıyorum bu sıralar en çok bu yakışıyor tenime kaç zamandır aynaların meclisine uzağım saçlarıma ve çimenlere sıkıcı buğular getiriyormuşum gözlerimde dağınık evlerin haritası saklıymış üşüyen kurtlarla ağlaşıp avunuyormuşum saygıdeğer aynaların hakları var
haylidir hiç söz etmedim çünkü insanların duvarları karalı açık ve kesin konuşmalardan kaçındım haylidir dokunduğum tellerin kanı var
sesimin tonu kıvama gelmek üzere vakti gelince meydanlara çıkacak o zaman bu tona vurulacağım kaslarımı ve tenimi yorumlamaktan sedalı-sedasız sesleri ayarlamaktan bir anda kurtulacağım yeni tonlar kurabilmek için kullanılmamış harflerden ve notalardan
geceye ihanete varan hiçbir sözüm olmadı ne de olsa gece beni barındırıyor bu kadar isin ve buğunun içinde sayının ve katranın ortasında geceye anne diyebiliyormuşum
adına çıdam diyorlar sahte susuşlar ve repliklerden sakin duruşlar kurduğum bu uçuşun…
her şey akıp gider oh onlar birer ayçiçeğidir yüzleri güneşe ve aya dönen hep güneşe ve ben ruhçulara göre şaşkın zevcelere göre alkoliktim
evet gerçekten hayatımda çok içtim ne kadar içtim, ne kadar duraklardan geçtim öfkenin ve sevincin özrüne sığınıp ama. bir akşam oldu muydu iyi bir akşam yani saksı çiçeklerinin üzerine tozlar konan ve çalışmışsam o gün, dürüst ve islâm kalmışsam bu iyi bir başlangıçtır derim aşk yapmaya. sular ısıtılmalı güğümlerde ve karım güneşin batışını fark etmeli ve deniz bir kavga gibi girebilmeli aramıza fark etmeli ki iyi bir güneş iyi bir yataktır benim kollarıma ve fayton seslerini duymalıdır loşluğa giden benim kollarıma. bilmem yetkim var mıdır söylemeye onun
anadan doğma mutsuz olduğunu. mutluluk evrenseldir kolayca bölüşülür kolayca hazırlanır kendiliğinden (kimine bir kadın kimine bir başkaldırma) –
oysa şimşekler çaktı mıydı bolkar’ ın üzerinden sular tarlaları bozdu muydu ve bir kadın azıcık davet taşıdı mıydı neden söylememeli, anadolu’ da gecelerin zifaf olmaması imkânsızdı ve kocaman bıyıklarıyla ayışığını zorlayan çoğalma duyguları
bu arada tiyatrolar oynanır hak edilmiş gece ayasını karıştırır insanın ve birden karşı karşıya gelir romeo ile kerem ve ben bir düzeni eğitimli bir adam olarak kabullenen susarım aşklarına her ikisinin -araya koca gözlü bir küçük kız girmese- sevmek başka bir yetenektir hemen anlarım. hemen anlarım, hiç yanılmam ve çarşılarda, cami avlularında ahşap çatılar altında nice kültürler gelişmiştir bilirim. ama bir akşam hak edilmemiş bir akşam dürüst ve islâm kalmamışsam yeter kendimi yargılamama bir şey yapmam biraz daha beklerim –
– her şey akıp gider, bir katı hüzün kalır her zaman geceleyin kalır o, bazen gündüzün kalır beyaz gömleklerin ve kayıt defterlerinin banka sıralarının ve sıra beklemelerin ve bir düzenle yüzyüze gelmenin anısı bugün başka şey ve başka bir şeydir yarın ah! işte öyle bakmayın bir geçmişi anmaya var mısınız biraz benimle, biraz benimle, biraz uzak ama yarın geçer gidersiniz uzaklardasınız. ben de bu dünyaya geldim geleli benden böylece işte ne umarsınız. ah! her şey akıp gider, bir tarlalar ve sevda kalır ne sevdadır ne bıçaktır, utançlardır saklanır çocuklar bir gecedirler girerler yatağımıza. birisi sağımıza, birisi uykumuza ve biri mirasımıza ve gizli bir başeğmedir sizde aşk kilimlerle ve orkidelerle oyalanan bizde bunun kim farkına varır. –
– koca bıyıklarıyla indi malatya’ dan çarşılar ve ortahalli evler semaverler ve hamurtahtaları uyanmadan. malatya’ nın kâhta kasabasından ve kâhta’ nın uzun, silik, uzunsilik, uzun bir davalı mezrasından. güldü ve bülbüldü yolları ve dağları yassılaştıran, bense bir şehirden bir oğlan sonunun nereye varacağı belli olmayan, adı ya büyük bir aşka karışan ya da hiç hatırlanmayan. soyumuz geçerlidir biliyorum geçerlidir, sık sık unutulan soyumuz geçerlidir bir kıyıya bir sandal gibi bağlanan. gelirdi. malatya’ nın kâhta kasabasından kocaman bıyıklarıyla, adı bir kanuna hemen uygulanan kâhta’ nın ve o sonsuz bülbülü avucunda taşıyan ve o sonsuz gülü avucunda taşıyan yani koca bıyıklarıyla güllü ve bülbüllü bir adam gelmiş geçmiş bütün öbür şeylerin her şeysini bir parça kendinde taşıyan kentinde taşıyan (dumanlı ve derin ve karşılıksız şiirine ve geçmişine küskün) kucağında büyük gözlü bir kız çocuğu taşıyan.
banka bağışı sıralarda oturdular oturdular ürkek ve şaşkın girdiler röntgen odasına fakülte hastanesinde ikiyüzbir sıra numarasında o kız çocuğuyla kucağında kocaman gözleri, babasının kocaman bıyıklarını yadırgatmayan, öyle dağlı aşklara alışkın öyle müslüman kocaman bir kız çocuğu şöyle ki vilâdî kalça çıkığından daha kahraman. insan tükenir sanırım bir çiçeğe durmadan baksa bile bir güzel aşk okusa bile. biz nerden tükeniriz adımız saydam hele akşam oldu muydu çok daha saydam, kapanır gideriz sözlükteki bir aşk anlamına ve tabancamız yok.
bilmeyiz silâhı yerinde kullanmayı kimbilir silâhı yerinde kullanmayı dağlı aşklardan ve kan davalarından başka? ve kadınını bir alet gibi güzel kullanan kucağında iki yaşında bir çocuk kocaman bıyıklı adam. –
ben de bu dünyaya geldim geleli “giderdi bir atlı giderdi dünyayı umursamayan ve terkisinde gebe kalınan büyük bir atlı durup bütün kinsizliğiyle.
kucağında büyük gözlü bir kız çocuğuyla koşuşan elleri paraya alışkın olmayan kocaman bıyıklı bir adam. ne kadar hoyratsınız ve uzaktasınız. bu çok az bir şeydir biliyorum belki balkona asılan çamaşırlar ve bir otobüs parası biliyorum senin sonun çamaşırlar asılı bir balkona varırdı bir sokağın en güzel adına varırdı biraz islâm, biraz yaban ve cünüp ve batı ve para en güzel kurtuluştu.” ben de bu dünyaya geldim geleli ucu mor püsküllü marpucum mu var ya bir savaş çıkar bozar dengemi ya bir ahu gözlü kıyar canıma ah! şimdi bakmayın kocaman bıyıklarıma kucağımda kuş gözlü bir küçük kız kentlerde o anasız ben kadınsız tumturak bir nasır boğazımda her şey akıp gider bir katı hüzün kalır her zaman geceleyin kalır o, bazan gündüzün kalır ben de bu dünyaya geldim geleli ölmezsem, öldürmezsem kim benim farkıma varır? –