Daha doğrusu ben sana dönüp bakmıyorum. Sesinden, senin de bana bakmadığını anlıyorum. “Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz…” Duruyorsun, ekliyorsun: “Kimin hangi anısına nereden girip katılacağımızı da…”
Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile..
Seni ben geçerken,
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ”O” geçiyordur.
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler
Yeter, sorma artık. Boşver edebiyatı. Ayrıca, bir yazarı tanıtırken 10 bin soru gerekmez, 10 soru yeterlidir bence. Sorular bileşik kaplara benzer. Birisi dolarken öteki de dolar. Nitekim deminden beri sorduğunuz bütün sorular, sormadığınız soruları da yanıtlamakta.
Gözlerimizi yıkamıyorsa Geçmişin gözyaşları, Ve anlamıyorsa Bizim hüznümüzü hayallerimiz, Bırakın gitsin, Ateşi alnında sönen çocuklar.
Biz bu yollara, Kaç geceden ıslanarak geldik. Açlığımıza biber gazı damlattı, Ruhumuzu hırpalayan kaç çaresizlik, Her gece kaç hüsran ıssızca gönlümüzü yoklar.
Hayat bir ah çekiştir, Umut serapa bir ufuk, Geçmişi yüklersek, Geleceğin yorgun sırtına, Hüznümüze kapılarını açarsa mutluluk, Bakarsın bir ateş rüyasıyla ıslanır sokaklar.
Ekmek gibi azizdir bu aşk, Su gibi berrak, Bizi yüreğinde uyutsun, Gel de tut ellerimizi, Bizi ancak Senin sevgilerin Sende saklar.
Biliriz ki korkular tetikler, İnsanın umutlarını, Geçmişi yoksa bir sevdanın, Olmaz elbette yarını. Gel bizi öksüz aşkların kanıyla yıka, Ey Sevgili Yar!
Hava puslu kar sesi var Ne yana dönsem yoksulluk Ateşe özlemi çoğalıyor çocukların Bakıp bakıp anne yüzlerine Üflesem harlansa ocak Yaslanmadan yalana Çocukları göğsümüzde ısıtsak Yollar kapanmış Dönmemiş eve baba Suya ve ekmeğe uzanıp Bir yoksulun kapısını çalsak Kaybolmadan evlerimizde Bilsek başka evler de var Bacalarında acılar tüten Televizyon seyredip Ölüleri sevmek derken Unuttuk kar altında yolları Hele bir açalım perdelerimizi Ne kalmış insanlığımızdan Her kıyıda martı ölüsü Denizlere tuzlu acılar bırakan Gel bölüşelim ekmeğimizi Ekle sesini bedenime Ki büyümesin çığlıklar Bütün yalnızları topla içinde Bağlara bahçeler inip Fikredelim bir ceylanın Ağaç kovuğundaki uykusunu Koru ve kolla koru ve kolla Düz yollara in İçinin eşkıyalarına Çok derin mezarlar kaz Böyle güzelleşsin yüzümüz Utanç bizden uzakta Bağışlasın bizi çocuklar
Gözlerin dokunuyor kalbime ey cefakâr Öyle uzun bir hicran sundun ki hayatıma Zehrini yudumluyor ruhum melankolini Lambalar sırılsıklam gönlümde sönmesin yar Ellerin ab-ı hayat, gülüşün yar, sesin yar Rüzgâr mıdır, yağmur mu dumanlı bakışların İrkiliyor durmadan bedenim, hülya mıdır? Neş’eme ızdırabın çektiği perdesin yar Umudumun maviye büründüğü yerde mi? Mahulyam, ey şebnem edalım, nerdesin yar
Unutma ceylanların çölleri sevdiğini Toprak neva sırrını ezberliyor göklerin Renkler uğursuzluğu fısıldayıp duruyor Ülfetim nevbaharı bekliyor, bilesin yar Zarif bir düğüm gibi duruşun yar, sesin yar Gülleri incinmesin masum dudaklarının Aldırma, leylakların solduğuna içimde Ruşenimsin ey canım, beyaz bir lalesin yar Işığısın şehrayin kalıntısı ömrümün Sensizim, avareyim; durmayıp gelesin yar
Esrarengiz şarkılar dinliyorum geceden Neden ıslak bilmem ki, çehresi yıldızların Mest ediyor ruhumu endamın, ey cefakâr Eridim; ırmağına döküldüm; şulesin yar Neden resimler gibi hercaidir sesin, yar Ey deniz yürüyüşlüm, ey hüznümün kaynağı Küskün ırmaklar bile benden daha mutludur Şafakta billur olup, gönlüme giresin yar Eski umutlarımın son bulduğu yerde mi? Sihirli akşamların ülkesinde misin yar
Yasaklara nigehban olma, ey mah-ı zemin Orkideler seninle büyüsün bahçemizde Rahmeti özümleyen bir bende-i numune Olalım yeryüzünde, ey can, hep tazesin yar Gurbetin lisanıdır gülüşün yar, sesin yar Üflerken erdemini maveradan hicabın Zümrüdüanka neden alev alev yanıyor Ey enis-i mücella, sen ki, yelpazesin yar Limanısın ruşenimin bela okyanusunun Semadan damla damla inen firuzesin yar
Esirinim; ey nur-u nigahı, m, yakma beni Sonsuzluğa seninle varalım, ey cefakâr İliğime işledin; no’lur, bırakma beni Nazlısın; nazarındır ufuklarımı saran Ayrılık acısıdır damarlarımda kıvranan Yorgunum, yaralıyım; no’lur, bırakma beni Şahikasın; şavkınla tutuştu hücrelerim Esirinim; ey nur-i nigahım, yakma beni
Bu kâğıttan denize Bakıyorum bakıyorum da bitmiyor Ne çok çizik atmışız yüreğimize
Dünya ne ki dünya ne ki Beyaz olan her şey biraz mavi İstesen de istemesen de Bakarsın bir el tutmuş elini Bilemez kimse Allah dilediği gibi serper çiçeklerini ve çakar çivilerini dilediği gibi Bir can olup öylece kaldığımız an Bir müzik olup sustuğumuz sesinle söyle bana Bir çocuğun elleri bırakılır mı, hiç bırakılır mı? Sana bakıyorum Çevirme yüzünü ben yabancı değilim Seninle bakıyorum bu büyük boşluğa Sana bakıyorum şarkılara bakıyorum Sis oldu şarkılar elini arıyorum Kalbim dünyanın ilk aşığının kalbi gibi ve ruhum paramparça Sis oldu şarkılar elini arıyorum Bilemez kimse beyaz olan her şey Bazen bir cümleyi bitiremiyorum
En son ölüm gelir Yine de erken deriz
Derinlikler için bir yol vardı Bilmiyorum her şey bitti mi? Bu kâğıttan gemiyi bırakıyorum Bu kâğıttan denize Sevgilim sevgilim Böyle yalnız mı gidecektin, Cennetteki evimize?
Sonra çok ateşler gördüm hiçbiri ısıtmadı Yakıp da bıraktığın şu zalim bedenimi
En zoru ellerini unutmaktı ve ıslaktı çimenler sonsuz ıslak En zoru ellerini unutmaktı
Bir çiçek açmamış gibi aramızda Gidiyordun ve deprem Bütün denizler gidiyordu savaşlarım gidiyordu ve yalnızdı ellerim sonsuz yalnız Bir çiçek açmamış gibi aramızda
Hiçbir felaketten öğüt almayan aşk zamanlarımda Baktım ruhumun sahibine baktım yanıyordum Sonuna geldiğim bir yolculuk gibiydi her şey Film kopmuştu ve hayatımdan çıkıp gidiyordum Hiçbir felaketten öğüt almayan aşk zamanlarım
Ders alınmıştı aşk konusunda, On bin kitabın yardımıyla, Çok az değişebilen jestlerin Deneyimiyle öğrenilmişti.
Açılmıştı aşkın sırları Ama ilk kez burada Lavlar aktığında aşağı Ve soluğu yaladığında bizi Dağın eteklerinde, Sonunda tükenen krater Bu kapalı bedenlerin Anahtarını verdiğinde.
Girdik ilence uğramış odalara Ve karanlığı Parmak uçlarımızla aydınlattık.
Bir adın kalmalı geriye Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde Aynaların ardında sır Yalnızlığın peşinde kuvvet Evet nihayet Bir adın kalmalı geriye… Bir de o kahreden gurbet
Sen say ki Ben hiç ağlamadım Hiç ateşe tutmadım yüreğimi Geceleri, koynuma almadım ihaneti Ve say ki Bütün şiirler gözlerini Bütün şarkılar saçlarını söylemedi Hele nihavent Hele buselik hiç geçmedi fikrimden Ve hiç gitmedi Bir topak kan gibi adın İçimin nehirlerinden
Evet yangın Evet, salaş yalvarmanın korkusunda talan Evet, kaybetmenin o zehirli buğusu Evet nisyan Evet, kahrolmuş sayfaların arasında adın Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı Bu sevda biraz nadan Biraz da hıçkırık tadı Pencere önü menekşelerinde her akşam
Dağlar sonra oynadı yerinden Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca Sen say ki Yerin dibine geçti Geçmeyesi sevdam Ve ben seni sevdiğim zaman Bu şehre yağmurlar yağdı Yani ben seni sevdiğim zaman Ayrılık kurşun kadar ağır Gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
Yine de bir adın kalmalı geriye Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde Aynaların ardında sır Yalnızlığın peşinde kuvvet Evet nihayet Bir adın kalmalı geriye Bir de o kahreden gurbet Beni affet Kaybetmek için erken, Sevmek için çok geç!
I Gidersin; yağmurlarda kırık kalır mızrabım. Gidersin; ardından dilsiz bir ihanet gider. Gidersin, her şey gider. Gidersin, kalbimde bir tabur ayaklanır, İlgilenmez ordular, hükümetler…
Gidersin; işte rezil bir an’dır bu. Yazdıkça silinen sözcükler gibidir hayat. Gidersin; bir hazin dramdır bu!
/Kanmadım aynalara sana kandığım kadar, İçimde bir boşluk sana yandığım kadar…/
II Bugün hasretin kırlarında dolaştım; Senin adınla, Aşkın adıyla Savrulup aktım o ırmaklardan.
Irmakları çöllerle, Çölleri denizlerle, Denizleri düşlerle buluşturdum… Sustum kaldım sonra günleri savuşturdum…
/Ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni; Simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm, Dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni?/
III Sen olmayınca sesin de yoktu, gözlerin de; Bu yüzden odama resmini yaptım, Ve söküp kalbimi yanına astım.
Sensiz geçen yılları da ben buruşturdum.
Kalbim hasretinde asılı kaldı, Yetim kalmış anıları ben tokuşturdum…
IV Daha bu solgun günlerde aşk, Yaşanır Sözde!
Kalp, Yitik bedende; Yağmur değil, sanki efkâr yağıyor kente…
/Kanmadım aynalara sana kandığım kadar, İçimde bir boşluk sana yandığım kadar…/