Bekle Beni

Bekle Beni

Bekle beni, döneceğim
Bütün direncinle bekle beni.
Bekle hüzün yağmurları
Gökyüzünü kaplayınca,
Karakış üşütürken bekle,
Sarısıcaklar yakarken bekle.
Kimseler beklemezken bekle beni,
Unut anılarla yüklü bir geçmişi
Ne bir mektup ne bir haber
Gelmesin ne çıkar, bekle beni
Bekle beni döneceğim
Bekle, yalnızca sen bekle beni.

Bekle beni döneceğim, bırak
Beklemekten usanmış dostlarım
Oğlum, anam, yoldaşlarım
Öldüğümü sansınlar benim
Umudu kesip bir ateşin başında
Beni yadedip içsinler ama sen
İçme sakın yürek acısı o şaraptan
İnançla, sabırla bekle beni.

Bekle beni, döneceğim
Tüm ölümlere inat bekle.
Çünkü o büyük bekleyişin
Düşman ateşinden kurtaracak beni.
Bekle kızgın sıcaklar içinde,
Karlar savrulurken bekle beni,
Yalnızca seninle ben, ikimiz
Ölümsüz olduğumuzu bileceğiz;
O sırrı, o hiç kimsenin bilmediği.
Kimseler beklemezken
Beni beklediğini.

Konstantin Simonov
Çeviren: Sacide Üçer

270051_10150220801858575_202036668574_7315668_7377947_n Bekle Beni

bekle beni, döneceğim
bütün gücünle bekle.
bekle, sarı yağmurlar
hüzün getirdiğinde.
bekle karda, tipide
bekle, bunaltırken sıcak
bekle, kimseler beklemezken
geçmişi unutarak.
bekle uzak yerlerden
mektup gelmez olduğunda.
bekle, birlikte bekleyenler
beklemekten usandığında.

döneceğim, bekle beni
ve iyilik dileme
artık unutmak gerektiğini
söyleyenlere.
varsın oğlum ve anam
yok olduğuma inansınlar,
varsın, yorulup beklemekten
otursun ateşin başına dostlar
içsinler o acı şaraptan
rahmet dileyerek yitene
bekle. o şaraptan
içmekte acele etme.

bekle beni, döneceğim
tüm ölümlerin inadına.
varsın, beklemeyenler
yorsunlar bunu şansa.
anlamayacak onlar
nasıl ortasında ateşin
kurtardı beni
senin bekleyişin.
nasıl sağ kaldığımı
ikimiz bileceğiz sadece:
başardın beklemeyi sen
kimsenin bekleyemediğince.

Konstantin M. Simonov
Çeviri: Ataol Behramoğlu

Gidersen Yıkılır Bu Kent

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa Gidersen Yıkılır Bu Kent

Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Birde seni ekliyorum susuşlarıma

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde

AHMET TELLİ

Konuşsam Sessizlik Sussam Ayrılık

149541_1668411111831_1283938532_2912844_1434186_n Konuşsam Sessizlik Sussam Ayrılık

resmin rehindir gurbetimde
gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin

alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana
sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına
konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana…

ve akşam, bir kez daha
saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara
“bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”

çekmiyorsun!

akarsuları imrendiren yüzün de
sabahçı kahveler de biliyor
görüşmeyeli yorgunum
yıkık kentler kanadı sevinçlerimle
görüşmeyeli ya sen nasılsın
adım, adresim durur mu defterinde?
şimdi siirt’te koyun kokulu bir gecedeyim
beynimde iklimsiz papatyalar
ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde

sokakların gün batınca neden boşaldığını
ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum
konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık

sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne
al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara
gurbetini rehnetme özlemimde…

YILMAZ ODABAŞI

Veda Şiiri

456981_3772481112266_1283938532_4685660_1343170329_o Veda Şiiri

Geleceğim bazen uykudayken sen
Beklenmedik uzak bir konuk gibi,
Sokakta bir başına koyma beni.
Kapıyı sürgüleme üstümden.
Usulca girecek,bir yere ilişeceğim,
Bir zaman,karanlıkta,bakacağım yüzüne
Ve yorgunluk göz kapaklarımı indirince
Seni kucaklayacak ve çıkıp gideceğim.

N.Vaptsarov

Sessiz Şehir

Favim.com-27089 Sessiz Şehir

Bir şehir vadinin içinde
Solgun bir gün geçip gitmede
Ne yıldız,ne de ay,çok geçmeden
Gece belirecek gök ülkesinde.

Sisler iner bütün dağlardan
Uyuyan şehrin üstüne
Ne bir ev,ne bir dam,ne de bir çatı
Ne bir ses yükselir dumanlardan
ne köprü belirir,ne kule.

Gene de yolcu korkuya düşünce
Küçücük bir ışık parıldar derinde
Dumanlar içinden,sisler içinden
Bir övgü şarkısı yükselir göğe
Bir çocuk ağzından.

Stefan George

Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum,

15407953-lg Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum,

Acınmıyorum, seslenmiyorum, ağlamıyorum,
Her şey geçer ak elmalıklar üzerinden sis gibi.
Sarmalandım altınıyla solgunluğun,
Geri gelmeyecek bir daha gençliğim.

Şimdi çarpmayacaksın artık öyle,
Yüreğim, üşütmüş yüreğim ayazda,
Artık bu kayın basmalar ülkesi de
Gönlümü çelmiyor sürtmek için yalınayak.

İpsiz ruhum, hep daha şiddetli
Canlandırıyorsun yalımını dudaklarımın.
Ey benim yitip giden diriliğim,
Huysuz gözlerim, taşkın duygu ırmağım.

Sakınır oldum şimdi dileklerimi bile,
Yaşantım benim, düşte mi gördüm seni yoksa?
Sanki ilkyazın tınlayan erkeninde
Aktım geçtim pembe bir tayla dörtnala.

Hepimiz hepimiz bu yaşamda ölümlüyüz.
Sessiz dökülüyor yaprakların bakırı akçaağaçlardan.
Kutlu ol sen, kutlu ol sonsuz,
Yükselmeye ve sönüp gitmeye geldin bu dünyaya.

Sergey Yesenin

Genç Kızın Yakınışı

amazing-beach-beautiful-blue-girl-Favim.com-346881 Genç Kızın Yakınışı

Ağaçlar hışıldıyor,bulutlar uçuşuyor
Bir kız oturmuş yeşilliklerinde kıyının
Dalgalar çarpıyor devler gibi,
Oysa içini çekiyor karanlık gecede,
Ağlamaktan buğulanmış gözleri.

‘Kalbim öldü,bomboş bu dünya.
Hiçbir şey vermiyor artık arzulara.
Yanına al çocuğunu ne olur kutsal varlık,
Tattım yeterince yeryüzü mutluluğunu ben,
Yaşadım,sevdim!’

Boş yere akıp gidiyor gözyaşları,
Diriltmez ölenleri bu acı yakınışlar;
Ama söyle,ne teselli eder,ne iyileştirir gönlü
Tatlı bir sevginin kaybolmuş sevinci ardından.
Ben,göksel varlık,yoksun koymayacağım seni ondan.

Bırak boş yere aksın bu gözyaşları;
Diriltmesin ölenleri bu acı yakınışlar!
En tatlı mutluluk yas çeken gönül için,
Sevginin acısıyla yakınıştır,
Tatlı bir sevginin kaybolmuş sevinci ardından.

Friedrich Schiller

Ağlayış

9546551-md Ağlayış

Nasıl uzaklarda her şey
ve çekip gitmiş!
Bana öyle gelir ki,o
aydınlığını aldığım yıldız
ölü binlerce yıldır.
Bana öyle gelir ki,şu
geçip giden kayıkta
korkunç bir şey dendiğini duydum.
Evde bir saat
vurdu…
Hangi evde?…
Yüreğimden çıkıp gitmek isterim
büyük göğün altında.
Dua etmek isterim.
Bütün yıldızlardan biri
gerçekten var olsa gerek daha.
Bana öyle gelir ki,bileceğim
ancak hangisi
devam etmekte
hangisi beyaz bir şehir gibi
durur ışınların ucunda gökte…

Rainer Maria Rilke

Zamanın Gözü

15956972-lg Zamanın Gözü

Bu gözüdür zamanın.
Yedi renkli kaşın altından
şaşı bakan.
Korla yıkanmış göz kapakları
Göz yaşları ise olmuş buhar.

Süzülüyor kör yıldız ona doğru
eriyor sımsıcak kirpiklerde,
ve ölüler
gonca verip çiçek açıyorlar.

Paul Celan

Yabancıyı Tanımıyorum

542066_10150860288183575_1735953007_n Yabancıyı Tanımıyorum

ne yabancıyı tanıyorum ne de geçmiş güzel günlerini
bir cenaze gördüm ve yürüdüm ardından naaşın,
öne eğerek başımı saygıyla,diğerleri gibi.
bir neden bulamadım sormak için:
kim bu yabancı?
nerede yaşadı ve nasıl öldü(ölüm nedenlerinin çoğu
hayat acısındandır).
sordum kendime:bizi mi görüyor yoksa yokoluşu mu?
ve nihayetten midir üzüntüsü?
benim bildiğim,açılmaz menekşe örtüyle kapanan naaş
veda,teşekkür ve gerçekleri fısıldamak için(gerçek nedir ki?).
belki o bu saatlerde gölgesini sarmalıyor,bizim gibi,
lakin o ağlamayan tek kişidir bu sabah
ve üstümüzde kartal gibi havalanan ölümü görmeyendir
(yaşayanlar ölümün amca çocuklarıdır ve ölüler
uyurlar sessiz,sakin,huzurlu..)
ve bir neden bulamadım sormak için:
kimdir bu yabancı ve adı nedir?(adında şimşek parıltısı da yok)
ardından gidenler yirmi kişi ,benim dışımda(ben ayrıyım)
kilisenin kapısında düşündüm:
belki o bir yazar,bir işçi veya mülteci
bir hırsız veya katil farketmez,
ölüler ölümün önünde eşittirler
konuşmazlar ve düş görmezler belki
benim cenazem olabilirdi yabancının cenazesi,
lakin ilahi bir durum ertelemekte
birçok nedenden dolayı
bir tanesi:şiirdeki büyük hatadır!

Mahmud Derviş