Sus Yoksa Vururlar Bizi

yalındı. duru bir göktü yüzü
ona aşık olduğuma yemin edebilirdim

gençtim o zamanlar. bir bira şişesi kutsuyordu bedenimi çoğunluk.
adamlarla sevişiyordum. benim seçiciliğim yönetiyordu dünyayı ve insanlarım mutluydular.

bir gün devrim oldu. bu kenti yıktılar
ve biz sevişemedik hiçbir zaman
neden diyordu, ellerini neden aldılar senin
suçluydum dedim. çünkü bu insanları ben çok sevdim
gitme diyordu. kaçalım buralardan ve ellerin bir gün geri dönebilir
bu şehirler yeniden var olabilir
şş, sessiz ol şimdi. yoksa bizi vururlar

neden diyordu, ellerini neden aldılar senin
devrim oldu. bu kenti yıktılar
biz sevişemedik. hiçbir zaman
suçluydum dedim. çünkü ben bu insanları çok sevdim
gitme diyordu. kaçalım buralardan ve ellerin bir gün geri dönebilir
bu şehirler yeniden var olabilir
neden diyordu

neden
yalındı
duru bir göktü

yüzü

ona aşık olduğuma yemin edebilirdim

Ilgıt Ezgi Üner

siir-antolojim-1 Sus Yoksa Vururlar Bizi

Buğulu sözlere övgü

55umz Buğulu sözlere övgü

   Ne zaman yurtdışına çıksam, pek sık sayılmaz, yılda bir ya da iki kez, memleketi özler gibi rakıyı özlerim. Rakının kokusu ve buğusu, memleket havası gibi gelir bana. Rakıyı da çok ve sık içtiğimi söyleyemem. Hem rakı içmekle içki içmek aynı şey sayılmaz bana kalırsa. Rakı içmek açık havaya çıkmak gibidir, bir teneffüs duygusu yaşatır insana. Demdir ya rakı, her şey bu demden nasibini alır sanki. Demleniriz, söz de demlenir, anılar, gençliğimiz, dostluklar, aşklar da demlenir rakıyla beraber. Başka içkilerde olmayan bir şey vardır rakıda, en çok geçmiş vardır, içtikçe geçmeyen bir geçmiş demlenir durur içimizde. Ben o demi seviyorum işte. Demde bir cem vardır çünkü, bir olma hali vardır, o yüzden rakı mümkünse meyhanede ve elbette dostlarla birlikte içilmelidir. Yıllar önce gördüğüm bir karikatürü hatırlıyorum: Meyhanedeki yalnız adam başında dikilen garsona ‘rakı makı istemez, bana muhabbet getir’ diyordu. Üzücü ve ‘öğretici’ bir karikatürdü. Rakının olmadığı bir meyhaneyi düşünebiliyor musunuz, yanında sözün olmadığı bir rakı da öyle çıplak, terk edilmiş ve ıssız gelir insana. İnsan da ıssızdır o rakının yanında. Rakının buğusu üzümün buğusudur ya rakıyla buğulanan sözü nasıl yabana atarsınız? Rakıyla buğulanan sözler de, aslında hangi viranbağlardan kalmışsa bardağı taşıran üzüm taneleridir. Buğulu sözler, olağanüstü cümleler kurmak üzere seçilen, parlatılan sözler değildir. Tam tersine, belki de en çok o saatlerde bize ‘insan olma vakti’nin geldiğini en çok duyumsatan sözlerdir. Buzlu rakıların içimizi ısıtan gevezeliklere yol açması belki de bu yüzdendir. Sözleri, mezelerle karıştırmamalı. Sözlerin meze gibi harcandığı bir masa hemen soğur ki o saatten sonra rakı da beyhudedir söz de. Hem rakıyı da fazla söze boğmamak gerekir. Söz ve rakı birbirine eşlik etmelidir. Belki de sahici meyhanelerde hariçten gazel okumanın yasak olması bu sebeptendir. Rakının ‘ara soğukları’nı sözle doldurmaya çalışıyoruz ya, aslında bu rakıya da hayata da hürmet göstermediğimiz anlamına gelir. Hem de hayatta sözleri de meze gibi hızla ve kolayca tükettiğimizi gösterir. Oysa hayatın bulutlu sözleri, rakı burcuna geçildiğinde dilimizden mavi sözler olarak dökülecektir. Rakıyı yudum yudum içmekle hayatı yudumlamanın özeni de, aynı sabır, şefkat ve usulluk içinde gelişmez mi? Sözler de böyle buğulanır, yudumlanır ve demlenir. Demsiz söz, vakitsiz rakılar gibi, çoğaldıkça anlamını, güzelliğini yitirir. Rakıda da öyle değil midir, haddini bilmezsen rakı sana haddini bildirir. Rakıyla sözün adabı birdir, tartımlıdır, yeterincedir, halince, vaktincedir. İkisini de küstürmemeli, ne sözü, ne rakıyı. Sözün demi ile rakının demi cem olduğunda ancak sözler buğulanır. Söylenir, işitilir, duyulur, gider, gelir. Yoksa söz olur, ortada kalır. Aslında rakı vakitleri her zaman aşk vakitleridir. Rakı da aşk gibi mavi bir demdir. Elbette sözün de, rakının da, aşkın da bir dem olduğunu can kulağıyla duyanlara…

Rakı ve Kadın

raki-icen-kizlar_137005 Rakı ve Kadın

Herkes rakıyı erkekler içer zanneder. Oysa bence rakıyı en güzel kadınlar içer.
Rakı kadındır, kadın da rakı.
Birbirlerinin halinden, tadından anlarlar.
Hiç konuşmadan anlaşırlar.
Yalnızlık zor ve çekilmez geldiğinden ikisine de, yanlarında mutlaka balık ve peynir ararlar.
Ufak tefek tatlardan ve hatta acılardan da haz aldıklarından, yanında mezesi olmadan duramazlar.
Kadının içindeki beyazdır rakı.
Buğudur, dumandır. Mesafedir.
Hem şeffaftır, hem bulanık. Temkin ister.
Alışmak için zaman ister, alıştın mı da dikkat ve özen ister.
Kadın o yüzden pek güzel içer rakıyı.
Kadınlığının içinde saklanan erkektir rakı. Güçtür. Meydan okumadır.
Elinde rakıyı erkek gibi tuttun mu, gözdağı verdirendir.
Dik durmaya zorlar adamı.
Eşitliktir rakı.
Doğu”nun içindeki Batı, Batı”nın içindeki Doğu”dur. Anadolu”dur.
Anadolu kadar yaşlı, onun kadar çeşitli, renklidir.
Politikadır, yenilen kazıktır, şikayettir, isyandır.
Kalabalık sevdiğinden doğurgandır.
Bir kişi başlarsın bazen içmeye, bakmışsın olmuş masada 10 kişi.
Hiç bilmediğin nağmeleri öğretir rakı.
Bildiklerini unutturur. Mucizedir.
Türk sanat müziğidir. Durup dururken ağlatır, olmadık yerde kahkaha attırır.
Kadın ruhludur rakı. Daldan dala her türlü duyguyu tek kadehte yaşatır.
Kafayı buldun mu, bet sesindeki buğulu nağmedir rakı.
Masadan kalkmadan, yıkılmadan, rezil olmadan darmaduman olmaktır.
Kadın gibidir rakı diyorum ya, çünkü içmeyi bilmeni ister rakı.
Kolay değildir. Dalgaya gelmez, hassastır.
“Şerefe!” dedin mi, o sofrada anlatılan her şeyi sır gibi tutacağına dair “şeref sözü” verdiğin namustur rakı.
Kandırılmak istemez. Yalandan haz etmez.
Gerçekleri ortaya döker rakı.
Hesaplaşmadır. Yüzleşmedir.
Rahatlamadır.
Rakı-balık masasında yoksa kadın, masadaki erkeğin dilindedir, havasında vardır.
Rakı kadınsız olmaz. Haremlik selamlık durmaz.
Bir tek önyargı rakıyı erkek içer zanneder.
Rakıyı erkek gibi kadın da içer.
Bu toprakların parçasıdır rakı. Dil, din, ırk, köken bakmaz, tanımaz, ayrımlarla uğraşmaz.
Uhu”dur rakı; birleştirir.
Sarı Zeybek”tir, Yeşil Efe”dir, eskiden kalma ama Yeni”dir rakı.
Beyaz leblebimizdir.
Geçmişten bugüne, bugünden geleceğimize mirastır. Gelenektir.
Yasak tanımaz. Özgürdür.
Hicazdır, nihavenddir. “Makberdir”, “Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin” diyerek hayata avaz avaz tutturandır.
Deşarjdır, “İkinci bahar”ımızdır bizim.
“Kalamış”tır.
Bizimdir, bizdendir. Eskimiz, yenimiz, tarihimizdir.
Yadigardır.
Sözünü esirgemeyen kadın gibidir.
Benim gibidir…
Rakı.

Mehmet Nuri Sönmezer

Bir Sırrım Yok

gelincikcicekleri1 Bir Sırrım Yok

Bir sırrım yok, Kalbim açık bir kitab’a benziyor.
Zor değil , aç oku.
Tarih, sana bağlandığım günden itibaren başlıyor.
Ne yapmışsın böyle kendinle?
Sesini yeryüzüne bağışlayan kadın.
Yeşeren ağacın gölgesini bana bırakıyorsun,
huzura erişmem için.

Neden yeşil mürekkebi döktün?
Seni çizdiğim o rengi.. Sonra
Ak, Kara bir kadın’a dönüşürsün işte.
Kim rüzgarın yolunu kesti?
Yağmurun sesini, Buğday gövdesinin ağırılığını,
Yasemenlerin bağışlayıcı ruhunu?
Kimin yüreği rüzgara yön veriyordu?
Med-Cezirlere?
Gemilerin şarap, fildişi, nar arayışlarına?

Sen fıncanımda görünmeden ,
Kimse kahve falımı okuyamaz biliyorsun.

Ve hepimiz
Her şeyi inkar edebiliriz
Tanıdık dost kokusu haricinde..
Ve hepimiz
Her şeyi gizleye biliriz
içimizde adım atan o “kadın” haricinde..

Nezar

Matilde’ye Sone

Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat.
Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
ateş de pay alır kendine soğuktan.

Seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.

Sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.

Sevgimin iki canı var seni sevmeye.
Bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken seviyorum seni.

Pablo Neruda
Çeviri: Cevat Çapan

pablo-neruda Matilde'ye Sone

Mürekkep Balığı Kemikleri

1.

Sorma bizden o sözcüğü, her yandan
sarıp biçimlenmemiş ruhumuzu, ateş harflerle
açıklayan onu ve tozlu bir çayırda
yitmiş safran gibi ışıl ışıl yanan.

Ah o insan ki güven içinde gider,
o kendi kendisine ve ellere dost,
gölgesine dost insan inanmadı, sıvası bozuk
duvarda yaz sıcağının iz bıraktığına yer yer.

Bir çözüm isteme bizden sana dünyalar açacak,
dal gibi kuru ve kıvrık bir heceden başka yalnız..
Bugün şudur diyebildiğimiz ancak:
İstemediğimizdir olmadığımız.

2.

Sığınma; bu yeşillik
içindeki gölgeye
sıcaklığa yıldırım gibi
dalan yavru şahince.

Sırasıdır bırakmak yorgun,
uyur görünen sazlığı
ve biçimlerini gözetlemeyi
toz gibi dağılan yaşamın.

Yürüyoruz bir titrek,
sedefimsi tozun içinde
gözlerimizi çelen ve bizi
güçsüz düşüren bir kamaşmada

Ancak, bu yitikler saatinde tembelleşen
oyununda kupkuru dalların, anlıyorsun ya,
fırlatmayalım dipsiz bir uçuruma
başıboş yaşamlarımızı.

Bulutların örümcek ağlarınca
bize taraz taraz görünen
bu kayalar duvarı gibi
eridi ruhlarımız da

ve kuruntunun bir kül ateşi
canlandırdığı yerde
yitip giderler bir kesinliğin
duruluğunda; aydınlık.

3.

Hep aklımda gülüşün, duru bir su benim için o,
rasgele görülmüş bir su taşlığında bir kumsalın,
bir sarmaşığın kendini seyrettiği ufak ayna;
ve her şeyi bir beyaz göğün kucaklaması, yalın.

Anımdır işte bu benim; bilemem ki, ey uzak sen,
ya özgür bir ruh yüzünde tertemiz açan kendini,
ya dolaştıranlardansın bitik dünyanın derdini,
ya da acılarını tılsım gibi gezdirenlerden.

Ama şunu diyebilirim, düşüncen batık bir yüz
ve hevesler, üzüntüler durgun bir denizde yitik,
ve sızar görünüşün yavaşça külrengi belleğime
körpe bir palmiyenin yukarısı gibi düz, dimdik.

4.

Ne kesin çizgiler isterim senden
yaşamım ne hoş yüzler ne de varlıklar.
Hep aynı tad var kaygılı yuvarlağında
artık bal ve absent tadı.

Yürek hor görüp her devinimi
seyrek irkilmelerle sıçradı.
Arasıra kırların sessizliğinde
çınlar öyle bir silâh sesi.

5.

Getir bana ayçiçeğini, dikeyim
tuzla kavrulmuş toprağıma;
göstersin sarı yüzünün kaygısını
ayna gibi maviliklere bütün gün.

Aydınlığa yöneliyor karanlık şeyler,
cisimler tükeniyor akışmasında
renklerin: ezgiden bunlar. Sönüyor
demek serüvenler serüveni.

Getir bana o bizi ileten bitkiyi
sarışın saydamlıklar yükselen yere,
yayıldığı yere yaşamın bir öz gibi;
çılgın ayçiçeğini getir bana ışığın.

6.

Öyle çok gördüm ki yaşama ağrısını:
fıkır fıkır kaynayan boğulmuş ırmaktı,
büzülüp kıvrılmış kuru yapraktı,
yere yıkılmış bir attı yitirerek gücünü.

İyi ki bir şey bilmedim o tanrısal
ilgisizliğin açık tansığından başka:
bir yontuydu öğlen uyuşukluğu
içinde, ve bulut, ve uçan şahin yüksekte.

7.

Ne bilirseniz benden
dış görünüştür ancak,
yüklenen elbisedir
insan serüvenimi…

Belki sessizdi hava
ötesinde örtünün;
aydın göğü rasgele
bir mühür yasaklardı.

Ya da değişmekteydi
ömrüm orada çılgın,
bir ateşten açılıp
görmediğim patlama.

Böyle kaldı bu kabuk,
o benim gerçek özüm;
bilmezlik dediğim o
yavaşlamayan ateş.

Bir gölge görürseniz
bilin o gölgeyim ben…
Ayıramam kendimden,
size sunarım onu.

8.

Bilirim en acımasız dudak bükülmesinin
en aldırışsız yüzden geçtiği zamanları:
görünmeyen bir keder belirir bir an için,
sokakta varmaz onun farkına kalabalık.

Göstermeyin boşuna, sözlerim, açık açık,
gizli ısırığı, yürekte esen rüzgârı.
Susmayı bilenindir en haklı neden, varsa,
bir barış şarkısıdır hıçkıran şarkılarsa.

Eugene Montale

Çev: Said Maden

Eugene+Montale Mürekkep Balığı Kemikleri

Meftun

gece-5 Meftun

Gecenin yıldızlı bahçesi çiçek açıp

Sabah çamların arasından süzülünce
Tökezleyerek ineriz merdivenlerden
Kollarımız yastıkların etrafında ağırlaşmış
Parmaklıkları geçeriz tazelenerek
Üzüm asmasındaki çiçek kokularından.

Uykuyla ağırlaşıp
Her zamanki yataklarımıza yığılırız,
Böcekler ve sert döşemeden kurtulup.
Şimdi pervane uğulduyorken
Zihinlerimizi alışkanlıklara iliştirerek.

Ama gün ortasında, alışkanlıklar arasında
Bellekten süzülür içeriye
O serin başlangıç saatlerinin hatırası
Hanımellerinin keskin kokusuyla
Ve guguk kuşunun şarkısıyla,

Biz kararlıyız
Bu gece yine yukarı sıvışmaya
Yıldızların silik hayallere dönüşmesini
Şafakta çiçek açmasını izlemeye.

Reshma Aquil
Çeviren: Nesrin Eruysal

Bulantı mı Ölüm müdür Bu Yaklaşan?

Favim.com-35068 Bulantı mı Ölüm müdür Bu Yaklaşan?

İndir bayraklarını, kalbim
Yeter çarpıştığımız,
Ömrümü noktala artık.
Ödlek diyemezler bize
Elimizin erdiğince yaşadık.

Ah ruhum,
Gitmek midir niyetin kalmak mı?
Bildir kararını.
Her yanımı yoklayıp durma öyle.
Bir çekip bırakma gövdemi
Söyle kararını.

Sorma bana, hiç hâl kalmadı bende.

Azrail Hazretleri,
Ne küfrettim ne de yaltaklandım zâtınıza
Acıyınız bana, kaç kez yalınayak başıkabak yola çıkmış bu yolcuya
Üstelik ne bir öğretenim oldu, ne param, şan şeref desem uğramadı yanıma.
Gücünüzden suâl olunmaz sizin, ve hiç kimse geçemez sizi tuhaflıkta
Acıyınız daha hendeği atlamadan, size eşkâlini sunan bu kaçığa
Onu havadayken yakalayın
Bırakın, becerebilirse azcık, hazırlasın kendisini, sizin huyunuza suyunuza
Ve n’olur elinden tutuverin biraz zahmet olmazsa.

Henri Michaux
Çeviri: İsmet Özel

Bakışını İçimde Saklıyorum

10805532-md Bakışını İçimde Saklıyorum

Elini tutup çekiyorum
Yaşlanmakta olan elimle
Saklıyorum bakışlarını
Feri sönmüş gözlerimde.

Korkunun kovaladığı bir yaban hayvan gibi
Varıp geldim yamacına
Hep sıkıntı ve ürkü içinde
Bekliyorum seninle aha.

Elini tutup çekiyorum
Yaşlanmakta olan elimle
Saklıyorum bakışlarını
Feri sönmüş gözlerimde.

Neden ve henüz bilmiyorum
Ne güne dek senin kalacağımı
Elini tutuyorum ve işte
İçimde saklıyorum bakışlarını.

Endre Ady
Çeviri: Tahsin Saraç

Yol İkiye Ayrıldı

551142_183836371744217_582089438_n Yol İkiye Ayrıldı

Yol ikiye ayrıldı güze batık ormanda,
Gezemediğim için üzgünüm ikisini de
Bir gezgin gibi tek başına, uzun süre
Durdum, baktım en uzaktaki yola
Bükülüyordu çalılıkların arasında;

Ardından ötekine saptım güzellikten nasipli,
Kim olsa onu seçmez miydi zaten,
Çimenlerle kaplıydı fethedilmekti niyeti;
İşin doğrusu yolların her ikisi de
Gerçekte eşit ölçüde aşınmıştı,

Ve ikisinde de seher eşit uzanırdı
Yapraklara, ayak altında kararmamıştı renkleri
Âh, ilkini bir başka güne bıraktım!
Anlamadan bir yolun başka bir yola kavuştuğunu,
Kararsızdım gidersem dönemem asla geri.

Anlatacağım derin bir âh ile bu durumu
Yıllar yılı her yerde her zaman:
Yol ikiye ayrılmıştı ormanda ve ben–
Daha az katedilmiş olanı seçtim,
Ve bütün ayrımı yaratan da buydu.

Robert Frost
Çeviren: Tuğrul Asi Balkar