Uyumsuz serseridir benim adım
Tarihe öyle geçeceğim
Kırlara kaçarım sıkılınca mesela
Ama kırı değil, uçurumu seyrederim
Sigara tutarlar, canım istemez
Alır, içerim ama
Zayıflığımla da geçeceğim çünkü tarihe
Sıkılgan, mahcup bir suratla
Ermişleri şaşırtmayı severim fakat
İsa’nın anası Meryem öğretti bunu bana
Onun gibi bir sevgilim olsun isterdim doğrusu
Ama nerde, ölüm abanıyor omzuma
Her zaman kısa şiiri savunmuşumdur
Erken ölümü savunmuşumdur her zaman
Uzadıkça çünkü şiirde hayat da
Usanıyor insan
İsmail Uyaroğlu
Şub 23
Uyumsuz
Şub 23
Rüya
Şub 23
Ölüme Saygı
Ölüm bir melek elinde gelir
Ve öper usulca çocuk yüzleri.
Belki bir gün kurtuluruz
Karıncaların yolunu şaşırtan ince rüzgarlarla
Kaplumbağaların hasret kaldığı derin tepelerde
Çocuk gibi bakalım mavi sulara
Şehirlere bakalım insanlığımızı eskittiğimiz
Sislerden dumanlardan yollara atılan
mısır koçanlarından
Belki tutarız birgün belki kurtarır bizi
Simsiyah saralım bezlerle dağları rüzgarları
Gül bahçeleri ağlasın
Dallarda salınan çocuk salıncakları ağlasın
Kırmızı balonlar bizsiz kaybolsun gökyüzünde.
Haydi sığının şehirlere
Kabuğunuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze
Kalsın titrek ve mavi elleriniz
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Usulca girer koynunuza.
Erdem Beyazit

Şub 23
Kendime Gecikmiş Öğütler
kağşamış duyguların üzerine kurulmuş
gösterişli türbeler olmasın yazdıkların!
ne, insanların ölümden
ödünç aldıkları erdemle
sadaka çanağına bir şeyler bırakıp geçtikleri
tapınak avluları gibi soğuk,
ne kışlalar gibi intizamlı olsunlar,
ne de, herkesin birbirinden yüzünü
ve ruhunu gizleyerek girip çıktığı
‘o bildik sokaklar’ gibi
tende kalabalık, ruhta ıssız mı ıssız…
ne çarık, ne postal, ne artistik paten
giyinsin mısraların!
çıplak ayakla yürümesini bilsinler
buz, köz ya da diken üzerinde;
gösteri için değil ama,
dikenden, buzdan, közden can almak için, can.
kanatlarının ağırlığından
rahat yürüyemiyorlarsa, şiirlerin, karada
gönüllerimizin yükünü çekerek yukarılara,
bölük bölük turna sürüleri gibi geçip gitsinler
taze biçilmiş çayırların üstünden!
yanaklarımızı serinletsin gölgesi, o bin pare kanadın!
sinelerimizi serinletsin rüzgârı,
harabelerimizde uğuldasın,
gönlümüzün tellerini tınlatsın,
rüyalarımızı döllesin!
ve hafiften hışırdatsın sayfalarını
gün gün çevirip geçtiğimiz yaşamak kitabının!
yunus sürüleri gibi geçsin, mısraların, bazen de!
yahut daha küçük, daha süslü balık sürüleri gibi
gündelik öykülerimizin içinden,
derinlik ve ışıma bırakarak peşlerinde.
cahit koytak
Şub 23
Nilgün ölmüş
Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım otuzuna değmemişti daha. Ece ile gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan söyle söz ettim: bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor.
Şub 23
Bir Şiir Defteri İçin
1
Hayır! İlgi beklemiyorum ben
Hüzünlü sayıklamalarına ruhumun,
Alışkınım el çekmeye isteklerimden
En uzak günlerinden beri çocukluğumun,
Yazdıklarımdan da bir şey beklemem
Fakat isterim ki yıllar sonra,
Kısa, fakat isyancı bir ömürden
Bir iz kalmış olsun onlarda.
2
Kim bilir belki günün birinde,
Tüm sayfaları hızla geçerken,
Takılıp kalacaksınız bu dizelere,
Mırıldanarak: haklıymış, gerçekten;
Belki o sevinçsiz şiir uzun süre
Durduracak üstünde bakışlarınızı,
Bir mezar taşının yol üstünde
Durdurması gibi bir yabancıyı! …
(1830)
Lermontov
Şub 23
Tüm gerçeği anlatabilmek ise beceri işidir..
bir şey gizledikleri ya da bir şeyin açığa
Şub 23
İnsanlar
üst tarafı bize tamamen yabancı gibi karanlık kalır.
Şub 23
Mum Gibi
Canlılar dünyasıyla aramdaki bağlar koptu kopalı, önümde biriken şeyler geçmişin anıları herhalde. Geçmiş, gelecek, saat, gün, ay ve yıl hepsi aynı şey. Değişik dönemler, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık, benim için boş sözlerden başka bir şey değil bunlar. Bunlar sıradan insanlar için, ayaktakımı için, evet işte aradığım kelime, ayaktakımı için, ki onların hayatları senenin mevsimleri gibi belirli mevsimlere, dönemlere bölünmüştür ve onlar, hayatın ılımlı kesimlerinde güvence altındadırlar. Hayat bana tek ve değişmez bir mevsim oldu hep. Bu hayat bir soğuk bölgede ve sonsuz bir karanlıkta geçti adeta, öyle ki bağrımda hep aynı alev vardı ve o beni bir mum gibi eritti.
Sâdık Hidâyet/ Kör Baykuş
Şub 23








