Kategori: Şiir

Vurulduk yapayalnız, Ceylan gibi…

“Hahoo!… Vey lımın… Oyy Hazalemın…Oyy ez bımırım… Hazal… Oyy bikesamın… “Ah! Kürdistan, bomba yağar, kan yağarGenç, Lice yas tutar, ah! Ceylan içinBurada bir kedi bin aslan boğarBu nasıl bir yağma, bu zulüm niçinYerden göğe paramparça can yağar Hahoo!… Vey lımın… Oyy Hazalemın…Oyy ez bımırım… Hazal… Oyy bikesamın… Dönmez suya giden o ceylan kızlarParamparça şimdi aşkın …

Devamını oku

Ren Gecesi

Bardağımda şarap, bir alev gibi titriyor.Bakın kayıkçı ağırdan bir şarkı tutturmuş.Ayışığında yedi kız görmüş, öyle diyor;Yeşil saçları ta topuklarını bulurmuş. Kalkın, türküler söyleyin, oynayın yan yana;Kayıkçının şarkısını duymayayım gayrı;Bütün sarışın kızları getirin yanıma:Saçları örülmüş durgun bakışlı kızları. Ren sarhoştur, sularına asmalar vuran Ren;Üzerinde gecelerin altını serili.Yazı büyüleyen yeşil saçlı perilerdenBahseder ölü bir ses, son nefesinde …

Devamını oku

Sante Hapihanesi’nde

ISoyunmam gerekti çırılçıplakHücreme girmeden önceVe hangi ses ötüyor GuillaumeSana ne oldu diyeMezardan çıkacağı yerdeİçine giriyor LazarElveda elveda şarkılı türkülü oyunEy benim yıllarım ey genç kızlarIIHayır hissetmiyorum kendimi artık Bu yerdeHem ben on beş numarayım On birincideCamlardan camların içinden Güneş süzülüyorIşınları benim kafiyelerimde Maskaralık ediyorVe dans ediyorlar kağıt üzerinde Dinliyorum işteİçlerinden birini tavana vuran Ayağı ileIIIHer …

Devamını oku

Eski Dert

Kırmızı çiçekler açtıO minicik ellerinleEriştiğin nar ağacı. Gene yeşillendi her yerTenha ağaçlıkta şimdi.Herşeyi canlandırdı Haziran’ınAydınlık ve sıcak hediyeleri. Sen benim ağacımsınKurumuş ağacımın çiçeğiSon ve tek ümidi boşuna hayatımın. Soğuk topraklardasın şimdiKara topraklarda, kara toprak.Sana ne güneşin gezgin sevinci erişirNe de aşkın elinden gelirSeni uyandırmak. Giosua CarducciÇeviren: L. Sami Akalın

Hüzün ve Serseri

Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra,Büyülü, mavi, derin ve ışıl ışıl yananBambaşka denizlere, bambaşka semalara,Şu kahrolası şehrin simsiyah havasından?Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra?Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!Ne var gözyaşlarından çamurlar yuğuracak?Arasıra der mi ki Agathe’ın ruhu, üzgün,”Nedametten, azaptan ve ıstıraptan uzakHey trenler, vapurlar, beni burdan götürün.”Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet,Ey, sadece …

Devamını oku

İkilem

Güzel kadınlara kederli şarkılar söyletmeyinBirbirini çoğaltıyor üç acı Kadın, güzellik ve şarkı… Kederli şarkıları güzel kadınlara söyletin Birbirini bütünlüyor üç acı Kadın, güzellik ve şarkı… Ey insan ömrünü dolduran biçimleyen duygu Hüzün müdür her vakit mutluluğun bir yüzü?… Şükrü Erbaş

Âşık Kadınlar

Coşkunuzdan bir gökkuşağı yapılırdı güzel yavuklular Biri beni bırakır bir başkası gelir aynı güzellikte o da bırakır gider Senin bana bıraktığını başkalarına veririm ben Voltava pırıldar Ey sen kıskanç kadın geçer ve şarkı mırıldanırsın ve çekip gidersin sonra Üç renkli fiyonga karşılaştırılabilir aşkla saçlar ağız gözler Ölür ayak sesleri avlunun yankılanımında mavi bir gökyüzünü andıran …

Devamını oku

Senin Korkularını Benim İnceliğimi

Ayrılık ne biliyor musun?Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte. İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık! İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak …

Devamını oku

Değişip Yok Olan Bir Kenti Anımsayarak

bu kent büyük bir ihaneti gizliyor sabahlara dek inlemesinden belliseni nasıl uzak kentlere götürsemnasıl uyutsam nasıl dinlendirsembu kent gizliyor büyük bir ihanetibu kent küçücük adamları büyütüyor utanmadanışıl ışıl yanan lâmbalarıpişman gözleridir pişman gözleridir pişmanbir ölüyü suçlamak kadar anlamsızüstüme üstüme geliyor hiçbir şeyanlatmadan anlatmadan anlatmadanben nasıl yanılmışım bilmiyorum bilmiyorne çok anlatamadığımı gizlemekleumarsız iniyor umarsız akşam iniyorbir …

Devamını oku

Aynı Yürek Lekesi

Babam gelirdi ve akşam olurdu. Bahçedeki akasya ağacı günboyu biriktirdiği kuşları birer hayal topu olarak uzatırdı yatağımıza. Siyah-beyaz bir fotoğraf gibi gelirdi babam.  Kamyonlar hep geceleri, hep uzaklara giderdi.  Ben o zamanlar bütün babaları susar sanırdım.  Yalnızca gaz lambasıyla konuşan bir diş gıcırtısıydı babam.  Kapılar titreyerek açılır, titreyerek kapanırdı.  Tanrıyı ve uzun konuşanları sevmezdi hiç. …

Devamını oku