En çok yorum alan yazıları
- Bize Kalan Nedir Söyle — 3 yorum
- DEPREMDE GÖRDÜKLERİM — 3 yorum
- Ayrıldığımızda İkimiz — 2 yorum
- Son Hatıra — 2 yorum
- Çamur Etkinliği — 1 yorum
Şub 23
sana da yas yaraştığı söylenir, öyle değil!…birden bir dal kırılır, hani düşer ya suya,sen o akarsusun…akma!…kendine eğil,orda gördüğün dalı, ey solgun lavinia,sanki tanır gibisin…belki eski yerindengöçmüş bir yaz sözünde unutulan zakkumuusulca büyüttündü, akarak ta derinden; anımsa, öpüşlerdeki taşı, çakılı, kumu… nerde bir yaz olduysa o dalı taşır şimdi;ah! al götür, al götür…bırakma bir kuytuda;sen onu …
Şub 23
ölüm henüz hepimizden küçüktübenim güzel arkadaşım kırıldı fakat arkadaşlık için çekilen o kısa filmhenüz başlamıştı, geçmiş karardıve anısı kendinden önce yaşayançıktı çıkarıldığı kötülüğün katındangüzelliğini herkesin içine attı herkes dışarıkimseye yer yokiçinizde yer yoksao güzelliğe içinizde biri var mımodası geçmiş acılarla çünkübir ilgisi var güzel olmanınkraliçe olamayacak kadargüzel kadınları hatırlamanın gövde eğilsin artık, kim karışabilirgövde gösterisine …
Şub 23
tükenirdi monologkaçarken içine düştüğüm kara toplumbig bang sonrası büyük yalnızlık bilinmeyenisaçlarında titreyen iblisler karartırken güneşiüstüste gömülürkensaydam yaşamlarbir yankı duyulurdu hiç’liktenbütün yalnızlıklarınızın ilencikorusun çoğulluklarınızıcinnet koyun erdemin adınımaskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltınhepiniz mezarısınız kendinizin… Nilgün Marmara
Şub 23
“(…) Bahar geldi, gördün mü? Ben gördüm. Bir Çingene kızının göğsünde idi. Bir insan kokusu duydum Mürüvet’te. İsmi Mürüvet’ti. Çayırlara uzanmıştı. Dişlerinin koyu, sarıya çalar bir beyaz rengi vardı. Bir mahalle kızının arkadaşına ağzından çıkarıp al sen çiğne dediği sakızının renginde… Ağzı ot kokuyordu. Gözleri siyah bir çiçekti, insanlarda açan. Ne çiçek açmış erik ağacına, ne yeşil kafasını …
Şub 23
Şöhreti fethe koşan bir aydınlar ordusu. Kimi yarı yolda kalacak, kimi yol değiştirecektir bu akıncıların. Belki hiçbiri varamayacaktır hedefe. Genç düşünce, dergilerde kanat çırpar. Yasak bölge tanımayan bir tecessüs; tanımayan, daha doğrusu tanımak istemeyen. En çatık kaşlılarda bile insanı gülümseten bir “itimât-ı nefs”, dünyanın kendisiyle başladığını vehmeden bir saffet var. Tomurcukların vaitkâr gururu. Bir şehrin …
Şub 23
Ben ölsem be anacığımNem var ki sana kalacakCeketimi kasap alacak,Pardösömü bakkalBorcuma mahsuben…Ya aşklarımYa şiirlerim ne olacakYa sen ele güne karşıNasıl bakacaksın insan yüzüneHulasa anacığımNe ambarda darımNe evde karım var.Çıplak doğurdun beniÇıplak gideceğim Rüştü Onur
Şub 23
bu şiir sandığın şey yangıdıriçsavaş, anı kurtarma operasyonune varsa ölü ele geçirilecektir hayattanveba uykunun pençesinde lime limeölümden önceki o boşaltılmış bölgede–tıknefes bekleme odasıdır artık gövde–yani eşikte eşyayla göz gözekısa süreli özlemler giderilecektir şimdi sen boş ver şu hayatta kalma oyunlarınıkök salma hevesinden de hızla geçilecektirherkes herkese kimse oluncadünya denen bu katılık daha da küçülecekgün bir …
Şub 23
Tam adıyla söyleyeyim: Anton Pavloviç Çehov‘la lise son sınıfta tanıştım. İstanbul Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencisiyken tam bir Çehov tutkunuydum. Türkiye’de ilk Çehov öykülerini, dergilerde, Servet Lünel, Erol Güney ve Oğuz Peltek’in yaptıkları çevirilerle tanımıştım. Dergilerde, özellikle de Varlık dergisinde sık sık bu kişilerin çevirdiği Çehov öyküleri yayımlanıyordu. Sonra kitap olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın (o …
Şub 23
Bir hafta önceki yazımda takip ettiğim dergilerden birinin, “ Adam Öykü” olduğundan söz etmiştim. Adam Öykü şimdilerde çıkmıyor. Ama çıkmaması, onun değerini ve önemini hiç bir zaman azaltmaz. O bir dönem çıkmış, görevini yapmış, 2005’te kapanmış, köşe omuzları dik, raflardaki yerini almıştır. Dergi, yapraklarını aralamaya devam edenlere göz kırpmayı ihmal etmemiştir. Ben her zaman için …
Şub 23
Günlerdir, “Ah ! Derdimi kime anlatayım ki !” diye inliyor ve kendi kendine soruyordu: Acaba, bu binlerce insan içinde derdimi anlatacak bir kişi bulabilecek miyim ?” Oysa ne acı ki, kalabalıklar ona ve yüreğini dolduran ölümcül kedere hiç aldırış etmeksizin akıp gidiyordu… Duyduğu acı, uçsuz bucaksızdı. Herhangi bir sınırı yoktu. Öyle görünüyordu ki, eğer Iona’nın …