Arturo Massolari işçiydi, sabah altıda sona eren gece vardiyasında çalışıyordu. Eve dönmek için güzel havalarda bisikletle, yağışlı aylarda ve kışın da tramvayla uzun bir yol giderdi. Eve altı kırk beşle yedi arasında, yani karısı Elidenin çalar saatinin çalmasından bazen az önce, bazen de az sonra varırdı. İki gürültü: çalar saatin sesiyle, kapıdan giren ayakların sesi …
Şubat 2021 archive
Şub 23
Çağrılmayan Yakup
Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi YakupBunu kendine üç kere söylediOnlar ki kalabalıktılar, kurbağalarO kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdımBen, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekliDaha hiç çağrılmadımBiri olsun “Yakup!” diye seslenmedi hiçYakup!Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayımVe içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyimCeplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayımSonra bir güzel yıkanayım da.Ben size demedim mi. …
Şub 23
Aşk
Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım. Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü. Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk ‘ı soran sizler, Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum. Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki …
Şub 23
Var
Şu senin bulutsu sesin var yaUçtan uca tersyüz ediyor geceyi Yataklar var konuşmak içinÖpüşmek için telefon kulübeleri Güneşler var, yıldızlar, samanyolları,Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda. Tanrılar sofrası amma karanlıkYiyemem tek lokma yiyemem orda. Şu senin tutkulu sesin var ya:Ortak güzellik artı yara izi. Tutar ellerinden kaldırırsınAdı kötüye çıkmış tüm sözcükleri. Yeni törenler gerek bizeYeni törenler -kimi …
Şub 23
Bengal
gözlerime yükledim seni gözlüğüm tutuştuomurgası çatladı zamanın gelecekten düşünceonu götürdüğ’müz hastaneninen acil servisindeo bal rengi bacaklarına dinamitlendi içimküçüğüm, küçük kadınımtransistörlü radyomda geceler boyu aradığımbir gidip bir gelenyitik bir uzun dalga istasyonu gibisinnisanevet o mırmoruk nisan şemsiye sürüleri düşlerpeynir ekmek sesine uyanırken pomfuruk mayısalev halkalı küpelerini sıyırırsın gülümseyerek evden kaçan Bengal kaplanlarınınsıçrayarak içinden geçtiği küpelerin en …
Şub 23
Sıcak Buz
kabarmış hindi çatlatan bakışıyla geçti sokakların kılcal damarlarındanaşk vurdu onu / artık her şey kırılabilirki üstlerine deniz attığı kadınlaronun adalarından kurtulupkorsan şarkılarını unutana kadarağustos öğlelerinde bileıpıslak kaldılar aşk vurdu onu / artık her şey kırılabilirher şey kırılabilir / su bile Akgün Akova
Şub 23
Siz bu aşkı haketmediniz!
Ben haketmedim bu aşkı. Siz bu aşkı haketmediniz. Bırakıp düşmanı savaş meydanında ve hatta bir avuç silah arkadaşınızı dahi bırakıp orada dev bir orduya karşı, dişi bir yüreğe kaçacaksınız ha? Düşman dağların ardında silahlarını yağlarken ve uçan kuşu hedef yaparken zulmüne, esrara, zülüfe, şiire, güle ve bülbüle sığınacaksınız öyle mi? Öyle mi erkek kardeşlerim? Öyle …
Şub 23
Başım Dönüyor İkimizden
Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin Ön dişleriyle belli belirsiz Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz Evet mi hayır mı pek anlamadan. Ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız Bir tayın dişinde ince taflan Az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının Yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından Dönüp iç çekmesine gece kuşlarının. …
Şub 23
Uçurum
Bir ağaç sürüsünün üstündenÇok ağaçlı bir ağaç sürüsünün üstündenKesilmiş limon dilimleri gibi düşüyor güneşVotka bardağımın içineBenim olmayan bir sevinç duyuyorum. Kesiyorum durduğumuz yeri ortasındanEy görünüş! seni bir yerinden hiç anlamıyorumDibimde değil ayaklarımın, damarlarındaDerinliğini orda tutan, ordan harcayanUçsuz bucaksız bir uçurum. Zamanla değil, bir yerdeBenim olmayan bir şeyle yaşlanıyorumGeçiyorum ilk şeklimi tüketerektenAğır ağır yanan bir tuğla …
Şub 23
Ya’u
Elektrikler söndü dün gece,Zorbela toplayıp satrancın taşlarınıMecburen yattık Simsiyah kediler gibi dolaşıyor koğuştaUyuyan dostların nefesleri.Dolaşsınlar azıcık ! Tam ben de eve doğru açılıyordumŞıpırdatmadan hiç kürekleri,Yanmaz mı o tepemdeki yüz mumluk ışık! Bir kürek mahkumunu Boğazda sandal sefasınaHaklılar, bırakmazlar tabii ama…Ya’u ne güzel şeymiş meğer karanlık! Can Yücel