Hangi şiir kalpte gizlenir?

421777_380097125342008_300926933259028_1400706_473453368_n Hangi şiir kalpte gizlenir?
Şiir seviyorsanız… Hakiki şiir ve şairlerle tanışma bahtiyarlığına erişmişseniz…

Bilirsiniz; bazı şiirler hafızada değil, kalpte saklanır!
Sadece edebiyat algımızı değil, hayatla ve kendimizle ilişkimizi de anlatır o dizeler.
Lafı getireceğim yer şu…
Cezmi Ersöz hoş bir şey yapmış; edebiyat, sanat, medya dünyasında tanınmış kimi isimlere en sevdikleri şiiri sormuş.
Ve bu şiirlerden bir kitap oluşturmuş. Adı da şöyle: “Sevdiklerinizin Seçtiği Şiirler: Kalbimde Bir Şiir Gizli.”

***

Ali Kırca’dan Fatma Girik’e; Ayşe Kulin’den Ata Demirer’e uzanan bir listeye dayanıyor kitap. Tam 115 ünlü.
Geniş bir yelpaze mi peki?
Hayır! Görüyoruz ki, büyük bölümü sadece “dönüp dönüp okuduğu bina”yı edebiyat sayan kesimden! Cezmi Ersöz’ün kitabını karıştırırken çok sevdiğim kimi şiirlerle tekrar karşılaşmanın hazzını yaşarken bir yandan da hüzünlendim. Çünküİsmet Özel’in o müthiş dizeleriyle söyleyecek olursam…
Belli ki hâlâ “insanlar, hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır.”
Belli ki, ne Sezai Karakoç’la, ne Cahit Koytak’la bir bağ kurmuşlar. Belki adlarını bile bilmiyorlar.
Düşünüyorum da…
Bir İbrahim Tenekeci şiirinin, bir Ah Muhsin Ünlü dizesinin ruhuna dokunmadığı şiir severlerin olması ne fena!

***

Kitaba şöyle bir göz attığımızda çıkan sonuca göre, şiirleri en çok seçilen şair Can Yücel.
Ardından Nâzım Hikmet ve Attilâ İlhan geliyor. Orhan Veli’nin şiirlerini kalbinde gizleyenler de çok! (Veli’nin sevilmesini anlıyorum da, “kalpte gizlenmesi”, ne yalan söyleyeyim, tuhafıma gidiyor!
Yazdığı o tür bir şiir değil çünkü!)
Şiir seçimlerindeki “üniform” havayı bir Kürt şairi olan Melaye Ciziri’yi seçen Aynur Doğan ve Necip Fazıl’ı seçen Zeki Demirkubuz bozmuş.
Beni şaşırtan…
İnsanın çok derinlerine temas eden şiirler yazan Turgut Uyar’ın şiirlerini sadece üç kişinin seçmiş olması!

***

Edebiyatımızın yıllar boyu birbirine kapalı çevrelerde tıkanıp kalması, kalp kapılarını da kapatıyor.
Mesela bu kişiler…
İsmet Özel’in “Ben ne büyük dalgınlıkla bakmışım ki hayata/ görmedim orada çinko damların ve plastik sürahilerin tanrısını/ yerimi yadırgadım/ yerim olmadı zaten mezarımdan başka” dizeleriyle tanışsalardı, bir daha unutabilirler miydi acaba!
Ya da…
Tanıyıp okuma talihine erişselerdi… Cahit Koytak’ın şu dizelerini kalplerinde gizlemezler miydi: “yalnızlık, kayzerden daha güçlüdür/ ve romadan daha uğultulu/ yastığa gömebilir misin onu?”

Haşmet Babaoğlu

Ucundan Tutarak

tumblr_m6itduV2JG1rywysso1_500 Ucundan Tutarak

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin O’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim…” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.

?

Günlerin Bulanık Sularında

Favim.com-35421 Günlerin Bulanık Sularında

Kalabalık,
kabarık şehir;
çok şehir,
çok beton,
yok: İnsan…

Çok: Şehir;
hiç: İnsan!

Sevgileri güneşte çekmiş, ruhları eprimiş
ve ihanetlerini cüzdanlarıyla besleyen hiç insanlar,
geldiler; milli piyango ve otobüs biletleriyle
kürdanlarıyla, balgamlarıyla, ayakkabı bağlarıyla
nüfus cüzdanlarıyla, “kazı kazan”larıyla,
visa kartlarıyla, maskeleriyle, markalarıyla…
Güneşin heybetine bakmadan
ve aldırmadan rüzgârın zarafetine…

Birer küfe gibiydi omuzlarında hayat;
her biri kendince yokuşlarda,
her biri amansız yokoluşlarda,
şarkıları yankısız,
aşkları unutuşlarda…
Kapanıp gündüzlerin ıssız odalarına;
hepsi çürük akşamlardan
ve bayat sayımlardan kalma (!)

Geldiler,
göğe bakmadan,
dokunamadan o uzak ovalara
telaşla,
günlerin bulanık sularında…

Hiç insan,
sabahın köşesinde
kusmuş şehrin şanına;
sabahlar akşamına,
adamlar aşklarına,
kusmuş günlerin bulanık sularında.
Sevgisiz kaldık, sevgisiz kaldık
kısacık Nisan akşamlarında…

Şimdi hızla yırtılan aşiretlerden
aşüfteler, kalpazanlar ve ateistler çıkaran ülkem,
savur beni şu pusun, ayazın ortasına,
çıkarıp sığ sulardan yakıştır okyanuslara
ve kavuştur o eski masal kahramanlarına…
Çünkü böyle bir raunt isyan, beş rekat hüzün
Yetmiyor haziran akşamlarında…

Şimdi parklar fesleğen kokarken
yoksullar soluk soluğa;
fıskıyeler upuzun,
taşıtlar süratle otobanlarda;
telaşla,
herkes günlerin bulanık sularında…

Oysa hepimizin gidebileceği bir vadi olmalıydı…

Artık ömürlerimiz bu tükürülmüş bulvarlara kanar
Ve rüyalarımızda bir görünür bir kaybolur serin pınarlar;
bu yüzden yaktığımız bütün kibrit çöpleri
en çok da içimizde yanar ha yanar…

Kalabalık,
kabarık şehir;
çok şehir,
çok beton,
yok: İnsan…

Çok: Şehir;
hiç: İnsan!

Hiç
insan;
doyumsuz,
tedirgin,
korkak…
Sabırsız,
tutkusuz,
kaypak…

Şimdi herkes yüreğinin avlusuna bir servi kadar.
Rüyalarında bir görünür bir kaybolur ormanlar.
Uyanınca, irileşen boşlukları ihanetle tamamlar…

H
i
ç

i
n
s
a
n: Yitmiş günlerin bulanık sularında…
Sadece elbiseler sürüklüyor ardında..

coşkusuz, aşksız kaldık
Kaldık…
Bu kısacık temmuz akşamlarında…

Yılmaz Odabaşı

Dış Kapının Mandalı

bird-albatros Dış Kapının Mandalı

Düz bir çizgiye oturmadı hayatın
Yine de bahçede güller açmaya devam ediyor
Uçaklar yine rötarlı kalkıyor, trenler hep hamam gibi sıcak

“Hayat devam ediyor” deyip avutma beni
Dursun artık Serkisof marka eski bir saat olup
Olay mahallindeki delilleri böyle toplayabiliriz ancak

Bu yağmurda ne mi arıyorum kapında?
Islandım, üşüdüm, bunu söylemek isterim belki
Kırıklarım var karnemde senden sonra anneme göstereceğim

Yolların nereye çıkacağı belirsiz
Kalbim de avutacak bir söz istemiyor artık
Senden ne kalacaksa kalsın yıldızlar hükmünde

Dış kapının mandalıyım, her şeye maydanoz
Yine de sesini özlüyorum, suçlarımın son bölümünü
Orada keşfi mümkünsüz bir aşkın yorgun haritası

Cihan Oğuz

Anlatamam

13780192-lg Anlatamam

Bazen seni düşünürken
Kendime yakalanıyorum…
Bilir misin bu duyguyu?
Sanmam..
Nasıl yakar adamın içini..
Nasıl da düşman eder kendisine,
Anlatamam…

Ellerim yumruk yumruktur o anda
Dilimde mevsimlik sabırlar…
Gözlerimde kan…
Saçlarımda birkaç tel beyaz durur,
Gidişinden kalan…

Saklarım seni…
Aklarım kendimi o güzelliğinle.
Bir tek unutmayı beceremem
Ki unutursam,
Şiirler yabancı düşer geceye,
Ve ben sabaha eremem…

Okan SAVCI

Atsız Karıncada Ölümü Aşkın

kedi kuşu avlayacak diyorum kadına
söyle kuşa çıldırtmasın kediyi
ne kadar çok telek var yüzünde. ve kelebek
dolaşıyor adımlarında. bir yün yumağı oluyor gün

söyleyecek film kalmadı kedi. ben artık ölüyorum
arkamdan kapanan kapıların adreslerini sana bırakıyorum
kimse gitmek istemiyorsa kendinden başka bir yere
kadının ve kuşun elinden tutup ölüyorum

kadın hafifmeşrep hayallerinin atsızkarıncasında
kuş opera meydanında vuruyor kendini tarifsiz bir aşkla
akşamgazetesi satan adam ağlıyor
gözlerinden bulvar akıyor

yaşanamayan aşk geçmişin çürük ağacıdır

Bayram Balcı

ya%C5%9Fanamayan+a%C5%9Fk+ge%C3%A7mi%C5%9Fin+%C3%A7%C3%BCr%C3%BCk+a%C4%9Fac%C4%B1d%C4%B1r Atsız Karıncada Ölümü Aşkın

Zemheri Kesiği

562151_461475150548671_211509986_n Zemheri Kesiği

sarılıp sımsıkı
terk edilen ıssıza kardan adamlar gibi
şimdi doğu tarafımın
buz tutan geceleri

üşürsün

bu şehir
savunmasız yakalar ellerini
emanet eder sana
ölü ankalar dolu yıkıntılarını

üşürsün

çarpar gitmelerin bir kaldırıma
zift edilmiş aşkların üzerinde
tüketir gücünü kimsesizlerin

üşürsün

kor çabalar düşlerin
yanma umudu içerisinde
ıslak kış kibritlerin

üşürsün

sıkı bir şiir ısıtır dudaklarını
sonra bir şiir
bir şiir daha
yanar dudakların titrer hiç bedenin

üşürsün

gök pencerelerine dokunur nefesin
saçların kaçışır siyahlardan çığlık çığlığa
köşeden uzaklaşır
elveda gençliğin
sırasını savdığın yaşam intiharında

üşürsün

bir kedi önünde geçmişi yırtar
deler geçersin karanlığı

rengin
morg mavisi

açık sözcüklerin

kar sesi
altı gözlerinin
kesik zemheri
koşar
kardan adama sarılırsın
tıpkı dün gibi
Metin Çalışkan

Gül Kokuyorsun

181272_334602926609845_65203719_n Gül Kokuyorsun
Gül kokuyorsun bir de
Amansız, acımasız kokuyorsun
Gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
Dayanılmaz bir şey oluyorsun biliyorsun
Hırçın hırçın, pembe pembe
Öfkeli öfkeli gül
Gül kokuyorsun nefes nefese.

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
Sen koktukça düşümde görüyorum onu
Düşümde, yani her yerde
Yüzü sararmış, titriyor dudakları
Şakakları ter içinde
Tam alnının altında masmavi iki ateş
İki su
İki deniz bazen
Bazen iki damla yaz yağmuru
Mermerini emerek dağlarının
Şiirler söylüyor gene
Ölümünden bu yana yazdığı şiirler
Kızaraktan birtakım şiirlere
Büyük sular büyük gemileri sever çünkü
Ve odur ki büyüklük
Şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
O zaman ölünce de şiirler yazar insan
Ölünce de yazdıklarını okutur elbet
Ve senin öyle amansız
Gül koktuğun gibi
Yaşamanın herbir yerinde.

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
Gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
Herkes, hep bir ağızdan: gül!
Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek
Saçların, alınların, göğüslerin üstüne
Yüreklerin üstüne
Bembeyaz kemiklerin
Mezarsız ölülerin üstüne
Kurumuş gözyaşlarının
Titreyen kirpiklerin üstüne
Kenetlenmiş çenelerin
Ağarmış dudakların
Unutulmuş çığlıkların üstüne
Kederlerin, yasların, sevinçlerin üstüne
Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek.

Bir rüzgâr, bir fırtına gibi esecek gül
Yıllarca esecek belki
Ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
Göreceğiz ki
Biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha
Geceyi, gündüzü, yıldızları
Görmemişiz hiç
Tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

Öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
Bu umutsuzlukları bırakın kardeşler
Göreceksiniz nasıl
Güller güller güller dolusu
Nasıl gül kokacağız birlikte
Amansız, acımasız kokacağız
Dayanılmaz kokacağız, nefes nefese.

Edip Cansever

gülümsemeni eksik etme yeter

540203_258024467626643_352515261_n gülümsemeni eksik etme yeter

dedim ki:
ben senden bir şey istemiyorum.
dedim ki:
bir insan bir nehri nasıl severse
ki nehir o insanı bilmez,
ben seni öyle seviyorum.
dedim ki:
ben senden bir şey istemiyorum.
bir çocuk, oyunu nasıl severse
ki oyun o çocuğu bilmez,
ben seni öyle seviyorum.
dedim ki:
bir genç kız bir çiçeği koparmadan, uzaktan koklayarak nasıl severse, ki çiçek o genç kızı bilmez,
ben seni öyle seviyorum.
dedim ki:
ben senden bir şey istemiyorum,
gülümsemeni eksik etme yeter.

Ahmet Ümit

Dostlara

 

 

Ateşli bir ruhla doğdum ben,

Severim birlikte olmayı dostlarla;
Ve geçirmek zamanı hızla,
Şişenin arkasında bazen.

Gözüm yok gürültülü bir ünde,
Yalnız aşktır ısıtan yüreğimi;
Çınlayan lirin o titrek sesi
Kanımı kaynatır bir de.

Fakat tam ortasında eğlencenin, ikide bir,
Üzülüyor, acı çekiyor ruhum;
Gürültüsünde azgın sarhoşluğun
Bir kurt yüreğimi yemektedir.

Lermontov

lermontov Dostlara