Sadece Renk

540203_258024467626643_352515261_n Sadece Renk
Gökyüzü daha bir mavi,
Su daha bir mavi,
Avludayım, Rânâ su başında.

Rânâ elbise yıkıyor.
Yapraklar dökülüyor.
“Kasvetli bir mevsim” dedi sabahleyin annem.
Ben de ona, “Hayat bir elmadır, onu ısırmalıyız
hem de kabuğuyla” dedim.

Dantel işliyor komşu kadın pencerede.
Şarkı söylüyor.
Ben de Hint ilahilerini okuyorum,
Bazen de bir taş, bir kuş, bir bulut çiziyorum.

Pırıl pınl bir güneş.
Sığırcıklar geldi.
Lavantalar yeni çiçekler açtı.
Tanelerine ayınyorum bir nan.
Gönlüme,
“insanların gönülleri de tanelere ayrılabilse,
ne güzel olurdu.” dedim.

Nar suyu kaçıyor gözüme,
Gözümden yaşlar akıyor.
Annem gülüyor,
Rânâ da.

Sohrab Sepehri
Türkçesi : Işık Tabar Gençer – Şirin Mehran

Yaş

398274_10150614223808575_202036668574_9234652_1124526938_n Yaş

YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.
YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
YAŞ 13 Annemle babamın elele tutusmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.
YAŞ 15 Bazan hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.
YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.
YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.
YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.
YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.
YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.
YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim..
YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.
YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 64 Mutluluğun parfum gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.
YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına basağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.

“Dün sabaha karşı kendimle konuştum.Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı.Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum”

Özdemir Asaf

Basit Yaşayacaksın

399069_3768759139219_573958466_n Basit Yaşayacaksın

Basit yaşayacaksın basit
Mesela susayınca su içecek kadar basit
Dört çıkacak,ikiyle ikiyi çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın
Tek bir düğme,tek bir cümle gibi.
Sevince lafı dolandırmadan söylediğin “Seni seviyorum” gibi
Basit bir öpücük yetecek sana.
Basit,sıcak bir öpücük ; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,Öpücük için yiyeceksin
Hayatının dayağını.
Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en değerli
kağıdın-hep yanında taşıdığın,atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek,iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman,ve yola çıkman arasında geçen süre;
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve Kendin bile anlatabilecek
kendini.
Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağının önünde bekleyecek mutluluklar
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
Ya da bir damla göz yaşı yaşatacak sana en ucuz romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın nasıl oturacağını bilemediğin safrada,
Parmakların en kıymetli çatalın,yine aynı parmaklar çözecek en karmaşık
denklemleri.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün
Saatin,sadece saati gösterecek,telefonunu sadece telefon etmek için
kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak “bilgini” en hızlı “sayan”.
basit yaşayacaksın basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit…
Çay simit ve peynirle……

Yalçın Ergir

İnsanlardan Öte

306240_153920924739640_991043746_n İnsanlardan Öte

Neden oturuyormuşum yeşil dağda
bunu soruyorsun
Susup gülümsüyorum
hiçbir şey
Umurumda değil çünkü
Dereye düşen şeftali çiçeği
Nasıl süzülüp giderse bilinmezliğe
Ayrı bir dünyam var benim de
insanlardan öte

Li Po

Söylesem Söyleyebilsem Ah Derdimi

ACI+Ve+bir+kad%C2%A6-n,+Bize+ac%C2%A6-dan+bahset+dedi+Ve+o+cev Söylesem Söyleyebilsem Ah Derdimi

söylesem ah söyleyebilsem derdimi
mehtap bir gecede açabilsem sana kalbimi
göreceksin seninle dolu
desem, diyebilsem ki seviyorum seni
çılgınca aşığım sana
ama demem, diyemem
çünkü aramızda dağlar, denizler
ve benim o kahrolası gururum var
bu böyle sürüp gidecek
sen, seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenmeyeceksin
ben her gece yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
sana asla…
çünkü aramızda dağlar denizler
ve benim o kahrolası gururum var

Lermontov

Uzak Haziran

iki dudak arası bir zaman
göz göze geldikse geçerken
mayısla haziran arasında
yağmurlu bir saçak altından
aşktı uçup giden üstümüzden
aşktı değip geçen yanımızdan

uyanıp kış uykularından
şubatla mart arasında
eylülle ekim arasında
yaz sularından kıyıya çıkan
iki adım arası bir zaman
göz göze geldikse geçerken
günlük güneşlik bir kaldırımdan
aşktı uçup giden üstümüzden
aşktı değip giden yanımızdan

aşktı görmedik bilmedikse
kimbilir hangi eylül bir daha
hangi uzak haziran

Necati Cumalı

necati-cumali-1024x576 Uzak Haziran

Cam ile Taş

4217631-md Cam ile Taş

Gözlerinle dilin arasına gerili uçurumu seviyorum.
Kekeme özgürlüğünü seviyorum.
Susuşundaki hıncı seviyorum.
Kalbinde ürperen kışı seviyorum.Ellerindeki bilge zamanı
denizi yağmurdan korumaya çalışan
çocukluğunu seviyorum.Alnın masamızda dört mevsime ufuk
dudaklarında titreyen zamanı seviyorum.
Yürüyorsun ya kalabalık
dönüp bir daha bakıyor kendine
boyunda çiçeklenen yedi rengi seviyorum.

Her damlası ayrı bir hayat, ne bilsin yüzüne düşmeyen
gözlerindeki yaşı seviyorum.

Beni uzaklaştırmaya çalışırken aklından geçenleri seviyorum.

Kalbinden gövdene yürüyen utangaç karıncayı seviyorum.

Ses nasıl menevişleniyor susunca ağzında
ağzından gelecek her sevinci, her azabı seviyorum.

Gece ışıklarından topladığın o evler esrarını seviyorum.

Susmanında bir dili var elbet
teri yastığına sızan rüyanı seviyorum.
Uyandığın sabahlardan başka bağım yok dünyayla
odalara ömür veren gövdeni seviyorum.

Yürümediğin sokaklar nasıl da göz göz
bekleyişteki o mucizeyi seviyorum.

Serçe parmağındaki lekedir yerim,kalabalığın uyumuna inat
hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum.

Ölümdür en büyük zaman, bilmez takvim gezenler
bir iç çekişte yanan hayatı seviyorum.

Bizden büyük tanrısı yok yalnızlığın
Getirdiğin hevesi götürdüğün inkârı seviyorum.

Evlerdesin
Dışarılar hüzün
Eşyalar ayakta
Senden ayrılanı seviyorum
Sana kavuşanı seviyorum.

Uzun cümlelerle konuşuyor kalabalık
Bir sözcüğe sığdırdığın dünyayı seviyorum.

O gölgenin taş dibinde bir çürüme bilinci
Hükmüm yok bahçende diyorum
Üstüme elediğin şefkati seviyorum.

Dişlerinin arasında bir İshak Kuş’u
Eğiyorum ya başımı
Çaresizliğime tuttuğun aynayı seviyorum.

Bir gün bir kötü haber birimizden
Kalanın diline gelecek ilk sözü
Arayacağı ilk insanı
İlk gece yapacağı her şeyi seviyorum.

Şükrü ERBAŞ

Yorgun Sevi

5294837-lg Yorgun Sevi

Susarak, iki komşu gibi güne değerek
Asıl söyleneceklerin üstünden aşarak
Sevdiğim
Ayrı ayrı uzakta, yanyana.

Birbirimizi derinden gözlediğimiz yazlarda
Ve üstün körü baktığımız kentlerde,
Güllerin güllerimiz,
Hüzünlerimse hüzünlerimiz değil.

Bir deli kuzgun gibiyim, yaşlı teleğimle
Göğü siliyorum duraksamadan,
Yorgunluktan değil, öyle sanıyorum
Yalnızlıktandır,
Hızla dökülüyor tüyüm teleğim.

Orda öyle aramızda soluyor işte,
Ayrı ayrı uzakta, yan yana.
Hangi yangın, hangi deprem becerebilir?

Gülten Akın

Sana Bir Ara Aklımda Kalanları Anlatırım

Yay%C4%B1n1 Sana Bir Ara Aklımda Kalanları Anlatırım
ne sular geçti böyle buzla buhar arası
ne kısa bir yazken o niçin hala bitmiyor
durmuş bir vakit bende sisli gece yarısı
çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor

geç kaldık ve yanlışları güzeltemedik
erken varsak doğrular bakışı yakacaktı
çok sarhoştum yani hak ettim yaşamayı
evden kaçmıştım eve
tuza yara saçmıştım
bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım
gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma
gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma
çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan
vardım ki seni sevdim
seni sevdim evler arasından bir evdin

döndüm ve dönüşümle düştü aniden dekor
sen yükseldin elinde kara bir kalem vardı
say ki her yanım ihanet kadar yazdı
ve çeşitli organlar olarak
insanı yar eden vardı
var eden vardı aşkı
kelebek küllerinden bir şaraba yazarak

okumak budur
yani yağmur bekleyen toprağın durmaksızın kuruması
sana çok şeyler anlatmak istemem
kendi sesime kavuşasım kadardı
senaryo gereği doğdum
çocuklarım oldu her an ölebilirler
bel bağladım kimyaya
kendimi siyah elbiseler içinde
buldum hiç durmadan bir kızıla bakarken
durdum binlerce sene kendime ki ağlarım
anam babam diyorum her an ölebilirler

ölsünler ne çıkar
en çok her boşluğu dolduran bir keder çıkar
allah kimseyi ölümden korumasın
ölüm olmasa bu rezil hayatın suyu çıkar
sen de gidip öldün ama kalıp öldürüyorsun
ben de kalıp ölüyorsam senin dirinledir bu
bu kadardır işte ne kadar dersek o kadar olan hayat
herkes ölür gider biz yaşayıp kalırız
öyle bir kalırız ki
kadraj dağılır
ve dünya birer diri olarak bizi kabul edemez
yaşamak budur
herkes giderken kalmak zorunda kalmakla beraber kalmak
kadar kahpe ve yalan
kadar başımızın üstünde yeri var

hayatımın rolünü oynadım başrolde sen de vardın
ne fırtınaydı ama o saçlarınla birlikte
ne güneşlere yandık var mıydı hiç hatırım
avluda oturmuştuk ellerin ellerimde
sana bir ara aklımda kalanları anlatırım

Alper Gencer

Çok Zor

564862_319431071460364_1754786915_n Çok Zor

bir omzum yoktu seni görmüyordu gözlerim
akıyordu su bazen rakıya abdest gibi
şehri yakacak kadar tövbe biriktirmiştim
sonra içecek kadar çay bir de sigara
sonra ben durdum sen benim durduğum yerden indin
sokağın ortasında patladı bir fesleğen
şakaklarına başka payandalar devşirdin
isyan etmek kolaydı nasip demek en zoru

çöle bir cenin gibi kıvrılarak inandım
sen Meryem olursan bana göre bir rol yok
develeri kurşuna dizdim gömdüm onları
sen Meryem olursan bana göre bir yol yok
bir sabah uyandım ve uyumadım bir daha
ben Meryem olursam hiç durma gebe bırak!

bilseydim bu kadar günaha batacağım
bari çocuk olmazdım, böyle müzmin solmazdım
inat diyorsan işte gece…
birazdan gün bitecek
ve senin ellerin sende kalacak yine!

sana hemen farz olmak istiyorum
benden geç istiyorum Allah’a ve tövbeye
beni cumaya bırak kapatalım dükkanı
felek seni kaldığın asansörde kıstırdı
dumura uğradım sana selamımı söylerler
öldüğünü sır tuttuk söylemedik kimseye
kustuğun şeyler vardı ağzının bilmediği
beni sevmiyordun çünkü beni hiç sevmemiştin
bidat yağıyor hemen hızlandır sileceği
sevdirmiyor sevdiren bir türlü seveceği

benim en ağır yüküm benim kendi omzumdur
benim omzum var ise bende Meryemlik vardır!
sen Meryem olursan bana göre bir rol yok
ben Meryem olursam, çık gel bu çocuk senden!

Alper Gencer