Genç çocuk ona demeti uzatırken eli kızın serin ve ıslak eline değmişti

Delikanlı, demetini vermek için her zamanki yere geldiği vakit, kızı, kendisini bekler buldu. O da ıslanmıştı. Kim bilir ne zamandan beri, belki de yağmuru, bahçenin çiçekleri kadar hoş karşılatan bir gönül ürpertisi ile buracıkta bekliyordu.

Genç çocuk ona demeti uzatırken eli kızın serin ve ıslak eline değmişti. Onların küçük mâcerâlarının büyük vuslatı her zaman bu idi ve bu kaldı.

*

O gün akşama doğru yağmur dindi ve güneşin ateş başı, tekrar tabiatı ısıtıp kuruttu. Zaman oldu; yazlar lışa döndü, kışlar baharların koynunda ılındı, gülüp söyleyen günler, hastalıklı güzlerin pençesinde solup sarardı. Hulâsa aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. Böylece de delikanlının ilk aşk tezâhürleri, mâsum bakışmalar, ferâgatli sözleşmeler, çiçek ve nâme kapılarına paslı birer kilit takarak, onu, sayısını bilmediği mâcerâlara ititp yuvarladı. Böylece, erginlik çağı, ona taarruz ve ihtiras senelerini yaşatırken, eli, birçok sıcak, kokulu, fettan kadın elleri sıktı. Ammâ gene de, bir zamanlar çit arkasından değdiği serin, titrek ve mâsum eli unutamadı.

Sâmiha Ayverdi / Yusufçuk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.