Güz Yorumcusu

Eylül işte değiştirerek geliyor eziyor hırpalıyor
sonra da coşturuyor beni Yeni bir haz olarak hayatın
sonbaharında gizli Sarışınlık kokuyordu diyerek
Daha iri bir nokta koymadan cümlenin sonuna
Nureddin Durman

Neden susayım usta, kırmızı bir gök yağıyor üstüme
Dörtnala içiyorum rüzgârın soğumuş yapraklarını
Göğsümdeki âteş düşüyor soyunmuş dudaklarıma
Savurup atıyorum taflan yemiş çocukları, alnından
Yürü yürü çoğalıyor eylül denen yol,
Geçiyor eşiklerden yağmur kokulu saçlarıyla iki sevgili
Ve birdenbire uçuruma düşüyor simyası yalnızlığın…
Islak çöl ıslıkları yapışıyor moraran parmaklarıma usta
Eylül denen ölüm çiçeğine veriyorum son nefesimi
Kurşuna dizilmiş düşlerden tanıyorum hayalifener çocukları
Sesime katık yaptığım hüznünden ve içime batan aşk teknesinden
Çıkarıp alıyorum incecik çığlıklarını çocuk yanımın
Bir sonbahar aynasında unutmak istiyorum yoksulluğunu ülkemin
Alışmak toza toprağa bulanmış karanlıklarına serin sokakların.,,
Biliyorum, hüzün akşamlarında dökülüyor bütün sırlarım usta
Kalbe değen yıldırımlar yazıyor aklıma kara sevdalı bulutlar
Işıktan sesleriyle ölüyor kuşatılmış bahçelerdeki çiçekler
Küskün zambaklar sığınıyor gecemin üşüyen dar kapılarına
Kapanmış pazarların titreyen meydanlarında düşüyorum sayımdan
Elimde eli sevgilinin ve içimde uçamayan kuşların sessizliği
Bahçeye koşan kokusundan tanıyorum nefesini eylülün…
Ben ölürsem, kim taşıyacak onca gök gürültüsünü usta
Kim toplayacak uçarı hüzün şimşeklerini çocukların kalbinden
Kıyılarına vura vura ancak ben yürürüm lodoslu dalgaların
Sarhoş sokakların ruhunu ben döndürürüm boynu bükük yaprağa
Lezzetli güz sofralarında kalan sevinçlerini bilirim çocukların
Ateşler içinde yanan güller bana anlatır sırlarını
Herkes adına toplarım hüzün soluyan kuşları o serin sokaklardan
Ölüp ölüp dirildim usta, yağmurla yıkadılar cesedimi
Sağnak yemiş caddelerinde kayboldum güngörmüş kentlerin
Unutup sonbaharı, poyraz bakışında ısındım sevgilinin
Gözlerinin limanına demirledim intihar yüklü bulutları
Ellerimle topladım cüretkâr gözyaşlarını yazıklı şarkılardan
Sessizce ağladım, alnıma koyarak sıcaklığını gülücük çukurunun
Küçüldükçe gözlerim tanıdım eylülün sarışın mahzunluğunu
Bir hüzzam şarkı söyle, dinsin içimin melali usta
Yarı uçuk kentlerde zaten ağlıyorum bütün yoksullukları
Eylülün aynasında bir ben, bir de poyraz bakışı sevgilinin
Ve küçük bir çocuğun destan okuyan gözlerini bırakıyorum
Çamur bakışlı sokaklar kaçıyor adımlarımın uğultusundan
İşte sana usta, söylediğin o hüzzam şarkıyı bırakıyorum
Hüzün mü? Hâlâ mümkün! Ben çekip gidiyorum…

Özcan ÜNLÜ