Üç Ve

oğlak ve ot

tanrı dağ başında bir oğlak dünyaya getirirse
taş başında bir ot bitirir /
yusuf has hâcib

ezberletti ‘hayât’ zemherirde doğduğumu bir oğlak olarak
tırmanmam gerektiğini en sarp kayalıkları bir sıyrık bile almadan
ve kanatmadan dikenlerin içinden geçerken rûhumu

anne: bu nasıl nefs -anlat
boynuzlarım kadar mı olacak yaşama inadım benim de hep
sakalımı sıvazlayacak mıyım sessiz ve yorgun -babam gibi ölmeden

açlık derdi dert ‘sâhi’ ey ot
doyurmak için midemi seni yemek istemem
ister misin takılsın ayağım uçurumun ucunda -hüznüm hüzn ‘sâhi’
ot ile dost kıl beni ‘hayât’: boz ezberimi
anne: sakın kızma bana
yoldum diye sakalımı
kuş ot ışk ve köz
canımla boğuşuyorum
-can dediğim de kuş:
ha uçtu ha uçacak

ağzımda hüzündür can
dilimde sükût
-ne desem az bunun’çin

âh bir otla dost olmuş ermiş
sabrından yüce gönl:
adını anmak bile güç -değil ki derdine yanmak

‘hayât’ın özü acı sırrı ‘ışk’ -ki eren kim
gamm ile konuşuyorum
-gamm dediğim de köz

küllense de yakacak canı
ölm ve ömr

kene öldü
dili derdimi emince
akrep öldü
zehri zemherime deyince
yılan öldü
derisi tenimde sarmaşıklaşınca

sinek öldü
hortumu kanımı içince
arı öldü
iğnesi dikenimde kalınca
baykuş öldü
sesi sözümde yanınca


şimdi bir kelebeğim
ömrü bol

Tan Doğan

bir kadın

bir sisin ardına sığınmış aşk : ürkek yorgun köz

yüreğini sırlamış bir kadın bir ömür
gözlerinde en eski haritası acının
alnındaki çizgiler dünya
savaşlardan çıkmış bir yaralı can
açlık görmüş yokluk ve ölüm
kucağında sallamış zaman denen çocuğu
emzirmiş göğüsleriyle ruhunu her mevsim
hüznü sırtına çivilenmiş kambur
derdi anlam
dilleri lâl
mezar taşlarında bırakmış son türküsünü
bir şiir biliyormuş -unutmuş
elleriyle gömmüş yedi sülâlesini tarihe -ey gülüm
bakışlarında büyütmüş ‘öfke denizi’ni -kim anlar
çamura bulamış her yarasını
sevdası bir yitik öyküde sır

düşlemiş yıkık duvarlarının altında bir başka şiir
elinden tutmuş bir adam / öpmüş
aralanmış gül dudakları -ey gelmez ‘söz’
susmuş gülücüğünde ilk ve son dize
dizlerinin bağı çözülmüş düşmüş
‘sonsuz bir rü’yâ’ya dalmış : soyunmuş :
sevişmiş bir ırmağın kumunda üç gün üç gece
salmış içindeki kirli kanı -ey ‘hûzur’
mavileşmiş çatlak bedeninde ol su yatağı
dirilmiş içindeki ölüler
kuş olmuş kanatlanmış cennetine
sırra kadem basacakken uyanmış

yüreğini sırlamış bir kadın bir ömür
bir sisin ardına sığınmış aşk
köz kalmış

Tan Doğan