AŞK ATINA BİNEN SÖZÜN ZAMANDA YOLCULUĞU

SÜMER’DEN, YOLUNU ŞAŞIRAN KRAL’A; GÜLEÇ AŞK BİLGESİ’NDEN, KARAC’OĞLAN’A, ANADOLUNUN ŞİİR BAHÇESİNE,
AŞK ATINA BİNEN SÖZÜN ZAMANDA YOLCULUĞU

Çöl…
Bedevi özgürlük…
Kum tanelerinin arasında savrulan bir yanık gözyaşı,bir derin “ya leyli” değil mi hayat..
Çöl kadar ölü ve sessiz, çölde batan gün kadar dingin,çöl kadar kımıltısız…
Çöl kadar öfkeli ve acımasız değil mi…
Bir o kadar derin…
Çöl gecesi kadar gizemli değil mi aşk, öylesine yıldız sağanağı…
Ve ay kadar aydınlık…

Kum taneleri gibi savrularak yaşardı orada insan. Yüzyıllar önceydi. Cahiliye adı verilen zamanlardı. Mekke’yi çevreleyen yüzlerce kabile, belirli zamanlarda Kâbe’ye gelip,orada duran kendi putlarına tapınır,bayram ederdi. Şiir yarışmaları yapılır. Beğenilen şiirler Kâbe duvarlarına asılırdı. Delikanlılar sokakta genç kızlara laf atacakları zaman, bir şairin adını söyler,böylece o şairin en ünlü dizesini söylemiş olurlardı. Genç kızlar, adı anılan şairin o dizesini anında bilirdi çünkü. Onlar da aynı yolla,bir şairin adını söyleyerek yanıt verirlerdi âşıklarına. Saray şairleri kasidenin bütün incelikleriyle şehirli şiirler yazarlardı. Çöl şairleri ise başlı başına,fırtınalı yaşamlarıyla birer serüvenciydi çöl ahalisi arasında.

Akîmû benî ummî sudûra matıyyikum
fe’innî ilâ kavmin sivâkum le-emyelu

(‘Ey anamın oğulları! Yola hazırlayın bineklerinizi
Bensiz gidin, çünkü başka bir oymaktadır benim gönlüm’)

dizelerinin şairi, Ezd kabilesinden eş-Şanfara’dır. Çöl yaşamının, insanlıktan uzak bedevi yaşam biçiminin tipik temsilcisi eş-Şanfara.. Kitaplarda söylenir ki:” Çocukluğunda esir alınmış ve Salamân kabilesi tarafından büyütülmüştü. Sonraları, işlediği bir suç dolayısıyla kendisinin o kabileden olmadığını anlayınca, onlardan öç almaya yemin etmiş ve onları öldürmek için birçok kez teşebbüste bulunmuştu. Ümidini yitirince, kabile ile olan bütün bağlarını koparıp, herhangi bir kabilenin himayesine girmek yerine, çölde dolaşmaya başlamış ve orada maceradan maceraya sürüklenmiştir. Ünlü şiirinde karşılaştığı tehlikeleri anlatmaktadır: Kurt, sırtlan ve panterler arasında açlık, mahrumiyet ve tabiatın sertliklerinden neler çektiğini; bütün bunlara rağmen ‘kadınları dul ve çocukları da yetim bırakarak’ bu macera dolu hayatını nasıl devam ettirdiğini anlatmaktadır. Anlatıya göre, Salamân kabilesinden 100 kişiyi öldürmek için şerefi üzerine yemin etmişti: Ancak 99 kişiyi öldürdükten sonra kabile tarafından yakalanarak öldürülmüştü. Rivayete göre yere konan kafasına sert bir tekme atan düşmanlardan birisinin ayağı tehlikeli bir biçimde yaralanmış ve aldığı yaradan ötürü de ölmüştü. Böylece eş-Şanfara, ölümünden sonra yüzüncü kişiyi de öldürmekle yeminini yerine getirmiş oluyordu.”. Şairler aynı zamanda çöl yaşamının içinde dolaşan, hatta yağmalara katılan kişilerdi. Serüvenleri zamandan zamana, diyardan diyara anlatılırdı.
Saray şairlerine gelince, prenslerin, soyluların gözüne girmek için Arap şiirinin tüm incelikleriyle dizeler döktürenler çoktu tabii. Ama bilindik anlamda yalakalık şairleri olarak kalıplaştırmak olanaksız onları. Net çizgilerle ayrılmış değil çöl ve saray şairleri.

Şiir yarışmaları yapılırdı. İşte o yarışmalarda en çok beğenilip de Kabe’nın duvarlarına asılan yedi şair ve “Muallakat-ül Saba”(Yedi Askı) denilen şiirleri,zamanımıza kadar gelmiştir.

Muallakat-ül Saba şairleri içinde anılmadan geçilmeyecek olan IMRU’L-KAYS, bende apayrı bir yere sahiptir. Güney Arabistan kabilelerinden Kinde’ye mensup; Yemenin eski kralları soyundan gelen IMRU’L-KAYS…
“IMRU’L-KAYS İBN HUCR (Ö. yaklaşık 540) bulunmaktadır. Büyükbabası Haris, Kinde kabilesinin reisi olup Orta ve Kuzey Arabistan kabileleri ittifakını kontrolü altına almıştı. Gassânî ve Lahmî prenslerinin güçlü bir rakibiydi: VI. yüzyılın başında Irak’a girip Hıra Kralı III. Munzir’i tahttan indirmiş ve Hira’yı bir süre yönetmişti. Hâris’in ölümünden sonra kabileler arasındaki güçlü ittifak dağılmış ve oğlu (İmru’l-Kays’ın babası) Hucr, sadece Orta Arabistan kabilesi olan Benû Esed’i yönetimi altında tutabilmiştir. Rivayete göre Kral Hucr, oğlu maceracı prens şairi sarayından kovmuş, böylece genç prens, sürekli, bir kabileden diğerine gitmek suretiyle derbeder bir yaşam sürmeye başlamış, bu yüzden el-melik ed-dıllîl (‘yolunu şaşıran kral’) diye lakaplandırılmıştır.
Çöl ki, ne geceler leylayı Leyla etmiş, Mecnun’un narına yakmış
Ne Kays’lar Mecnun olmuş da çöllere düşmüştür
Aşkı da bir başka türlüdür çölün
Rüzgarı da yakıcıdır
Kaysı Mecnun eden çöl yaşamı içinde, bir deli ozandır İmru’l Kays. Göğü açık bir risaledir çölün, yeri sonsuz bir serüven deryası. Oradan oraya savrulan kum zerresidir şair. İşte bu gezginci, çölü, saraya yeğlemiş yaşamın bir yerinde, babasına karşı bir ayaklanma olur İmru’l Kays’ın. Babası bir hain hançerle göçer gider bu dünyadan. Kabarır İmru’l Kays’ın Arap damarı, öç yollarına düşer. Ancak, isyancıları Hıra Kralı Munzir himaye edince, intikam alması kolay olmayacaktır. Yurtsuz Kral’ın. İ.Ö.530 yıllarıdır, Yurtsuz Kral, Bizans’a kadar gider, kendisini iyi karşılayan Bizans İmparatorundan, intikamını alması yolunda yardım sözü alır. Gerçekten de, ilginçtir onun yaşamı. Önce sarayları terk edip, sonsuz şiirle buluşmaya gittiği çöl, sonra intikam sözü için düşülen uzun yollar, yolculuklar. Yaşlanmış olmalıdır. Aslında kendi olanları için kullanmaktır niyeti İmparatorun, İmru’l Kays’ı. onu Filistin eyaletine geçici vali olarak atamıştır. Şair, oraya giderken Ankara’da aniden ölmüştür. Raviler şöyle rivayet ederler ki, İmparator, kızına âşık olduğu için İmru’l-kays’a zehirli bir elbise armağan ederek, onu öldürmüştür.
“Bu mutsuz prensin şiirleri, macera dolu yaşamını doğru bir biçimde yansıtmaktadır. Maceralarını dile getirirken, tabiat olaylarını betimlemedeki ve aşkın incelikle anlatmadaki becerisini göstermek için önemli fırsatlar elde etmiştir. Cahiliyle dönemi Arap şiirinin en önemli temsilcisi olmakla ün yapmıştır. En tanınmış kasidesi şöyle başlar:

Kıfâ nebki nün zikrâ habîbin ve-menzili
bi-Sıkti’l-Iivâ beyne’d-Dehûli fe-Havmeli

(‘Dehûl ve Havmel arasında, Sıktu’l-livâ’da
Durunuz, ağlayalım anısına sevgilinin, yurduna’.) ”

İsmet Zeki Eyuboğlu,İmru’l Kays’ın ünlü şiiri için şöyle diyor:
Bu uzun şiir hangi toplumun ürünü olursa olsun, hangi dile çevrilirse çevrilsin, özünü korur, içerdiği sorunla bütünlüğünü sürdürür. Şiirde geçen özel adları kaldırın, yerlerine başka ulusların dillerinde bulunanları koyun önemli bir değişikliğin olmadığını görürsünüz. İşte şiiri yaşatan bu değişmeyen özdür. Bu öz ozana Arap dilinde verildiğinden şiir de o toplumun diliyle yazılmış, o dilin konuşulduğu ortamı yansıtmaktadır. Özel adlar değiştirilerek yabancı bir dile çevrilen bu şiiri inceleyen bilgili, duyarlı bir araştırıcı, daha ilk bakışta dipdiri bir insan sorunuyla karşı karşıya geldiğini, yaşama biçiminden, insan davranışlarından bu şiirin doğum yerini sezmekte pek güçlük çekmez. Şiirin içeriği toplumu veriyor.” Diyor.

Sözü Usta’ya,Îmrü’l-Kays’a bırakalım.

Analım, ağlayalım, sevgiliyi, yurdunu , –
Durun Sıkttulıva’da, Dahul’den Havmel’e, Tudıh’tan Mikrat’a uzayan yerde…

Ordadır güney yellerinin kumlarla örtüp
Kuzey yellerinin açtığı izler.
O kırlarda, o sulak yaylımlardadır daha
Karabiber gibi gübreleri ak geyiklerin.
Arkadaşlar bağlarken yüklerini ben ağlardım
Dikenler arasında, durdurur da bineklerini
«.Ağlama, kendine gel,» derdi bana yoldaşlarım.
Ağlamaktır ilacım, var mı başka bir yer
Ağlayıp inleyecek bu silik izler üzerinde,
Eski sevgililer yolunda, Mesel Dağı’nda
Ümmülveyris’e, komşusu Ümmürrebab’a?
Söyle bir ayağa kalkınca o çifte sevgili, karanfil
Gibi misk kokuları gelirdi rüzgârla.
Öyle boşanmıştı ki gözyaşlarım göğsüme
Islanmış kılıcımın sırımı bile.
Ne güzel, ne mutlu günlerini gördün onların
Hele ne gündü Dareti Cülcülde geçen.
O gün kurban etmiştim kızlara bineğimi,
Ne güzelmiş eyşamı develerine yükleyişleri.
Birbirine sunardı kızarmış etinden kızlar,
İpek gibi bembeyaz top top yağları devemin.
O gün ben de binmiştim Uneyze’nin devesine,
Uslu durmadım yanında, çıkıştı, «İner yürürüm,
Yapma, yaraladın devemi ib îmriülkays,» dedi, bana.
Eğilmişti mahfe bizimle bir yana.
Sür, bırak yularını devenin, dedim kovma beni,
Toplayım o güzelim yemişlerini.
Ne kızlar, kadınlar, gebeler, emzikliler görmüşüm,
Yaşına basmış boncuklu bebeklerden ayırmışım.
Emzirirken ağlayan bebeğini yarısıyla
Gövdesinin, altımda oynardı öbür yarısı.
Bir gün yakındı yüksekçe bir tepede,
İlgim kalmamış artık seninle, dedi, boşuna.
Ey Fatıma, gel etme, bu nazı bırak
Güzellikle ayrılalım ayrılacaksak.
Bir yanım, bir davranışım varsa sevmediğin

Gönlümü çıkar gönlünden, at.
Ölürüm aşkınla sanma senin
İşlemez içime pek, aldanma, yıkmaz beni.
Gözlerin vurur gibidir kirpiğinin
İki okuyla yaralı gönlümü besbelli.
Ben, nice kadınların tadına bakmışım
Kimsenin bilmediği, giremediği bir çadırda.
Beni öldürmeye can atan gözcüler arasından
Geçip varmışım onların yanına.
Tam da göğün ortasındaydı Ülker o sıra
Bir kadın belindeki süslü kuşak gibi.
Bir gömlek giymiş inceden, uyur görünürdü
Ona gittiğim gece, beklermiş beni demek.
«Vallahi kurtuluş yok,» dedi, senden
«Geçeceğe de benzemiyor azgınlığın hani…»
Çıkardım dışarı, sürüyordu kumda eteklerini,
Tiftik harmaniyenin, silmek için izlerini.
Çıkmıştık oymağın dışına
Geçince art arda dizili kum tepelerini
Elattım yanlara dökülü saçlarına, çektim,
Eğildi, sokuldu, o ince belli tombul bacaklı.

Bembeyaz ten, et de yumuşacık, üstelik sıkı,
Karın düzgün, gerdan, göğüs pırıl pırıl.
Yok, tatlı bir sarıya çalar teni, ak değil,
El değmemiş inciler gibidir sedefte.
Kaçınır benden, görünürdü gülerken inci dişleri
Bakardı çevreye yavrulu Vecre ceylanı gibi.
Ak geyik boynuna benzerdi boynu,
Ancak öyle uzun, süssüz de değildi yaa.
Ne süstür arkasında siyah saçları,
Salkım salkım hurmalar gibi buram buram
İç içe, önden topuz arkadan akardı
Örgü Örgü kimi de dağınık tel tel
Hem yumuşak, hem ince bir de güzelim bel,
Hurma fidanı bacaklar boğumlu, dolgun, sıkı.

Uyumuş kuşluğa dek, yatağında misk tanecikleri.
Uyur kuşlukla da kuşak sarınmadan.
İshil dalına, Zaybi’nin ak kum kurduna
Benzer güzelim yumuşacık parmakları
Bir rahip ışıldağıdır yüzü pırıl pırıl
Aydınlatır çevresini boyuna.
Olgunluk çağındadır o güzel, micvel giyen
Kadınlarla dir giyen kızlar arasında.
Geçmiş artık erkeklerin ergenlik çağı bende,
Yaş ilerlemiş, oysa gönül geçmiyor senden
Teptim nicesinin öğütlerini, yüz çevirdim,
Ne onların sözü gelir aklıma ne senden geçmek.
Deniz dalgaları gibi kara geceler
Çökmüş üstüme, acılar, üzüntüler yüklü.
Dedim genişleyen, daralan,
Uzayan, kısalan, yayılan geceye:
Açıl ey uzun gece, doğsun gün
Oysa sabah da senden uğurlu değil.
Ne gecesin sen bağlanmış yıldızların
Kat kat urganlarla Yezbül Dağı’na sanki.
Kımıldamasın diye Ülker yıldızı
Keten iplerle sımsıkı bağlanmış kayalara.
Nicelerine yardım etmişim saygı göstermiş
Ellerinden tutmuşum, iyilikler dilemişim.
Ayr’ın yerleri gibi ne çorak oylumlar
Geçtim, aç kurtlar uluşurdu ağlaşan kumarbaz
Çocukları gibi. Dedim uluyan kurda:
Elim boş benim de senin gibi, doyunuruz
Buluruz yiyecek bir şey, böyle yaşar
Yolumuzda gidenler, yetinir azla.
Daha kuşlar uçuşmadan sabahları, tüysüz
Güçlü atımla avlanır, vururum yabanları.
Bilir yerine göre atılmayı atım, çekilmeyi,
Hızlıdır yüksekten inen sel gibi, güçlüdür.
Kayar dolgun sağrıları üstünde doratımın
Bir kayadan yağmur suları dökülür çene palanı.
Coşar, koşar birden ökçelenince karnı,
Kaynayan bir kazan gibi fokurdar göğsü.
Tozu dumana kalan, yüzer gibi koşan atlar
Yorulur da yeniden güçlenir, hızlanır atım.
Uçar ağır binicilerin giysileri, yeğnik çocuk
Duramaz, kayar atımın üstünden koşarken.
Ses verir bir çocuğun ipli fırfırı gibi
Öylesine hızlı gider, kolay mı kolay.
Geyik böğürlü, deve bacaklı,
Kurt koşuşlu, tilki yavrusu sıçrayışlı.
Tepeden tırnağa güzel, güçlü, örter düzgün
Kuyruğuyla bakınca dolgun bacak aralarını.
Sırtı düz, kaskatı taşa benzer karpuz
Çiğitlerinin, kokulu nesnelerin döğüldüğü.
Saldırıp göğüslemiş av sürüsünün öncülerini
Kınalı, taranmış sakala dönmüş kanlı yelesi.
Birden çıktı karşıma bir sürü yaban sığırı
Devar’ı dolaşan kızlar gibi toplanmış dişileri.
Dağıldı birden dişiler, bir kızın boynundan
Düşen, süslü boncuklu, gerdanlık gibi.
Yetiştim sürünün öncülerine,
Bir yere toplanmıştı kaçamayanlar.
Terlemeden, yorulmadan atım bir atılışta
Ulaştırdı beni sürünün yanına…
Dilinmiş, doğranmış etler, pişmiş
Kimi tencerede, kimi küllü korlar üstünde.
Doyulmaz bu ata bakmaya, görülmez güzellikleri
Bütün, yalnız hayran olur kalır insan.
Eyerli, gemli, dört ayaküstünde durur
Karşımda, yanımdan ayırmam onu.
Görüyor musun şu taca benzeyen yüksek
Bulutun parlayışını, sana gösterdiğim?
Aydınlatır çevreyi onun ışığı bir rahibin
Fitilli zeytinyağı lambası gibi.
Bekledim yoldaşlarımla Daric’le Uzeyb arasında
Bir yağmur yağsın diye bir süre,
Sağdan yağar Katan, soldan yağar
Sıttar’dan Yezbül’e değin yerleri sular.
Yağmur yağıyor Kuteyfe’ye bir buluttan
sökülüyor, sürükleniyor ağaçlar tepe taklak.
Kaçırmış Kanan’a düşen serpintileri bile
Çevrenin bütün yaban keçilerini.
Kırılmadık bir hurma dalı komamış Teyma’da
Taştan, kerpiçten yapılar kalmış yalnız ayakta.
İri yağmur damlalarından Sebir Dağı deve
Tüyü çizgili aba giyen bir şeyhe benzemiş.
Müceymir Tepesi sularla çör çöpten
Bir kirmene döndü şimdi.
Renk renk çiçekler açmış Gabiyt Ovası’nda
Yemenli çerçinin sattığı dokumalar gibi.
Biberli şarap içmişçesine cıvıl cıvıl ötüşüyordu
Erkenden ovada çobanaldatan kuşları,
Adasoğanı köklerine dönmüş geceden
Sulara karışan yaban leşleri…

Kim bilir, Ankara’nın neresinde, sonsuzluğu uyuyor şimdi ozan.

İmru’l Kays’ın dizelerinde gördüğümüz yaşam aşk ve serüven, acı, çapkınlık, ne kadar insancadır. Orada sevişen, acı çeken, dünyanın her hangi bir yerindeki insandır. İmru’l Kays’ın sevişmesindeki doğallıkla, İsa’dan 2000 yıl önce, şarkılarında tanrıları bile seviştiren Sümerlerin aşk şarkıları arasında bir fark yok gibidir. S. N. Kramer,”Sümer şarkılarıyla, Tevrat’takiler arasında, konu, stil kelimelerdeki benzeyişe açık bir örnek de Şarkılar Şarkısının ilk dört mısraıdır, onlarda sevilen krala (belki Süleyman olabilir) ‘kızların aşkı’ o ‘beni odasına götürdü’, ‘senin ağzının öpücüğü ile öp beni’, ‘aşkın şaraptan daha iyidir’ şeklinde hitap etmektedir. Kızlar tarafından söylenen bir şarkıda: ‘Biz sende yücelecek neşe bulacağız, senin sevgilini şaraptan daha çok öveceğiz’ denmektedir. Bu mısraların benzerlerini kral Şu-Sin’in (İ.0. 2000ler) sevgili gelini tarafından söylenen aşk şarkısında buluyoruz. Bu şarkı şöyle:

Güvey kalbimin sevgilisi,
Senin neşen hoşdur bal tatlısı,
Arslan kalbimin sevgilisi,
Senin neşen hoşdur bal tatlısı.

Beni büyüledin sen, karşında titreyerek durayım,
Güvey, senin tarafından yatak odasına götürüleyim,
Beni büyüledin sen, karşında titreyerek durayım,
Arslan, senin tarafından yatak odasına götürüleyim.

Güvey, seni okşayayım,
Benim değerli tatlım, bal ile yıkanayım (?) ,
Yatak odasında bal dolu,
Senin güzelliğinle neşelenelim,
Arslan, seni okşayayım,
Benim değerli tatlım, bal ile yıkanayım (?) .

Güvey benden zevk alıyorsun,
Anneme söyle, o sana lezzetli şeyler (?) verecektir,
Babama söyle, sana hediye verecektir.

Senin ruhun-ruhunun memnun olacağı yeri biliyorum,
Güvey evimizde sabaha kadar uyu,
Senin kalbin-nereden memnun olacağını biliyorum,
Arslan evimizde sabaha kadar uyu.

Sen, sen çünkü beni seviyorsun,
Arslan, lütfen beni okşa,
Bey, tanrım, benim iyi perimin beyi,
Enlil’in kalbini memnun eden Şu-sin’im,
Beni okşa lütfen.

Senin yerin bal gibi tatlıdır, lütfen elini koy ona,
Gişban- gibi, elini götür üzerine,
Gişban- ………. elbisesi gibi üzerine elini kapa.”

Günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce söyleniyordu bu şarkılar. Zaman nasıl da hızlı akıyor değil mi. An andan kopuyor,soluk soluktan. Zamandan zamana en sıkı bağ şarkılarla şiirlerle kuruluyor. Ne taç ne taht, ne makam, ne mevki, ne de saltanatlar, zamanlar arasında bağ kuramaz. Binlerce yıl önceki insanla yürekten bağlar kuruyoruz, şarkılarla, türkülerle. Çoğu zaman ölmüş milletlerden geriye şiirler kalıyor ve biz onlarda kendimizi buluyoruz ansızdan.

İmru’l Kaysın acıklı öyküsünün arasında yaşadığı çöl serüvenleriyle, Sümerli ozanların şarkıları arasındaki bağ başka zamanlara ve yerlere de uzanıyor elbet.

Köftenin Kadın Budunu, tatlının Dilberdudağını, kadıngöbeğini yapan Anadolu insanının her türlü halk edebiyatı ürünleri içinde yer alan erotik öğeler, kadın ve erkek arasındaki ilişkinin hiçbir aşamasını ayıp olarak kabul etmez. Sevişme tüm evrenin temel bir yasası olarak vardır bizim halk edebiyatımızda. Söz konusu sevişme olunca da kullanılan dil,dünyanın en zengin dillerinden biri olan Türkçenin bütün incelikleriyle kullanılır; hem de hiç zorlanmadan. Kimi zaman yoğun bir erotizmi, şiirin potasında eritip bir duygu seline dönüştürür, çoğu zaman muzip bir gülümseyiş vardır dizeler arasında. Dağın göğsü ve eteği vardır, pınarın gözü ve ayağı. Cinsel isteklerini davranışlarıyla dile getirmeye, ”yeşillenmek” deniyor çoğu yerde, aşka düşmeye ise “yanmak”. Emirdağ bölgesinde, güzel olan her şeye “kadın” deniliyor: Kadın oğlum, kadın kızım, pek kadın olmuş deniliyor. Bir yanda “Lep demeden leblebiyi anlamak “diyoruz, Nevşehir’de “avurdunu domaltmasından Ömer diyeceğini anlamak” diyorlar.
(Burada söylemeden geçemeyeceğim bir şey var: Halkımız buldozere ad yakıştırıyor, bakıyor ki yolları düzeltip düzlüyor, ”yoldüzer” deyiveriyor. Ülkemizin sorumlu kişileri “Sakat” diyorlar, Sakatlar haftası falan kutlanıyor, sonra “sakat” adlandırmasını birileri “sakat” bulmuş olmalı ki, bundan vaz geçiliyor. Yerine “Özürlü” geliyor. Özür, kabahat, kusur anlamında kullanılıyor bildiğimiz gibi. Yanlış bir davranış olunca “özür dilerim” diyoruz .Özürlülerin özrü ne ki, onlara özürlü deniliyor. Bu kez bundan da vaz geçilip, engelli sözcüğü kullanılmaya başlanıyor. Ne yapalım, her zaman onlar en doğrusunu bilir(!) .)
Neyse, biz konumuza geri dönelim. Anadolu insanı, kadın erkek arasında sevgi sevişme cinsellik konularında, atasözünden, manisine, türküsünden, sövgüsüne kadar son derece yaratıcı olmuş, sayısız ürün üretmiştir.
Ahmet Şükrü Esen’in Anadolu Türküleri adlı kitabından rastlantı aldığım şu dizeler bilinen sansür kurallarının halkımız arasında “kıymet-i harbiyesi”nin olmadığının belgesi gibi.

Tüfengim omuzumda
Armalar boğazımda
Uyudum uyandım ki
Gül memeler ağzımda

Ah hovarda çapkın yârim
Ettiğin günahları
Boş deftere yazayım

Martinim atılmıyor
Bahalı satılmıyor
Şu uzun gecelerde
Yalınız yatılmıyor

Hovarda çapkın yârim
Sen söyle ben yazayım
Ettiğin çoğa vardı
Boş deftere yazayım

Mendilim salkım saçak
Alçak boylusun alçak
Sana derler küçücük
Sen doldurursun kucak

Hovarda çapkın yârim
Sen söyle ben yazayım
Ettiğin çoğa vardı
Boş deftere yazayım

Köşe başı meyhane
Asmadandır kapısı
Ben gözüme almışım
Hemi dam hem mahpusu

Hovarda çapkın yârim
Sen söyle ben yazayım
Ettiğin çoğa vardı
Boş deftere yazayım

Mendilim dalda kaldı
Gözlerim yolda kaldı
Yıkılaydın meyhane
Sarhoşum nerde kaldı

Hovarda çapkın yârim
Ak göbeğin altında
Kaldı benim nazarım

Deniz dibi otl’olur
Ergen koynu tatl’olur
Dul kişiye,varanlar
Ölmez ama dertli olur

Hovarda çapkın yârim
Ak göbeğin altında
Kaldı benim nazarım

Kamayı çektim kından
Gel yakından yakından
Koynundaki memenin
Ben gelirim hakkından

Hovarda çapkın yârim
Ak göbeğin altında
Kaldı benim nazarım

Bizim halk edebiyatımızda, bu tarz ürünlerin toplanması durumunda sanırım ciltlerce kitap oluşur. Sevişmeyi kuşkusuz çok daha açık ama bir o kadar da yalın, sanatlı, pornografiden uzak sözlerle ifade etmiştir Anadolu insanı. Burada bir nokta koyup, tarihin gerilerinde, bir başka yerden, başka bir ozana selam verelim.

Kimse sevgi nedir bilmeyen bu toplumda
Okusun yazdıklarımı. birebir öğütlerim
Bak nasıl evirir çevirir küreklerle yelkenlerle
Oynak gemiyi gemiciden öğrenmeli bu yolla
Araba sürmeyi arabacıdan sevişmeyi sevenden

Bu dizeler, günümüzde herhangi bir şairin kaleminden çıkmış olabilir. Dünyanın neresinde ve ne zaman olursa olsun, birileri,” sevgi nedir bilmeyen bu toplum”dan yakınıyor. Latin ozanı Ovidius, İÖ.43-İ.S.18 yılları arasında yaşamış, Aşk Sanatı adlı kitabını dilimize kazandıran Usta İsmet Zeki Eyuboğlu, Onun şiirlerinin buram buram Anadolu koktuğunu,açık sözlülüğü yüzünden Karadeniz kıyısında Romi’ye sürüldüğünü belirtiyor. “Ovidius’u bir çağın,bir yörenin ozanı olarak değil de bir davranışın bir tutumun taşıyıcısı bir görüşün aydını diye ele alıp anlamak anlatmak gerekir. “ diyor Eyuboğlu.

Yıkmış demektir yaptığını kendi eliyle
Aşırılık değildir öpüşten sonra işi sürdürmek
Utanılacak bir yönü yoktur onlarca bu işin
Severek katlanır baskıya kadın göster gücünü
Yürekten isterler ezilmeyi, sıkılmayı

Kitabının Aşkta Başarı Yolu adlı ilk bölümünden aldığımız dizelerdeki gibi, aşk sevgi, sevişme üzerine öğütler, bilgiler verip, yol gösterir. Kimi zaman da evrensel yorumlara girişir. Kadın ve erkek arasında aşkın ve sevişmenin, doğanın, doğmak ve ölmek kadar zorunlu bir yasası olduğunu, utanacak bir şey olmadığını söylerken, Usta, bu gün bir yerlerde yaşayan bir insandır sanki. Sevgiyi Koruma adı verdiği bölümdeki şu dizelerle ne kadar da bizdendir:

Bak güvercinler döğüşür, gagalaşır, sevişir,
Mırıltılar çıkarır, oynaşır okşarlar birbirlerini…
Düzensiz, gelişigüzel bir yığındı evren,
Başlangıçta, ne yıldızlı gök, ne karalar,
Ne denizler birbirinden ayrılmıştı.
Gökler, yerler, yerden çıkan sular iç içe
Girmiş, kaynaşmış bir yumaktı.

Bu biçimsiz yığından ayrılmış, doğmuş
Evrenin kesimleri, ormanları yabanlar,
Gökleri kuşlar kaplamış, yer almış
Akışan sularda balıklar.
Boş kırlarda* dolaşıp duruyordu kişi-soyu.
Çok güçlü, dayanıklı yaratılıştaydı kişiler.

Ormanlar ev, otlar besin, yapraklar yataktı.
Çağlarca tanımazdı kimse kimseyi.
Azgın bir sevişme duygusu uyanmış, getirmiş
Bir araya kadınla erkeği, dendiğine göre.
Öğretmensiz öğrenmişler sevişmeyi birbiriyle.

Venüs kendiliğinden göstermiş bu yolu:
Kuş tanır sevip birleşeceği dişiyi,
Suların ortasında bulur balık eşini,
Geyik geyiği arar, yılan yılanla birleşir.
Köpek köpekle görür işini,

Bizim edebiyatımızda, özellikle de Karac’oğlanımızda, özellikle de adı bilinmeyen ortaklaşa edebiyatımızın türkülerinde ne çok benzerleri vardır bu dizelerin

Kimi zaman da, kızlara öğütler verir, görgü kuralları, eski deyişle “adabımaşeret“ öğretir Ovidius:

Sakın elden geldikçe gülmekten.
Kendiliğinden öğrenmeli kız gülmeyi,
Bir yakışmadır, süstür gülmesini bilmek.
Gülerken çok açma ağzını, çukurlar açılsın
İki yanağında, öylesine gül, görünmesin
Diş etleri, örtsün dudakların dişlerini,

Kahkahalarla sallama böğürlerini.
Tatlı olsun, kulak okşasın, çınlasın gülüşün.
Sevilmez yüz buruşturan, cırlak ses çıkaran,
Ağzı bozuk bir kadın. Güzel gülmeyi de,
Ağlamayı da kadınlar iyi bilir sanırım.
Bir sıpanın değirmende anırmasına benzer

Sevişmenin doğallığı içinde, ne kadını kayırır ne de erkeği, Evrensel bir olgu olarak görmesinden olmalı,kafasında kalıpları yoktur Ustanın. Aşağıdaki bölüm zamanımızda da geçerli değil mi. Robotik toplumda beyni yıkanmış ya da zorla kalıplara sokulmaya zorlanan insanın acı yazgısı, görev bilinciyle sevişmek; yani en güzel insan davranışlarından biri olan sevişmenin ölümü.

Tiksinirim sevişirken armağan verir gibi
Davranan, bunu bir görev sayan, üstten bakan
Kadından, istemem tadı duygusu görev kokanı..
Kadın için görev değil bu bence, yaşamadır.
Deli eder beni ezdikçe kadın iniltileri,

Ovidius Usta evrensel bir olgu olarak ele alıyor sevişmeyi. Ve inancı gereği tanrısal yanını da vurguluyor.

Koç koyuna biner, atlar ineğe boğa,
Kıvrık burunlu keçi keçiyi döller,
Onu çeker içi, yarar geçer ırmakları, yanan,
Kızışan kısraklar, birleşmek için koşar,
Gider uzaklarda duran aygırların ardından.
Sen daha onultucu araçlar bul, kadının
………………………………………..
Ben böyle çağırırken türkümü birden
Çıkageldi Apollo, altın yaldızlı bir kaval
Oynatıp duruyordu parmaklarının arasında.

Defne tutuyordu bir elinde, çevrelemiş
Kutsal saçlarını defneden başlığı,
Bir yalvaç görünümü vardı onda, dedi ki bana:
Sen ey sevgi öğretmeni, al getir öğrencini
Tapmağıma, bir yazı vardır orada kutlu,
Bilinir bütün yeryüzünce, söylenir.

«Kendini bil» der bütün kişilere..
İş becerir sevgi yolunda kendini bilen,
Kendi gücüyle görür bütün işleri.
Bilsin değerini kime güzellik vermişse doğa.
Kimin ak, ışıl ışıl derisi, göğsü, omuzları
Varsa açık dursun, göstersin kendini boyuna..

Susmasın gittiği yerde tatlı konuşan,
Türkü söylesin sesi güzel olan,
İçmesini bilen içsin, toplantının tadını
Kaçırmasın çenesi düşük, sözü çekilmez,
Okumasın yazdıklarını, türkülerinin tadı
Tuzu olmayan bir ozan, bozmasın şöleni.
Böyle kurmuş düzeni Phoebus, git yolundan.

Homeros öncesi çağda,bilge engin bilgi ve deneyimiyle geleceği de görmesi gereken kişiydi. Yunanistan’da Hacıların uzun yollar kat ederek geldiği Delphoi tapınağındaki “kendini bil” (gnothi seauton) sözü ise, hep geleceği merak eden insana, geleceği bilmek için kendini bilmek gerektiğinin vurgulanması gibidir. Kuşkusuz Kendini bilmek, yalnızca o kültür ve inanca ait bir söz değil,kuşkusuz dünyanın her kültüründe benzer anlamda sözler vardır; ancak Koca Yunus’un

ilim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir
sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır

dizeleri bizim kültürümüzde çok başka anlamlar taşır.

Ovidius, güleç bir orta yaşlı olarak konuşur dizelerinde hep ve kendini bilmek kavramını,kendi güçlerini tanımakla eş anlamlı kullanır aynı gülümseme içinde. Ovidius’un şiirlerini dilimize kazandıran İsmet Zeki EYUBOĞLU, Anadolu özellikle de Karadeniz türkülerine benzetiyor onun türkülerini. Gördüğümüz gibi pek de haksız değil.

Ozanlar yaşadıkları zamanın, toplumun ve o toplum içinde yaşadığı koşulların damgasını taşıyor. Söz duyguyu dile aktarırken, şairin yaşadığı atmosferdeki şiir geleneğini ölçüt olarak alıyor. Bazıları o ölçüleri aşıp, tüm zamanların ölçüleri üzerinde evrensel şiirin tahtına oturuyor. Ne yazık evrensel şiirin tahtına oturan dizeler, çoğunlukla geride acı dolu yaşamlar ve serüvenler bırakıyor. Çoğunlukla da o ozanlar binyıllar sonra okunduklarını bilmiyorlar.

Sözün ucu aşka, güzele, sevişmeye uzanınca verilebilecek sayısız örnek bir yana, atlanılmayacak bir ozan daha var. Kim mi? Elbette ki, Karac’oğlan. Söz burada ancak onunla tamamlanabilir.

Ala gözlerini sevdiğim dilber
Seni görmeyeli göresim geldi
Altın kemer sıkmış ince belini
Usul boylarını sarasım geldi

Küçücüksün güzel etme bu nazı
Ciğerime bastın ateşi közü
Başına sokmuşsun gülü nerkisi
Yüzünü yüzüme süresim geldi

Aladır gözlerin siyahtır kaşın
Aradım cihanı bulunmaz eşin
Yaylanın karından beyazdır döşün
Uzanıp üstüne ölesim geldi

Karac’oğlan der ki bilirim seni
Adadım yoluna kurban bu canı
Koynunda beslenen ayvayı narı
Çözüp düğmelerin deresim geldi
S.N.

Dermek: Toplamak.
Adamak: (Kurban adamak) : Yerine gelen bir dilek için, her hangi bir
din ulusuna ya da Tanrıya kurban kesmeye söz vermek. Kesilen
kurbana da adak denir.

Sabahınan bir taş attın
Kırdın belimi belimi
Bir gececik misafirdim
Tanrı zalimi zalimi

Yüksek uçar engin konar
Kötünün dalına döner
Kız atasın bende yanar
Çıkmaz yalımı yalımı

Her bahçede selvi bitmez
Muhabbet serimdem gitmez
Uzatırım kolum yetmez
Kırdın kolumu kolumu

Her bahçede bitmez söğüt
Dertliye kâr etmez öğüt
Kız sevdana düşen yiğit
îster ölümü ölümü

Karac’oğlan der bakarım
Malım mezata dökerim
Daha der ki dur bakalım
Bu kız deli mi deli mi

(Gökyüzü Mavi Kaldı’dan)
Dal: Arka, dalına döner: Arkasında dolaşır.

Selam olsun aşka sadık olana
Selam olsun aşka mahcup olmayana
Selam olsun aşkı ne taç, ne mevki,ne mal-mül ve hiçbir maddi değerle karşılaştırmayana
Selam olsun aşkı zamanlar ötesinden bu güne taşıyana
Selam olsun aşkı yarına taşıyacak olana
Aşka selam olsun

Kaynaklar:

Anadolu Türküleri, Ahmet Şükrü Esen,Araştırma ve dizinlerle yayına hazırlayanlar, Pertev Naili Boratav, Nihat Özdemir, İş Bankası yay, 1986

Geçmişin Yaşama Gücü, İsmet Zeki Eyuboğlu, Adam yay, İst,1982

Karac’oğlan, İlhan Başgöz, Indiana Üniversitesi Türkçe Programı yay, 3. baskı, Pan yayıncılık, 1992, İstanbul

Klasik Arap Literatürü, Ignace Goldziher,İmaj yay, Ank,1993

Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, Prof.Dr.Doğan Aksan,Engin yay, Ank,1995

Tarih Sümerde Başlar, S.N. Kramer (çev: M.İlmiye Çığ) ,T.T.K. yay, Ank,1995

Türkçenin Gücü, Prof. Dr. Doğan Aksan, Bilgi yay,Ank,1993 (3.baskı)

Yeryüzü Şiirinin Eşiğinde Ovidius, Aşk Sanatı, Çev. İ. Z. Eyuboğlu, B.F.S yay

Adnan Durmaz
Emirdağ, 21 Ekim 2006

Adnan Durmaz

Aşkta Başarı Yolu

Kimse, sevgi nedir bilmeyen bu toplumda
Okusun öğrensin yazdıklarımı bire birdir öğütlerim…
Bak nasıl evirir çevirir küreklerle, yelkenlerle
Oynak gemiyi gemiciler, öğrenmek gerek bu yolla
Araba sürmeyi onu bilenden, sevişmeyi sevenden.

Koşumda Automedon, gemi yürütmede Tiphys Haemonia
Eşi bulunmaz birer yöneticidir, ben de sevgide,
Beni de tek yaratmış Venüs bu yolda.
Bir gün gelecek bana da bir Tiphys,
Bir Automedon denecek sevişmede..
Oldukça dikbaştır bu çocuk, karşı koyar bana,

Oysa daha kolay gelir yola yaşı gereğince.
Kithar öğretmeni yapmıştı gençlere
Phillyra‘nın oğlu Achilles‘i, yumuşatırdı bu yolla
Taş yürekleri bile, korku salmışken ilkin
Birçok gönüldeşe de, yavılara da(düşmanlara),
Titremiş çocuklar gibi, ürpertmiş yaşlıları,

Hector bile sezmişti bunu, bütün dikbaşlara
Boyun eğdiren, düşmüş eninde sonunda
Sevginin ocağına. Aeacides için Chiron neyse
Öyle bir tek’im ben de sevgide.
Biri genç bir delikanlı biri de yaşlı
Kılınmış Tanrıçalara, olsun ne çıkar bundan
Boğanın boynunu koşulan boyunduruk,
Azgın aygırınkini yular aşındırır, diş diş eder.

Sevgi düşmüş bana da bu üleştirmede, varsın
Benim de gönlümü onun yayından atılan
Oklar yaralasın, delik deşik etsin.
Ne denli derinden vurursa vursun beni sevgi,
Ne denli onulmaz olursa olsun açtığı yaralar,
Bir gün gelir çıkarırım acısını kat kat.

İstemem ey Phoebus senden gelmez olsun
Böylesi öğütler bana, istemem.
Gelmez olsun bize göklerden kuşların
Kanatlarında seslerin, duyuruşların, istemem
Görünmez olsun; gözüme otarırken  Acra kırlarında
Senin kuzularını, Clio’ da, kızkardeşleri de,
İş açmış başımıza, bu yüzden uymak gerek
Sözlerine sevgi yalvacının.

Doğrusunu söyleyeceğim: gel yanıma,
Yetiş, tut elinden bu işe girişenin
At yüzünden ince örtüyü, ey sevginin anası,
Kaldır o arı duru olmanın belirtisini.
At bir yana topuklarına değen etekliğini,
Senin üstüne türküler yakacağım ey Venüs,
Sen ey bir çok gönül oyunlarını gizleyen,
Kandırmam, çıkarmam kimseyi baştan.

İlkin: seç, sevmek istersen sevilmeye değeni.
Kuşan oklarını yeniden bir er gibi
İkincileyin: sev sevince gönlünün çektiği,
Sözünü dinleyen güzel bir kızı.
Üçüncüleyin: uzun sürmeli elden geldiğince sevgi.
Budur bize araba yolunu gösteren düzen.

Böyle yürür atlar, çeker arabayı.
Böyle sürebilirsin ancak arabayı epeyce,
Evet, seç gönlünün uyarınca olanı,
Sev, seni sevmişim yürekten, diyebileceğin kimseyi,
Düşmez ayağına ışıyan gökten dilediğin.
Gözlerinin önündedir sevip gönül vereceğin,

Araman bulman gerek, bilir avcının iyisi
Nerede tuzak kurulur karacalara.
O bilir bilmesine hangi boğazda vurulur
Azgın domuz, kuş kuşlayan bilir
Dizim dizim kuşlar nereden gelir
Balıkçı bilir balıkların toplandığı suları,
Öyle atar oltayı, bunlar gibi senin de
Bulup çıkarman gerek kızların kaynağını.

Önceden öğreniver nerde yuvalanır kızlar.
Ben demem araştırmalarımda sana
Akıntıya kürek çek, git boşuna yelken aç.
Boşuna dolanıp durmayasın
Upuzun çakal yollarında boyuna.
Perseus kara hindlilerden almış Andromeda‘yı,
Böyle kaçırmış o Grek kızını frigialı delikanlı.

Bilsen ne güzel kızlar verecek sana Roma,
Diyeceksin onları elde edince
Olur mu bundan güzeli de şu yeryüzünde?
Evet ne denli olursa Gargara’da ekinler,
Methymna‘da üzümler, sularda balıklar,
Dallarda uçuşan kuşlar, gökte yıldızlar;
Öyle olur Roma’da da yığın yığın kızlar.

Oğlu Aeneas‘ın ülkesinde oturuyor Venüs bile.
Etkisin altında mısın yoksa seni yetiştiren
Erginlik yıllarının bu gün de,
Gelecek gözlerinin önüne o gerçek güzel.
Evet çeker bir genç güzeli gönlün,
Oynatır yüreğini yerinden binlerce genç,
Bilmezsin gene de hangisidir gönlünü yakan.

Yaşın geçip daha yetkin kılınca seni yıllar,
İnan bana bulacaksın daha olgunlarını.
Gez dolaş bu yolda Pompeia gölgeliklerinde,
Güneş ışıklarının Hercules arslanının
Sırtına düştüğü yerde, ya da ananın çocuğuna
Göndermeler sunduğu, duvarların el yurdundan

Gelen değerli mermerlerle donatıldığı
Yerde gez dolaş, kaçmasın gözünden
Yıllarca önceden girişlerde çepeçevre asılmış
Oranın kurucusu Livia‘nın adını taşıyan yazılar.
Hani kanına girmek için kardeş çocuğunun,
O suçsuzun boynunu uçurmaya kalkışan
Kılıcını çeken babayı gösteren yerde.

Bırak artık Adonis gitmez Venüs‘ün acıları
Suriye‘de de vardır buna benzer
Yahudi inançları; Sabat günü derler ona.
Ortada durur dokumalara sarılmış öküz
Memphis tapınağında, bir çok kadınlar
Jupiter‘e yapılanları yaparmış ona.
Öte yandan kim inanır Forum‘da
Sevişmenin evdeki gibi olduğuna?

Dernek ocağının boyuna yakılı kaldığına?
Bir kaç adım uzaklaşmaya görsün kişi
Venüs tapınağından kamçılar havaları
Appias fışkıran sularla, gider oraya
Günü gününe sevginin koruyucusu,
Odur önüne gelene yardım eden
Kimseciklerden yardım görmeden.

Pek çok sözleri bırakıla kalmış orada,
Bunlar gösterir yeni yeni gönül işlerinin
Nasıl yapılması gerektiğini, neye yaradığını.
Bir kadın gelir Venüs tapınağının yanına
Güler, salınır görür ne denli seve seve
Kadın satıcıların iş yaptığını.
Sen de çıkabilirsin ava şimdi
O tiyatronun yörelerinde istediğin gün

Kolayca bulursun o yeri, besbellidir.
Orada görürsün sevip vurulduğunu,
İlkin kime dokunduğunu,
Kiminle gönül eğlemek istediğini.
Ağızlarda geçimlik ekinler dolaşan
Yığın yığın karıncalar,

Ya da arılar gelir güzel kokulu çiçekler
Kırlar arasından dolanırlar çepeçevre Thyma‘yı,
İşte bunlar gibi gelir süslenmiş püslenmiş
İnce kadınlar dizim dizim, oyunları görmeye:
Bir gelenek üstüne kuruludur bu toplantılar
Bence görmek, görünmek için gelirler.

Ne ak yüzler kara çıkmış o yerde.
İlkin sen ettin oyun bozanlık ey Romulus
Neler yapmamış tutsak Sabin kadınları
Dul erkeklerle, ne baştan çıkarmalar
Bir tek tiyatro kalmamıştı asılmadık
Işıl ışıl örtüleri, dökülmedik
Işıklar Crocus‘un oyun yerlerinden,

Ağaçlı Platin tepesinde olduğu gibi
Donatılmış kendiliğinden, el değmeden
Süslenmiş ağaçlarla bir oyun yeri,
Oturmuş önüne gelen dizi dizi basamaklarda,
Sarılmış, kaplanmış içlerinden birinin
Ağaç yapraklarıyla dağınık saçları.
Dört bir yandan bakıyordu biri; dikmiş
Gözlerini kıza bunlar arasından,
Bu kızdı ses çıkarmadan

Çoklarının yüreğini oynatan.
Dayamış biri değneğini yere, almış eline
Tuscus kavalını, başlamış çalmaya,
Eşit üçlü vuruşlarla uydurmuş ayaklarını
Çaldığı kavala, o gün alkışlar tutmuş
Ona önüne gelen, bu yolla geçmiş kendinden.
El etmiş topluluk içinde bulunan kral;
Beklenen de buydu gerçekten.
Sıçramış yabancılar yerlerinden

Çığlıklar koparmışlar kulakları yırtan.
Bu işte pek becerikli olmuş kız…
Kaçışmış ölüm korkusuna kapılan kalabalıklar,
Nasıl kaçışırsa kartalları görür görmez
Güvercinler, kurtları süt kuzuları,
İşte öyle kaçmış erkekleri görünce
Duyulmadık bir korkuya kapılmışlar,

Uçmuş renkleri, sapsarı kesilmiş yüzleri
Bir öyle korkuydu ki bu, kimsecikler
Yapamazdı onun yaptığını.
Kimi saçlarını yoluyordu,
Kimi olduğu yere çökmüş, geçmiş kendinden.
Kimi sus pus olmuş, gömülmüş acılara,
Boşuna çağırıp durmuş anasını kimi de.
Dili tutulmuş kiminin, donakalmış, çakılmış
Olduğu yere, kimi desen kaçıp gitmiş.

Önünde sonunda sürüklenip götürülmüş
Yakalanan kızlar eş kılınmış
Alıyor, sımsıkı tutuyor erkekler kucaklarında
Ayak direyen, gitmek istemeyenleri, öpe öpe:
Neden ağlar da bozarsın gözlerini,

Baban ne yapmışsa anana
Ben de onu yapacağım sana….
Ey Romulus sen bilirsin ancak
Erkekleri neyin sevindirdiğini.
Verirsen bu mutluluğu er olurum ben de.
İşte o yıllardan bu yana durur o tiyatro
Olduğu gibi, pek tekin değildir bugün bile
Korkulu yerdir güzel kadınlar için.

Kaçmaz soylu bir kimse yarış alanından atların,
Circus‘ta toplanırlar, pek çok sevenler de
Bulunur aralarında ne bir parmak kımıldatışı,
Ne konuşma, ne bir tanıdıkla gizli
Kaş göz etmeler gerekir senin için orada
Sokul bir kadının yanına, çekinme,
Engel olmaz kimse. yanaş ona

Yanaşabildiğince, sıkış sıkıştır onu,
Sokuluver, değinin, sürünün birbirinize,
Ağız açamaz sana, neylersin dardır oturma
Yerleri, ses çıkarmaz kız, konuşmaya başla
Yavaştan yavaştan, ilkin genel konulardan
Açmak yerinde olur sözü.

Kimindir sorarsa bu gelen atlar
Onun tuttuğu yanı tutarsın boyuna
Sen de yarışta, sonra başlar savaşan
Ephebus‘ların geçit töreni, alkışla orada
Tanrıça Venüs‘ü, sil kızın boyun atkısını
Sözde tozlanmış gibi yapıver bir yol.

Silk parmak uçlarıyla şöyle ufaktan.
Tozlanmamışsa da yap bunu çekinme tozlanmışca.
Yararlan eline geçen bütün kolaylıklardan,
Bak, bir de eteği düşmüş, değmişse yere
Derleyip topla kaldır yerden,
Gözden ayırma, tozlanmasın iyi bak.

Ödülüdür bu yaptığının en azından kızın
Çıplak baldırlarını doyasıya görmen.
Bir yol da bakıver arkaya oturanlar olur
Dokunmasın uzanan dizleriyle kızın omuzlarına..
Çeler oynak gönülleri bu davranışlar.
Ne sevgiye tutulanlar vardır;

Düzeltivermiş eliyle kızın arkasında
Duran yastığı, böylece çeledurmuş gönlünü;
Serinletmiş onu yumuşak bir yellikle,
Bir de iskemle koymuş pamuk gibi
Yumuşak ayaklarının altına,
Kolayca bulursun böyle sevişme yollarını
Circus‘ta, ya da pek acıklı işlerin
Yapılageldiği kum serili Forum‘da.

Savaşır o kumsalda sevgi yolunda Venüs oğlu,
Yara görmeye gelip yaralanan olur orada
Bir yarış oldu, koşuyu kazananın avucuna
Korken ödülü, vuruldu yanında duran bir
Kadının bakışlarından atılan okla.

Başlamış inlemeye, görülmelik olmuş
Görmeye gelmişken vurulanları.
Bir gündü gene Caesar bir deniz savaşını
– Hani Perslerle Atinalılar arasında yapılan –
Göstermek için savaş gemilerini
Koymuşken oyun yerine o gün bir o denizden
Bir bu denizden bölük bölük delikanlılar,
Venüs kızları koşmuş gelmiş, sanırsın
Roma’da toplanmış bütün yeryüzü.

Neler yoktu içlerinde sevmek sevişmek için.
Ne yazık ne yazık kaç kişi yanmış sevginin
Oduna o gün, oysa bak gene derlenip düzenleniyor
Caesar almak için yeryüzünün öbür bölümünü de.
Ey uzak Doğu ülkesi bizim olacaksın sen de..
Ey Partlar siz de göreceksiniz yaptıklarınızın
Karşılığını, sevinin ey Crassus‘la ölüp

Geceleyin gömülenler, ey barbar ellere
Düşen kartallar, sevinin.
Yakındır o başbuğun geleceği gün, yakın.
Yapamaz onun yaptığı savaşı değme delikanlı.
Yıllara sığmaz, onlarla sayılmaz yaşı Tanrıların.
Ölçülmez günlerle Caesar‘ların yiğitliği, erdemi.

Aşar yılları gökçe yaratıcı yetiler,
Katlanamaz uzun boylu boşuna bekleyişlere
Acı gelir onlara bu, daha çocukken ezmiş
Elleriyle iki yılanı Hercules,
Ana karnındayken göstermiş Jupiter‘e
Yaraşır bir soydan olduğunu….
Ey Bacchus sen de pek gençtin hani,

Çocuk denecek çağda değil miydin Thyrsus‘unla
Hind ülkesini alt ettiğin, titrettiğin günler?
Baban kollayacak seni, kargı kullanacaksın
Ey çocuk, başarılar kazanacaksın
Babanın gözcülüğü altında, budur ilk işin
Taşıdığın yüce ada yaraşan budur.
Bugün gençliğin egemenisin, yarın

Yaşlılığın olacaksın, kardeşlerin yok olmuş,
Al öçlerini
Koru baban için gerekenleri.
Savutlar vermiş sana baban koruyasın diye
Anayurdunu, yavılar almak istediği gün
Başbuğluğu kutlu kargılar kullanacaksın
Yavıların kanıyla boyanacak kargılar,

Senin bayrağının altında yaşayacak
Doğruluk, düşkünlere acımak.
Ülküsü de, pusatları da aşağılıktır Partlar‘ın,
Getirilsin, isterim Latium’a ey başbuğum
Onların varı yoğu, ey Mars baba,
Caesar baba esirgemeyin yardımlarınızı,
Biriniz Tanrıdır sizin, öteki de olacak.

Bildiriyorum üstün geleceğini, şimdiden
Övgüler döküyorum üstünüze, yayılacak
Bütün evrene ününüz çalınacak borularla..
Geçip önüne senin bölüklerin, türkülerimle
Yüreklendireceğim onları,
Çoğaltır güçlerini yazılarım
Anlatacağım Romalıların nesıl göğüs
Gerdiğini Partlar‘a, bir bir.

Yavıların atlarına atlayıp ne denli
Kaçarken ot attıklarını anlatacağım..
Kaçan kazanır, başarırsa ne kalır geriye
Ey Partlar, çok kötü işler açacak başına
Senin bu yaptıkların yüzünden Mars ey Part.
Ey yüceler yücesi gelecek o günler
Oturacaksın dört ak at koşulu

Altın arabaya, gelip geçecek önünden
Boynu bağlara vurulu yavı önderleri,
Artık kaçmakta bulamıyacaklar
Kurtuluşu eski gibi.
Kızlar delikanlılar dizi dizi bakacak
Onlara doyasıya, o gün büyük bayrak olacak,
Bütün ulus için, işte o gün sorarsa sana
Kızlardan biri bu kralların adını

Yerleri, dağları, akan suları, bunların
Tüm nereden gelip nereye gittiğini
İrdeler, araştırırsa anlat dilin döndüğünce
Kısa olmasın karşılıkların, bilmediğin olsa
Bile, görün çok iyi biliyormuş gibi.
İşte dersin Fırat ırmağı; başı saz donanmış
Kişi biçiminde, mavi, dalgalı saçlısı da Dicle

Bu yığın geçenler tutsak Ermeniler,
Şu da Persia‘yı gösteriyor, bir ülkedir
Almış adını Danae oğlunun, şu ise güzel
Oylumlarda kurulmuş bir Achamenid kenti.
Bunlar da yavı önderleri, söylersin
Bilirsen adlarını, bilmezsen uydur yakışanı.
Şölenler, donatılmış toylar kolaylık sağlar

Sevişmelere, yalnız içkinin tadını düşünme
Bu konuda, kıvrık boynuzlu Bacchus suyuyla
Dolmuş bardaklar boşaltılır orada çokluk
Gül yüzlü sevgi Tanrısının adına.
Ağırlaşınca içkiden Cupidus‘un kanatları
Uçamaz, bağlanmışça kalır olduğu yerde.
Çırpar o gün hızla ıslak kanatlarını.
Yaralar açılır suları sıçrattığı gönüllerde.
Oynatır içki yürekleri, tutuşturur canları,
Dağıtır sıkıntıları, sevinç verir çoklarına.
Bir gülüş, bir tatlılık belirir yüzlerde,
Giderir acıları, can sıkıntılarını,
Alınlardaki kırışıklıkları, açılır açılmasına
Gönüller, bir açık yüreklilik doğar bizim
Çağımızda bulunmayan, karşı gelinmez Tanrı
Gücüne, çeler gönlünü gençlerin boyuna kızlar
Alev içinde alevdir şarab içinde Venüs.
Kapılma ışıldakların altında gördüklerine:
Elbir edince içkiyle geceleyin güme gittiğin gündür.
Bakmış doyasıya Tanrıçalara günün aydınlığında
Paris, sonra dönmüş: Sen ötekilerden
Çok daha güzelsin, demiş, ey Venüs.
Gizler, göstermez geceler bütün eksikleri.
Bu yüzden bütün kadınlar güzeldir geceleri.
Bir deneyegör inciyi, güzel örülmüş
Bir dokumayı, bir gövdenin alımını
Gün ışığında anlarsın ancak.
Sayıp dökecek miyim bir bir kadınların
Toplandığı, senin avcılık etmen gereken yerleri?
Kumları saymaya benzer bence bunları söylemek.
Sayıp dökeyim mi yoksa Baiae kıyılarında
Bulunan kaplıcaları da, oranın sıcak,
Kükürtlü sularından söz açayım mı dersin?
Bilirsin pek çokları dönmüş oralardan
Gönülleri yaralı, bu yüzden o sular için
İyi gelmiyor sağlığa diyenler de çıkıyor.
Roma yakınlarında, büyülü kırda
Bir Diana tapınağı vardır, oranın egemeni
Olan Tanrıça bir kanlı kılıç tutar elinde,
Kız oğlan kızdır, iğrenir Cupidus‘un
Oklarından, çok kimseler yaralanmış orada,
Yaralanacak daha bir çokları besbelli.
Gösterilmiş buraya değin yazılanlarla
Nerede sevişmeyi öğreneceğin, ne soy seveceğin,
Nerede seveceğin, işte burada umulmadık
Bir yüksekliğe ulaşmış Thalia‘nın arabası.
Gene göreceksin bir güzeli sevmenin
Ele geçirmenin yollarını, burda açıklayacağım,
Koyacağım ortaya öğretimi, yapıtımı…
Yeterki tutsun sözümü, dinlesin öğretimi
Can kulağıyla. Kadın gönlü çelmek, kolayca
Elde etmek isteyen kimse, bu yolda kişinin
İlkin sağlam bir güveni gerek kendine,
Böylece gerersen gönül ağlarını yakalarsın
Önüne gelen kadını bir güzelce.
Bak susar mı baharda kuşlar, yazın ağustos
Böcekleri, kaçar mı dersin Maenalius’un
Tazısı tavşandan, karşı koyamaz bir kadın da
Bunlar gibi gönlünü çelen erkeğe.
Yanar tutuşur için için “istemem” diyeni bile.
Birdir oğlanda kızda gönül çalmanın tadı, ..
Erkek gizleyemez sevgisini, kadın gizler,
İyice saklar içindekini, söz bir edipte
Boşversek kadınlara biz erkekler,
Dilsiz gelirler kollarımıza ayaklarıyla
Bütün kadınlar, yalvarır yakarırlar.
Böğürür yumuşak çayırlarda boğanın
Ardından inek, kısrak kişner, eşinir
Aygır tutkusuyla yanar boyuna..
Erkekte daha güçlüdür sevişme,
Birleşme isteği, yırtıcı değildir öylesine.
Kolay sönmez onda yalımı sevginin.
Bir de kadına gelince, anlatayım mı
Erkek kardeşine vurulan, yanan tutuşan,
Yasak tanımayan, kendini asan Byblis’i?
Myrrha gönül vermedi mi babasına?
Kızın babalık sevgisine benzemezdi bu.
Bir ağaca dönüşmüş şimdi, örtünmüş
Kabuklarla, akar göz yaşları bugün bile
Güzel kokular saçar, damlar adıyla anılan
Ağaçtan Ida‘nın yeşil ormanlı oylumlarında
Sürünün süsü ak bir boğa otlardı,
Bir kara benek vardı boynuz aralarında,
Süt gibi apaktı bütün gövdesi…
Yanmış yakılmış ona Gnos’un, Cydon‘un
Danaları, Pasiphae bile almış göze
Onunla birleşmeyi, tutuşmuş onun için.
Kızarmış bütün güzel ineklere,
Kıskanırmış onlardan boğayı.
Bilinir, söylenir bu olay elde günde,
Yüz kentli Girit‘in bütül illeri yalan
Söylese de bunu yadsıyamaz artık.
Ağaçlardan yeni sürgünler, yapraklar
Toplarmış işe alışmamış elleriyle,
Getirir kormuş boğanın önüne…
Katılır sürüye gider, düşünmezmiş kocasından
Ayrıldığını, bir boğanın elinde ölse de Minos,
Nedendir ey Pasiphae bu süslü giyekler?
Anlamaz sevdiğin boğa bu süslenip püslenmeden.
Ne çıkacak, ne geçecek eline dağlarda
Sürünün ardısıra gitmekten?
Neden bakar durursun gözgüye, ovarırsın,
Düzeltirsin boyuna saçlarını?
Görüyorsun kendini gözgüde, dana değilsin.
Dana olsan, boynuzlar olurdu alnında…
Yok Minos‘u seviyorsan nedendir onu aldatışın,
Sevmiyorsan bir erkek bul erkekler içinde.
Kalkmış yatağından ece, çekip gitmiş kırlara
Tek başına, yapmış o da Bacchus kızlarının
Tanrı Adonis için yaptıkları.
Kıskanır, iğrenir, baktıkça ineğe söylenir:
Neden seviyor bunlar benim beyimi?
Bak, bak yeşil çayırlarda sıçraşıyor
Gösteriş yapıyorlar ona, önüsıra, sanmam
Boşunadır süslenmeleri, deliliklerinden
Güzel sayıyorlar kendilerini.
Dayananamadı daha, bir korkunç buyruk saldı
Dağıttı sürüyü, boyunduruğa vurdurdu suçsuz
Sığırları, boğazlattı sunağın önünde, deşti
Eliyle sevine sevine barsaklarını.
Çok kez dolar parmaklarına barsakları
Dönerdi Tanrılara sığınırdı:
Haydi gidin, beğendirin kendinizi benimkine,
Göreyim sizi, derdi. Bir yol Europa, bir yol
İo olmayı kurardı kendince, bunlardan
Birini bir boğa kaçırmış, inek kılığına
Girmişti biri de, en sonunda ağaçtan
Yapılmış bir ineğin içine girmiş aldatmış
Boğayı, gebe kalmış çocuğa sürünün önderinden,
Çocuğu doğurunca çıkmış açığa,
Yüz karası, olmuş olanlar.
Yalnız kendi kocasının gözüne girip
Karşı duraydı Thyesteus‘un sevgisine Cressa,
Durdurur arabasını yolun ortasında
Çevirmezdi atlarını Aurora‘ya doğru Phoebus...
Çalınca Nisus‘un kızıl saçlarını kız
Geçmiş ülkesi sürü sürü azgın köpek eline.
Mars karaya, Neptunus denizlere sürülmüş…
Karısı ekmek batırmış Atrid’in karnına.
Kim gözyaşı dökmemiş Creussa‘nın odlara yanmasına?
Kim kötülemedi çocuklarının kanına giren Medea‘yı?
Az mı ağlamış Amyntor oğlu Phoenix
Gözlerinin oyuluşuna, didik dikik edilmedi mi
Hippolytus ürken, gemi azıyla alan atlarınca?
Ya sen neden çıkardın suçsuz çocukların
Gözlerini ey Phineus, gelecek
Senin de başına bu yaptıkların
Aşırı tutkuları yüzünden bu yıkımlar
Daha azgın, daha süreklidir erkeğinkinden
Kadının kudurması. Bu yüzden kolay geçer ele
Kızlar, kuşkuya değer yanı yok bunun sanımca,
Verir kendini kız biraz yalvarıgör,
Bir olur, bir olmaz derler güle oynaya gelirler.
Taş attın da kolun mu ağrıdı senin de.
Neden yanar yakılır, demek, yeni sevgi
Yeni sevinç getirir gönüle bu işte
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür,
Daha yeşil gelir bize komşu tarlanın ekini
Başkasının sürüsü daha besli, daha yağlı.
Elde etmek istersen bir kadını
Uşağını kandırmanın yoluna bak ilkin..
Ondan öğrenirsin başarının kolayını.
Araştır, bilir mi bilmez mi hanımın gizlerini,
Bak içli dışlı mıdır onunla eğlentilerde.
Esirgeme parayı, söz ver, adaklar alırım de.
Yalvar, gönlünü yaptın mı oldu demek dileğin.
Hekimler gibi suyunca ver ilacı, gününü bil.
Uşaklar becerir hanımların içini boşaltmayı,
En sevinçli, kadınlık damarlarının kabardığı,
Gözlerinin ışıl ışıl yandığı gün çelinir gönlü
Kadının, oynar yüreği, kaynar kanı..
Daha kolay açılır, saçılır üzüntüsüz olunca,
O gün girer araya Venüs, yürütür işini inceden.
Savutlarla korumuş kendini acılar içinde İlion,
Açılınca yüreği almış içeri atla savaşçıları..
Başkasının yakındığı gün elde edilir kadın,
Gecikme öcünü almak için ona aracılık et.
Kızdırsın günaçımında saçını tarayan kız onu.
Tavşana kaç desin tazıya dur, iççeksin
Mırıldanıversin kendi kendine, yok yok desin,
Sanmam onun sana yaptığını ona yapabilesin.
Evirsin çevirsin sana getirsin sözü,
Andlar içsin, inandırsın, kandırsın, sevgisiyle
Yanmış yakılmışsın desin, öleceğini söylesin
Bu yolda senin, ağır tutsun elini, yele göre
Yelken açsın yel kesilmeden bitirsin işini,
Kolay eriyen buza benzer kadının hıncı…
Hizmetçiyle iş görmek yararlı mı dersen
İş açar başına, çıkmaza girersin derim:
Kimi yataktan kaçar, kimi yatağa işer.
Kimi hanımın, kimi kendinin bilir seni.
Oluruna kalmış sonu, çıkarı duruma bağlı,
Beni dinlersen biraz geri dur onlardan.
Sarp, uçurumlu yollardan götürmesin seni,
İstemem yıkıma uğrasın bana uyan gençler.
Çok bağlanma yazılarını götürüp getirene,
Açma gizemlerini güzelliği üstüne,
İlkin hanımı elde et, yoldaş ol ona,
Gönül vereyim deme yanaşma kıza sakın.
İnanırsan bana bir sözüm daha var sana:
Yele verme sözlerimi, kulağında tut,
Ya başlama bir işe ya da bitir korkma,
Hizmetçiye yükle birazını suçun…
Boşuna çabalar kanadı ökseye vuran kuş,
Uçamaz, tuzağa düşen domuz boşuna didinir.
Boşuna çırpınır yemi yutan balık, kurtulamaz.
Bırakma, başar giriştiğin işi, dönmek olmaz.
Çekinir dile düşmekten, suçlayamaz seni.
Anlatır hanım ne demiş, ne yapmışsa.
Yeter ki bil ağzını tutmayı, yanaşır,
Hizmetçi gönüldeş olur sana sen dilini tuttukça.
Kim derse güçlükler, sıkıntılar getirecek
Tarımcılara, gemicilere doğan gün içi sızlar..
Ekilmez Ceres‘in ekinleri gelişigüzel toprağa,
Salınmaz yeğnik gemiler değme denize,
Ele geçmez, yola gelmez sevilen tüm kadınlar,
Bir de bakarsın gün doğar bulutun ardından:
Doğum günü, ayın ilk günleri, Venüs‘ün
Mars için yanıp tutuştuğu günlerde,
Savaşta alınmış kral gömüleri Circus‘ta
Gösterildiğinde, kışın acı günlerinde
Pliad‘ların yarattığı soğuklarda girme,
Haedus‘un güzel yüzünün sulara gömüldüğü
Günlerde sokulma yanına sevdiğinin
Engine açılmak istersen parçalanır gemin.
Seç Alia‘nın Romalı yaralarıyla
Kıpkızıl olduğu, ya da işlerin pek yolunda

Gitmediği söylenen bir günü, bekle
Suriye’de Yahudilerin kutlu saydığı cumartesiyi.
Pek uğurlu gelmez sana onun doğum günü,
Göndermeler verilir o gün, uğursuzdur da.
Ne denli kaçınsan koparır koparacağını gene.

Alır erkekten gönlünün çektiğini sevilen
Kadın, bir gün bakarsın göz boyar gönül alır
Hanım bir satıcı çıkagelir, serer önüne
Ne varsa satılacak, döker ortaya.
Bir de sen bak beğenir misin der kadın,
Öper okşar seni aldırır canı çektiğini.

Andiçer, bana bu yıllarca yeter,
Çoktandır aradığım buydu der alıvermeni diler.
Param yok desen bile ödünç olsun, yaz bir yere,
Der diretir, yakınırsın okuyup yazma bilmediğine.
Bir alıştırmasın seni doğum günü öte beri

Almaya, canı çektiğince doğum günü var bilesin..
Ne yalanlar uydurur, üzülür, ağlar gizli gizli,
Bir gün küpenin taşı düşer, yüzüğü yiter,
Duyarsın bunları belirsiz belirsiz.
Neler istenir senden, geri verilmez, ödünç.
Batarsın, sağ ol bile diyen olmaz sana.

Daha durmam bu kötü, aldatıcı konu üzerinde,
On ağzım, on dilim olsa saymakla bitiremem.
Mumla yapıştır gönder yazıyı sevdiğine.
Bu mum taşır duyguları, sevenlerin sözüyle
Yaz, tatlı diller dök, anlat yana yakıla

Kim olursan ol, durumuna bakma, aldırma.
Dayanamamış yalvarışına vermiş Priamus‘a
Hector‘un ölüsünü Achilleus.
Yumuşatır Tanrıların bile hıncını yakarışlar.
Söz ver bol bol, ne gider elinden?
Kim olsa zengin olabilir söz verme konusunda.

Umutlar avutur, oyalar kişiyi uzun uzadıya.
Tanrıça aldatırsa kadın ne yapmaz…
Elin açık olunca bırakıldığın gündür..
Giden almış alacağını, nesi eksilmiş onun.
Verir görün de verme boyuna, çok umuda düşürür

Beyi ekini kıt veren tarla, öyle ol..
Hiç yutulmayan bir oyuncu yutulur sonunda
Bir tutku bürümüş gözlerini gelecek zar için,
Duramaz bir bir gider elinde ne varsa.
vermeden almaktır gerçek başarı, boşuna değil

Bu kazancın, onun ardından gelir başkaları da.
Gönül suyunca yazılmalı yazılar,
Birlikte gidecek göndermeler, onlarla,
Gönül alıcı, yürek okşayıcı olsun…
Yemiş üstüne yazılan yazı çıkarmış baştan
Cydippen‘i, okumuş kapılmış bilmeden.
Benden size öğüt Roma delikanlıları öğrenin

Güzel söz söylemeyi, yalnız suçlular savunulmaz
Bunlarla, güzel söz nedenli etkilerse yargıcı
Ulusu, Senatörü, güzel kadını da büyüler öyle..
Gizli tutun duygularınızı, açığa vurmayın.
Can sıkıcı da olmasın yazılar, sözler,

Sıkar mı canını sevimli bir güzelin
Beceriksiz, vurdum duymaz olmayan kimse, sıkmaz.
Çokluk soğuk olur, ürkütür kadını yazının ağırı.
Alışılmış soydan olsun sözlerin, konuşman, yazın
Güven versin okuyana, tatlı olsun, gönül okşasın,
Yanında konuşuyor sansın yazını okuyan seni.

Kırılma, okunur sonunda, bugün alınmayan yazın.
Kesilmesin umudun, gün gün alıştırılır boğa
Boyunduruğa, at yavaş yavaş uyar koşuma…
Sürtünür de aşınır demir, toprağı sürümekle
Yıpranır sapan demiri, ne var taştan katı,

Ne var sudan uysal, bak nasıl aşındırır
Kayayı, yenersin dayanırsan Penelopen’i bile.
Dayattı da gene düştü sonunda Bergama, bak…
Pek diretme okunan karşılık verilmeyen
Yazıların olursa, gönder, çekinme

Gönül alıcı yazılarını varsın okusun…
Okuyan karşılık verecek demektir bir gün,
Bekleyedursun girer işler yoluna, düzelir.
Can sıkar belki ilk karşılık,
İster bakarsın ardına düşmemeni, aldırma.

Bu, yapma dediğini yap, yap dediğini yapmadır.
Olacak dileğin sonunda,
Uzanmış görürsen bir kadını yatağında gir içeri
Bilmezmiş gibi, çekinme sokul yanına,
Dinleme gizlisini mizlisini, kimse duymasın yeter.

Kolla kendini gözetle dört yanı kurnazca,
Söyle söyleyeceğini, gezerken mermer direkler
Arasında sevine sevine, git yanına,
Ayakdaş ol, dolaş oralarda sen de.
Bir önden, bir arkadan gidiver, hızlan,

Yavaşla, sıkılma yürümekten onunla yan yana
Direkler arasında, geçmekten çekinme onu.
Tiyatroda yoluna bak yanıbaşında oturmanın,
Bakarsın çıplak omuzlarına doyasıya, gözetle,
Bak, onu şaşkınlığa uğratacak konular bul.

Bir çok olay anlat kaşla gözle…
Alkışla güzel bir kadınla oynayan oyuncuyu:
Ne oyun gösterirse göstersin iyi dileklerde
Bulun oynayan bir sevgili için,
Kadın kalkınca sen de kalk, otur oturunca,
Onun isteğince geçir günü, ona uy.

Kıvırayım deme demir maşayla saçlarını,
Oğma bacaklarını sünger taşıyla kıllarını
Dökmek için, Frigia toyunları yapar bunları
Cybele ananın bayramlarında böğüre böğüre..
Bunlar kötüdür, yaraşmaz erkeğe, biraz da
Uysallığındadır erkeğin güzelliği.

Düzen nedir bilmezdi Minos kızının gönlünü
Çelen Theseus’un saçları… düzgün değildi
Kılığı Hippolytus’un gene sevmiş onu Phaedra.
Bir Tanrıça gönül vermiş ormanda yaşayan
Adonis’e, yıkanıp paklan da bakma oyunlarda
Derinin kararmasına, yakışsın sana giydiğin,
Benek benek, toz toprak olmasın yeter.

Dilin paslı, dişlerin sararmış, kızarmış
Olmasın, yüzmesin ayakların içinde
Kocaman ayakkabıların, saçların tepende diken
Diken, biçimsiz, saçın sakalın bozuk düzen,
İş bilmez bir elden çıkmış, kesilmiş olmasın.
Uzamış, pis saklama tırnaklarını,

Kıllar sarkmasın burun deliklerinden..
Ağzın kokmasın, ağır kokular yayılmasın
Üstünden başından bir sürü gibi.
Bir hoppa kadınlar, bir de erkek çocukların
Ardınca giden kötü erkekler yapar öbür süsleri.

İşte çağırıyor ozanın Bacchus, sevenler Tanrısı.
Onun da sarkmış yüreğini bu yalım, sevmiş o da.
Dolaşırken bilmediği deniz kıyılarında
Girit kralının seven kızı, Dia’nın ıssız
Kumsallarında, yeni kalkmıştı uykudan,

Göğüs bağır açık, ayaklar çıplak, dağınık
Altın sarısı saçları, üzüntülü, istiyordu
Sessiz deniz dalgalarından Theseus’u,
Yaşlar yuvarlanır pırıl pırıl yanaklarından,
Çoğalıyordu güzelliği bağırı ağlarken de.
Bozmuyordu göz yaşları bile alımını,

Hıçkırıyor, göğsünü döğüyordu yumruklarıyla..
“Çektin gittin taş yürekli, ben neyleyim,
Sensiz neyleyim ben şimdi?”
Bu sırada birden gürültüler, gümbürtülerle
Uğuldatmış kırları davullar, dümbelekler..
Dili kaçmış korkudan kızın, donakalmış,

Durmuş damarlarında kan, yığılmış yere.
Birden göründü Mimallonlar, saçları
Dağınık arkalarında, oynak Satyruslar,
Tanrı Bacchus‘un bölüğü, işte Silenus
Esrük yaşlı, yalpalıyor eşeğin üstünde,
Güç tutuyor kendini, yapışmış eşeğin yelesine,

Ağır gidiyor arkasından Bacchaların,
Bir kaçıyor, bir takılıyor ona Bacchalar
Kırbaçla beceriksiz bir binici vurunca
Eşeğe, düşmüş yere sırtından uzun kulaklının..
Bağrışıyor Satyruslar; kalk baba kalk, diye.
Birden görünüverdi yüce Tanrısı asmaların.

Kaplanlar koşulu arabasında, elinde
Altın dizginler, bet beniz gitmiş kızda,
Kesilmiş sesi, unutmuş Theseus’u bile..
Üç kez denedi kaçmayı, kaçamadı üçünde de,
Kalmış olduğu yerde, titriyordu korkudan,
Yellerin salladığı durgun sulardaki sazlarca.

Avutmaya geldim seni, daha çok bağlı kalacağım
Sana, dedi, Tanrı, korkma artık ey Minos’un kızı,
Bacchus‘un karısı olacaksın… ey yıldız
Sana veriyorum gökleri, göklerde duracaksın.
Sen kılavuzluk edeceksin yolunu şaşan
Denizcilere, sen ey Cressa Corona… (Kıbrıslı kadın)
İndi arabasından, korkmasın diye kaplanlardan…

Kumlar üzerinde kalmış ayak izleri.
Almış kızı kollarının arasına, bitkindi,
Nelere yetmez Tanrının gücü. İşte bu sıra
Bir takım Hymena‘lar, türküler söylüyor
“Evhoe” diye bağırışıyor bir takımı da..
Kutlu yatağa çekildiler, Tanrıyla genç karısı
Girdiler gerdeğe, sen de Bacchus verileriyle

Donatılmış şölenlerde, güzel bir kadınla
Yattığın, uzandığın yatakta ey Myctelius
An gece eğlencelerinin yüce Tanrısını,
Yalvar ona, içtiğin içkiler çarpmasın seni,
Vurmasın başına, sezdir orada üstü kapalı

Sözlerle yanındaki kadına düşüncelerini,
Anlar ne demek istediğini.
Şarapla bir kaç yazı çiziver masaya,
Anlasın okusun yazdığını
Öyle bir bak ki göz göze gelince duysun
Yüreğinin yandığını, susmak gün olur neler

Söyler kişiye, ilkin sen al içtiği sağrağı,
İçiver sen de kadının dudağı değdiği yerden.
Onun yediğinden iste, atik davran, gecikme.
Dokunsun elin eline yemek alırken.
Yap kocası yanındaysa onun da gönlünü,

Daha yararlıdır onu kazanmak senin için
Ona ver sıranı sofrada dönerken sağraklar.
Çıkar başından başlığı koy onunkine..
Senden ileri say onu, geri de olsa, iş çıkarı.
İkili birli düşünme sözlerini beğenmede,
Onaylama da konuşurken o, yararlan yakınlıktan

İş başarmanın yoludur yakınları sömürmek.
İş de açabilir başa bu sağlam, bu tutarlı yol
iyi bil onu da, çokluk ileri gittiği görülür
Gönül işlerinde aracılık edenlerin…
Benden öğüt olsun sana içki sofrasında:

Ölçüyü kaçırma, bastığın yeri gör, kendini bil..
Sakın böylesi toplantılarda çekişmelerden,
Şaraptır bunlara yol açan, unutma bunu.
Çok kolay döner çekişmeler, dövüşmelere.
Yıkılıvermiş Eurytion sunulan bütün şarabı
İçtiğinden, ölçülü olmak, işin tadını çıkarmak
İçindir içki sofraları, eğlenmek içindir.

Türkü söyle güzelse sesin, becerirsen,
Göster kendini, beğendir kalk oyna.
Esrimek kötüdür, ona özenmek güzel,
Konuş peltek peltek esrimiş gibi,
Esrikliğine verilir açık saçık ta olsa,

Çok içmişliğine yorulur yaptığın..
İyi eğlenceler dile kadına, erkeğe uykular
Sevmediğin bir kimse de olsa yap iş gereğince.
Yaklaş kadına konuklar kalkınca, şölen
Dağılınca, karış kalabalığa yararlan

Durmadan sokul kadına, gir araya
Dokun ayağınla ayağına, parmağınla beline.
Utangaç olma köylü gibi, kadınla konuşurken,
Venüs de, alın yazısı da yardımcısıdır
Atılganların, sevenlerin, korkma.
Güzel konuşma yolları değil burada işim,

Bir başlayagör, girer yoluna işler..
Seviver, göster gönülden vurulduğunu.
Bütün yolları dene, yürekten inandırmaya
Çalış, güç bir iş gelmesin sana başarı.
Güzelim sanır kadının en biçimsizi bile
Kendini, bayılır övülmeye, gerçekten

Çok olmuş sever görüneyim derken sevenler,
Sevgiye özenirken gönül kaptıranlar…
Biraz yumuşak davranın yalandan sevenlere
Kızlar, inan olsun gerçeğe döner yapmacıklar.
Aparır gönlünü yürek oynatan tatlı sözler,

Sezdirmeden, kayaları oyan sular gibi..
Güç gelmesin sana, başla güzel saçlarına,
Düzgün parmaklarına, biçimli ayaklarına
Övgüler dökmeye, pek uzatma işi, gevşer
En ağır başlı kadınlar bile güzelsin,
Denince, biraz ağırlanınca, yumuşar.
Bayılır kızlar bir övülegörsün güzellikleri

Utanç duymuyor mu bugün Juno da; Pallas da
Kazanamadık diye yarışmayı Frigia ormanlarında?
Kabarır, kanat kaldırır övülünce Juno’nun kuşu
Yok sessiz bakadurursan toplanır, göstermez
Kendini, güzelliğini, germez kanatlarını.
Eşinir, silkinir sevincinden koşularda,

Yarışlarda biraz okşayınca atların boynunu.
Yelesini, salınırlar tepeden tırnağa.
Çekinme söz vermekten, o çeker içini
Bütün kadınların, tanık göster yalnız
Sözüne Tanrıları, bak güler Jupiter bile
Boş and içmelerine sevenlerin, göklerden.
Buyruk salar toz edip dağıtmak için andları
Aeolia‘nın esen yellerine, kaç kez and içmiş

Styx üzerine, Jupiter kandırmak için Juno’yu.
Gözetir bu yüzden ardından gidenleri,
Gereklidir varlığı Tanrıların, inanalım,
Günlükler yakalım, içkiler, saçılar
Sunalım onlara eski tapınaklarda.
Dalmaz Tanrılar derin uykulara, sızmazlar.

Bir Tanrılık yöntem vardır, suçsuz, eksiksiz
Yaşayın, sözünüzde durun, ululayın onları.
Yerine getirin adakları, yalan söylemeyin,
Batırmayın elinizi kana, kendini bilen
Uslu bir kişi yalnız kızlarla yapar
Gönül alış verişi, budur tatlısı, güvenlisi.

Onlar seni aldatır, aldat onları sen de,
Kazdığı kuyuya düşer kadınların çoğu,
Utanma sakın, sence nesi var bunun.
Hani yoksun kalmış, derler Mısır, tarlalarına
Bolluk veren yağmurdan, kurak olmuş dokuz yıl,
Sonra gelmiş Thrasius, yatıştırırım hıncını

Jupiter’in demiş, Busiris‘e akıtabilirsen
Bir yabancının kanını Tanrı yolunda.
Öyleyse sen olacaksın ilk adanacak yabancı
Diye karşılık vermiş Busiris,
İşte senin Mısır toprağına su verecek
Yabancı, Phalarais de böyle yapmıştı, yakmıştı
Perillus‘u demirden boğa içinde.
Bu mutsuz kişi kazdığı kuyuya düşmüş

Budur işin en doğrusu, daha ne olabilir
Acı çektirmek için araç yapanları
Yaptıkları araçla öldürmekten başka.
Andı bozmakla aldatılır andını bozan,
En çıkar yoldur sözünden dönen kadını
Kazdığı kuyuya düşürmek…..
Çok iş görür bu konuda göz yaşları,
Eritilir onlarla kayalar bile…

Yanakların yaşlarla ıslanmış görün.
Ağlayamaz istediği gün kişi, ağlamaklı
Olmak istersen ıslat elinle gözlerini.
Kim bilge olur da öpücükler katmak istemez
Tatlı sözlerine bu konuda, çekinme öpmekten,
Seni bir öpen olmasa bile.

İlkin karşı kor kadın: çok kötüsün, der.
Görürsün karşı koymakla yenildiğini de.
İncitme sakın incecik, güzelim dudaklarını,
Yakınmasın kabaca davranışlarından…
Bir öpücük alıp ardını getirmeyen

Yıkmış demektir yaptığını kendi eliyle.
Aşırılık değildir öpüşten sonra işi sürdürmek,
Utanılacak bir yönü yoktur onlarca bu işin.
Severek katlanır baskıya kadın, göster gücünü.
Yürekten isterler ezilmeyi, sıkılmayı.

Sevişirken içini açar kadının, ezilmek,
Bayılır tadına sıkılmanın, ezilmenin.
Bir gülüş belirir yüzünde, acı doğar içinde,
Dişilik damarı kabaran bir kadının
Gönlünü yapmayınca, sızlar yüreği.
Çok ezilmiş, tartaklanmışken Phoebus’la
Kız kardeşi gene geri kalmamışlar

Sevdikleri erkeklere bağlanmaktan.
Yeridir pek bilinen bir öyküye dönmenin
Scyras kralının kızıyla Achilleus’un evlenmesi
Tanrıca dillere düşen güzelliğine duyduğu
Saygı yüzünden üstün çıkarmış Paris’i
İda dağında savaşdaşlarına karşı.

Uzak ülkelerden bir gelin geldi Priamus‘a,
İlliyon‘un kalelerinde yaşıyordu bu Grek kızı…
And içmişti bütün Ispartalılar öcünü almak için
Gördükleri kötülüğün, tümünün olmuştu
Birinin acısı, iş edinmiştiler bunu.
Çok acı olurdu Achilleus‘un uzun uzadıya

Annesinin isteği üzerine erkekliğini gizlemesi,
Günün birinde çıkmış açığa gizlilik.
Ne yapacaksın artık Aeacus daha yün eğirmek
Gelmeyecek elinden, ancak başka bir Pallas
Öğretisi ulaştırır seni üne, şana..
Ne ararsın bu kadın işi sepetler arasında
Senin eline kılıçtır yaraşan.
Ağırşak almış Hector’u bile yere serecek
Güçte olan sağ eline, at elinden o iği,

Güçlükle çeviriyorsun eğilmiş iplikleri.
Pelias mızrakları yakışır eline.
Neler olmuşsa olmuş günün birinde girmiş
Yatağa han kızıyla Achilleus, iş işten geçmiş,
Anlamış Achilleus‘un erkek olduğunu…
Yenilmiş erkek gücüne, gitmiş elden kızlık,

Onun da gönlü çekiyordu bir erkeğin
Altında yatmayı, besbelliydi durumundan.
Ne gün kuşansa savutlarını Achilleus,
Bıraksa elinden işi, “kal, gitme” derdi.
Neresinde bunun güçlük, neden kızlığını bozanı
Yalvarır alakoymak istersin yanında Deidamia?

Olasıdır gönül oyunlarında kadının
İlkin utanışı, kalamaz ilgisiz erkeğin
Sevişlerine, içinden bir eğilim duyar…
Güveni var demektir güzelliğine,
Kadının gelmesini bekleyen delikanlının.
Erkeğe düşer ilkin sevmek, yalvarmak, yakarmak.

Sarar yüreğini kadınların tatlı sözler
Erkektir yalvarması gereken, kadın ister,
Sever kendine yalvartıp yakartmayı….
Bilmelisin yalvarmanın, yakarmanın yolunu.
Jupiter bile yalvarırdı yiğit kızlara
Boyuna, bir tek kadın yoktur ki yüce Tanrıya
İlkin eğilim göstermiş olsun, varma üstüne

Yalvarışların büyük gönüllülükle
Görürsen karşılandığını, çek ordan ayağını.
Düşer kadınların çoğu elinden kaçanın
Ardına, tiksinir ayak diretenden boyuna,
Kaçınır verilmek için dayatılandan
Azıtma işi, gitme ileri, baş ağrıtma çok..
Açıkça çıkmaz ortaya sevgi, umma bunu.

Bakarsın gönüldeşlikle girer yoluna sevgi.
Ne kızlar bilirim ele avuca sığmaz,
Kanmış böyle tatlı sözlere, aldanmış,
Sevgideş olmuş gönüldeşken, sevmiş arkadaşını..
Yakışmaz bir gemiciye aklık, sular, dalgalar.
Güneş yakar, kızartır onu, esmerleşir…

Bir tarımcıya da yakışmaz aklık, tarlayı
Ağır sapan demiriyle eşen, toprağı karana..
Evet sana da yakışmaz öyle apaklık
Ey Pallas‘ın alınlığını taşıyan, başarı ardından
Koşan, solgun gerek sevenlerin yüzleri,
Budur sevgiye yakışan, deliler inanmaz

Bunun doğru olduğuna, onlar kanmaz…
Upuçuktur yüzü ormanlarda Side’yi arayan,
Sever Orion‘un, solgundur yanakları
Naiad‘a vurgun Daphnis‘in, Bellidir
Yüreğinin acısı kişinin bitkinliğinden.
Çekinme parlayan saçlarını yaşmakla örtmekten.

Eritir, bitirir delikanlıları uykusuz geceler,
Bundan anlaşılır çekilen acıların derinliği,
Sevginin gücü, sana karşı duyulan acı
Ulaştırır seni ereğine, seviyor neylesin,
Demeli seni gören, acısın sana…
Yakınayım mı, susayım mı, bilinmez
Günümüzde doğruluk, eğrilik seçilmez.

İçi boş bir kavram sayılır gönüldeşlik…
Övemiyor kişi sevdiği kadını gönüldeşine.
Elinden almaya kalkıyor sevdiğini, güvendiğin,
İçini döktüğün bildikler, oysa göz koymamıştı
Achilleus’un karısına Actor’un oğlu,
Dokunmamış Phaedra‘ya Piritheus nasıl

Sevmişse Phoebus Pallas‘ı, Pylades
Hermiona’yı, Tyndaros’un kızını Castor, kardeşi…
Irmağın ortasında bal, çalıklarda yemiş
Aramaya benzer günümüzde bu doğruluk…
Yasak olanı çeker önüne gelenin gönlü:

Doyulmaz tadına başkasına acı verenin de.
Ne acıdır sevenlerin yavılardan değil
Gönüldeşlerden sakınması, çekinmesi.
Evet kaçınmak gerekiyor yakın bildiklerden,
Kardeşlerden, amca oğlundan, arkadaştan bile…
Bunlar olmuş gerçek sakınmalık kimseler.

Artık kestim sözü burada: çok kadınlar
Vardır değişik yaradılışta, bir gönüle
Bin yol bulunur öyle de olsa.
İyi gelmez bütün yemişlere toprak,
Kimi asma yetiştirir, kimi zeytin,
Kiminden bol bol alınır ürün, yer yüzünde
Kişilerin sayısınca değişiktir yaratılışlar.

Anlar gönül eri olan bunların dilinden.
Proteus gibi olmalı, duru sularca
Akmalı, bir gün arslan kesilmeli
Bir gün ağaç, bir gün kıllı domuz.
Hani balık vardır kancaya tutulur,
Yemle yakalanır, balık vardır avlanır ağla…

Evet tek ölçüye vurulmaz bütün yaşlar,
Yaşa göre yol bulmalı gönüle..
Uzaktan seçer tuzağı yaşlı geyik,
Çok bilmiş gösterme kendini toy kızlara,
Olma alaycı sakın kadınlara karşı,
Kuşkulanır dört açarlar gözlerini, kanmazlar.
Kadın vardır ünden, yükselişten kaçınır,

Düşük erkeklerin gider yollarına atılır..
Bitmiş burada bir bölümü yazımın,
Sona ermiş bir kesimi burda işimin,
Demir atıp durduralım gemiyi biraz…

Ovidius
Aşk Sanatı / Payel Yayınları /1994
Çeviren: İsmet Zeki Eyuboğlu