Olan Oldu Bir Kere

yağmur bitti. kızın gülümsemesi bitti. yol bitti
bitire bitire dedik belki yeni bir oyun buluruz
bir adamın belinde beklemekten yorulmuş bir
bir kadının ölümü anarak iç geçirmesi gibi bir
bir bebeğin ilk kelimesini söylemesi için bir

biri, dünyanın üzerine geldiğini zannediyor
dünya, üzerine geliyor birinin, yağmalıyor onu
anne diye yekinip bağırıp çağırıp hıçkırarak
asılı kalıyor boğazımda ayetler: belki tekasür
belki değil tekasür ve çoğalarak nice arzın ırmağından
eğilerek su dökmek için kaderimin ellerine

İsmail Kılıçarslan

Biraz Bahar Gerekiyor Allahım

biraz bahar gerekiyor allahım ben hiç iyi değilim
biraz çağla birkaç erguvan gerekiyor
ahmet hamdi tanpınar biraz da zarifoğlunun geç dönemleri
sağcılık gerekiyor biraz, biraz isyan, biraz unutuş

hem toz olurum istesem hem korkarım gitmekten
karakoncolos bahtım şikayetçidir benden
yordum seni ey yeşil gözlü şair ama gene de korudum
seni koruyunca ben baharı kaybettim

ben baharı kaybettim
benimle birlikte başladı gocuk giyme modası
anlamadım sere serpe anlamadım nasıl sevilir
anlamadım yaşamak nasıl böyle kuzguni
uzun etekler balıkçı yakalar elhasıl kış mevsimi
bu yüzden anlamadım bürümcük nedir
ama şimdi bahar gerekiyor allahım ben hiç iyi değilim
bahar gelince saatlerin ileri alınması gerekiyor
sahilde ellerinden tutulması gerekiyor çok uzun saçlı çok esmer kızların

şırfıntı, sırnaşık bir şeydir bahar belki bilmezsiniz
patronların ağzında bir şakaya dönüşür
bahar en çok içimizin devasa yoksulluğuna yaraşır
ütüsüz pantolonlarımıza, üstten açık iki düğmemize
biber kızartan annemize, iş işleyen kardeşimize

ben bu şiiri bu baharda bitirirsem bahse girerim
bir mavisine bir de gazozuna bahse girerim
sigarayı bırakırım sekiz saat uyumaya başlarım

ben bu şiiri bu baharda bitirirsem dilim çözülür zihnim açılır
hem bahar gelsin diye ihanet ettim musaya
bunun için atıldım senatodan, balıklı havuzlara altın saçtım
el hakü müttekasürü ezberledim hallaçla asılmadan hemen önce
biraz bahar gerekiyor diye başlayan bir şiir yazdım

galiba ben hiç iyi değilim

ismail kılıçarslan

Aşk Şiiri

ben uzun yeni harmandım, sen tekinsiz bir bakış
sen haldun tanerin duvar dibiydin, ben bodrum katta öğrenci evi
sen yanlış alarmdın, ben sızlayan on yedi
böylece karar verdim aşk şiiri yazmaya
fazla tutkulu, fazla türk, fazla bilmem ne
kızkulesi-üsküdar, üsküdar-kızkulesi
arada boşluk yok, arada hiçbir şey
fazla yakın, fazla tehlikeli

dersten kaçınca içimdeki geri dönme isteği
belki de tırnaklarımı yerken utanmamla ilgili
belki mezar taşlarına bakarken nesneyim
belki ben dün gece öldüm, farkında değilim
ve cebimdeki çek yapımı makine
bana en çok erkek olduğumu

şimdi ben bunları düşünmesem
kimsesiz kalmaktan korkuyorum iyi mi
o kızı bir daha görememekten
kul vefasızsa kader ne yapsın diyememekten
korkuyorum Allah’ım ve görünürde bir yorgan yok
yani durum son vapuru kaçırmak kadar tehlikeli

İsmail Kılıçarslan

Yalansız

yalansız kaldın işte, bahanesiz, insansız kaldın, yakub olmayı denedin, tuttun yahyayı bekledin
bense burada, geçkince bir delikanlı olarak mektuplar yazmayı denedim şehirden şehre
evvelden de öyle olurmuş, gece bulaşırmış kalbimize, biraz yosun kokarmış
biraz yosun kokarmış, biraz topal olurmuş vuruşarak çekilen çeteciler, biraz ölürlermiş

günü geliyor diyelim bir annenin bir bebeğe doğru büyüyor diyelim anne
üzgün anneler için sesleri yakıyoruz, yangınları yakıyoruz, ateşleri ve kıyametleri yakıyoruz
üzgün annelerin zalim babalarına bir kemik buluyoruz bıçakları dayamak için
geliyoruz uçurtmasız, savunmasız, telaşsız, genel müdür olmuş kravatlı hallerimizle

dünya bizi seviyor, biz onu sevmiyoruz
dünya bizi sevmiyor, biz onu seviyoruz

seni en kuytuluklarda buldum ben. hep ordasın zaten.

İsmail Kılıçarslan

Ne Yapsak

birdenbire oluyor bu: derin bir üzüntüye yaslanıp aramaya başlıyoruz

kayboluyor bütün yüzler, bütün resimler, her şey her şey
bir atımlık barutlarla o yalın gençliğimiz nereye gitti söyleyin
aramıza bunca yalanı, buncasını kim soktu, insan ne de çabuk yeniliyor

kendimden geçiyorum, bir eski sarhoşluk hali oluyor ve bitiyor
salıncak, söylediğim ilk yalan, ahlat ağacı, köy düğünü, her şey her şey
bu sarhoşluğa denk düşüyor şairlerin bomba gibi aramıza bıraktığı mısralar
üşüyorum, üşüyorum, beni örtün, beni örtün, belki geçer üzüntüm

İsmail Kılıçarslan

Bir Şey Anlatayım

Sana bir şey anlatayım: bir kıyamet sahnesini
yerin dehşetli sarsılışını, toprağın kalkışını ve insanın bana ne oluyor deyişini
sokakları, tanımsız kalabalıkları, yenmiş ekin tanelerini, kış mevsimini
sonra bir geniş meydan bulalım kardeşim, oturup söyleyelim eskiyi ve yeniyi
olup bitsin geçip gitsin müzik sussun kadınlar evlerine saklansın biz geldik
erkekliğimiz geldi ağlamamız geldi bizimle birlikte başka şeyler de
dansa kaldırdık kızları, olmadık işler aldık başımıza, belalar sardık, yenildik
bu yenilgiden yeni bir yenilgi onardık ve düştük, sürdükçe sürdü yalnızlığımız
damağımız tutuştu, bir bardak su bulsak, bir ışığı açıp kapasak, bir nun, bir elif
kıyamet işte böyle kopsa, sana bir şey anlatırken, sana dair bu mısrayı yazarken
.
sana bir şey anlatayım: bir peygamber yalnızlığını
mağarada başlasın her şey, o samut gecede, o eşsiz bekleyişte
markus, durmadan okusun ilahisini ve işaret edip dursun gelecek bir zamanı
hay allah! bu markus benzemiyor başka markuslara, yakmalı bunu, etini kokutmalı
sürmeli bir çarmıh gibi değil, bir sürgün gibi değil, başka bir şey gibi değil
öyleyse oturup bekleyelim kardeşim, dahiyane planlar yapalım hayata karşı
kaslarımız gerilsin, belimiz yorulsun, yaşamak başlasın, dönelim kendimize
bunu biliyor olmalısınız: her terk edilmiş peygamberin bir şarkısı olduğunu
.
bunu biliyor olmalısınız: o geçen gemi değil hayalet, parlayan yıldız değil çöl ayazı
üşüdük mü, üşümemiz geçer mi, biz hiç asker olduk mu, sevdik mi günahları
esrar dede, esrarlı dede, patlat baba zulanı, yap bunu, yapılmayan bir şey kalmasın
.
sana bir şey anlatayım: bir kadının uzaktan görülen dişiliğini
ali yok, murtaza yok, kahramanlık öyküleri yok bilmiyorsun hiçbir şey
biz sokağa çıkınca balkonlardan sarkmıyor kimse, tenimizde aradıkları yok
bursa işi bıçaklarımızı dişlerimize kıstırıp pusuya yatsak, geçse sancımız
indirimli satışlardan yararlanıp ah o güzel istanbulun en olmadık caddesinde
bir ateşe yangın bir kıza kaçamak bakış bir kıvrıma tav bir masala kahraman olsak
kardeşim kara üzüm seversin sen bakışların her ne kadar türk olsa aşısız
.
bakışların deyip durmaktayım kadın deyip durmaktayım çaresiz masa başı sancısı
delikanlı yüreği kan postası sevip sevip uzaktan yakaları kalkık bir eşkıya
bildiğiniz eşkıya dürbününü rehin bırakmış sevdiğine yüzük almak için denir böylesine
içimiz açılıverir yanında kendimizi sakınmak için nedenler bulamayız akşam aşar
ay görünür türkü söyler, üşür tütün sarar, adam vurur namaz kılar,eşkıya budur
hüzün budur gece çöker sonsuz karanlığa bakar aklına efsaneler üşüşür bakarsın saz çalar
ah ne bileyim a yavrum ne etmişler gençliğine yavrumun kara yılan derim der annesi
dövmeleri kadar yaşlıdır mevlide ağlar ama görülmemiştir üzüntüden ağladığı
.
sana bir şey anlatayım: birinin birdenbire büyümesini
bezden bir bebeği varmış bir çocukluk hayali bir halden anlamaz babası
o yüzden ağlamış geceleyin düş kurmuş ses duymuş hayaletlerden korkmuş
.
şimdi titreyen ellerine bakıp iç geçiriyor dalıp gidiyor kimselerin bilmediği ormana
ormanda avcılar ceylanları vuruyor açılıyor ormandan ölmüş bir sevgilinin ellerine
elleri var sevgilisinin kimseye anlatamıyor elleri var derinine bakan bir çift gözü

kurtulup ileri atılmak için kardeşim bu eller benimdir sanmak isterim oyun oynamak
kandırırım kimseleri bulamazsam kendimi onu bulamazsam mevsimler biter birden olur
uzakta tek başına bir ağaç görünür evin penceresinden takip edilince büyür bahane olur
.
yaşamaya bahaneler bulur her gün bir yenisini her gün aklına mukayyet olmak için
yoksa şizofren bir ruh dalgası yoksa anlatım bozuklukları çırpınışlar gelip gitmeyen
gitmeyince bitmeyen kafiye için değil sahiden bitmeyen karabasanlar yaşamamaklar
sokakları doldurup sokakları ah o anlamsız o başka bir şey tarif eksik sözlük yok elimde
elimde ölmüş bir sevgilinin elleri dışında kanıt yok doktor bir de babası söylemiştim
ölmeyi ben istemiştim delikanlılığımda bir işaret fişeği mavi bir sıkıntı olarak şimdi bak
ne olur tanrım ne olur bize bak ellerimizden tut biz üşüyoruz üşüyoruz üşüyoruz

sana bir şey anlatayım: bir şairin eve dönüşünü
anne ben geldim, bin yıllık yaram geldi benimle, aklımın son karışıklığı
o sonsuz masala kafamı bastırıp uzakta olmak biraz da acı çekmektir demek için
bezden bir bebek getirdim kardeşime, çilekler bitti konuşurken, korku dağıldı
lacivert bir gökyüzü beklerken biz, yaz geldi, ergen oğlanların kaçamak bakışları
ben ne anlatsam yarısından fazlası eksik kalıyormuş gibi: susuvermek
“oysa menenjit yüzlerinde kan bırakmaz sarartır çocukları” diyerek tekrar başlamak
kaldığımız yerleri, yalnızlığımıza patlayan, içimize akan ne varsa ah işte unutmadım
kareli gömlek giydim biriyantin sürdüm alet oldum nefsime intikam alıp verdim bu değildi
.
annem ağladı dağ gibi büyüttüm anlam aradım dilim sürçtü önünüze belki bir gül düştü
kimseler bilmesin evimize kimseler gelmesin artık üzülmeyelim parka gidelim
.
sana bir şey anlatayım: bitmeyen bir sıkıntıyı
geçermiş kanın damardan bıçağın etten geçişi gibi ay vakti olurmuş bakarmışız abartı
ihtiyarlar parkında oturup meydanları halkları mesela bir kadını ıskalamayı
varolan bir şey değil bir ıslaklığa dokunmak, galiba söyleyemem
bir çocuk kardeşim yığılıp kalıyor kollarıma ses arıyorum bağırmak bağırmak için
bu amansız takip bu olmadık tütün sancısı bu haksız rüzigar bende bir yeri biriktiriyor
bende bir yer var:
oradan usul usul dönüyorum bir elimde asayı musa diğerinde züleyhadan kalma sadaka taşı
dünya durdukça aşk durdukça isyan ya da devrim durdukça ben de durup duracağım oldu mu
bileğime burjuvanın sevdiği o çiçekten çizip çizip sonra sileceğim oldu mu
bir şiir var ham erik gibi vadedilmiş kızlar ant içilmiş incirler gibi bir şiir
ben onu bulup ayrılacağım aranızdan oldu mu
sesim birden hırlamaya dönüşecek bunu beklemiyordunuz kimse beklemiyordu
yalan da olsa çocukluk girilir çıkılmaz bir ırmak olsun, aramızda kalsın, ben sizi seviyorum

İsmail Kılıçarslan

Saldırı

ev/iç-gün
kime tutunduysam bir yanlışlık var her seferinde
kime tutulduysam bir kelime oyunundan ibaret
asayı musa ve kirpiklerinin bir mucizeye dönüşmesi
bununla birlikte sokaklara düşmeyi ben seçmemiştim
.
sokak/dış-gün
.
daha çok dergileri hatırlıyorum, bir de ali cenklerini
hatırlamak böyle bir şey işte, böyle bir şey sokakta yaşamak
bir polonya filmi, bir renoir tablosu, bir hayal gibi
eski, nasıl bulmalı doğru kelimeyi, ama kurulabilen bir saat gibi
sokaktayım. tezgahtayım. bakışım dik. naylonum temiz.
kimsenin beni anlamadığına iman ettiğim günlerin birinde
kimsenin beni sevmediğini, kimsenin benimle
.
karakol/iç-gün
.
köşede bir ayna var, burnumda bir çeşit uyuşma
bundan on sene sonra bunları yazmayı düşündüm, yalan değil
böylece, şiirle böylece, intikam alabileceğimi
kurban seçmiştim kendimi, kimse beni sevmiyordu o dakikada
ben de madem babamın eline bir bıçak versem dedim
babamın eline bıçak yakışırdı velhasıl, esaslı bir final olurdu böylece
.
sokak/dış-gün
.
o finalden vazgeçtim, canım turşu çekince, havayı soluyunca yeniden
gittim kaset aldım bir çeşit eskiciden, kamera sola pan yaptı
ben sol yanımı yokladım, baktım yanlış anlaşılacak şimdi
karakol planını çıkarsam mı dedim sigaramı yakarken
kendime dedim, o cerbezeli dakikada, kendimle konuştum
bayrak yakmak istedim, heyecan artmalıydı, gerekli bir şeydi tempo
.
marmara et lokantası/iç-gün
.
patlıcan musakka, içli pilav ve beni kimse sevmeyecek endişesi
aynı masada, aynı masalda, aynı kelime oyunlarında
ekmek kopardım, kokladım yemeden önce, sıcak değildi
jenerik
seyirci bunu bilmiyordu ve ekmek kokusuyla çıktı sinemadan
eh bu da anlaşılır bir sondu, bütün sonlar gibi

İsmail Kılıçarslan

uzak ilahi

bir şey var: bir rüya bir kadın görüyor
bir şey: eksile eksile ve birdenbire
içimde inleyen yaralı bir köpekmiş meğer
ben onu yıllarca, bulamadım şimdi neye benzettiğimi

bu steril, bu karanlık sokakta, bu kıyamette
kim kimi vurur, kim ölür kim kalır, kim artar bu savaştan
şövalyeler, mimarlar, papazlar, şarap mahzenleri, poker
bu steril kaldırımda a benim kara kuzum, bu sevişmesiz saatte

kabul, herkes kendi içinde kıvrılsın, kendine sorsun soruları
kabul, mesela yere düşen bir çocuğun alınmasın intikamı
yaşayalım: yaşadıkça diyelim ki işte bu birinin öyküsüdür
korkusundan kimselere anlatmaz gene de bilinmelidir

sarı toprak, sessiz yortu, kimine sıcak yatak belki bir ıslık
şeytan kovan ayini, kesilen horoz, atlanılan kül, dökülen kurşun
yani ki derinden derine öyle olmadığına inanmak
neye sayarsanız sayın bilinmez bir köşede kimin kime ne ettiği

ben, kalıpları, imgeleri, dizeleri tekrarlayan biriyim
bilemezsiniz, hem yeşil gözlü hem şaşkın hem epeyce iriyim
sıkılırım bazen avcumun terlemesinden bilirim sıkıldığımı
ölürüm genellikle: hepiniz ölürsünüz, bunu bir tek ben itiraf ederim

“uzak ilahi” koydum şiirimin adını, okuyan anlasın istedim
“kar yağıyor” da olabilirdi örneğin, bu da anlatırdı olanı biteni
kızımın buğdayı, iyilerin duası, devrimci bıyığı ve falan ve filan
ayağa kalktım, su içtim, parmaklarımı kütlettim ve bitti

İsmail Kılıçarslan

aşktır

bu kara yazgılı bataklık beni çektikçe ben bir falancanın oğlu filanca bu sırnaşık kader, bu aynalı sözler antolojisi, bu çekip giden misafirimiz
bende bir şey biriktiriyor. bende bir şey. bende bir şey.

anlayın işte kuşlu bir şiir yazmak istiyorum albatros kırlangıç ne
olursa
yoruldum kendimi kurcalayarak bu fiyakalı düşüşü uçmak
bu bozulmuş zembereği zafer sanmaktan ve heyhat
bir çift kanat aramanın kimseye bir faydası dokunmayacak
defol git hezarfen: dördüncü murat da öyle yapsın
cürm-ü meşhut kızkulesinde, şemsi paşada ölüm salası

her gün biraz beşir fuad, her gün biraz ilhami, biraz da çiçek
bende bir anlı şanlı, bende bir kayıp oğlan, bende bir azgın iştaha
sahi patron sen şiirden anlarsın, takım elbise giymek yakışmaz sana
bense çölün neresinde kaybettiğimi düşünerek çift uçlu kılıcımı
yoruldum. kendimi kurcalayıp duruyorum. yoruldum. kendimi
sahi ben biraz ölsem. sahi ben biraz ölsem. sahi ben biraz

İsmail Kılıçarslan

Bir Kızın Babası Olmak

bulutların rengini beyaz olarak, suyun rengini gök
kendimi bir şair olarak, ayıp bir şey olarak
beslenme çantasında bir dilim keki
çok ayıp bir şey olarak öğretmen kubilay ilk
öğretim okulunu
imgeyi müteveffa, simgeyi türban, dengeyi mustafa
kutlu, devrimi marcos olarak
bir kızın babası olarak endişe ediyorum o
yapayaşlı cumhuriyet mirasından
birdenbire boğazıma basıyor politika, birdenbire
bir patron

bir kızın babası olmak yoğun bakımın camında bir
hıçkırık biriktirmektir çünkü
adak kurbanı, yaşlanmak, pazarlık, namaz, boş
bakış, bir düş incecik

Türk şiirini mübarek bir şey olarak, turgut uyar’ı
velayet-i fakih
narın babası olarak haydar abiyi, ereni, sacitin hem oğlu
hem pederi
kızım bana ellerini ver, el ver bana, ellerini sür,
beni doğur her seferinde

bir kızın babası olmak eve geç gelince
hayıflanmaktır çünkü
lactum 1, motilium şurup, 36 derece su, üflenmek
üzere sur

sur üflenmek üzere, kıyamet kopmak, ben olmak
bir kızın babası
kuşanmak bir sonsuzluk hayalini, sanki olabilirmiş
gibi

İsmail Kılıçarslan