kaybedenler kraliçesi -1/3-

Burda çalışmaya başladığımın ilk günüydü.Masalar yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Kazananlar yüzlerinde aç gözlü bir gülümseme, kaybedenlerse “yarın mutlaka” diye söylenerek yavaş yavaş kumarhaneyi terketmekteydiler. Mekancı saate baktı, nereseyse dörde geliyordu. “Birazdan gelir” dedi kendi kendine.
-Kim?
-Kaybedenlerin kraliçesi.
-Kaybededenlerin kraliçesi mi?
-Gelince görürsün..
Bir kaç dakika sonra kapı açıldı. Şimdiye kadar gördüğüm en yorgun yüzün sahibiydi gelen. Kadın olduğunu masaya yaklaştığında ancak farkedebilmiştim.Hoyratça kırpılmış saçları ve çelimsiz bir oğlan çocuğunu andıran vücuduyla, ayaklarını sürüyerek masaya ulaştı.”Erkelere mahsus” bu mekanda gördüğüm tek kadındı.
-Ama,, Bu bir kadın..
-Şşşşttt.. Sakın müdahale etme..
İçeri girdiği andan itibaren bütün gözler ona mıhlanmış gibiydi. Zar, pul, kağıt ve diğer tüm sesler donmuştu. Masaya oturmasıyla beraber meraklı bakışların sahipleri, bir büyünün esrarına çekilenlerler gibi halka oluşturdu çevresinde.
Gözlerimi yüzünden alamıyordun. Aynı anda bu kadar tezat ifadeleri yüzünde birleştirmeyi nasıl başarabilmişti. Çocuk değildi, kadından eksik, erkekten fazla, öfkeli ama bir okadar merhametli, çaresiz ama bir o kadar muktedir.
Ürperti.. Evet, tek hissettiğim buydu.. Biraz sonra Tanrılar için kurban töreni başlayacak gibiydi.. Neden böyle düşündüğümü bilmiyorum …
Siyah pelerininin çebinden, kadife bir örtü çıkarıp masaya fırlattı.. Örtü açıldı.. Bir zarın açılmış görüntüsü… 1’den 6′ ya kadar sayılar.. Neredeyse parçalanmak üzere olan bu garip örtüye hiç bir anlam verememiştim.
Bir sigara yaktı ..Elleri siyah eldivenin içinde o kadar küçüktü ki.. O an o elleri görebilmek için bir haftalık yevmiyemi feda edebileceğimi düşündüm..
Mekancı güçlükle duyabileceğim şekilde fısıldadı:
-Sadece 3 oyun.Tek başına.. Ve yine kaybedecek…
Ceplerinden beş kırmızı kese çıkardı. Ve her birini özenle yerleştirdi.
1-5-2-3-6 .. Sadece 4 ü boş bıraktı.
Avuçlarının içinde birden beliriveren zara baktı.. Tek bir zar.. Bu nasıl bir oyundu.. Kime karşı oynanıyordu.. Örtüdeki beş sayıya kese bırakılmıış, biri boş.. Hiçbir şey anlamıyordum.
Mekancı ile göz göze geldiler.Sigarasından derin bir nefes çekti.. Zarı kadife örtünün üzerine fırlattı.4….
sessiz kalabalıktan ” Ooooooo” sesi yükseldi.
Mekancı örtünün üzerindekileri toparladı..
Tekrar beş kese… 2-6-1-4-3. Bu defa 5 boşta.. Zar tekrar atıldı.. 5…
Örtüdekiler toplandı.. Ve 3. oyun.. Keseler 5-4-2-6-1 e yerleşti.. 3 boşta .. Zar atıldı..3..
Her defasında sessiz kalabalık mucizenin gerçekleşmesine hayret edercesine ” Ooooo” diyordu..
Mekancı örtüdekiler topladı.. Yüzünde sevinç yada üzüntü belirtisi bir ifade aradım. Yoktu.. Ve içeri girdiği gibi ayaklarını sürükleyerek çıkıp gitti.
Bu oyun günlerce sürdü.. Günlerce geldi ve her defasında cebindeki beşerden toplam onbeş keseyi bıraktı ve gitti.
Kimdi ,ne yapmaya çalışıyodu bunları öğrenmek arzusu ile çıldırıyordum..
O gace de sabaha karşı geldi ve kaybetti.. Peşi sıra çıktım .. Olanca sessizliğimle onu takip ediyordum.. Bu esrarı çözmekle memur edilmiş gibi hissediyordum kendimi.. 4 katlı köhne apratmanın kapısından içeri süzüldü, ben de peşinden.. Işıkları bile yakmadan ilerliyordu.. Merdivenleri karanlıkta çıkabilme ustalığını edinmişti.. 3.katta bir daire kapısı, sessizce açıldı.. Kapıyı arkasından açık bırakması garipti..Öylece kaldım.. Kanımı donduran bir ses ile adeta emretti:
-Gir..
Yakalanmış bir hırsız gibi huzursuz olmuştum..
-Farkettin demek. diyebildim
-Biliyordum.
-Kimsin sen?
-… Merak ettiğin bu mu?
-Bu ve bir de…
-Kimim ben.. Hiç kimse.. yada herkes.. Bilmem.. Farkeder mi..
-Peki şu oynadığın oyun..
Gözlerinde korkunç bir öfke ile döndü..
-Oyun mu.. Ben oyun oynamam.. Hem de hiç.. Kumar…
-Kime karşı?
-Kendime..
-5 sayı dolu sadece biri boş.. Neden hepsine oynamıyorsun.
Alaycı bir ifade ile, isteksizce cevapladı..
-Kaybetme ihtimalini sıfırlarsan kumar olmaz ki..
-Peki ya keselerin içindekiler.. Onlar ne?
– Anlar.. Anılar.. Dün.. Bugün.. Gelecek..
-Peki bu kadar kaybetmekten korkmuyor musun..
Hiç birşey anlayamamama hayret bile etmeden baktı yüzüme..
-Korkmak mı.. Kaybetmekten mi.. Kaybetmekten korkan bir kumarbaz gördün mü sen…
Bu gece boyunca son konuştuğumuz cümle oldu..
Birden bütün ışıklar söndü.. Alkolün mü yoksa başka birşeyin mi etkisiyle bilinmez kendimden geçmişim. Belli belirsiz hatırladığım tek şey yatakta dönüştüğü şeyin şimdiye kadar görmediğim ve hissetmediğim bir şey olduğuydu..Bilmediğim bir tad, garip bir ürperti.. Bu sevişmek değildi.. Sevişmek böyle birşey değildi.. Bunun adı neydi.. Bütün bunların anlamı neydi? Kimdi? Yoksa aklım bana garip oyunlarından birini mi oynuyordu.. Bu hal kaç saat yada gün sürdü bilmiyorum. Kendime geldiğimde, devasa bir yatağın içindeydim.. Siyah pelerini ile gitmek üzere hazırlanmıştı.. Yataktan doğrulup ardından seslendim:
-Nereye?
Döndü .. Yüzünü son görüşümdü…
-Kaybetmeye…
Bir daha mekana gelmedi.. Bir daha o köhne apartman dairesine de gelmedi..
O gece rüya mıydı ,gerçek mi asla bilinmedi.

Üryan

o AN

Kadın, kokusunu saçlarından yağdırarak kalktı adamın yanından. Adam, yatağa sırt üstü uzanıp gözlerini kapattı. Avuçları, çarşafın üzerindeki ıslak sıcaklığı okşarken, bir kaç saniye önce kadının yağdırdığı yağmuru kokladı..

Düş müydü?

Yoksa düşüş mü?

YaşanANlar, gözlerini kapattığında cANlandıramadığı kadar inANılmazdı..

Soluğunun kesilişi.. Kalbinin duruşu.. Kanının damarında donuşu.. Ve sonra , kadının herşeyi misliyle geri veren, öpüşü, sarılışı, dokunuşu..

Ruhunun , tenini terkedip, miraca yükselişi, zerrelerinin semaya dağılışı ve bir ANda sadece bir ANda ,yeni bir varoluşla, herşeyinin eksiksiz hatta fazlasıyla yeniden bütünlenişi..

“Neydi bu ?” diye sordu kendi kendine..

Adını koymadı..Koymak istemedi.. Bildiği bütün kelimelerin, varolANın yanında ,sesli harfleri dökülmüş kelimeler gibi kaldığını farketti..

Muzır bir gülümseyişle döndü, yüz üstü uzandı yatağa. O’nun değdiği her yere, her şeye değmek, O’na bulANmak istedi..

Sadece, O’ndan ibaret bir mekânda, sonsuza dek kalabileceğini hissetti. Ebediyen, O’nda kalabilirdi.

Sonsuzluğu düşledi. Düşledikçe, parmak uçlarına değecek kadar yakınına geldi sonsuz.. Bitimsiz olduğunu bildiği bir sonsuzun, sonu olabileceği ve O’na doyamayacağı endişesiyle kıvranmaya başladı ruhu..

Yatağın içinde, huzursuzca kıvranırken, ENsesine değen, yağmur damlasıyla titredi.. Döndü.. Nefesinde orman, teninde güneşle geldi Kadın.. “Cennet bu kadar güzel olabilir miydi?”

Kadının dudakları aralandı.. Sarhoş eden bir nefes değdi Adamın yüzüne..Dudaklarında başlayıp , saçlarında sonlanan bir rüzgardı bu..

“Seç “dedi Kadın.. “Hangisini istiyorsun? Ezeli mi? Ebedi mi? Yoksa ANımı?”

Beklenmedik bu soru karşısında sarsıldı Adam..Benzi sarardı.. Ne demekti bu?

Kadın, Adamın şaşkınlığını yakaladı gözbebeklerinin titreyişinde..”ANdayız şimdi” dedi.. “Şu ANda..Ve sen seçeceksin güzergahımızı.”

Adam, Ezeli ve Ebedi düşündü ve ANı..Ve bir kaç saniye önce zihninde çağlayanları hatırladı..”Ebediyen O’nda kalabilirdi.”

“Ebed” diye haykırdı, doğruyu seçtiğinden hiç şüphe duymaksızın..

Kadının yüzü gölgelendi. “Ama neden?” dedi, yalvarırcasına..

“Çünkü” diyip kaldı adam..”Çünkü”.. Gerisini getiremedi önce.. “Ezel değil çünkü” diyip başladı yeniden. “Ezel değil çünkü; şu ANsa eğer, ve ezel, şu ANdan öncesi ise.. Öncenin öncesi ise, sonsuz öncesi ise, ANa vardığımız şu ANda bitti bizim için Ezel” dedi..

“Ya Ebed ? ” dedi ve sustu kadın..O AN, bir terslik olduğunu hissetti Adam.. Bütün vücudunu buz kesti.

“Neden” dedi kadın yeniden.. Nefesi boğuldu.. Adam, gözlerinde korku ve şaşkınlık öylece bakıyordu sadece.

Kadın, bütün gücünü toparlayıp başladı yeniden.. Bu kez sesinde sitem vardı..”Çünkü sen ,Ebedi, adına Ebed dediğin şeyi, ANdan ötede , şu ANdediğin şeyin sonsuz ötesinde, yıllar, yüzyıllar, bin yıllar, milyon yıllar ötesinde sanıyorsun değil mi?”

Adama döndü, gözlerinde boşalmaya hazır bulutlarla devam etti konuşmaya:

-Basit bir sayı doğrusu sanıyorsun değil mi zaman dediğini ? Bilmediğimiz bir Ezelle başlayıp, ANda milatı bulan ve ondan, sonsuz uzaklıktaki Ebede uzanan..”

Adam, zihninden geçirip , ifade edemediği cümleleri Kadının ağzından duyunca rahatladı birden.. “Evet bu” dedi.. “Bu işte.. Ebedi seçmemin sebebi bu.. Seninle, milyonlarca yıl birlikte olabilmek.”

Kadın sustu.. Sonra döndü Adama, herşeyi mahvettin dercesine baktı.. Dişlerinin arasından, mecalsiz bir cümle döküldü : “Peki.. eZelden, eBede giderken, eCelin yolunu kesebileceğini de mi düşünmedin? Bu kadar düz, dümdüz düşünebilen mantığınla , bunu , bu kadarını da mı akledemedin?”

Kadın, elleriyle sırt üstü uzanmış hâldeki adamın gözlerini örttü.” Korkma” diye fısıldadı..Bir Anda, karANlığın içinde, iki uçlu fitili ateşlenmiş bir dinamit belirdi..Ezelden ve Ebedden aynı ANda başlayan iki uçlu yangın, bir tek noktada birbirine kavuşup patladı..

ANdı.. AN , ezelle, ebedin birbirinde eridiği , yok olduğu ANdı..

Adam, ANladı, ANlamanın öneminin kalmadığı ANda..

Gözlerini açtı..

Yatağın üstünde sırtüstü uzanmış yatıyordu..Çarşaftaki ıslak sıcaklık da dahil herşey kaybolmuştu.. Hiç varomamışcasına..

YaşANmış ve bitmişti, bitimsiz olmasını istediği için belki de..

Üryan

lavinia

“Nasılsın?”

Haftalardır bakmadığı e-postalarını kontrol etmek için oturdu PC nin başına.. Banka haberleri , gereksiz ürün tanıtımları, bunu dağıtmazsan hayatın cehenneme döner türünden safsatalarla dolu aptal mailler arasında uzun zamandır görmediği bir isim fark etti.. Yüzünden bir gökkuşağı geçti.. Mesajı açtı.. Mesaj.. Bir tek kelimeden ibaret sayfalar dolusu bir mesaj.. “NASILSIN?”
Bir tek kelime ile ne kadar da çok soru sormuştu.. Zaten hiç uzun uzun konuşmamışlardı ki…. Herkesle saatlerce sohbet edebilen kadın ,bir tek Onunla sohbet edememişti..O hep uzakta durandı.. Esprilerine sadece tebessüm eden,sorularını birkaç kelimeyle geçiştiren…Şimdi de sadece “nasılsın” diyordu.. Aylardır biriktirdiği onlarca soruyu zavallı bir “nasılsın”ın sırtına yüklemişti.. Gülümsedi kadın..
……..

Şehir:İstanbul
Mekan:Önemsiz

Yaklaşık otuz –otuzbeş kişilik bir grup, o gece kadın için orda toplanmışı.. Gidiyordu kadın.. Ayaklarını sürüye sürüye belki ..Ama gidiyordu işte..

Mekanın kocaman pencerelerinden sevdalısı olduğu şehir arz-ı endam ediyordu yine.. Mavi boynuna taktığı ışık ışık kolyesi göz kırpıp duruyordu kadına.. Kadın, gözlerin kaçırıyordu yine.. Bakamıyordu.. Bakarsa gidememekten korkuyordu..

Gece, Onun gecesiydi.. Masaları geziyordu tek tek.. Her zaman olduğu gibi, kahkahalar patlıyordu oturduğu masada.. En güzel maskesini takmıştı bu gece.. Bu gece kimse gözlerindeki hüznü görmeyecekti.İstanbul bile..

-Deli misin sen? Ne işin var taa oralarda..
– Tebdil-i mekânda ferahlık vardır..
-Saçmalıyorsun..
-Niye ki? Ohh, kafamı dinlerim mis gibi.. Trafik yok, iş yok .. En güzeli siz yoksunuz..
(dil çıkarır karşısındaki kadına) Bıktım sizden yaa.. Düşün yakamdan ..Siz sefiller, ay kapamalarında perişan olurken, ben organik domates işine başlayacağım hem..Size de yollarım ,canım benim..
-Salaksın sen..
-Iı ıhh. Solağım.. Tamam kabul, iğrenç espriydi..

Konuştuğu kadının yanında oturuyordu O.. Mekan ,rum müzikleriyle inliyordu.. Bir saniyeliğine göz göze geldiler.. Duyamadığı bir sesle fısıldayıvermişti.. Dudaklarını okudu kadın.. GİTME.. Ne yana bakacağını bilemedi..Başını eğdi ,önündeki rakı kadehine uzun uzun baktı..İçinden ne geçridi bilinmez.. Kadehini pencereye doğru uzattı.. “Senin şerefine sevgili…”

Sonra usulca kalktı masadan.. Lavaboya koştu… Kimse görmemeliydi güzlerindeki bulutu.. Aynaya bile bakmadı..Gözlerini kendisinden bile sakladı..Derin derin nefes aldı..Yüzünü yıkadı.. Maskesini kontrol etti.. “Fena değil”diye geçirdi içinden..Bu geceyi kazasız belâsız atlatabileceğine emin olunca, tuvaletten çıktı..

Kapının karşısındaki duvara yaslanmış duruyordu.. “N’olur bir şey söyleme” dercesine baktı kadın.. Yaslandığı duvarın altında kaldı adam..GİTME dedi bir kez daha… Tam , kadına doğru bir adım atacaktı ki, birileri seslendi kadına.. Kadın önce kalabalığa, sonra Ona baktı.. Omuzlarını çekti küçük bir çocuk gibi.. “Hayat işte” dercesine buruk bir gülümsemeyle geçti adamın yanından.. Bir el tuttu kolunu, döndü.. “Ben…” dedi adam.. “Sus” dedi kadın..Kolu tutan el gevşedi.. Kadın, kaçarcasına döndü kalabalığın arasına..
Adamın cümlesini bilmedi..
Bilmek istemedi…

….

“Nasılsın?”

Aylar sonra yine tek bir kelime ile gelmişti adam.. Nasılsın diyordu..
Nasıl olduğunu anlatamazdı kadın ,bunu biliyordu..
Yine kaçırdı gözlerini..
Kaçamak bir cevapla yanıtladı adamın sorusunu, bir tek kelime ile..
Kadın sadece “SEN?” dedi…

Üryan

Ben, bu resmi çizebilirim Abidin / Sana inat !

Ben,
Bu resmi çizebilirim Abidin,
Sana inat..
Ve inadına, tepemde dolaşan akbabaların.
İstediği kadar , paletimi saklasın hayat,
Gökkuşaklarından renkler aşırırım..

Sen,
Beni bilmezsin Abidin..
Sen, benim inadımı da bilmezsin.
Öfkelenip, parçaladım diye tuvalimi
Sanırsın,
Sanırlar ki ; vazgeçtim..

Fırçalarımı mı kırmışım tek tek!
Ne gâm!
Bak ellerime Abidin!

Parmaklarıma iyice bak!

O parmaklar, ellerimde durdukça,
Çizemeyeceğim resim yok benim , unutma!

Ne sandın Abidin , sen beni?
Ne sandınız,
Sen ve senin gibiler?
İki hâyâl kırıklığına pabuç mu bırakırım !
Küser miyim hayata !
Sonsuz karalar bağlar mıyım !
Güldürme beni, Abidin!
Abidin, beni gülmekten öldürme!

Üç onluğu geçeli çok oldu inan.
Çok oldu geçeli “vazgeçmeler”i..
Senin beyaz tuvaline çizemediğin aydınlığı var ya..
Ben, bir avuç karanlığa bile çizerim..

Eşsiz bir maviye boyarım gökyüzünü,
Elma şekerleri asarım, çocukların saçlarına,
Pamuk şekerlere bularım ,şımarık dudaklarımı,
Bir de serseri nanik çakarım ki suratına..

Ben,

Bu resmi çizebilirim Abidin,
Sana inat..
Ve inadına, tepemde dolaşan akbabaların.
Ekibim ,sağlam benim Abidin..

Ben, bu sokaklarda yalnız değilim..

Önüm, arkam, sağım,solum ,sobe hâlâ..
O sağlam çocuklar yanımda oldukça,
Spray boyalarla boyarım ben

Sus! duvarlarını.

Sen,
Boyalarını, samur fırçanla karıştıra dur..
Tuvalini, en pahalı bezden hazırla..
Şövaleni, ışığına göre yerleştir..

Uğraş Abidin,
Uğraş ,ama boşuna..

Ben,
Öğrendim Abidin..

Öğrendim bu sabah..
Bu resmi çizebilmek için tek, gerek,
Adam gibi, mangal gibi ,bir Yürek..

Seyret beni Abidin!
Şimdi seyret!
Çatla, patla, öl, hasetinden..
Ben,
Bu resmi çizebilirim Abidin,
Sana inat..
Ve inadına, tepemde dolaşan akbabaların.

Sana bir sır vereyim mi Abidin..
Kulağını aç da iyice dinle:
“Simurg bir masal kahramanı değil..”

Seyret Abidin!
Gözünü ayırmadan seyret!
Sana bir Simurg göstereceğim..

Üryan

gitme/sen

o değil de;
hani birgün gidersen,
bir gün,
beni öylece yolun ortasında koyup gidersen,
bu gece de bir ezberi tekrarlatır gibi, 
adınla voltaladığım sokaklara ne hesap vereceğim.
hani beni boşver diyorum,
mühim değil,
bilirsin zaten
ben hep, “beni boşver” derim,
ve bilirim aslında boş veremeyeceğini..
diyorum ya;
hani bir gün, 
sahiden boş veriverirsen beni,
aylak dikilişlerinmin paravanı kahve molalarıma,
ayak üstü yalandan bakındığım camekânlara
sahi ne diyeceğim seni sorduklarında.
tamam, 
gerçekten sorun değil,
yastığa ben sarılıp uyuturum da,
sesinin düştüğü çarşafı da yorganım ısıtır,
iyi de ,
hepsi kolay da,
Ya ,bizi pencereden izleyen Ay?
söylesene!
O’nu hangi masalla kandıracağım.
rahat ol sen ,
en çok uyumayıveririm bir ömür,
musallat olmasın diye karabasanlar rüyalarıma,
beynimin üzerine bastım mı paketteki son sigarayı,
belli mi olur 
seni de unuturum hem belki,
adımdan sonra.
farkındasın değil mi ne söylediğimin?
aslını istersen söyleyemediğimin,
hani bir gün diyorum….
bir gün gidersen hani…
hani diyorum ki…
GİTME/sen..
ya da;
dediği gibi kim olduğunu bilmediğim birinin
“Birgün beni bırakıp gidersen,
ben de seninle gelebilir miyim?”
Üryan

-babama sitemimdir-

Ben, annemin yerinde olsam o gün balkona hiç çıkmazdım
Sana bakmaz seninle tanışmaz hele de âşık hiç olmazdım baba
Hadi diyelim ki oldum, tutturmazdım öyle evleneceğim diye
Ki bir evin bir kızıydı annem bilirdi ne istese yapılacağını
Ablam bir yaşına daha yeni girmişken acelesi varmış gibi
Ben annemin yerinde olsam beni hiç doğurmazdım ..

Aslında annemin suçu yok hepsi senin suçun
Lanet olası fırçaların ucunda solan gözlerinin suçu
Sen şimdi altı metrekarelik hücrende böyle
Resim yapmıyor olsan altmışsekiz yaşında
Üstelik zevk için falan değil, kiranı ödemek için
Resim yapmıyor olsan baba
Ben oturup bu şiiri yazmayacaktım sabah sabah..
Ama yapıyorsun işte..
-hadi ara ver de bir kahve içelim-

Yüklendiğim falan yok kızmıyorum öylesi değil
Belki sen de suçsuzsun, hepsi babaannem yüzünden –belki-
Yani mesela ben babaannem olsam,
Seni asla yollamazdım İstanbul’a
hele de öyle akademi okumak için
Belki seni okula bile yollamazdım ben, “ne işin var” derdim
“Ne olacak okuyacaksın da eve ırgat lazım,
Sen de abinler gibi Almanya’ya gidersin vakti gelince
Köyden de bir kız alırız huyumuzu suyumuzu bilir
Geçinip gidersin” derdim, mesela..
Evet, suçlu babaannem bu kesin,
Çarpamamış ki ağzının ortasına
Neyse, süngüsü depreşmesin
Sene dokuzyüzellide on çocukla dul kalmak
Çok zor olmalı be baba.
Ben babaannemin yerinde olsam on çocuk yapmazdım mesela.

A benim, karakaşlı kara gözlü gözü kara babam,
Kafası çalışsan adamsın da sen, nasıl düşünemedin
Sanat yapmak, evet cesurca bir eylemdi Türkiye’de
Ama bu da başka türlü imtihanıydı Türkün ateşle
Gidip öğretmen olsaydın ya sen de,
Ya da avukat ne bileyim olmadı mühendis
Biz de öğretmen sorduğunda eğmezdik başımızı
babam ressam derken.
Arkadaşlarımız şaşkın şaşkın yüzümüze bakıp
“Nasıl yani, sadece ressam mı “diye sormazdı
Köye gittiğimiz de o amcalar,
“Ya hu ne adam şu senin baban,
Onca okudu da ne oldu”diye acımazdı halimize.
– efkâr yaptım, bir sigara da ben yakayım-

Bir kere devrime ihanetti yalı duvarları için resimler yapmak
Bırak lütfen yıkılası hanede evlad-ı iyal var bahanesini
Sen bunu yapmasaydın baba,
Şu çakma sarışın galerinin kapısına dikilip
“Ressamcı” yok mu diye saçmalamayacaktı
Ben böyle yerimden fırlayıp katlettiği kelimeyi
Ağzına tıkmak istemeyecektim.
Böyle rezile yutkunup henüz gelmedi derken
Küfretmeyecektim sana, bana, her şeye
Şimdi şu yaşında babadan kalma zengin bir velede
Boyun bükmeyecektin resmini alsın diye
Abi ben seni haftaya ararım dediğinde
Eve bir karış suratla gelmeyecektin omuzların çökmüş
Ben bir kez daha küfretmeyecektim baba
kimseye değil bu defa kendime
-küfürbaz olursam bu da senin suçun-

Üryan Cümleler