Listana

-Nasıl anlatsam ekimin sonunu-

Basit çıkarlar sövüyor sözlerimden içeri.
Seni sevdiğim şehirlerde
Yok satıyor şiir.
Çürük sevinçli insanlarda; aşk,
Kapalı gişe.
Bilirsin parlayan hasetimi
Ah sevgili Listana,
Bilmediğim ne var
İnsanlarla aranda?

-Ekim çalışılmış bir ölüm, şairane bir çözüm-

Böyle en güzelsin işte
Tanrınla koyun koyuna.
Şu güneş senin görkemli tanrın
Yalanlandı asırlar önce,
Hala sabahçı saçlarında ve gececi gözlerinde
Mucizeler gösterdiği halde.

-Umudun saklı krallığı usta sahtekarlığı-

Aslında seni tanrıdan dilemek var da
Vişnelere çaput bağladım inancımı,
İçkilere ömür dağıttım.
Antik tanrıçalarla andım adını.
Sanırım yeryüzünde,
Uzlaşacak tanrı kalmadı.
Gerçi düşündüm de senin şu başyapıt gülüşünü
Bir şair daha anlatmıştı.
Zaten hep yazdı dergiler:
Tanrı kendini yineliyor!
Gençlere fırsat verilmeli.

-Kanıtsız bir bozgunun ipucu pazarlığı-

Ama o biraz beklesin,
Sen de bekle güneş de geçsin.
Akşamüstleri daha yakışıklıyım
Uğraş biraz göreceksin.
Sevecek bir şey bul bende,
Nezaketle savaşıp,
Kahramanca bakışalım.
Seninle bakışmak belki
Beni bir devrim önce öldürür.
Belki meşrutiyet gelir aşkımıza
Tahtına yancı çıkarım.
Her kadın dudağımda yara,
Her erkek karnımda yumruk,
Hükmederim bir süre.

-Ertelenen ve küsen, ertelenen ve ölen ekim-

Şimdi yaylı çalgılar üzerinden yürüyüp
Erkekler sevmek hevesindesin.
Çünkü zaman ve dahi şehir elimizde değil.
Bak yine yanıldın bütün bunları ben yazdım.
Çekinerek beni sorduğun sokakları,
Sevdiğin, nefret ettiğim o adamları,
Erken sabahlarda gökyüzünün yakınlığını ben yazdım.
İşte şair bu evi suluboya çalışmış.
Önünde çocuklar oynar ancak
Sevgililer öpüşür,
Hani taş çatlasa bir şair ölür içinde
Cesur çabasıyla bir yaraya dönüşürken sevginde.
Ölümlü uykuna bakıp
Ne güzel yazmışım diyorum.
Bu sefalet bu yokluk
Cinayetler orda burada…
Bak bu sokak ölüme çıkıyor.
Kalabalığın köründe uyanmazsa kurtuluş.
Us vuruşarak çekiliyor,
Tarafsız sesini ekliyor çağrıma.
Ama gör işte Listana ben insanım ölüveririm,
Sevmeyi ağırdan alma.

-Elimden gelenin aciz masumiyeti-

Sahte bir tanrıdan
Tek isimde yaşayan üç kadına
Kan örgülü bir şehir gibi
Uydurdum bu şiiri sana.
İster misin adı İstanbul olsun?

-Ben ekimin yasına gidiyorum

Çıkarken şiiri kapatırsın-

Ozan Can Türkmen

Övgü

Gözlerin demeyelim,
Bende sürülen izlerin
Nadir bulunan her şey.
Vapurla seyahat eden
Bir kırlangıç örneğin,
Deniz aşırı gelmiş çiçek.

Git o insanlara kadın,
Güzelliğini vur görmemiş tanımlara.
Keşfettiysen sakladığım ne varsa
Hadi uykulardan konuşalım.

Demeyelim ama ne denir,
Gözlerin nadir bulunan her şey.
Tesadüfen ortaya çıkan
Geç kalınmış bir mektup,
Pencereler, tüller, endişen,
Belli belirsiz bir ben
Olmaz havada aşık olup.

Yorulup durduğum solukların,
Ağulu aklın,
Anmaya çekindiğim adınla
Dikine yürü
Vebalı topraklarımda.
Övülecek şey cesur kadınlığın
Ben böyle çekinirken.

Böyle ince çekinirken,
İstemem adının sorulduğunu
Gel o bensiz kıyılardan
Sen kadınların İstanbul’u.
Beni sevmez el lisanlarından
Bul bir çiçek getir bana
Uykularda uyuştuğumuz akşam
Tutup Türkçe’ye çevirelim.

Ozan Can Türkmen