Şiiri Yazılamayan Şehir

Gökçe atlar üstünde fethe uçan cihangir:
Bu pürfüsun şehire nasıl yazılır şiir?

Bir masal diyarının gölge-ışık Kaf’ını
Kalem çizebilir mi mânâ fotoğrafını?

Medine-i fâzıla, kutsanmış dersaadet
İstanbul sevda gibi, ölüm gibi mücerret

Yakamoz şehrâyini, tılsımlı, aşkın-verâ
Sözle şerh edilemez bu ilâhî manzara

Sanatın bütün sırrı mazmun olsa yine zor
İstanbul nûr revnakı, İstanbul bir metafor

İstanbul şiiristan, bedestân pazarıdır
İstanbul, mâverâya dervîşân nazarıdır

İstanbul taç-neşide, ona remz olan lâle
Dökülür gökyüzünden bediî bir şelâle

Aşkbaz suzidîlâra, raks eder leyl ü nehar
İstanbul âteşefruz, erguvanî nevbahar

O bir teşbîh-i belîğ, hüsne ad olan gazel
İstanbul güzelliğin hayran kaldığı güzel

Efsaneler sultanı dalmış ulvî-uykuya
İstanbul, lâmekânda ruhun gördüğü rüya

Olcay Yazıcı

Arınış

Şehir sahrasında süreğen sıcak
Kanatır sabrımı keskin bir bıçak

Ne bilir melâli, süfli-uygarlık
Bu bir gönül işi, ince duyarlık

Arşı saran çığlık, sûr’u andırır
Bir damla, deryayı dalgalandırır

Kurşunlanmış gibi sancılanır cân
Bu bir iç kırılış, bu bir iç buhran

Herşey, su üstüne yazılan yazı
Hüzün ruhumuzun gizli niyazı

Âteş ırmağıdır nefsin yunağı
Boşalır ansızın his sağanağı

Yakar düşünceni âfet bir edâ
Gelir hayâline girer süveyda

Ekin neden özler bunca yağmuru
Gözyaşında arınış var dupduru

Uyanır kalbinde buruk bir anı
Dirilir/depreşir efkâr zamanı

Hasret bir ceylândır, ürker ve kaçar
İnsan hep gurbetten gurbete göçer

Vedâ limanına gemi yanaşır
Herkes tufanını içinde taşır

Bağlanırız, tul-i emel güderiz
Sonra bir gök-ata biner gideriz

Ömür kısa, hikâyemiz uzundur
Cümle âlem bu zindanda mahzundur.

Olcay Yazıcı

Sûfîler Sûfîsi

Kelâm tarif edemez bu mücerret âyini
Yeşil kubbe altında sonsuzluk şehrâyini

Ruhumun semâsında ney şöleni bir dönüş
Uyanıyor içimde Selçuklu’dan kalma düş

Revaklar, soylu vavlar, çağa resmeder bizi
Töremize icazet verir Şems-i Tebrizî

Bir buhurdan içinde tütsülenen bileşik
Merhamet dilediğim, sığındığım son-eşik

Âşkın kutlu âteşi düştü cân ummanıma
Ey sûfîler sûfîsi, al beni de yanına

Kaynar kaynar azalır, yoklaşır, uçar suyum
Bu kuyular şehrinin mustarip Yusuf’uyum!

Bildim ki yalan imiş, kıyl ü kâl imiş işim
Yüz sürdüm dergâhına, nazâr eyle dervişim

Seninle şereflendi, bütün şark, diyar-i rum
Bir çerağ yak kalbimde, aydınlansın uçurum

Hayat ne kadar ölü, ölüm ne kadar diri
Dönüş, ilâhî dönüş, Şeb-i arus tekbiri

Kelâm tarif edemez bu mücerret âyini
Yeşil kubbe altında sonsuzluk şehrâyini.

Olcay Yazıcı